iremtuncer @ hotmail.com

@terapist_irem_tuncer

@terapiremtuncer

Yalnızlık; sözlük anlamı ile bakıldığında bazen kişiyi tatmin etmez, çünkü hissedilen ‘yalnızlık’ kimsesizlik ya da yalnız olma durumu değildir. Bulunduğumuz çevrede çok fazla insan olabilir, sevdiklerimiz ya da sosyal ortamımız yalnızlığın sözlük anlamı ile uyuşmayabilir. Çünkü bu durumda yalnız olan ruhumuzdur. Herkes içinde kimsesizlik gibi…

Bu kelimenin içine sığan pek çok anlam varken çeşitli alanlarda tanımlanması da farklı oluyor. Örneğin, sosyal psikoloji açısından değerlendirdiğimizde aidiyet kavramı karşımıza çıkar ve bir toplulukta yer alamama bir gruba ait olamama durumu yalnızlığı tanımlar. Evrimsel psikoloji,sosyal bilimler, klinik psikoloji gibi pek çok alanda farklı farklı tanımlar yapılırken, aslında ortak çıkarım tercih olmayan yalnızlığın psikolojik açıdan pek çok etkisi olduğu ve ruhsal sağlığı bozduğudur.

Peki yaşanılan gönüllü yalnızlık mı mecburi yalnızlık mı? Ya ikisi de değilse?

Tek başına olmak; yalnızlık kendimizi severek ruhsal olgunluğu sağlamak için tercih edilirse, psikolojiyi olumlu yönde etkiler. Aslında yalnızlık yer yer her insanın hissedebildiği bir duygudur. Ancak, bulunduğu yere ait hissetmemek ya da kendini değersiz görmek, kimsesinin olmadığı düşüncesi, boşluk hissi gibi durumların kişinin hayatına etki etmesiyle psikolojik sorunları da beraberinde getirir.
Geçmeyen yalnızlık hissinin temelinde çoğunlukla ‘bağlanma’ ile ilgili eksiklikler bulunmaktadır. Kişinin erken çocukluk döneminde olan bağlanma problemleri, ait olamama, ebeveynlerce yetersiz ve değersiz hissettirilme, sevgi eksikliği; yetişkinlik döneminde tüm ilişkilerde kendini değersiz görmesine, sevilmediğini ‘düşünmesine, hissetmesine’ neden olur.

İlişkiler içerisinde ‘Seni çok seviyorum’ , ‘Benim için çok değerlisin’ gibi cümleler kuran sizin için her şeyi yapan eş bile sizin yalnızlık duygunuzu belki de iyileştiremez. Çünkü pek çok kişide var olan bu bitmeyen yalnızlık durumu ebeveynlerden, en fazla da anneden kaynaklanır. Ne yaparsa yapsın sevgi görmeyen, istenmeyen, değer verilmeyen o çocuk; büyüdüğünde de tüm ilişkileri aynı yapı ile sürdürmeye devam eder. 'Ne yaparsam yapayım sevilmeyeceğim' düşüncesinden kurtulamaz. Bu durum yetişkinlik sürecinde olası iki tip ilişkiyi ortaya çıkarır; ya değer görmek adına her şeyi yapan ya da ne yaparsa yapsın değer görmediğine inandığı için belki de ilişkilerde hiçbir şey yapmayan hatta tüm yaşantıya tepki olarak etrafındakilere, eşine değer vermeyerek kısmen hayattan öç alan…

Tüm bunları incelediğimizde yalnızlık hissinin beraberinde getirdiği depresyon, kaygı bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı, öfke, uykusuzluk gibi pek çok psikolojik bozukluklara rastlamak mümkün.

Yalnızlık duygusu ile başa çıkmak için psikolojik destek almanın yanında kendimiz için yapabileceğimiz birkaç şeyi de şöyle sıralayabiliriz.

  • Kendi içinizdeki o değersizlik algısının gerçek olmadığını fark edin. Çünkü
    Siz değersiz değilsiniz. Herkesten önce siz kendinize değer verin.
  • Siz nasıl herkesi sevemiyorsanız, herkes de sizi sevmeyebilir. Sevgiyi ‘herkes’ ile derecelendirmeyin.
  • Sosyal hayata dahil olun. Sevmek, karşılıksız yapılan iyilikler ile yaşanacak olan duygusal haz daha iyi hissetmenize yardımcı olacaktır.