Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Ahmet Davutoğlu Seçim Sonuçlarını Değerlendirdi

12 / 100 Ahmet
12 / 100

Ahmet Davutoğlu Seçim Sonuçlarını Değerlendirdi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;

Aziz Milletim,
Değerli Vatandaşlarım,

Geçtiğimiz Pazar günü Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının ilk seçimini gerçekleştirdik. Her şeyden önce bir kez daha bu seçimin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Halkımızın bir çok önemli mesajı verdiği bu seçimlerle ilgili parti kurullarımızda istişareler yaptıktan sonra bir değerlendirme yapmayı daha uygun gördüm.

Dün Parti Yönetim, Etik ve Disiplin kurullarımızla milletvekillerimizin de katılımıyla kapsamlı bir değerlendirme yaptık. Bu istişarelerde yaptığımız değerlendirme sonuçlarını kamuoyumuzla paylaşmak üzere huzurunuzdayım.

Değerlendirmelerimize önümüzdeki günlerde il ve İlçe başkanlarımız ve belediye başkan adaylarımızla yapacağımız toplantılarla devam edeceğiz.

Her şeyden önce, bu seçimlerin barış içinde ve görece tartışmasız bir şekilde gerçekleştirilmiş olması demokrasimiz için büyük bir kazanımdır. Sandıklara giderek demokratik hakkını kullanan ve vatandaşlık sorumluluğunu yerine getiren bütün vatandaşlarımıza teşekkürlerimi ve takdirlerimi sunuyorum.

Ancak bu süreçte üzerinde siyasete, demokrasiye ve sandığa güven açısından yaşanan üç gelişme konusunda önemle durmak gerekmektedir.

Birincisi, her zaman %80 lerin üstünde olan katılımın bu kez %78’de kalmış olması ve yaklaşık 13 milyon vatandaşımızın sandığa gitmemesidir. Ümit ederim ki, seçmenin verdiği son derece güçlü mesajlar sandığın ülke kaderini belirleme gücüne olan güven kaybını gösteren bu katılım düşüklüğünü bir sonraki seçimde telafi eder.

İkincisi, başta Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları olmak üzere bugünkü sistem gereği atanmış devlet memuru niteliği taşıyan bakanların seçime müdahil olması, devlet ve belediye imkanlarına sahip ve hazine yardımı alan partiler ile diğer partiler arasındaki son derece gayriadil ve eşitsiz rekabet şartlarıdır.

Üçüncüsü, seçimlerden hemen sonra Van’da sandıktan çıkan millet iradesini yok sayan müdahale ve sonrasında yaşanan gerilimler. Siyasi kimliği ne olursa olsun YSK’nın verdiği onayla seçime giren bir adayın seçimi kazandıktan sonra mazbatasını alamaması ve bu mazbatanın açık farkla ikinci gelen adaya verilmesi bir demokrasi ayıbıdır ve asla kabul edilemez. Siyasi hayatım boyunca her tür kayyum uygulamasına karşı çıktım. Seçimlere gölge düşüren bu vahim hatadan YSK kararıyla geri dönülmüş olması çok doğru bir adım olmuştur. Bu karar ile demokrasi tarihimizdeki en büyük güvence olan seçmen iradesine saygı konusunda alınan bu son derece önemli karar dolayısıyla YSK üyelerini tebrik ediyorum.

Bu seçimler ülkedeki otoriter eğilimlerin önünü kesen son derece olumlu bir tablo ortaya koymuştur. Bundan rahatsız olan bazı kesimlerin ülkeyi tekrar güvenlik kaygısına yönelterek otoriterleşme eğilimlerine yeni bir can suyu vermesinin önüne geçilmelidir. Bugün ülkemizi bekleyen en büyük tehlike derin yoksullaşmayla ciddi bir travma yaşayan kitlelerin etnik ve mezhebi kimlikler üzerinden karşı karşıya getirilmesi ve bu kaos ortamını fırsat bilen otoriter yönetim heveslilerinin devreye girmesidir.

Milletimizin bu seçimler üzerinden verdiği mesajlara gelince. Milletimiz her zaman sergilediği basireti göstererek herkesin ders alması gerekecek şekilde siyasete bir ayar vermiştir. 14-28 Mayıs seçimleri sonrasında iktidarın kibre varan aşırı bir özgüvene sahip olduğu, muhalefetin ise büyük bir hayal kırıklığına düştüğü günlerde birçok kez 1987-1989, 1991-1994, 2018-2019 genel ve yerel seçimleri karşılaştırarak “seçmen genel seçimlerde farklı kaygılarla hesap soramadığı iktidardan yerel seçimlerde hesap sorar” diyerek seçmen üzerindeki ataletin aşılmasını sağlamaya çalışmıştım. Bugün tam da bu gerçekleşmiştir.

Milletimiz iktidara çok açık bir mesaj vermiştir:

“Geçen seçimlerde seni başarılı gördüğüm için değil, başta güvenlik olmak üzere bende uyandırdığın kaygılar dolayısıyla sana son bir şans vermiştim, sen bu fırsatı halkın mutluluğu için kullanacağına kendi çıkarın için kullandın. Kibirle beni çantada keklik olarak gördün. Ben çantada keklik değilim ama sen benim oy pusulamdaki bir mühürden ibaretsin” demiştir. Bu demokrasinin ve siyasetin damarlarına kan pompalayan güçlü bir mesajdır.

Sadece bu mesaj bile her türlü takdirin üzerindedir. Demokrasimize heyecan ve inanç aşılayan bu mesaj için milletimize minnet borçluyuz.

Milletimiz TBMM’nin ortadan kaldırılan denetim gücünü fiilen eline almış ve iktidara çok açık bir güvensizlik oyu vermiştir.

Kamu vicdanı derinleşen yoksulluk, her yere yayılan yolsuzluklar, yasaklar ve adaletsizlikler dolayısıyla hukuken olmasa bile fiilen ve psikolojik olarak iktidara verdiği yetkiyi geri almıştır. Eğer iktidar milletin verdiği bu mesajı almaz ve gerekli adımları atmazsa bir erken genel seçim kaçınılmaz hale gelir.

Öte yandan, milletin iktidara verdiği önemli ikinci mesaj ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi ile ilgilidir. Geçen seneki seçimleri Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine bir güvenoyu olarak lanse eden iktidar şapkasını önüne koyup tekrar düşünmelidir. Bugün yaşadığımız birçok krizde denetimden azade bu sistemin büyük payı vardır. Bu sisteme destek veren partilerin ağır bir yenilgi almış olması bu sistem sorununu anayasa tartışmalarının merkezine yerleştirecektir.

Sayın Cumhurbaşkanının seçim gecesi balkon konuşmasında yaptığı “açık yürekli değerlendirme ve cesur özeleştiri” yapma taahhüdünü samimiyetle gerçekleştirmesini diliyorum. Böylesi bir tutum kendisi, partisi ve ülkemiz için de hayırlı olacaktır.

Milletimiz bu seçimlerde ana muhalefet partisine demokrasi tarihimizde 1977 seçimleri hariç hiçbir zaman ulaşamadığı olağanüstü bir kredi açmış ve onu birinci parti yapmıştır. Ana muhalefet partisinin bu mesajı doğru algılaması kendisi açsından da ülkemiz açısından da önem taşımaktadır.

Bu kredi ana muhalefet partisinin belediyelerdeki olağanüstü başarısı ya da genel siyasete yön veren politikaları sebebiyle değildir. Açık gerçek şudur ki, iktidara dönük büyük tepki halkı en güçlü alternatife yöneltmiştir. Ana muhalefet partisinin belediye imkanları ve hazine yardımı dolayısıyla sahip olduğu rekabet gücü bu öfke patlaması ile birleşince tek alternatif olarak ortaya çıkmıştır.

Ayrıca, ana muhalefet partisinde son yıllarda geçmişte hiçbir empati kurmadığı diğer kesimlere açılma yönünde sergilediği tutum ve hala bir toplumsal barış projesi olarak gördüğüm Altılı Masa tecrübesinin karşıt kitleleri birbirine yaklaştırarak oluşturduğu psikolojik iklim bu başarıda önemli bir paya sahiptir.

Ana muhalefet partisi bu faktörleri göz ardı edip bu başarıyı kişisel ya da partisel performansa indirgerse vahim bir hata yapar. Hele hele kendisini son 75 yıldır geniş kitlelerden koparan jakoben laikçiliğe geri dönüş yaparsa ilk seçimde bütün bu kredinin geri alınacağını görür.

Ayrıca belediyelerde özellikle yolsuzluklarla ilgili yapılacak her hata aynı öfkesel tepkiyi ana muhalefet partisine yöneltecektir. Ana muhalefet partisi 1989 tecrübesini iyi değerlendirmelidir. O zaman açılan büyük kredi İSKİ yolsuzlukları ve o dönem tırmanmaya başlayan başörtüsü yasakları benzeri dini özgürlükler alanında takınılan jakoben laikçi tutum nedeniyle halk tarafından geri alınmış ve 1994 seçimlerinde başlayan düşüş 1999 seçimlerinde CHP’nin Meclis dışında kalmasına kadar gitmişti.

Biz de parti olarak bu seçimlerde payımıza düşen dersi almak zorundayız. Her şeyden önce, bu zor şartlarda aday olan ve fedakarca mücadele veren bütün adaylarımıza teşekkürü bir borç biliyorum. Alınan netice ne olursa olsun, onların göstermiş olduğu samimiyet ve cesaret bir siyasi erdem örneği olarak zihnimizde ve yüreğimizde hiç unutulmayacak bir yer edinmiştir.

Seçimlerdeki rekabet şartlarını ortadan kaldıran ağır maddi imkan farkını ve toplumdaki kutuplaşma sürecini de göz önüne alarak seçimlerde son derece sınırlı ve odaklı yerlerde seçimlere katılma kararı almıştık. Bazı seçim bölgelerinde de adayların niteliklerine bakarak farklı parti adaylarına da destek verdik. Seçmen bölgelerinin sadece %10’unda ve toplam nüfusun sadece %4 civarında olan yerlerde seçime girdik. Dolayısıyla Türkiye’nin her yerinde seçime giren partilerle yapılan oransal karşılaştırmalar objektif de adil de değildir.

Ancak, bu durum bizim de gereken dersleri çıkarmamız gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Türkiye’nin içine girdiği kriz sarmalından çıkabilmesi için kapsamlı bir özeleştiri ile neşteri önce kendimize atmak zorundayız.

Dün parti kurullarımızda da ele aldığımız gibi, Cumhuriyet tarihimizin en özgün metinlerinden birisi olan parti programımızın ve son dört yıl içinde ürettiğimiz siyasi belge ve çözümleri halka ulaştırmada yetersiz kaldığımız aşikardır. Üzerimizde uygulanan medya ambargosunun bu yetersizlikte büyü payının olması mazeret olamaz.

Halkın radarına giremeyen bir siyasi partinin teorik çalışmalarla netice alabilmesi mümkün değildir. Bu konuda önümüzdeki dönemde gerek söylem, gerekse iletişim yöntemi konusunda radikal bir değişim gerçekleştirme kararı aldık.

Medya ambargolarını kırmanın tek yolu halkla doğrudan temasa dayalı alan siyasetidir. Bu konuda tempolu bir siyasi aktivite içinde olmaya kararlıyız. Yoksulluk ve adaletsizlik mağduru her kesimden vatandaşımızın her an yanıbaşında bizi görebileceği bir yeni siyaset yöntemini hayata geçireceğiz.

Seçim kampanyamızda sokakta gördüğümüz yoğun teveccühün oya dönüşememesinin bir diğer nedeni de Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin her seçimde seçmeni iki güçlü kutba sevk eden karakteridir. Halkımız bizi haklı görse bile siyasetine karşı olduğu tarafın kazanmaması için en güçlü diğer alternatife yönelmektedir. Bu sistemde başarılı olmanın öncelikli şartı potansiyel güç merkezi niteliği kazanmaktır. Son beş yıl içinde böylesi bir güç merkezi oluşumu için verdiğim mücadeleye milletimiz şahittir. Ancak böylesi bir üçüncü güç merkezi oluşturma çabamız karşılık bulmadı. Bu seçimlerde ortaya çıkan tablonun herkes için öğretici sonuçlar ortaya koymuş olduğunu ümit ediyorum. Önümüzdeki dönemde bu yönde atılması gereken her adımı ciddiyetle değerlendireceğiz.

Son seçimler Türkiye’deki geleneksel sol çizginin ana muhalefet partisinde konsolide olması sonucunu doğurmuştur. Öte yandan AK Parti son yirmi yılda konsolide ettiği milliyetçi-muhafazakar sağ seçmen kitlesini temsil etmekte büyük yara almıştır. Türkiye’de 1950’lerden bugüne yaşanan bütün büyük dönüşümler bu geniş kitlelerin önce iknası, sonra konsolidasyonu ve nihayet mobilizasyonu ile gerçekleştirilmiştir.

Bugün özelde AK parti daha geniş yelpazede Cumhur İttifakı bu geniş kitleler üzerindeki temsil kabiliyetini ve ahlaki meşruiyetini önemli ölçüde kaybetmiştir. Son seçimlerde 1977’den bu yana ilk kez CHP’nin birinci parti haline gelmesi, iktidarı protesto eden muhafazakar seçmenin sandığa gitmemesi, gidenlerin ise kerhen oy vermesi bu temsil ve meşruiyet sorununun bir sonucudur. Özellikle dünyadaki gelişmelerle yakın temas halinde olan nitelikli genç muhafazakar seçmenin bir temsil arayışı içinde olduğu aşikardır.

Biz Gelecek Partisi olarak bu arayışın adresi, temsilcisi ve güç merkezi olmaya kararlıyız. Türkiye’nin her kesimini temsil eden kadrolarımız bütün toplum katmanları ile temas halinde olurken odağımız bu arayışı yeni bir siyasi alternatife dönüştürme yönünde olacaktır.

İnsani kimliğimizle milli kimliğimizi, evrensel değerler ile Anadolu değerlerini, demokratik değerler ile devlet kültürümüzü, küresel ekonomi-politik gerçeklik ile sosyal adalete dayalı dayanışmacı kültürümüzü sentez eden yeni bir siyaset dilinin ve programının temsilcisi Gelecek Partisi olacaktır. Bu temelden çıkarak hangi etnik ve mezhebi kimliğe, hangi sosyo-ekonomik tabana, hangi demografik katmana sahip olursa olsun her vatandaşımızı bağrımıza basacağız.

Son seçim neticeleriyle karamsarlığa düşmüş olan geniş muhafazakar kitlelere sesleniyorum:

Zaten zihnen ve vicdanen kopmuş olduğunuz iktidarın güç kaybetmesi sizin on yıllardır uğruna fedakarlık ettiğiniz değerlerin ve birikimin yenilgisi değildir!

Bu değerleri daha çok iktidar ve daha çok servet için istismar edenler yenilmiştir!

“Kazanımlarımızı koruyalım” diyerek aslında kendi kazanımlarını korumaya çalışanlar yenilmiştir!

İnancımızda asla olmayan körü körüne itaat ile insan şahsiyetini yok eden zihniyet yenilmiştir!

Dini değerlerimizi çıkarcı bir siyasete malzeme yaparak yıpratan riyakar siyaset yenilmiştir!

Emeklileri açlığa mahkum ederken ülkenin dar kaynaklarını küçük bir rantiye sınıfına aktaran rant siyaseti yenilmiştir!

Gençleri ülkeyi terk etmeye zorlayan vizyonsuz siyaset yenilmiştir!

Şehirlerimizi beton yığınına döndüren medeniyet bilincinden yoksun beton siyaseti yenilmiştir!

Her gün Filistin, Kudüs, Gazze edebiyatı yapıp altı aydır Gazze’de tarihin en acımasız soykırımını yürüten İsrail’e çocukları katleden uçaklar için jet yakıtı, kalan Filistin topraklarını da sömürgeleştirmek için yapılan yerleşimci binaları için demir ve çimento, Mescid-i Aksa’ya Müslümanların girişini engellemek için dikenli tel, soykırımcı askerlere su, gıda ve askeri giysi satan işbirlikçi siyaset yenilmiştir!

Haksızlıklar karşısında susan, hatta Gazze soykırımı sürerken yapılan ticareti bile meşrulaştıran sözde kanaat önderleri yenilmiştir!

“Nereye gidiyoruz?” diye soru soran herkesi hain ilan ederek muhafazakar kesimin düşünme melekesini yok eden korku tacirleri yenilmiştir!

Ama asırlardan süzülerek gelen değerlerimiz asla yenilmemiştir!

O değerler ve kültürel miras bir kişiden de, bir partiden de bir zümreden de daha köklü ve daha kalıcıdır.

Baki olan bu değerlerdir, iktidarlar değildir.

Bu değerleri samimi bir şekilde hayatlarına rehber edinen sizler de asla yenilmediniz!

Aksine, bu değerlere ve bu değerlerin savunucusu olan sizlere bugün yeni bir başlangıç yapma ufku doğmuştur!

Üzerinizdeki iktidar blokajı kalkmıştır!

Bütün bu tecrübelerden ders alarak sizleri yeni bir sefere davet ediyorum!

Sizleri 28 Şubat’ın ayazında savunduğumuz

– Ahlak siyasetine
– Erdem siyasetine
– Bilgi siyasetine
– Vicdan siyasetine
– Adalet siyasetine
– İnsan onuru siyasetine

çağırıyorum.

Bu çağrı salt bir siyasi partiye katılma çağrısı değildir. Yeni bir ufka, yeni bir başlangıca, yeni bir iddiaya, yeni bir yapılanmaya çağrıdır.

Değerli vatandaşlarım,

Ülke siyaseti yeni bir evreye geçmiştir. Biz bu evrenin gereğini yapacak, zihnimizle ve bütün benliğimizle milletimizin geleceğini aydınlatacak yeni bir reform döneminin öncüsü olacağız.

Önümüzdeki dönemde

– derinleşen ekonomik kriz,
– yaygınlaşan yoksulluk,
– sosyal hayatın her alanında gözlenen ahlaki çöküş,
– sistemi saran yolsuzluklar,
– yargıya duyulan güveni yok eden adaletsizlikler,
– Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devlet yapımızda ve demokrasi kültürümüzde yol açtığı tahribat,
– uluslararası alanda yaşanan itibar ve irtifa kaybı başta olmak üzere sistemik nitelik taşıyan sorun alanlar gündemimizi işgal edecektir.

Ciddi kutuplaşmalara, derin krizlere ve sosyal patlama risklerine yol açabilecek olan bu sorun alanları ile ilgili son derece cidi kaygılar taşıyorum.

Bu sorun alanları ile ilgili kapsamlı bir çalışma başlattık ve ön raporlarını hazırladık. Mayıs ayı başında partinin yetkili kurulları, il başkanları ve uzmanların katılacağı bir çalıştay sonrasında yeni dönem siyaset tutum belgemizi kamuoyumuz ile paylaşacağız.

Bu belge
– Parti programımızın güncel şartlara uyarlanması ve uygulanmasını,
– Temel sorun alanları ile ilgili tutum ve vziyonumuzu,
– Yeni dönemdeki siyasi önceliklerimizi ve eylem planlarımızı,

ortaya koyacaktır.

Ayrıca, bu ay içinde Gazze soykırımına karşı sürdürdüğümüz çalışmlara da devam edeceğiz.

Bu bağlamda;

1. Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle 20-23 Nisan tarihleri arasında “Gazzeli çocukların öldürülmesine yardım eden ticareti kes” sloganı ile çocuklarımızın da ile olarak katılacağı Ceyhan’dan Mersin Limanına dört gün sürecek bir yürüyüş gerçekleştireceğiz. Bu yürüyüş teşkilatlarımıza, bütün sivil toplum kuruluşlarımıza ve vatandaşlarımıza açık olacaktır.
2. Bütün il ve ilçe teşkilatlarımızın dış cephesi “Dilde Gazze Cepte İsrail” flaması ile donatılacak.
3. Bir heyetle birlikte Refah kapısını ziyaret etmek üzere Mısır’a başvuruda bulunacağız.
4. Öncülük ettiğimiz ve dünyanın saygın isimlerinin katıldığı Küresel Vicdan Girişimi’nin devamı olarak Uluslararası bir Halk Mahkemesi kurulması ve dünya çapında dağıtılacak bir soykırım kitabının yayınlanması yönündeki çalışmalarımız sürecektir.

Son olarak, en zor günlerimde benimle omuz omuza vermiş ve hiçbir şartta refik olma bilincini terk etmemiş Gelecek Partisi teşkilatlarına ve her birinin yüreğimdeki yeri ayrı olan gönüldaşlarıma seslenmek istiyorum:

Sizler kısa dönemli bir çıkar ya da bir seçimlik makam fırsatını değerlendirmek için yola çıkmadığını ispat edenlersiniz!

Sizler, refik olmanın gereğini emeğiyle, zihniyle ve fedakarlığı ile ortaya koyanlarsınız!

Seçim sonrasında partimiz hakkında yapılan algı operasyonlarına asla üzülmeyiniz!

Bugün iktidar da, iktidarın boşaltmakta olduğu alanı kendi dar ideolojik kalıpları ile doldurmak isteyen bazı muhalefet çevreleri de Gelecek Partisi’nin alternatif oluşturma potansiyelinden çekindikleri için bu algı operasyonlarını sürdürüyorlar!

Milletvekillerimiz hakkında bir yıldır sürdürülen ahlaksız dedikoduların ne kadar temelsiz olduğunu zaman gösterdi!

Biz nice algı operasyonlarını aşarak bir parti kurduk!

Nice baskıları, saldırıları ve tehditleri aşarak bu partiyi sizlerin emekleri ve rızkınızdan kestiğiniz maddi fedakarlıklarla Türkiye sathına yaydık!

Siyasi ayak oyunlarını aşarak bir daha çıkamayacağımızı zannettikleri TBMM kürsülerine çıktık!

Arkadaşlarımız TBMM’de milletin hukukunun nasıl korunacağının en güzel örneklerini sundular!

Elimizde iktidar imkanları, kasamızda hazine yardımı, arkamızda belli kesimlerin sermaye desteği yok!

Ama yüreğimizde bu aziz ülkeye ve millete inancımız, zihnimizde hiç çıkarmadığımız siyaset ilkelerimiz var!

Cesaret ve samimiyetle yola çıktık, yine cesaret ve samimiyetle yola devam ediyoruz.

Özetle, bu ahlaklı ve nitelikli kadroları alan dışına itmek isteyen mahfillere kötü, sizlere ise çok iyi bir haberim var!

Biz, buradayız!

Biz, ciddi sıkıntılarla boğuşan milletimizin arasındayız!

Biz, yeni bir ufuk arayan ülkemizin hizmetindeyiz!

Hiç kimse kaygıya düşmesin!

Adımızdan da anlaşılacağı üzere Biz Geleceğiz!

Allah’a emanet olunuz!