İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gökhan Tuncer: “Yeşil dönüşümü tarım ve gıda sektörü için büyüme fırsatına çevirmek istiyoruz”
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, küresel ekonomik belirsizlikler, tarımsal üretim maliyetleri, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, borsa meclisinde yaptığı konuşmada Cumhuriyet’in 103’üncü kuruluş yıl dönümünden küresel ekonomik gelişmelere, tarımsal üretim maliyetlerinden iklim değişikliğine ve yeşil dönüşüme kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Tarım ve gıda sektörünün karşı karşıya olduğu risklere dikkat çeken Tuncer, üreticilerin gelirlerinin korunması, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ve işletmelerin uluslararası rekabet gücünün artırılması gerektiğini ifade etti.
CUMHURİYET’İN DEĞERLERİ ÜRETİM VE EKONOMİK GELİŞİMİN TEMELİ
Konuşmasına geçmiş dönem meclis üyelerinden Bekir Lütfi Özsoy ile uzun yıllar İzmir Ticaret Borsasının pamuk analiz laboratuvarı ve tescil birimlerinde görev yapan Burhanettin Eryaman’ı anarak başlayan Ömer Gökhan Tuncer, her iki isme Allah’tan rahmet, ailelerine ve borsa camiasına başsağlığı diledi.
Cumhuriyet’in ülkenin geleceği açısından taşıdığı öneme değinen Tuncer, “Cumhuriyet, ülke tarihimizin en kritik dönüm noktalarından biri ve geleceğe umutla bakabilmemizin, birlikte üretebilmemizin, yarınlarımızı özgür irademizle şekillendirebilmemizin de en güçlü dayanağıdır.” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet’in kazandırdığı değerlerin eğitimden bilime, sanayiden tarıma, ticaretten teknolojiye kadar birçok alanda gelişimi desteklediğini belirten Tuncer, “Bu birikimi daha ileriye taşımak amacıyla üretimin, emeğin ve alın terinin değerini büyütmek, gelecek nesillere daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye bırakmak için yılmadan çalışmaya devam etmeliyiz.” dedi.
Tuncer, Cumhuriyet’i armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bağımsızlık mücadelesinde görev alan kahramanları şükranla anarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı.
KÜRESEL FİNANSAL RİSKLER TARIM VE GIDA PİYASALARINI ETKİLİYOR
Küresel ekonomide finansal belirsizliklerle iklim kaynaklı risklerin giderek daha fazla iç içe geçtiğine işaret eden Tuncer, uluslararası kuruluşların değerlendirmelerinin tarım ve gıda piyasaları açısından önemli uyarılar içerdiğini söyledi.
Uluslararası Para Fonunun Küresel Finansal İstikrar Raporu'na değinen Tuncer, finans piyasalarının mevcut dayanıklılığına rağmen kırılganlıkların arttığını belirtti. Yapay zekâ alanındaki yüksek kazanç beklentilerinin karşılanamaması durumunda yaşanabilecek piyasa kayıpları, yüksek kamu borçları ve artan finansman maliyetlerinin küresel ekonomik istikrar açısından risk oluşturduğunu kaydetti.
Finansal kırılganlıkların üretim ve ticarete yansıma ihtimaline dikkat çeken Tuncer, tarım sektöründe finansmana erişimin zorlaşmasının üreticilerin ve tarıma dayalı sanayi işletmelerinin yatırım kapasitesini sınırladığını ifade etti. Enerji fiyatları ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların da üretim maliyetlerini ve uluslararası ticareti doğrudan etkilediğini vurguladı.
EL NİÑO GIDA GÜVENLİĞİ AÇISINDAN RİSK OLUŞTURUYOR
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın değerlendirmelerine de değinen Tuncer, El Niño kaynaklı aşırı hava olaylarının küresel gıda güvenliği üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtti.
Programın analizine göre El Niño nedeniyle Latin Amerika ve Karayipler'de 16 milyon, Doğu ve Güney Afrika'da 18 milyon, Asya ve Pasifik bölgesinde ise 8,2 milyon kişinin daha gıda güvensizliği riskiyle karşılaşabileceğinin öngörüldüğünü aktaran Tuncer, iklim değişikliğinin yalnızca tarımsal üretimi değil, gıda arzını, fiyat istikrarını ve toplumların temel ihtiyaçlara erişimini de tehdit ettiğini söyledi.
Finansman ve girdi maliyetlerindeki artışla kuraklık, aşırı yağış ve verim kayıplarının aynı dönemde yaşanmasının küresel gıda fiyatlarında dalgalanmalara ve tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabileceğini belirten Tuncer, tarım sektöründe finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi ve iklim değişikliğine uyum yatırımlarının artırılması gerektiğini kaydetti.
Dünya Gıda Programı’nın afetler gerçekleşmeden alınan önlemlere yapılan her 1 dolarlık yatırımın insani kayıpların önlenmesi bakımından 7 dolara kadar fayda sağlayabileceğine ilişkin değerlendirmesini hatırlatan Tuncer, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesinin de önem taşıdığını vurguladı.
TARIMSAL GİRDİ MALİYETLERİ İLE ÜRETİCİ FİYATLARI ARASINDAKİ FARK AÇILIYOR
Tuncer, Türkiye İstatistik Kurumu verilerinin tarımsal üretimde maliyet baskısının sürdüğünü ortaya koyduğunu belirtti. Tarımsal girdi fiyatlarının ağustos ayında yıllık yüzde 30,3 arttığını, tarım ürünleri üretici fiyatlarındaki yıllık artışın ise eylül ayında yüzde 12,9 seviyesinde kaldığını aktaran Tuncer, bu verilerin üretim maliyetleri ile ürün fiyatları arasındaki ayrışmaya işaret ettiğini söyledi.
Enerji, gübre ve yem fiyatlarındaki artışların üreticilerin maliyetlerini yükselttiğini ifade eden Tuncer, tarım ürünleri üretici fiyatlarının eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 2 gerilemesine de dikkat çekti.
Çok yıllık bitkisel ürünlerde yıllık yüzde 19,3 düşüş yaşandığını belirten Tuncer, bölgenin önemli tarımsal ürünlerinden üzümün üretici fiyatlarında yıllık yüzde 23,4, yalnızca eylül ayında ise yüzde 14,4 gerileme görüldüğünü kaydetti.
Üretim maliyetleri yükselirken ürün fiyatlarının düşmesinin üretici gelirlerini ve yeni üretim dönemine ilişkin kararları olumsuz etkileyebileceğini dile getiren Tuncer, hayvancılık sektöründeki gelişmeleri de değerlendirdi.
Ağustos ayında yumurta üretiminin yıllık yüzde 21,4, ticari işletmeler tarafından toplanan inek sütü miktarının ise yüzde 9,5 arttığını aktaran Tuncer, üretim kapasitesindeki artışın ekonomik kazanca dönüşmesinin önemine işaret etti.
Tuncer, “Bu gelişmeler üretim kapasitesi açısından olumlu olmakla birlikte, üretici açısından asıl önemli olan, artan arzın ekonomik kazanca dönüşmesidir.” ifadelerini kullandı.
Üretim artışının iç talep ve ihracat olanaklarıyla desteklenememesinin üretici fiyatları ve işletme kârlılığı üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Tuncer, bu durumun üretimden depolamaya, işlemeden pazarlamaya kadar tüm değer zincirini etkilediğini söyledi.
2026-2027 sezonunda tarımsal verimin genel olarak yüksek seyrettiğini belirten Tuncer, üretimde miktar artışının tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, “Her şeyden önce üreticinin maliyetlerini karşılayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve üretimini sürdürebildiği bir ekonomik yapıya ihtiyacımız var. Hiç kimse unutmamalı ki, kâr etmeyen iş sürdürülemez.” dedi.
YENİLENEBİLİR ENERJİ KOOPERATİFLERİ İÇİN UYGUN HUKUKİ ÇERÇEVE ÇAĞRISI
Tarım ve gıda sektöründe enerji maliyetlerinin üreticilerin kazancını ve ürünlerin tüketiciye ulaşma maliyetini doğrudan etkilediğini belirten Tuncer, yenilenebilir enerji kaynaklarının üretimin devamlılığı ve gıda arz güvenliği açısından fırsatlar sunduğunu ifade etti.
Özellikle küçük üreticilerin yatırım maliyetleri ve teknik gereksinimler nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarına erişimde güçlük yaşayabildiğini kaydeden Tuncer, enerji kooperatiflerinin ortak yatırım ve maliyet paylaşımı yoluyla bu engellerin aşılmasına katkı sağlayabileceğini söyledi.
Çatı güneş enerjisi sistemleri, jeotermal enerji ve biyogaz gibi çözümlerin sulama, seracılık, hayvancılık, soğuk hava depoları ve gıda işleme faaliyetlerinde kullanılabileceğini belirten Tuncer, ortak ekipman ve bakım hizmetlerinin enerji giderlerini daha öngörülebilir hale getirebileceğini, ürün kayıplarının azaltılmasına yardımcı olabileceğini dile getirdi.
Avrupa'daki Schnifis, Minoan ve Magliano Alpi enerji topluluğu örneklerini hatırlatan Tuncer, Türkiye'de bu modelin yaygınlaştırılması için tarımsal kooperatifler, sulama örgütleri, belediyeler ve gıda işletmeleri arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Yatırımların bölgesel ihtiyaçlar, şebeke koşulları ve yerel enerji kaynakları dikkate alınarak planlanmasını öneren Tuncer, mevcut mevzuatta yenilenebilir enerji kooperatiflerinin faaliyetlerini sınırlandıran unsurların giderilmesi gerektiğini belirtti.
Tuncer, “Üreticilerin ortak yatırımlarla enerji maliyetlerini yönetebilmelerini sağlayacak düzenlemeler, tarımın rekabet gücüne, çiftçi gelirlerine, kırsal kalkınmaya ve gıda arz güvenliğine önemli katkılar sunabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
YEŞİL DÖNÜŞÜM İZMİR'İN TARIMSAL TİCARETİ İÇİN ÖNEM TAŞIYOR
Tarım ve gıda piyasalarının dünya genelinde köklü bir değişim sürecinden geçtiğini ifade eden Tuncer, kuraklık, su kıtlığı ve kaynak baskısının yanı sıra Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon uygulamalarının ticaret ve rekabet gücü üzerinde belirleyici olduğunu söyledi.
Sürdürülebilirliğin geçici bir yaklaşım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Tuncer, konunun işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesi, üretim maliyetlerini düşürebilmesi, finansmana erişebilmesi ve Ege Bölgesi'nin tarımsal ticaret gücünü uluslararası pazarlarda koruyabilmesi açısından önem taşıdığını kaydetti.
İzmir Ticaret Borsasının üyelerine yönelik desteklerini ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendirmeyi hedeflediğini belirten Tuncer, imalatçı üyeler arasında gerçekleştirilen ön çalışmanın sektörün mevcut durumunu ortaya koyduğunu ifade etti.
İşletmelerin iş sağlığı ve güvenliği, çalışma koşulları, tedarik ve ürün güvenliği alanlarında önemli bir saha tecrübesine sahip olduğunu dile getiren Tuncer, buna karşılık bu birikimin stratejik şirket politikalarına dönüştürülmesi ve uluslararası kabul gören çevre yönetim belgeleriyle desteklenmesi konusunda eksiklikler bulunduğunu söyledi.
İhracat yapan işletmelerin dış pazarların etkisiyle belirli bir bilinç kazandığını belirten Tuncer, özellikle küçük ve mikro ölçekli işletmelerin uzman personel ve bütçe yetersizliği nedeniyle yeşil dönüşüm sürecinde zorlandığını kaydetti.
Karbon ayak izinin hesaplanması, enerji yönetim sistemlerinin kurulması ve dijital izlenebilirlik altyapısına geçilmesi konusunda işletmelerin istekli olduğunu ifade eden Tuncer, finansman sorunu ve teknik bilgi eksikliğinin bu süreçteki temel engeller arasında yer aldığını vurguladı.
ÜYELERİN FİNANSMANA VE TEŞVİKLERE ERİŞİMİ KOLAYLAŞTIRILACAK
İzmir Ticaret Borsasının üyelerin dönüşüm sürecinde yalnız kalmaması için çalışmalar yürüteceğini belirten Tuncer, finansmana ve teşviklere erişimi kolaylaştıracak, özellikle küçük işletmelerin yönetim ve eğitim kapasitesini güçlendirecek adımlar üzerinde durduklarını söyledi.
Yeşil dönüşümün yalnızca bir zorunluluk olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Tuncer, bu sürecin maliyetleri düşüren ve işletmelere rekabet avantajı sağlayan bir fırsata dönüştürülmesini hedeflediklerini kaydetti.
Önümüzdeki dönemde iyi uygulamaların yaygınlaştırılması, karbon ölçümünden dijital izlenebilirliğe kadar üyelerin ihtiyaçlarına yanıt verecek hizmet modellerinin geliştirilmesi planlanıyor.
Tuncer, İzmir Ticaret Borsasının hedefini şu sözlerle açıkladı:
“İzmir Ticaret Borsası olarak gayemiz çok net, üyelerimizin küresel pazarlardaki yeşil duvarlara çarpmasını önlemek, bu zorlu süreci bir yük değil, İzmir’in tarım ve gıda sektörü için büyüme fırsatı haline getirmektir.”
Yeni dönemde bu hedef doğrultusunda çalışmaları kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Tuncer, oluşturulacak çalışma gruplarına katkı sunmak isteyen meclis üyelerini görüş ve önerilerini paylaşmaya davet etti.