ESİN KAPLAYAN: “NE KADAR KÖTÜ SÜREÇLER YAŞARSAK YAŞAYALIM, ÜSTESİNDEN GELEBİLİRİZ"

Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Esin Kaplayan kimdir?

1979 Bursa doğumluyum. Bilkent Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık Bölümü mezunuyum. Çocukluğumdan beri farklı dillere, kültürlere ve insan ilişkilerine merakım vardı. O yüzden de hep ilişkiler, ülkeler arası ilişkiler ve dış ticaret ilişkileri alanlarında çalıştım. Kişilerle ilişkilerimiz ne kadar güçlü ve temizse, kendi dünyamızda da o kadar huzurlu, keyifli ve neşeli olduğumuza ve tüm bu olumlu enerjimizi de etkileşim içinde bulunduğumuz çevremize yansıtabildiğimize inanıyorum.

Çift, aile ve evlilik danışmanlığı yapıyorsunuz. Aile terapisti olmaya nasıl karar verdiniz?

Bu sorunuza bir alıntıyla cevap vermek istiyorum izninizle. Carl Gustav Jung der ki; “Yarası olmayan şifacı olamaz çünkü gerçek iyileştirici güç yaranın kendisinden gelir. Yalnızca yaralanmış hekimler iyi edebilir. Ama doktor kendi karakterini bir çelik yelek gibi giyinirse, işte o zaman hiç etkisi yoktur''. Bazı deneyimler yaşadıkça, biraz da etrafımdaki hayatları gözlemledikçe, sarabileceğime inandığım bir yara gördüğüm zaman, bir kenara çekilip seyredemiyorum. O hayata dokunmam, o yarayı sarmam gerektiğine inanıyorum. İnsan ilişkilerimin de güçlü olduğuna inandığım için çıktım bu yola. Sağ olsun danışanlarım da hem bana inanıp, hem kendi içlerindeki potansiyeli fark edince, güzel üretimler çıktı ortaya.

Alanında oldukça başarılı terapistlerden birisiniz. Çift, Aile ve Evlilik terapistliğini sizden dinlemek isteriz.

Öncelikle nezaketiniz için çok teşekkür ederim. Aslında özde ilişkiler yatıyor. İlişki dediğimiz olgunun yapısı da hem biraz karmaşık hem de kırılgan. Onu sürekli canlı tutmamız, sevdiğimizi hissettirmemiz ve güven vermemiz gerekiyor. Çift, aile ve evlilik kavramları bu ilişkilerden oluşan birlikteliklere ve kuruma verdiğimiz bir isim, bir üst çatı. İlişkilerimizi güçlü tutmamızın en temel dayanağı ise iletişim. İletişim dediğimiz, insanların birbirlerini anlama girişimi bir nevi. Fakat öyle bir hal aldı ki, farkındaysanız çoğu zaman karşımızdakileri dinlemeden, hatta çoğu zaman daha sözleri bile bitmeden atılıp başlıyoruz cevap vermeye. Yani karşılıklı konuşalım, diyalog halinde olalım, birbirimizi anlayıp çözelim telaşımız gitti, yerine daha anlayıp dinlemeden savunmaya geçen ve sürekli kendini anlatıp haklı çıkarmaya çalışan bir yapı çıktı ortaya. Bu yüzden çoğu zaman iletişimde olmuyoruz aslında. Laf, söz alışverişinde bulunuyoruz ve iletişim kavramını da çağa ayak uydurduk tüketip gidiyoruz.

İlişki kurmanın temelinde de buna benzer bir yapı var. Kişinin önce kendini tanıması, ben kimim, neyim, nelerden hoşlanırım, nelerden hoşlanmam, hangi tür insanlardan sıkılırım, kendimi nasıl betimlerim ve karşımdaki kişiler kendilerini tanıtırlarken hangi özellikleri hoşuma gider ya da gitmez. Ben kendime bu soruları sorar ve kendimden de bu sorulara net ve dürüst cevaplar alabilirsem herkesle temiz ilişkiler kurabilirim.

Yalnız bu süreç ciddi anlamda zor ve karanlık bir süreçtir aslında. Kişinin kendisine açık yüreklilikle cevap vermesi pek de kolay değildir.

Kişi öncelikle ve en çok kendisiyle savaş halindedir. Ve yine kişinin tam olarak kendisini keşfetme sürecidir. Tüm bu savaşlar bitip, keşif tamamlanınca hiçbir ilişki yoktur ki size ve etkileşimi yaşadığınız kişilere keyif, neşe, mutluluk ve en önemlisi paylaşımlar vermesin.

Sizden terapi almak isteyen çiftler için süreç nasıl işliyor?

Genellikle, kişiler bana sosyal medya hesaplarımdan veya arkadaş tavsiyeleri ile ulaşıyor.  Benden içinde bulunduklarını hissettikleri karmaşık bir süreç ile yardım talebinde bulunuyorlar. Ben içimizde bulunduğumuz zamanda, “dinlemenin” çok önemli bir rol oynadığına ve insanın en çok ihtiyaç duyduğu eylem olduğuna inanıyorum. Yukarıda da bahsettim gibi, genelde söz alışverişine döndü çünkü ilişkiler. O yüzden ilk seansımda, ben sadece bireyleri tanıma ve sorunlarını anlamaya yönelik olarak, tabii biraz da gözlemlemek namına dinlerim danışanlarımı. Onlar da beni tanımak isterlerse ben de kendimden bahsederim biraz. İlk seanslarımız tanışma, kaynaşma, karşılıklı güven kazanma ve sorunu irdeleme seansımızdır. Seans sonunda da soruna yönelik nasıl bir yol izlememiz gerektiğiniz anlatırım. Veya bazen benimle değil de psikolog veya psikiyatr görüşmelerine gerek varsa, o doğrultuda yönlendiririm. Sürecin nasıl ilerleyeceğini tanışma seansı belirler.

Danışanlarınız genel olarak en çok size hangi sorun ile başvuruyorlar? Sunduğunuz çözüm öneriniz nelerdir?

Sunduğum çözüm önerilerinden üzülerek detaylı bahsedemeyeceğim, çünkü belli bir kalıbı yoktur, kişinin yaşadığı soruna yöneliktir. Ancak, genellikle başvuru nedenleri, eş sorunları, iş veren veya bazen mesai arkadaşı zorbalığı, boşanma sürecinde çocuklarla ilişkiler ve iletişim, eski eşe duyulan birtakım hislerin beslenme halleri ve bu hislerden kurtulmaya yönelik çözümler, bazen kaybedilmiş ebeveynlerin yas sürecinden çıkamama veya baş edememe. Aslında kısacası, bir kişinin yaşayabileceği ve kendi başına atlamayacağına inandığı tüm olumsuz duygular neden olabiliyor benimle ilişki kurulmasına.

Günümüzde boşanmaların yaygınlaşmasını, aile ve çift terapisti olarak neye bağlıyorsunuz?

Şimdi şöyle aslında, insan yapısı gereği enerjiyle çalışıyor. Ve bu enerji sürekli değişim ve yenilik istiyor. Mesela yağmurlu veya güneşli günlerde bile enerjimiz değişir değil mi? Ve biz bunu ruh halimiz olarak tanımlarız. Enerjimiz nasıl sürekli değişip yenileniyor, biz farklı yerlere gidip, farklı kişilerle görüşünce, farklı konularda sohbet edince, bunlar hep enerjimizi arttıran olgulardır.

Mesela, evde eşinizle bir konuda tartıştığınızı varsayalım. Ve her iki tarafın da o an hissettiği duygular, öfke, sinirlilik, kırgınlık, hırslanma gibi fırtınalı duygulardır.

Fakat ne yapıyoruz, biraz evden uzaklaşıp, biraz temiz hava alıp, işimize yoğunlaşıp veya bir arkadaşımızla paylaştığımızda bile hissettiğimiz o duyguların şiddeti aynı kalmıyor. Bir hafifleme, sakinleşme, unutma ve hatta ya ne saçmaydı bile diyebiliyoruz. Hatta tartışmanın konusu bir sorundan kaynaklıysa çözüm yollarını bile konuşmaya başlayabiliyoruz.

Aslında burada önemli olan tamamen zihnimiz ve duygularımız arasındaki dengedir. Ve enerji düzeyimiz değiştikçe dengemizi yeniden sağlarız. Ancak, bileceğimiz enerjiyi değiştirebileceğimiz veya iyileştirebileceğimiz mekanizmalar da yok olursa, eşimizle yaşayacağımız, çarpışmaların hasarlarından korunmak için önlem almamız gerekir. Bakın bir ilişkiye başlarken en önemli duygu, sevgi, aşk, beğenme, şu veya bu değildir. Güven duygusudur. Güven ve kendini teslim etme. Bu yüzden de ayrılıkların ilk nedeni de güven duygusunu kaybetme ve buna bağlı kendini koruma içgüdüsüdür. Bu önlemler de haliyle yolların ayrılmasına yönelik gerçekleşmek olur.

Birazda danışmanlığını yaptığınız çocuk ve ergen terapistliğinden bahsedelim. Pandemi dönemi sizce çocukları nasıl etkiledi?

Maalesef, tüm çocuklar için çok zor bir süreç. Aslında sadece çocuklar değil, biz yetişkinler içinde çok zor. Çünkü insan doğası gereği belirsizliklerden ve sürekli endişe içinde olmaktan rahatsızlık duyar. Az önce de bahsettiğim gibi, kendisini hep güvende hissetmek ister, ancak pandemi süreci ne yazık ki, tüm güven, haliyle de pozitif enerji mekanizmalarımızı bozdu. Çocuk ve ergenlere yönelik bakacak olursak da, çocukların sadece psikolojik sağlıklarını değil, fizyolojik ve biyolojik sağlıkları üzerinde de çok olumsuz etkileri olduğunu ve en çok sosyalleşme özgürlüklerinin ellerinden alınmak zorunda kalındığı uzun bir süreç ne yazık ki.

Toksik ilişki ve narsizmde yine uzmanlık alanlarınızdan birisi. Peki nedir toksik ilişki? Kişi bir toksik ilişki içerisinde olduğunu nasıl fark edebilir?

Öncelikle, şunu belirtmek istiyorum, kavram yeni yeni hayatlarımıza oturuyor, ancak vakalar hiç yeni değil maalesef. Narsisizm en basit tanımıyla, kişinin kendi bedensel ve zihinsel benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılıktır. Narsisizmin ileri boyutlarda olmasına tıpta narsisistik kişilik bozukluğudur. Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden, daima kendilerini haklı göstererek en önde, en gözde ve tek olmak isterler. Empatiden yoksundurlar.

Önce narsist bireylere değinmek sonra da bu kişilerle ilişkilerimize gelmek istiyorum. Hani bazen deriz ya “ne yapsam sana yaranamıyorum, ne yapsam beğenmiyorsun ya da senden iyi bileni yok zaten”. Biz bunları belki kırgınlık anlarında söylüyoruz, ancak tam da karşımızdaki kişinin narsist olma özellikleridir bunlar.

Narsisizmin birçok nedeni var, tabii ki yine en büyük rol gençlerde, onun dışında aşırı ilgisizlikle büyümüş ve yaptıkları her şeyden onay bekleyen çocukluk geçirmiş bireyler ya da tam tersi her yönleriyle aşırı böbürlenerek şımartılmış ve doyumsuzlukla büyütülmüş bireyler. Tabii bu en özet ve en anlaşılır tabiri. Diyelim ki bir ilişki içindesiniz. Kadın-erkek ilişkisi, işveren-iş alan ilişkisi, ebeveyn-çocuk ilişkisi, arkadaş ilişkisi hiç fark etmez.

İlişkinizde şunlar çokça varsa;

  • Sen zaten bensiz hiçbir şey yapamazsın veya bensiz hiçsin.
  • Ben olmasam ne olacak bu işin hali.
  • Sen ne biçim kadınsın veya sen de kadın mısın?
  • Bu çocuğu zaten sen bu hale getirdin.
  • Yine bu işi de kurtaran her zamanki gibi ben oldum.
  • Ve tabii ki ben şuyum buyum, öyleyim böyleyim halleri.

Fark ediyorsunuz bir şeyler ciddi şekilde yanlış ama gidemiyorsunuz o ilişkiden. Çünkü hani şu beyinden bahsediyoruz ya, bakın beynin bir şeye adapte olma ve kabullenme süreci sadece 21 gündür. Ancak siz sürekli aynı ortamda bunları duyuyorsunuz. Ve olumlamalar gibi olumsuzlamalar da beyni ele geçirir ve bir müddet sonra evet ben onsuz kolumu bile oynatamam, ya olmazsa, hayatım ona bağlı, yine berbat ettim, yine kurtardı gibi düşünceler oluşur. İşte içinden çıkamadığımız bu ilişki toksik ilişkidir. Aslında sevgi bağı olmayan ancak bizi bağımlı yapan ilişkilerdir. Narsistler aslında bizi değil hiçbir şeyi beğenmezler, kendilerinin dışında, özde kendilerini sevemediklerinden hayatlarındaki insanları da sevemezler. Bazen de artık tamamen tak edip ayrılmaya karar verdiğinizde henüz çökertememişse sizi merhamet duygularınıza oynarlar.

Bu sefer de tam ters mesajlar döner etrafınızda:

  • Ben sensiz ne yaparım.
  • Ne olur beni bırakma, sensiz ölürüm ya da kendimi öldürürüm.
  • Zaten iyi bir eş, iyi bir anne ve baba da değilim. Bu çocuk sensiz ne yapar?
  • Sen olmazsan bu işyeri batar gibi cümleleri duyarsınız bu seferde.

Burada kötü olan şudur, karşınızdaki kişi sizin kendisinden ayrılmanıza izin vermez, çünkü onlardan kurtulmanız işlerine gelmez. Bu kişiler ne yazık ki yaptıkları her şeyin farkındalar ve her şeyi bilerek oynuyorlar. İyi niyetten ve masumiyetten eser yok. Yani bir çeşit engellilik hali değil. Burada kendimiz için yapacağımız tartışmasız tek şey  bu kişileri hayatlarımızdan çıkarıp kurtulacağız. Bazen aynı ortamda birlikte bulunmamız gereken durumlar olabilir, narsistlerle birlikte yaşamak zorunda kalabiliriz, ancak o zaman da kendimiz olmaktan çıkacağız. Bunun bilinciyle seçimimize yön vermemiz gerekir. Ve ben her defasında altını çize çize, bağıra bağıra narsisizme “dur” demenin yaşamayı seçmek olduğunu vurguluyorum.

Online terapi süreciniz nasıl işliyor?

Online süreç ile yüz yüze süreç arasında çok da fark yok aslında. Buradaki tek fark, danışanlarımız ile telefon görüşmeleri, görüntülü sohbetler ve zoom programı gibi bilgisayar programları aracılığı ile görüşüyor olmamız. Süreçlerimizin verimliliğinde pek fark yok doğrusunu isterseniz. Hatta bir telefon kadar yakınlarında olduğumu hissetmeleri daha da iyi hissetmeleri için bir neden oluyor.

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Öncelikle, böyle bir bilgilendirme yapma ve farkındalık yaratma konusunda verdiğiniz bu fırsat için çok teşekkür ediyorum.

Özetle söylemek istediğim bir şey var. En başında da bahsettiğimiz gibi, kişi önce kendini tanır, keşfeder, kendinde dengeyi korursa ve çevresindeki kişileri de biraz gözlemleyerek tanımaya çalışırsa uzun bir ilişki veya evlilik beklentisinden önce, sevgi, saygı ve anlayış çizgisi üzerinden kurulan tüm ilişkilerin pırıl pırıl yürüyeceğine inanıyorum. Sadece biraz kıymet bilelim lütfen. Ama önce kendi kıymetimizi, sonra etrafımızdakilerin değerini. Çünkü ben mutlu olmazsam, kendimi iyi hissetmezsem, etrafıma da o mutluluğu yansıtamam. Bu farkındalıkla ne kadar kötü süreçler yaşarsak yaşayalım, üstesinden gelebiliriz.