baskentpostasi @ gmail.com

Dünyada  askerine  “Mehmetçik” diye çağıran ve anan  başka bir millet yoktur.

Türk halkının gözünde Mehmetçik tek bir asker değildir.

Analar, babalar Mehmetçik derken bütün kutsallarını kasteder.

Vatanı, milleti, devleti, bayrağı, imanı, namusu, zaferi, kahramanlığı, şehitliği, gaziliği, analığı, babalığı, kardeşliği, sevgiliyi...

Bu kutsal değerlerin hepsini taşır Mehmetçik...

Vatan için şehit olmayı en yüksek mertebe sayar...

Analar bunun için eline kına yakarak gönderir oğlunu askere...

Bunun için bütün mahalle, düğün yapar gibi davulla zurnayla uğurlar gençleri asker ocağına...

Her Türk anası  Mehmetçik’in anası sayar kendini, kısaca Mehmetçik her ananın oğludur...

Mehmetçik’in anlamı ayrıdır bu topraklarda...

Nerede görürse görsün, bu halk, bağrına basar Mehmetçik’i...

Sokakta görse gurur duyar...

Anıtkabir nöbetinde görse sarılır, gözyaşını siler...

Mehmetçik dolmuşa binse şoför para almaz...

Bir lokantada yemek yese, esnaftandır o yemek, “Harçlığın var mı” diye sorar.

Televizyonda bir şehit haberi duysa yurdun diğer köşesinde yaşayan ana “Ah yavrum…” diye göz yaşı döker ve içi sızlar.

Kurtuluş Savaşı döneminde cephane taşıyan kağnı kolları ile cephedeki  Mehmetçik üşümesin diye Kastamonulu anaların   atkı, çorap, fanile örüp  gönderdikleri gibi…

Bugün yine Hatay’da, Antep’te, Kilis’te yaşayan analar Kuzey Irak’da, Zeytin Dalı Hareket Bölgesi’nde, Afrin’de  hudut karakollarında bizler  bu coğrafyada rahat rahat uyuyalım diye nöbet tutan  Mehmetçiklere tıpkı 100 yıl önce Kastamonulu anaların yaptığı gibi  onlar üşümesin diye, çoraplar, fanileler, atkılar, kazaklar örüp gönderiyorlar.

Dünyanın hangi coğrafyasında böylesine askerini benimsemiş milletin anaları vardır?

Bu bizim kültürümüz, bizim inancımız ve ecdadımızdan gelen bir gelenek olduğu kadar bizim genlerimizde vardır “Benimseme, sahiplenme iç güdüsü.” olgusu…

Bizim milletimiz diğer milletlerden farklıdır…

Neden? Çünkü onlar bizim aslan parçalarımız… Onlar biz bu coğrafyada rahat rahat yaşayalım diye, gezip eğlenelim diye ,  karda, kışta nöbet tutuyorlar…   Vatanımıza göz diken  hainleri rahat bırakmamak için inlerine girip onların hain emellerine ulaşmamaları için mücadele ediyorlar.

İşte böyledir bizim Anadolu’nun anaları…

İşte böyledir bizim milletin askerleri…

İşte her dönem olduğu gibi dün yine bu aslan parçalarının yetiştirildiği Kastamonu Gölköy Jandarma Komando Merkez Komutanlığı’nın 33’ncü dönem  yemin törenini katıldım.

Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Komutanı J.Albay Mehmet Çelik komutanın haklı gururu ve onun komutasındaki eğitim kadrosu burada  inanılmaz eğitimli ve donanımlı Mehmetçikler(Komandolar) yetiştiriyorlar.

33’ncü dönemde 1.094(Bin doksan dört)   Uzman Erbaş Komandoyu özel eğitimlerle üst düzey  yetiştirip yine  hudutlarımızı korumak için dualarla ve davullarla  gönderdiler.

Gölköy Jandarma Komanda Eğitim Merkezi yine dün hareketli günlerinden birini daha büyük bir gururla yaşadı.

1.094 aslan parçası tek ve gür  bir sesle hep bir ağızdan haykırıyorlardı… “Ne Mutlu, Türküm diyene…”

Yurdun dört bir tarafından evlatlarının bu özel törenini izlemeye gelen analar,babalar bu sefer   evlatlarının üst düzey ve donanımlı birer Mehmetçik olduğuna şahitlik ettiler ve gururla onları izlediler. Bu sever anaların , babaların sevinç göz yaşı hakimdi Gölköy’de…

Yurdun dört bir tarafından Jandarma Genel Komutanlığı’nın açtığı sınavları , mülakatları geçen  fizik gücü  yeterli seviyede olan 1.094  aslan parçasının gösterilerine, yaptıkları yemine ve içtikleri komando andına tıpkı aileleri gibi bizde şahitlik ettik.

Sizler artık bu milletin kutsal saydığı ‘devletine’  emanetsiniz… Ayağınıza taş değmesin… Yolunuzda, bahtınızda açık olsun…Allah yar ve yardımcınız olsun…

GÜNÜN SÖZÜ

“Gün  gidende, ay gelende gel oğlum.
Cihan yanar, sen gülende gül oğlum.
Bir yol vardır hak yoludur bul oğlum.
Yeri bilmek göğü bilmek bil oğlum.
Çabuk büyü, çabuk yetiş tez oğlum.
Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum.
Vatanına göz dikeni ez oğlum !
Dostun kim, düşmanın kim sez oğlum.
Tarihini şerefinle yaz oğlum…Yaz oğlum.!”

(Esat Kabaklı)