baskentpostasi @ gmail.com

Yeni Dünya Düzenini kurmak isteyen para baronları ve bunların desteklediği sömürgeci devletler üç koldan çalışmalarını sürdürüyorlar.

Bunlardan birincisi; Türkiye Cumhuriyeti gibi ulus devletlerin belini kıracak çalışmalar… Bunun için Birleşmiş Milletler Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Para Formu gibi örgütler eliyle hazırlattıkları anlaşmaları ulus devletlere kabul ettirerek kontrol altına almak, kontrol altına alamadıklarını ambargolar ile hizaya getirmek ve böylece ekonomik ve siyasi yönden bağımsız, milli çıkarlarına uygun hareket etmelerine engel olmak.

İkincisi; adına millet dediğimiz tarihi, dini, dili ortak, birlikte yaşama arzu ve iradesinde olan ortak bir gelecek tasavvur eden insan topluluklarının arasındaki güçlü bağları zayıflatarak kaos ortamı oluşturmak ve bu sayede birlikte yaşayamaz ve idare edilemez topluluklar haline getirmek.

Üçüncüsü ise; yıllar önce başlattıkları çalışmalarla insanın biyolojik ve genetik yapısını değiştirmek. Bu güçler, kendilerini günümüzün firavunları diğer insanları da kendilerine hizmet edecek köle olarak görüyorlar. Onlar için düşünen, yargılayan, kontrol edilemeyen insanlar en tehlikeli varlıklardır. Bunun çaresi; salgın hastalıklardan ve pandemi gibi virüslerden kurtarmak bahanesiyle genler üzerinde yapılacak değişiklik ve takılacak çip sayesinde talimatlarına göre hareket eden, istenildiği kadar çalışan, insani özelliklerini kaybetmiş, sadece üreten, kontrol edebilecekleri robotumsu insanlar  meydana getirmekdir.

Yeni Dünya Düzeni kurmak isteyenlerin insanlığın sorunlarına çözüm üretmek gibi bir gayelerinin olmadığı, bu sorunları bahane ederek insanlığı kaosa sürüklemek ve ulus devletlerin yönetiminden çıkarıp tek bir merkezden istedikleri şekilde idare etmek niyetinde oldukları anlaşılıyor. Çünkü bu para baronları isteseler, dünyamızda açlıktan ölen yüzbinlerce insana yardım elini uzatarak insan onuruna yaraşır şekilde yaşamalarını sağlayabilirler. Kendilerine “yardımsever iş adamı” unvanı verilmiş olmasına rağmen bu alanda elle tutulur bir çalışmalarına şahit olunmamaktadır.

Diyebilirsiniz ki, Yeni Dünya Düzeni kurucuları ulus devletlerin ekonomisini nasıl çökertir, milletleri nasıl kaosa sürükleyebilir? Bunu bir örnekle açıklamaya çalışayım. Pek çok devlet gibi biz de “Paris İklim Anlaşması” nı  imzaladık ve meclis onayından geçirdik. Büyük bir risk ve sorumluluk aldık. Madalyonun ön yüzü çok güzel, ama arka yüzünü bilmiyoruz. Önümüzdeki süreçte imzalayan devletlere; “termik santralleri kapatacaksınız, fosil yakıt kullanmayacaksınız,  bunlar havayı kirletiyor. Büyükbaş hayvancılığını azaltacaksınız, bunlar sera gazını arttırıyor. Dünya da kuraklık var, şu tarım ürünlerini ekmeyeceksiniz. Dünyada su kıtlığı var, sınır aşan sularınız olan Fırat ve Dicle den daha fazla su salacaksınız. Yada bu suların yönetimini bize devredeceksiniz…” gibi daha pek çok taleple karşılaşma riskimiz var. Bizden istenenleri yapmamız halinde enerji açığımız doğacak, sanayimiz zarar görecek, iş yerlerimiz kapanmak zorunda kalacaktır. Tarım ve hayvancılıkla geçinen çiftçi ve köylümüz bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Gıda temininde sıkıntı yaşanacaktır. Kaynaklarımız  üzerindeki hükümranlık haklarımız sona erebilecek, işsizlik artacak, enerji ve gıdaya ulaşmamız tehlikeye girecektir. Ve hatta Orta Doğu ve Afrika da açlık tehlikesiyle karşılaşan insanları ülkemize almaya zorlayabilirler. Bu durum da ülkemize gelen milyonlarca insan  bir kaosa, ekonomik olarak çökmemize, devlet kontrolünün elimizden çıkmasına sebep olabilecek risklerdir. Doğabilecek bu sonuçlar küresel güçlerin ve yeni dünya düzeni kurucularının tam da istediği şeylerdir.

“Bu kadarı da fazla, bu bir komplo teorisidir” diyorsanız,  geçmişte yaşadığımız benzer bir olayı hatırlatmak isterim. Sanıyorum 2009 yılı idi. Gribe sebep olan bir virüsün domuzlardan kuşlara, kuşlardan tavuklara geçtiği ve tavuklardan da insanlara bulaştığı iddiası ortaya atılmıştı. Çözüm olarak köylü vatandaşlarımızın kümeslerindeki ve büyük tavuk çiftliklerindeki on binlerce civciv ve tavukların nasıl itlaf edildiklerini gördük. Ve netice de milyarlarca liralık milli sermaye çöpe atıldı. Binlerce üretici iflas etti ve ülkemiz ekonomisi büyük zarar gördü. İçinde bulunduğumuz süreçte de pek çok sektördeki iş adamlarımız, sanayicimiz, gıda ve hayvan üreticimiz ve hatta ülke ekonomimiz büyük bir risk altındadır.

Unutmayalım ki  ekonomi; kişinin psikolojisini, toplumun sosyolojisini, milletimizin huzur ve asayişini, devletimizin bekasını  doğrudan etkiler. O halde ne yapabiliriz:

Zehir’in çaresi panzehirdir. Yeni Düzen savunucularının aksine; tarım ve hayvancılık alanında faaliyet gösterenlere devlet desteğini artırılmalıyız. Enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmeliyiz, yenilenebilir enerji ve nükleer enerjiye  daha fazla yatırım yaparak olası bir enerji krizine fırsat vermemeliyiz. Su kaynaklarımızı verimli ve tasarruflu kullanmalı, tarım topraklarımızın bölünmesine, sanayi ve yerleşime asla müsaade etmemeliyiz. Bill Gates ve bazı küresel baronların ülkemizin en verimli topraklarından Türk iş adamları adına arazi aldıkları kamuoyuna yansımış durumdadır. Devletimiz bu iddiaları araştırmalı arazi satışlarını kontrol altına almalı ve bu tip satışlara asla müsaade etmemelidir. Çünkü savaşla ele geçiremedikleri topraklarımızı parayla elimizden almak istiyorlar. Bu ise milli güvenliğimiz için büyük bir tehlikedir.

İnsanımızın devletine olan güvenini sarsacak, bir ve beraber yaşama irademize zarar verecek söylem ve davranışları terk etmeli, iç kalemizi sağlamlaştırmalı, ekonomimizi ve savunmamızı güçlendirmeliyiz. Bize kurulan uluslararası tuzaklara düşmeden güçlü Türkiye’yi inşa etmekten başka çaremiz yoktur.

Unutmayalım ki dünyada kaos çıkartmak isteyenler, kendileri için uzayda  koloniler kurma çalışmalarını çoktan başlattılar.