Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Kazım Yurdakul ve “Mülteci Meselesi Varmış…” Yazısı !..

Türkiye’de ve Dünyada MÜLTECİ SORUNU

Türkiye’de ve Dünyada MÜLTECİ

Muhsin AKIL

Kazım Yurdakul: Türkiye’nin yetiştirdiği ender/nadir düşünce insanlarından birisidir. Yazmış olduğu kitapları, gazete ve televizyonların kendisiyle yapmış röportajlardaki ilginç düşünceleri, televizyon ve youtube kanallarındaki önemli açıklamaları vs. her yönüyle dikkat çeken birisi olmakla birlikte uzman psikolog, davranış, yönetim ve iletişim uzmanı. Aynı zamanda uluslararası ilişkilerde, milli hassas konularda, istihbarat, strateji, terör, savunma sanayi alanında bilgi birikimine sahip önemli bir araştırmacı/gazeteci/yazar da diyebiliriz.

En büyük özelliği Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK hakkında bilinmeyen sırları cesurca açıklaması…

Kısaca biyografisi/özgeçmişi: 1973 İstanbul doğumlu. ODTÜ ve İstanbul Üniversitesi mezunu. Bugüne kadar roman, tarih, siyaset, deneme üzerine 11 kitabı yayınlandı. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK üzerine (bilhassa bilinmeyenleri) Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren araştırmalarını içeren “Asil Kan” kitabını yazdı. Ayrıca Şampiyonu Yetiştirme, KUT, NLP, Koçluk Kültürü, Milletin Darbesi 15 Temmuz, Türkiye’nin Diriliş Anekdotları, Döndüm Bir Devlet Uyanıyor, Sultan 2. Abdülhamid Han isimli kitapları var. Son aylarda ilginç, çarpıcı televizyon programları, bazı gazete ve dergilerin, Youtube’de özel kanalların kendisiyle yapmış olduğu röportajlar ile dikkatleri üzerine çekti.

Kazım Yurdakul’un “MÜLTECİ MESELESİ VARMIŞ…” Yazısı…

“Öncelikle; “Hayvan türüyüm!” zanneder; “Dünyanın kaynakları sınırlı.” Yalanıyla rızık endişesine düşer; beşerce, ihtiyacını sınırsız, hayatı bu dünyadan ibaret sanıp; doğarken sana dikensiz gül bahçesi vaadedilmiş gibi davranıp; üstüne hepimizin arasındaki bağı, hatta hepimizin aslen tek olduğumuzu da unutursan; seni, celladın ezbere kavgacı papağanı olup; psikolojinide, sosyolojiyi de bozup mahvetmekten kim alıkoyabilir ki?

Uyan Ademoğlu! Sorun Suriyeli değil. Sorun ekonomik değil. Sorun İblis değil! Kendi imtihanının sorumluluğunu kendi dışında herşeye yüklemeye çalışan; sensin. Hani der ya şair: Ya çaresizsiniz; ya da çare; sizsiniz!

Şimdiii. Ne varmış? Mülteci sorunu varmış! Hımmm! Varmıymış? Vardır. O zaman şöyle yapalım. Yaşayan en yaşlı vatandaşımızın da hakkına binaen; diyelim ki en yaşlımız 120 yaşındaysa, son 120 senede Anadolu’ya ve Anadolu içine farklı şehirlere göç eden herkes yerine geri dönsün. Var mısın? BEN VARIM.

Bu konunun geçmişe dair kısmı. Geleceğe dair de şunu yapalım (ki gelecek geldi zaten. Mesele de bunun anlatılmayışından idrak edilememesi ya…)

Afrika, Avrupa, G. Amerika’nın stratejik biçimde bize bağlanmasının alt yapısını oluşturan ve ülkemizde eğitim alan müstakbel bürokrat, asker, siyasi, aktivist vs. hepsini de geri yollayıp, bundan sonra da almayalım. Biz merkezi, merkezde olmayan, merkez devlet olalım.

Gelecek olan şirket, uluslararası kurum, fabrika vs. de izin verelim ama içinde insan olmasın. İıh! İnsan gelmesin diyelim(!)

Yoksa; bireysel ve toplumsal barbarlık, iki yüzlülük, aldatıcılık, hırsızlık, küstahlık ve sapkınlık zirvesi batılıyı alalım da; Batı’nın pis savaşları, darbeleri, terörü çekilince suç oranları dünyanın en aşağısında, dünyanın en vicdanlı insanları olan Yakın Doğuluyu mu almayalım?

Yoksa, batıya benzediğinden suç oranları Suriyeli, Afgan vs. den 10 kat fazla olan yerel Türkiyeliyi mi yollayalım? Hatta aklı bile batıya benzediğinden, kişisel deneyimlerini, nesnel ölçümden anlamlı gören yereli, vatandaşı; diyorum…

Bütün istatistikler yıllardır 1/7, 1/10 oranındayken, giyimi, kıyafeti, fakirliği farklı coğrafyaların farklı davranışlarını, sırf kendisine benzemediğinden hakir gören batıya benzemeye, vicdan ve akıl erozyonunda devam mı edelim. Yoksa fırsat bilip silkelenip kendimize mi gelelim!

Tür Devleti’nin her tavır ve davranışında olduğu gibi; her durumda tapusunu bile sadece üst kullanım hakkı olarak ALLAH’IN TOPRAKLARININ NE ZAMAN SAHİPİ OLDUK DA; HANGİ ÜSTÜNLÜĞÜMÜZLE, İNSANOĞLU İÇİNDE KENDİMİZİ SANDĞIMIZ HALTA BENZEMEYİ BİR SINIR KABUL ETTİK?

Biz ne zaman; 100 yıl önce aynı başkente bağlı, Çanakkale’de,Kut’ta daha geçen sene, deprem günü sınırda, Libya’da vs. de bu Devletin vatandaşlık statüsünü bile almadan, bu Devlet için şehit olanlardan daha fazla sahibi olduk, bu toprağın?

Biz ne zaman bu kadar, böyle olduk? Suç oranı bizden düşük; bizim beğenmediğimiz işleri yapan, Suriyeli üç-beş serserisinin tecavüz tacizine, amcalarımız, dedelerimiz, ev sahiplerimiz, iş sahiplerimizle onlarca misliyle cevap verecek ahlaksızlığa biz ne zaman ulaştık? En önemlisi, aynı Batı gibi, istatistikler ortadayken “Ben değilim; tembel o. Ben değilim; hırsız o. Ben değilim katil o. Ben değilim; sapık o. Ben getirmedim; toplumumuzdaki ahlakı, hoşgörüyü, sabrı, iyiliği bugünkü haline getiren, o!” diyecek kadar, bunu koro halinde söyleyecek kadar; İnsan’ın, İslam’ın, Medeniyet’in, Türk’ün anlamını unutacak kadar ne zaman Avrupalı olduk biz?

Biz bu insanları yerlerinden eden barbar, ilkel, hırsız Batı ya anca söylenip, bir batılı gördüğümüzde alıp baş üstüne koyacak kadar mesnetsiz ve vicdansız bir hayranlığı; hatta daha ötesinde, idiotik bir ilkeleşme motivasyonu ile kimlik/kişilik kopyalamasını yapacak kadar ne zaman yittik?

BİNLERCE YILDIR bizden olan; birlikte yiyip içip savaştığımız; bizden 100 yıl önce suni sınırlarla ayrılan ve 1937 de, muhatapları öldürülmese Atatürk’ün defaatle ve mecliste de açıkladığı üzre federasyon çatısı altında toplayacağı, çok yakında da Türk Devleti’nin tamamlanacak eksik ajandasıyla yine TDB çatısına girecek olan ve dünya medeniyet, vicdan ve akıl çan eğrisinin şampiyonu halklar hakir görecek bilgisizliğe, vicdansızlığa ne zaman vardık biz?

Dilinin söylediği Türk, Müslüman, Medeni, Adam olma misyonumuzdan karakterimizden ne zaman bu kadar uzaklaşıp tam da batılı gibi iki yüzlü olduk?

Biz ne zaman camide Cuma Hutbe’sini beklerken; telefon cihazımızı secdenin sağ köşesine özenle yerleştirip, onun yanından geçiyor veya üstüne çıkarsa diye, ayakkabımızla vurup karıncayı öldürecek kadar idiokrasi kurbanlığından idiokrasi orduları neferine döndük? (Hatta ilkinden öldüremeyip, ikinci darbeyi de vuran…)

Biz ne zaman, bu barbarlar, bütün sistemi; okumamak, okuduğunu anlamamak öğrenmemek, ezberlemek, sorgulamamak, araştırmamak üzerine kurup; içeriklerin tamamını eksik, yüzeysel, yanlış hale getirip bizi okumayan, araştırmayan, sorgulamayan, soru sorana kızan insanları haline getirenlerle anlaştık?

Yoksa biz gerçekten, düşmana benzeyip; ezeli ve ebedi savaşı kaybettik de fark mı etmedik?

Biz ne zaman; bu insanları yerlerinden edenlere, bedel ödeme riski alıp karşılık vermezken; bu karşılığı verip, bu insanları bir an önce yurtlarına dönsünler diye samimiyetle ve güçlü biçimde uğraşan Milli unsurlarımıza destek yerine, düşmanın kendi ekmeğine yağ sürdürdüğü adamlar olduk?

Pardon! Biz Adamken; Pagan mı olduk?

Ben hiç görmedim, sayfasında Suriyeli ya Afgan’a çemkirirken; ABD, İngiltere vs. en az aynı çemkirme tonunda yazan…

Hiç görmedim, “Ey BM! Versene benim devletimin parasını? Ben, (İnsani yanına girmeden sadece resmi açıdan bakarak) kuralların gereği aldım; bu insanları… Ama sen bana kişi başı vermen gereken parayı 13 yıldır vermediğinden, ben hepsi için düzenli kamp yapamadım.” Diyen; görmedim!!!

Ama çok gördüm, yıllardır olup, her yıl artan, bundan sonra daha da artacak olan üniversite yabancı kontenjanının, yerliden tamamen ayrı, alakasız olduğunu; birbirine etkisinin olmadığını bilmeyen MÜLTECİZORİ HASTASI…

(Mültecizori; genel olarak; 1789-2021 yenidünya düzeni isimli (kıyamete) yakın Çağ ve Yalancı Yüzyıl’ın kültür esaretinden kaynaklı STOCKHOLM SENDROMLU; CELLADINA AŞIK’larda görülen; eğitimle geçebilen hastalığa denir… (Not:uydurdum:))

Veya “Yok canım de devletten maaşı, adamların çok az bir kısmı, dünya bankası vs. in yolladığı parayı alıyor.” diyenini de görmedim.

Ve en önemlisi ben şu iki soruya cevabı olan bir MÜLTECİZORİ GÖRMEDİM

1-Diyelim ki, henüz benim değişik hallere girmiş, kendini unutmuş ve tabi PenaNato medyasının da etkisiyle artık dünya herkesin bildiğini bilemeyen, her gün, her hafta olmuş olayları, yapılmış işleri palavra zanneden; Türkiye oyun oynuyor, Rusya da şakacıktan Türkiye’nin her emrini dinliyor, ABD, Fransa, Almanya, İngiltere de şakacıktan dünyadan çekiliyor, şakacıktan savunma sanayi programlarını durdurup Türk bilgi birikimine dönüyor; hatta bu ülkeler en üst organlarından, nasıl batıyor olduklarını, ABD de evsiz ölümleri artışından dolayı olağanüstü halleri; kapanan devletleri, her yüzlerce şirketin batışını; Rusya’nın İslami Bankacılık denemesine meclis kararıyla başlamasını; dijital paraya geçiş ve doların rezerv olmaktan çıkışının üç senede tamamlanıyor oluşunu; Türkiye’nin BM GK da ABD’yi yalnız bırakışını; Asya Yatırım Bankasının, TC olarak ikinci büyük ortağı oluşunu; bunu Türk parasını (Dijital ve/veya… : ) 60 a yakın devletin kullanmaya hazır olduğunu vs, en çok Milletim bilmiyor.

Yani, Küreselci kayığından iniyoruz. Küreselcinin, bizdeki az bilgili, çok izlenme oranı arzulu arkadaşların da önüne düşen Novo Ordu Seclorum (Yeni Dünya Düzeni) dosyalarını saçışı, kaçışı ile ilgi ve bizim bu arkadaşların da başlayan dönemi Yeni Dünya Düzeni zannetmesini sağlıyor ya…

Neyse! Bitti o iş! Geldi Türk’ün Yüce Düzeni.

Yani bundan sonra her milletten mülteci buranın yerlisi. Alışın ve çalışın ki bu yitik haller bir de kıskanma ve kıskanmaya gerek olacak haller olmasın.

Soru şuydu?! Olmayalım mı biz dünyayı yönetecek merkez Devlet?

Biz, ABD’ye “Bak ne güzel, 72 Milleti bir çatıda toplamış!” diye bizden modellediği Adamlık faktörünü övüp; biz de ondan Paganlığı modellemeye devam mı edelim?

2-Bu insanları; Devletimizin Milli unsurları, yıllardır çabaladığı güvenli ortamı sağlamadan; silahsız, lojistik, düzensiz biçimde, kadınıyla, yaşlısıyla, çocuğuyla savaşın içine geri mi atalım? Yoksa, Pagan modellememiz tamamlandı diye Akdeniz’e mi dökelim?

(Pagan olmak böyledir. Kendini küstahça akıllı zannederken, silahsız, lojistiksiz nasıl savaşılacağını; erkeklerin bir kısmı aileleri ile gelmese; yaşlıya, çoluğa çocuğa kimin bakacağını akledememektir. Aklettiğinde de akletmemiş gibi yapmaktır.)

Velhasıl; İŞİNE BAK EY TÜRKOĞLU! BIRAK EZBER SAKIZLARLA VAKİT, ÜMİT, GÜVEN KAYBINI… Ki sonra yaklaşan adil dünyada “Suriyeli; benden zengin olmuş!” “Ortodoks; benden Müslüman olmuş!” diye üzülme; bir de…

“Hayy!” de de, silkelen! Köprüden önceki son çıkışı kaçırma! Ya da istersen; kaçır. Bana ne ki! Suriyeliye ne ki!”

(Kazım Yurdakul ve “Mülteci Meselesi Varmış…” Yazısı üzerine ANALİZ/YORUM yazarlar bölümünde)