AYŞE BULUNMAZ: “UMUDUN, KENDİNE İNANCIN, ŞEFKATİN, MERHAMETİN VE SEVGİNİN ÇÖZEMEYECEĞİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR”

Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Ayşe Bulunmaz kimdir?

Her şeyden önce, sürekli öğrenen, gelişime her zaman hevesli, doğanın, hayatın olduğu gibi, olduğu haliyle bana anlattıklarını can kulağıyla dinlemeye çalışan biriyim. Ayşe olarak ise 1986 yılından beri dünyadayım. Eskişehir’de doğdum, büyüdüm. Üniversiteye diye çıktım bir daha da geri dönemedim. Eskişehir de inadına güzelleşti. Lisede arkadaşlarım “sen çok iyi bir dinleyicisin” derdi, çok etki etmiş olacak ki hedefim psikoloji okumaktı. Bir yandan da alternatifler düşünmek istedim. Hayatında bir meslek edinmek için 18 yaşında karar verme sorumluluğunu yüklenen her gencin kendine yeteri kadar mantıklı sebepler bulma çabasına ben de uyarak insanla ilgili olsun sosyoloji de yazayım dedim. Ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde okudum. Artık ne kadarı tesadüf, şans ya da bilinçli bilemiyorum ama bugünüme katkısı çok büyük olan müthiş bir deneyimdi. Odağım hep insan oldu, dolayısıyla kariyer yolumda da İnsan Kaynaklarını tercih ettim. Bunun için henüz mezun olmadan önce hem teori hem de pratiği deneyimlemek adına insan kaynakları sertifika programını tamamladım ve yarı zamanlı çalıştım. 2009 yılında mezuniyetin ardından ilk olarak PricewaterhouseCoopers’ta İnsan Kaynakları Danışmanı olarak çalıştım. Üç yılın ardından masanın diğer tarafına; yani danışmanlıktan şirket tarafına geçtim ve 2013 yılının Ocak ayında Riot Games’te çalışmaya başladım. Bu geçiş enteresandır. PwC o dönemde 30 yıllık köklü bir firma iken Riot Games bir start-up idi. Ayrıca denetim ve danışmanlık sektöründen oyun sektörüne geçmiş olmak, hem şirket dinamikleri hem de benim değişime adaptasyonum açısından iz bırakıcı olmuştur. Burada çalıştığım 7 yıl içerisinde İnsan Kaynaklarının sıfırdan kurulması, işe alım ve işten çıkış prosedürleri, eğitim gelişim, performans ve ücret yönetimi, çalışan bağlılığı, şirket kültürünün devamlılığı, sosyal aktiviteler, idari ve operasyonel işler gibi İK’nın birçok alanında sorumluluk aldım. Bunların arasında kalbimin en heyecanla attığı alan ise eğitim gelişimdi. Buna hizmet edecek başka bir dönüm noktası da koçlukla yolumun kesişmiş olmasıdır. 2016 yılında Adler

Central Europe’ta temel koçluk eğitimimi tamamladım. Ve 2019 yılına geldiğimizde yine Adler’den İleri Düzey Sertifikalı Koçluk Programı Practicum’u da tamamladım. Meslek olarak koçluğun ve eğitimlerin esas odaklanmak istediğim alan olduğunu fark ettiğimde aynı yılın Kasım ayında Riot Games’teki görevimden kendi işimi kurmak üzere ayrıldım. Tabii ki herkes gibi pandemi engeline ben de takıldım. Planların hayatın akışına uymayabileceği gerçeğiyle yüzleştikten sonra ben de alternatifler aradım. Bu zorlu dönemde enerjimi kendimi geliştirmeye ve daha da hazırlamaya adadım. Bol bol okudum, yazdım, çizdim ve sonunda Ağustos 2020’de The Unique Harmony adındaki şirketimi kurmuş oldum. Yaklaşık bir yıldır da eğitim, gelişim ve koçluk alanında hizmet veriyorum.

Uzun süre insan kaynaklarında çalıştıktan sonra koçluk alanında eğitimler alarak mesleğinizi değiştirme yolunda adımlar attınız. Bu yola çıkmaya nasıl karar verdiniz?

İnsan Kaynakları ve koçluk birbirinden çok farklı alanlar değil aslında. Konu insan ve iş de ihtiyacı anlayıp uygun çözümler bulmak olunca zaten farkında olmadan koçluğun temellerini atmış olduğumu da anladım. Tabii karar verme aşaması ilginçtir benim için. 2016 yılında temel koçluk eğitimini tamamladığımda bir gün kendi işimi kurarım diye bir düşüncem ve amacım yoktu. Fakat yolu koçluktan geçmiş insanların hayatı bir daha eskisi gibi olmuyor. İyi anlamda tabii ki. Koçluk yapmak ve koç olmak arasında gözle görülmeyen ama çok önemli ciddi farklar var. Temel bilgiyi alan, eğitimlerini tamamlayan herkes koçluk yapabilir. Ama koç olmak başka bir şey. Koç olduğunuzda herkesin kendine özgü olduğunu, değerlerin kişiden kişiye çeşitlilik gösterebildiğini ve bunun doğru ya da yanlış diye yorumlanmayacağını, anı yaşamanın, kendine inanmanın ve kendine şefkat göstermenin kişide ne büyük bir potansiyeli ortaya çıkarabileceğini, derin dinlemenin önemini, doğru soruların gücünü, empatik yaklaşımın iletişimi kuvvetlendirdiğini ve birçok şeyin ihtiyaçlardan geçtiğini anlıyorsunuz. Ve tabii koçluk, hiç bitmeyen bir farkındalık zincirini kazandırıyor size. Aldığım eğitimlerin kurgusu öyle başarılıydı ki başkalarını anlamadan önce kendini anlamayı pratik ettik. Kendini keşfettikçe ve tanıdıkça da isteklerini, ihtiyaçlarını ve en önemlisi değerlerini çok net görüyor insan. Bir gün ben de Practicum eğitimindeyken aniden kafamda bir ışık yandığını fark ettim. Hayatta değerlerimizle sahip olduğumuz rollerin uyum içerisinde olmasının öneminden bahsediyorduk ve ben de kendi değerlerime uygun bir iş yapmanın bana esas huzuru getireceğini anladım. Bu da koçluk ve eğitimle ilgili olmalıydı. Bunu anladıktan sonra cesur adımlar atmak hiç de zor olmuyor. Bizi tutan zaten genelde karar verme ve o ilk adım. Ben geçirdiğim bu süreci mesleğimi değiştirmek, değil mesleğimi dönüştürmek diye tanımlarım.

Koçluk ve Mentorluk alanında kurduğunuz The Unique Harmony şirketinizden bahseder misiniz?

Burada hemen ufak bir düzeltme yapmak isterim, The Unique Harmony koçluk ve eğitim gelişim üzerine çalışır. Mentorluk bu ikisinden farklı, kendine has bir alan. Ben, kişilerde olduğu gibi şirketlerin de değerleri olması gerektiğine inanıyorum. The Unique Harmony de değerler üzerine kurulu. Bunlardan ilki; özgünlük. Bu değer herkesin eşsiz oluşu fikrini temel alır. Bunu kabul ederken otomatik olarak yargıyı lügatından çıkarmış oluyor. Böylelikle koçluk veya eğitim hizmeti almak üzere tanıştığı her bireyin ya da kurumun ihtiyacını olduğu gibi anlamaya çalışıyor. İkinci değer farkındalık. Hayatım boyunca süregelen gözlemlerim bana anlatıyor ki insanları en çok rahatsız eden, hatta korkutan şey belirsizlik. Çünkü insan anlam arayan ve anlam yaratan bir varlıktır. Ne olup bittiğini bilmediği, neden sonuç ilişkisi kuramadığı durumlardan rahatsız olur. Bu durumun en büyük ilacı ise farkındalık. The Unique Harmony de dokunduğu herkesin kendi çözümlemesini yapmasına ve farkındalık kazanmasına alan açıyor. Üçüncü değer yaratıcılık. Nasıl ki kafamıza göre antibiyotik alamıyor ve hastalığımızın tam şifası olacak olanlara yönlendiriliyoruz, benzer bir şekilde ben de eğitim gelişim ve koçluk alanında da uygulamaların ihtiyaca yönelik olmasından yanayım. Dolayısıyla tüm hizmetlerimizde içerik, kişi ya da kurumların ihtiyacına göre şekilleniyor. Elbette temel bir bilgi ve kurgu var ama uygulamalar nokta atışı. Dördüncü ve son değer ise seçim gücü. Burada amaç, kişilerin -meli -malı cümlelerinden, yani gereklilik zihniyetinden, arınmasını sağlamak. Hayatta hep seçimlerimizin sonucunu yaşıyoruz ve seçeneklerimiz sınırsız.

Profesyonel anlamda bireysel ve takım koçluğu yapıyorsunuz. Bireysel ve takım koçluğu hakkında detaylı bilgi verir misiniz? Koçluk hizmeti ve süreci dinlemek isteriz.

Koçlukta kesinlikle bir yönlendirme yoktur. Kişi ne yöne gitmek, neye karar vermek ve neyi seçmek isterse özgürdür anlayışını benimsiyoruz. Buna yön verecek olan da ihtiyaçlardır. Dolayısıyla ister bireysel isterse takım olarak olsun ihtiyacı anladıktan sonra koçluk hizmeti devreye giriyor. Tüm süreç bir kimya görüşmesi ile başlıyor. Koç ve danışan uyumu sağlıklı bir işbirliği için neredeyse şart. Karşılıklı olarak saygı, güven ve eşitlik düzleminde buluşacağımızdan emin olduktan sonra süreci başlatıyoruz. Koçlukta sahne hep danışanın. Konu onun konusu, çözüm onun çözümü. Yani gelişim ve değişim danışanın, süreç yönetimi de koçun sorumluluğunda. Benim koçluklarım 6 ila 8 görüşme kadar sürüyor. Bunun sebebi gelişimin ve değişimin zamanla kendini gösteriyor olmasından kaynaklanıyor. Tabii danışan ve/veya danışanlar süreci diledikleri yerde sonlandırma hakkına da sahip. Dedim ya sahne onların. Görüşmeler karşılıklı sohbete dayalı ilerliyor. Bu sohbet sırasında danışanın farkındalığını pekiştirecek çeşitli araçlar, uygulamalar da kullanıyorum.

Yapılandırılmış eğitimler hakkında detaylı bilgi alabilir miyiz?

Yapılandırılmış eğitimler daha çok kurumlara uyguladığım, içeriğini ortak oluşturduğumuz eğitimler. Sıkça duyduğunuz zaman yönetimi, değişim yönetimi, geribildirim gibi eğitimleri de barındırıyor ancak içerik ve uygulamalar hep ihtiyaca yönelik hazırlanıyor.

Lider Mentorluğu nedir? Kişiye ne gibi faydalar sağlıyor?

Yine bir düzeltme yapayım lider mentorluğu değil, lider koçluğu. Esasında temel koçluktan çok büyük farkı yok. Ancak ekip yönetiminden sorumlu kişilere uyguluyoruz. Liderlerin şirketteki etkisi oldukça büyük. Özellikle de karar alma mekanizmasına sahip oldukları için yaklaşımlarının önemi daha da ağırlık kazanıyor. Eskiden beri yönetici mi lider mi tartışması yapılır. Artık günümüzde liderliğin de tanımı dönüşüyor. Koçvari liderlik dediğimiz yapıda yönetimde olan kişinin ekibinin ihtiyacına duygusal zeka ile karşılık vermesini amaçlayan, açık ve yapıcı iletişimi baz alan ve yargılayandan öğrenen zihniyete geçişi hedefleyen bir program. Bu programa ek olarak şirketlerin lider potansiyelini yüksek gördükleri ve yakın zamanda sorumluluklarını artırmayı hedefledikleri çalışanlarına yönelik de koçluk programımız var. Bir diğer koçluk programı ise performans ödülü olarak koçluk. Şirketlerde hem iş çıktısının kalitesi hem de şirket kültürüne uyum konusunda parlayan yıldız çalışanlar vardır. Ve maaş artışı ya da bonus gibi ödemeler dışında da ödüllendirilirler. Bu noktada biz de diyoruz ki en büyük ödül kişisel gelişimdir. Konu konuyu açmışken değinmeden geçmek istemem. Üniversitelerin üçüncü ya da son sınıf öğrencilerine veya yüksek lisans öğrencilerine de kariyer koçluğu da yapıyorum. O kadar genç yaşta kendi gelişimleri için gösterdikleri çabayı ve kat ettikleri yolu görmek inanın paha biçilemez.

Kişiye özel tasarladığınız eğitim ve Workshop'lar var. Bu çalışmanız hakkında detaylı bilgi verebilir misiniz? 

Ben okuduklarımdan, iş tecrübemden, kendi gelişimimden ve araştırmalarımdan edindiklerimi konu başlıkları halinde listeliyorum. Sonra bunları bir eğitim veya workshop şeklinde tasarlasam neye hizmet eder diye düşünüyorum. Ortaya konsolide edilmiş içerikler çıkıyor. Kişilerin problem ya da ihtiyaç olarak tanımladıkları şeylerin karşılığı olacak içerikleri de bir araya getirip bir tasarım yapıyorum. Böylelikle çok yönlü bir yaklaşımla konunun özüne iniyoruz.

The Unique Harmony olarak düzenlediğiniz atölyelerin içerikleri nelerdir? Atölye sürecini dinlemek isteriz.

Atölyeler eğitimlerden farklı olarak minimum düzeyde bilgi akışı ve maksimum düzeyde paylaşım ve uygulama içeriyor. Süreleri de genelde daha kısa. Konuları birbirinden farklı olsa da ortak amacı hazır olan belli bir bilgi ya da farkındalığı pekiştirmek. İçerikleri iletişim, bakış açısını dönüştürme, zihniyet ve tutumların hayatımızdaki rolü, yaşam amacı, potansiyeli performansa dönüştürme ve benzeri şeklinde sıralayabiliriz.

Biraz da "Zoom Buluşmaları" projenizden bahsedelim.

Biliyorsunuz geçtiğimiz sene Mart ayından beri online dünya içerisinde yaşıyoruz. Birçoğumuz işlerimizi belli sistemler üzerinde bir araya gelerek yapıyoruz. Ben The Unique Harmony’yi kurduğumda da bu dünyanın ortasındaydık. Dolayısıyla Zoom uygulamasını kullanarak gelişimi hedefleyen birçok kişiyle buluşacağımızı biliyordum. Böyle de oldu. Bu buluşmalar ücretsiz ve yaklaşık üç dört saat süren, belli bir konu etrafında deneyim paylaşımı ve bireysel uygulama üzerine kurulu. Ben konuya uygun bir sunum mutlaka hazırlıyorum ama akış tam bir dans gibi ilerliyor. Her buluşmamızın sonunda da konuştuğumuz konu ve yaptığımız uygulamalara uygun olarak gönüllü olan bir kişi ile koçluk görüşmesi yapıyorum. Diğer katılımcılar da bu görüşmeyi gözlemliyor ve benim sorularım ve koçluk görüşmesinin akışı ışığında kendi çıkarımlarını yapıyor. Bugüne kadar yapmış olduğum Zoom Buluşmalarının içeriğine ve yazılarıma bakmak isteyenler Instagram’daki @the_unique_harmony hesabıma göz atabilirler.

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Öncelikle bu buluşmaya imkan sağladığınız için size ve ekibinize teşekkür ederim. Buraya kadar okumuş olan herkese de minnettarım. Son olarak söylemek istediğim ise umudun, kendine inancın, şefkatin, merhametin ve sevginin çözemeyeceği hiçbir şey olmadığıdır. Herkes hayatında zor zamanlar yaşamıştır ve yaşayacaktır da. Ancak yaşadıklarımızı nasıl yorumladığımız algımızı da şekillendirir. Her birini yara izi değil yaşam izi olarak görebilirsek küllerimizden doğmamız her zaman mümkün olur. Hayatta karşılaştıkları engellerin kendilerini geriye götüreceğini, gelişimden alıkoyacağını ve kendilerini çaresizliğe sürükleyeceğini düşünenler varsa şu benzetmeyle bitirmek isterim: Tırtıl kozadan çıkıp kelebek oldu mu bir daha o kozaya dönmesi mümkün değildir.

Düzenleyen: Cansel Yıldız