BİRKAN BUDAK: "YAŞAMIN TÜM GİZLİ SAKLILIĞINA KARŞI RUHUMUN ÇIPLAKLIĞINI GÖRECEĞİNİZ BU ŞİİRLER; ARTIK BENİM DEĞİL, HEPİMİZİN.”

Kendinizden biraz bahseder misiniz?

1995 yılında Bursa'da doğdum ve üniversiteye başlayana kadar bu kentte yaşadım. Daha sonra Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olup aynı üniversite ve bölümde başladığım master eğitimimi, Mendel Üniversitesi'nde de bir dönem sürdürerek özgürlük üzerine yazdığım tezle tamamladım. Akademik olarak yaptığım çalışmaların yanı sıra farklı edebi türlerde eserler kaleme alıyorum. İnsanın değişken yapısını ve kendini tanımasının bir ömrü aşmasını göz önünde bulundurarak kendime dair bu aşikâr bilgileri vermekle yetinmemin yerinde olacağını düşünüyorum.

Yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Yazmak; başımdan geçen ya da geçmesine ihtimal verdiğim, kurguladığım, tahayyül edip durduğum ve düşünmeden edemediğim yaşamıma ve ölümüme dair her ne varsa her şeyle tek başıma yüzleşmemdir. Ayrıca yaşarken soluklanabilmektir. Ama yazmanın her halükârda rahat nefes aldırıcı olduğunu söyleyemem çünkü yaşamın hengâmesinin görünmez kılabildiği ya da kaçak dövüştüğüm bir hüznümü, korkumu ya da kuruntumu da bana karşı cesaretlendirebilir ve musallat edebilir. Yine de yazmanın bu yönünden şikayetçi değil, memnunum. Çünkü yaşam, her insanda yeniden özgünleşen alacalı renklerin ve tonların bir bütünüdür. Böylelikle yazmanın benim için bir gayeden de öte, kendi yarattığım bir yazgı olduğunu söyleyebilirim.

Şiirlerinizi bir kitapta toplayıp yayımlatmaya nasıl karar verdiniz?

Yıllarca şiirler yazdım. Bir zaman sonra, bunların bir kitapta toplanacak kadar fazla ve başkalarınca da okunası olduğunu fark ettiysem de yazmaya devam ettim. Fakat bir gün şiirlerimin okuyucuyla buluşacağını anlamam, ne beni yazmak için kamçıladı ne de yazdıklarımın içeriğine ya da üslubuna herhangi bir etkide bulundu. Ancak şiirlerimde insanların kendilerinden bir şeyler bulacaklarına ve şiirlerimin akıllarına getireceği ya da hissettireceği her neyse; onlara yeni bir pencereden bakacaklarına dair inancım, bana onları okuyucuyla buluşturma sorumluluğu yükledi. Dolayısıyla üzerime düşen neyse onu yaptım.

 

Biz sizi “Varla Yok Arası” isimli şiir kitabınızla tanıyoruz. Şiir haricinde hangi edebi türlerle ilgileniyorsunuz? Bunlar arasında şiirin sizde özel bir yeri var mı?

Bir roman ve tiyatro oyunu taslağım var. Ayrıca neredeyse yarılamış olduğum bir deneme kitabı üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Bu edebi türlerde yazılar kaleme almanın eşsiz olanakları ve hazları olsa da şiir yazmak, benim için bambaşka bir meşgale. Çünkü diğer edebi türlerde yazmak belli bir kurgu ve çalışma sonucu mümkün olurken şiir yazmaksa ne yazacağımı yazdıkça öğrendiğim, ansızın gerçekleşen ve muhakkak yapmamı gerektiren bir temel ihtiyacımı karşılamak gibi.

Kitabınızın ismi nereden geliyor?

İnsanların; huzurlu olduklarını varsaydıkları anılarının sıklıkla devam etmesi gerektiğinde direttiklerine, hoşnudu oldukları böylesi anılar azaldıkça yaşamaya takatsiz ve sitemkâr olduklarına, çoğaldıkçaysa yaşamlarının daha da anlamlı ve yaşanılası olduğunu düşündüklerine çoğu kez şahit oldum. Bu yaklaşımlarına paralel olarak insanlar, hüzünlü anılarını ise yaşamlarının bir parçası kabul etmek yerine davetsiz ve yabancı bir misafir belleyip onlarla başa çıkmaktansa başlarından savmayı da aynı ekseriyetle seçerler. Huzurlu, hazlı ve şehvetli anıların ne denli cezbedici; hüzünlü, kuruntulu ve tadı kaçık anılarınsa çekilmez ve acı dolu olabileceğinin elbette ki farkındayım. Ancak yaşama karşı takındıkları bu tavır, onları yaşamın iyi gün dostu yapar. Oysa yaşamı her şeyiyle kucaklamak gerekir. Üstelik her his, tezadı sayılabilecek bir başka hissi var ya da yok ederken insanıysa varla yok arasında bırakır. Örneğin huzur, varlığını hüznün yokluğuna borçludur. Ama hissedilenler, anılar, sevilmiş insanlar yani yaşama dair her şey; her zaman ne vardır ne de yoktur: Varla yok arasıdır. Bu serüvenin tamamını oluşturan yaşamın varlığı, ölümün yokluğuna yüz tutmuşken yaşam ve yaşama dair her ne varsa, varla yok arasıdır. İşte kitabımın ismi, şiirlerimde de tanık olabileceğiniz bu düşünceden geliyor.

Peki, “Varla Yok Arası” egzistansiyalizm ya da nihilizmle temas halinde mi?

Sartre’ın öğretilerinden etkilendiğimi söyleyebilirim. Bu kitaptaki şiirlerde, egzistansiyalizmin tesir ettiği bölümler bulmak mümkün. Yine de kendimi varoluşçu bir şair olarak konumlandırmak gibi bir aidiyet ihtiyacı hissetmiyorum. Nihilizminse ilgimi çeken bazı savları var ama şiirlerime doğrudan bir teması olduğunu söyleyemem. Fakat şiirlerimin imgelerle dolu olduğunu ve farklı anlamlar çağrıştırabileceğini düşününce elbette ki okurlar farklı felsefi akımlarla da ilişkilendirebilecekleri bölümler bulabilirler.

Etkilendiğiniz yazar ve şairleri bizimle paylaşır mısınız?

Adı anılası onlarcası var. Dolayısıyla her ne kadar bahsini geçiremediklerime vefa borçlu hissedeceksem de bende en derin etkileri yaratanları anmakla yetinmem gerekiyor: Sartre, Camus, Dostoyevski, Kafka, Nietzsche, Kerouac, Ginsberg ve Jim Morrison. Fakat etkilendiğim sanatçılar, yalnızca edebi türlerde eserler verenlerden ibaret değil ve onların da sayısı epey fazla olduğundan aklımda başlıca tezahür edenleri söyleyeceğim. Eric Satie, Chopin, Beethoven, Fazıl Say, Eleni Karaindrou, Stavros Lantsias, Jefferson Airplane ve The Doors tarafından ortaya konmuş parçaların ezgilerinin, hissettiklerimi daha da değerli kılması ve ruhumu dansa kaldırması benim için eşsiz bir haz. Gaspar Noe, Angelopoulos ve Nuri Bilge Ceylan filmleri de bende üzerine sıklıkla düşündürten bir etkiye sahip. Botticelli, Munch ve Dali ise tablolarıyla düşüncelerimde imgesel bir tat bırakmıştır.

 

Başarılı şiirler yazabilmek için iyi bir okur olmanın da önemi var mı?

Bir okuru “iyi” olarak nitelerken özetle; yalnızca okumayı bir rutine dönüştürmekle kalmayan, okuduklarını sorgulayarak anlamlandırarak ve ilişkilendirerek anlatımın derinlerine inen ve aklında tezahür etmesini de okuma rutininin bir parçası sayan birini kastettiğinizi varsayıyorum. Böylesi bir okur; iyisiyle kötüsüyle kapıldığı her hisse, savunucusu ya da karşıtı olduğu her düşünceye ve yaşadıklarına farklı bakış açılarıyla yaklaşma ve değişik anlamlar yükleme olanağına sahiptir. İyi bir okur olmasının ona sağladığı bu olanak, yazacağı bir şiirde anlatacaklarına zenginlik katabilir ancak başarılı bir şiirin müjdecisi olmayı garanti etmez.

Şiirlerinizde hangi temalar öne çıkıyor?

Kitabımın yaşam, ölüm, intihar, özgürlük, aşk ve yalnızlık temalarını içerdiğini söylemem mümkünse de hayli geniş kapsamlara sahip mevzubahis bu temaları belirtmekle, şiirlerimde değindiklerim hakkında tahmin yürütülebilecek kadar bir bilgi bile vermiş sayılmam. Bir tek temayla sınırlanmaya ve içeriğini layıkıyla açık etmeye hiçbir şiirim elverişli değil. Üstelik şiirlerime konu olan her şey, bana özgü hisler ve düşüncelerle harmanlanarak yeni ve imgesel yaklaşımlarla kitabımda yer buldu. Örneğin; intihar etmişleri, yaşamın asıl onurlu kahramanları mı nafile bir ölümün parçaları mı saymak gerektiğini irdeleyerek bunun cevabını okuyucuya bıraktım. Yine ölümle ilişkili bir şiirimiyse öldüğümde en sevdiğim ölüye yazdım. Bu şiiri kime ithaf ettiğimi öğrenmek için ölmem gerekecek. Dolayısıyla şiirlerimin içeriğini bilmek onları okumayı gerektiriyor.

Okurlarınıza ve sizi yeni tanıyan gazetemiz okurlarına ne söylemek istersiniz?

Okurlarımın kitabıma göstermiş oldukları ilgilerine minnettarım. Ayrıca bu röportaja vakit ayıran herkese çok teşekkür ederim. Böylece benimle ilgili ve bilhassa da “Varla Yok Arası” hakkında bilgi edinmiş oldular. Öyleyse son olarak okurlarıma ve bu röportaj vesilesiyle beni tanıyan gazeteniz okurlarına “Varla Yok Arası” adlı kitabımın girizgâh cümlesini ithaf ediyorum: “Yaşamın tüm gizli saklılığına karşı ruhumun çıplaklığını göreceğiniz bu şiirler; artık benim değil, hepimizin.”

Düzenleyen: Cansel Yıldız