REZZAN TÜRKOĞLU: “SÜREKLİ YENİ BİR ŞEYLER ÖĞRENMEYE GAYRET EDELİM, MERAK VE HAYRET ETMEKTEN HİÇ VAZGEÇMEYELİM”

Öncelikle bizlere biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümü mezunuyum. 26 yıl sağlık sektörünün çeşitli alanlarında görev yaptım. Bunlar arasında zincir sağlık gruplarında üst düzey yöneticilik de var.  Lise yıllarımdan beri insanlar benimle rahatlıkla konuşur, içini döker güvenirdi. Farklı bakış açılarından duruma tekrar bakmaları için sorular sorardım. Pek çoğundan olumlu geri dönüş alırdım. Meğer bu koçlukmuş o dönemlerde böyle bir ismi yoktu işin ya da ben bilmiyordum. 10-11 sene kadar önce üniversite arkadaşlarımdan birinin ısrarla yönlendirmesi sonucu yaşam koçluğunu öğrenmek üzere eğitimler alıp, seminerlere katıldım, kitaplar okudum. Hala da devam ediyorum aslında. Son dört yıldır da aktif olarak yaşam koçluğu yapıyorum ancak yılların sağlık sektörü deneyimi ile medikal koçluk alanında özellikle daha aktif çalışıyorum. Diyabetli aileler, onkoloji hastaları, panik atak hastaları ve obezite sorunu olan hastalarla çalışıyorum. Aynı zamanda kariyer koçluğu ve ilişki koçluğu yapıyor ve kurumsal iletişim eğitimleri veriyorum. Seanslarımı anlaşmalı tıp merkezlerinde yüz yüze veya internet üzerinden online olarak gerçekleştiriyorum.

Diyabet nedir?

İnsülin dediğimiz hormonun yetersizliği veya eksikliği nedeniyle besinlerle alınan glikozun hücre içine alınamayarak kanda yüksek konsantrasyonlara ulaşması olarak tanımlayabiliriz diyabeti.

Türkiye'de en çok görülen diyabet türlerinden ve bu alana yönelik çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Karbonhidrat sever bir toplum olarak ülkemizde elbette ki çok çeşitli diyabet tipleri söz konusu ve başlı başına bir uzmanlık alanı. Endokrinoloji uzmanları içerisinde özellikle diyabet üzerine çalışan hekimlerimiz var. Ancak halkın anlayacağı şekilde en basit haliyle tip1 ve tip 2 diyabet diye basit bir sınıflandırma yapabiliriz. Tip 2 ileri yaşlarda ortaya çıkan genellikle sağlıksız yaşam şartlarının sebep olduğu bir hastalıktır, ancak Tip 1 diyabet yeni doğan bebeklerde dahil olmak üzere çocuklarda, gençlerde görülen, bugün için tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır. Hasta hayatı boyunca bu hastalığı yönetmek zorundadır. Hastalık çocukta tanımlandığı anda aile ciddi bir çöküntü yaşıyor ve nasıl davranacağını, hastalığı nasıl yöneteceğini, evladına nasıl davranacağını bilemiyor. İşte o dönemde destek talebi ile gelen aileler ile birlikte hastalığı kabullenme, doğru davranış şekilleri ve hastalığın yönetilmesi konularında çalışmaya başlıyoruz. Tabii ki bu süreçte mutlaka hekimler ve hemşireler ile paralel çalışıyoruz.

Farklı bir konuya değinmek istiyorum. Ülkemizde son yıllarda panik atak hastalığı gündeme gelmekte panik atak nedir?

En kalabalık müşteri grubumu oluşturan kitleden bahsediyorsunuz maalesef. İnsanlar hayatlarında korku, yoğun stres, endişe içeren bir an yaşıyor ve sonrasında panik atak ile tanışabiliyorlar.

Panik atak, ortada bir tehlike olmamasına rağmen şiddetli ve gerçek fizyolojik belirtilerle kendini gösteren yoğun korku atağıdır. Panik atak anı çok korkutucudur, kişi kalp krizi geçirdiğini veya öleceğini düşünebilir ve hissedebilir. Derler ya yaşayan bilir, gerçekten öyledir. Bir de yakın çevresindeki insanların tamamen iyi niyetle " abartma bir şey yok, aman öleceğin yok, hadi topla kendini" vb. yorumları yardımdan ziyade kişide kendini daha kötü hissettiren tablolara da sebep olabiliyor. Bu kişiler mutlaka bir klinik psikolog ’tan destek almalı ve eğer klinik psikolog uygun görürse bir psikiyatri uzmanına da görünüp ilaç tedavisine başlamalıdırlar.

Panik atağın kaç türü vardır? Bu hastalığa nasıl destek oluyorsunuz? Bu tür hastalara önerileriniz nelerdir? 

Spontan panik atak: Gün içinde hiç beklenmedik bir zaman ve yerde ortaya çıkar.

Durumsal panik atak: Atağı tetikleyen bir durum ya da bir karşılaşma olasılığı hissedildiğinde ortaya çıkar. Sosyal fobik bir kişi topluluk önünde konuşacağı zaman, yılan fobisi olan biri yılan gördüğünde panik atak geçirebilir.

Durumsal olarak yatkınlık gösterilen panik atak: Belirli bir durumda ortaya çıkan panik atak tablosu olmakla birlikte, aynı durumda her zaman tekrarlamaz. Bana gelen müşterilerinin büyük kısmı tanısı konulmuş, hekim tedavisi başlamış kişiler olur. Hekim ya da psikolog görüşmesi olmadı ise de mutlaka yönlendiririm. Zira herkes kendi uzmanlık alan ve sınırlarını bilmeli. Bana geliş nedenleri ise genel olarak toplumda psikolog ve psikiyatriste bakış açısı ile çok ilgili diye düşünüyorum. Hekim ve psikolog yanında yeterince rahat olamadıklarını bildiren çok müşterim var. Birileri görecek, duyacak, deli damgası yiyecek gibi endişeleri olabiliyor. Oysa yaşam koçuna geldiğini söylemekte bir rahatsızlık hissetmiyor. Bütün bir seans boyunca rahat rahat içini döküyor. Ben de kişinin izni dahilinde hekimi veya psikoloğu ile bilgi paylaşıyorum. Onlarla paylaşamadıkları detayları paylaşabiliyor. Bu kişilerle anda kalma çalışmaları yapıyoruz. Kadim ritüellerden destek alıp zihnini sakinleştirmeyi öğrenmesi için çalışmalar yapıyoruz. Neyin ne zaman nasıl tetiklediği belli olmayan bu rahatsızlık utanılacak ya da saklanılması gereken bir durum değildir. Kişi durup dururken kalp krizi geçirdiğini hissediyor, nabzı hızlanıyor, solunumu sıklaşıyor vb. Sorunlar yaşıyor hastaneye gittiğinde bir hastalık tespiti yapılamıyorsa mutlaka bir klinik psikoloğa görünmesinde fayda var. Beynimizin neler yapabildiğini bir bilseniz, aklınız şaşar. O nedenle beynimize iyi davranalım, düzenli beslenelim, mutlaka hareket edelim ve sürekli yeni bir şeyler öğrenmeye gayret edelim. Merak ve hayret etmekten hiç vazgeçmeyelim.