BÜTÜN YÖNLERİYLE FETÖ GERÇEĞİ ve 15 TEMMUZ -2-
Türkiye’nin Yakın Tarihinde FETÖ Gerçeği: Ulu Göz, Ergenekon Tuzağı, CHP, MHP ve AK Parti’ye Yönelik Kaset Skandalları ve Dünün Cemaati (Paralel Yapısı) Günümüzün Terör Örgütü FETÖ’ye Yönelik Tam 40 Yıl Boyunca Verdiğimiz Amansız Mücadelenin Sırları!..
Muhsin AKIL
Yıllarca önce onca şüpheye ve tereddüde rağmen benim bile Cemaat hakkındaki düşüncelerim tam netleşmemişti! Gerçeği bilmeme rağmen içimde bazı tereddütler, zan/şüpheler vardı. 1980’li yıllarda oluşan zan ve önyargıdan uzak şüphe ve tereddütlerimi bir süreliğine içime gömmüştüm. Fakat Cemaat üzerinde yapmış olduğum istihbarat ve araştırmalar bakışımı, düşüncemi ve fikirlerimi netleştirmişti. Artık geçmişteki şüphelerimde haklı olduğuma inanmaya başlamıştım. Zan ve şüpheye mahal vermeyen gerçekler ortaya çıktıkça Cemaat hakkında kesin fikrimi ortaya koymak zorundaydım.
Dünün Cemaatini (Paralel Yapı) bugünün terör örgütü FETÖ’yü tanıdıkça zihnimde yapılanmasına yönelik bazı şekiller oluştu. Yani, dünün cemaati bugünün terör örgütü FETÖ hakkında zihnimde bir şema oluştu. Cemaat yapılanmasını Piramit’e benzeterek basamaklara ayırdım. Asıl tepe olan Ulu Göz teröristbaşı Fethullah Gülen Hoca ve kurmayları (uzmanlar, hocalar, bilim adamları, iş adamları, üst düzey ağabeyler ve ablalar vs.) dışında orta tabaka ve alt tabakayı onlardan ayırmaya başladım. Orta ve alt tabaka Cemaat’in saf/masum, görünene ve kendilerine yönelik telkinlere inanmış, körü-körüne bağlı insanlardan oluşuyordu. Onların basiret ve ferasetle gönül gözlerini açarak son günlerdeki acı gerçeklere seyirci kalmadan kendilerini sorgulamalarını istiyordum. Orta ve alt tabakadan oluşan çoğunluğun Cemaate körü körüne bağlı olmaları bizleri derinden üzüyordu. Zaten sonunda terör örgütü FETÖ’nün faturasını onlar ödedi! Bu da basiret ve feraset gözlerinin kapalı olmasından ve Cemaate (FETÖ) olan körü-körüne bağlılıklarından kaynaklanıyordu…
O Dönemin Gülen Cemaati (Günümüzün FETÖ Terör Örgütü) İlmi Siyaset ve Takiye Yolu İle Halkın ve Devletin İçine Nasıl Siyasete Sirayet Etti?!: Teröristbaşı Fethullah Gülen’in özgeçmişi irdelendiğinde Nur camiasından nasıl koptuğunu, nasıl dışlandığını açıkça görebiliriz. Daha sonradan ilm-i siyaset ve takiye yoluyla devlet erkanına sinsice yaklaştıklarına şahit oluyoruz. MSP, AP, CHP, ANAP, Doğru Yol ve diğer bazı siyasi partilere sızarak siyasi arenada güçlenmeye çalıştıklarını çok iyi biliyorduk. Onların güçlendikçe ve fırsatları ele geçirdikçe devlet kademelerinde yer edinmek için nasıl çırpındıklarını aleni bir şekilde görüyorduk. Özel evler, dershaneler, sivil toplum örgütleri vasıtası ile de saf-temiz Anadolu’nun fakir-fukara çocuklarına el atıp onların beyinlerini yıkayarak, geleceklerini garanti altına almak için askeri ve polis okullarına (referans ve torpil yoluyla) yerleştirerek kendilerine hizmet için yetiştirdiklerini de çok iyi biliyorduk. Sadece askeri ve polis okulları değil siyasal, hukuk, mühendislik vs. her alanda öğrenci yetiştirerek kendilerine hizmet amacıyla nasıl yetiştirdiklerini de çok iyi biliyorduk. Dünyada benzeri az görülen gizli bir yapılanma (teşkilatlanma) ile zaman içinde güçlerine güç kattılar ve devletin her kademesinde söz sahibi olmaya başladılar. Dedikoduya, şaibeye iz bırakmayan bir güven ortamı yaratarak siyasi partilere destek verip amaçlarına ulaştılar.
Dönemin Cemaati (günümüzün terör örgütü) FETÖ, AK Parti’nin (inanç, kardeşlik bağı olan) yumuşak karnındın sızmıştı. Ve uluslararası küresel güçlere yaranmak için İslâm’dan tavizler vererek DİYALOG çağrısı yapmış ve sonunda da başarmıştı.
Teröristbaşı Fethullah Gülen ve Cemaati için AK Parti bulunmaz bir fırsattı. Nasıl olsa yüzde 51 oy çoğunluğu ile sandıktan çıkmış ve tek başına iktidar olmuştu. Daha önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi sözkonusu İslâm ve kardeşlik olunca, sözkonusu dava ve hizmet olunca, sözkonusu birlik-beraberlik olunca AK Parti onlar hakkında hiçbir zan ve tereddütte kapılmadan her istediklerini yerine getirmeye başladı! Hatta ve hatta hizmet ehli oldukları için, yalan, riya, haram konusuna dikkat edecekleri için, kul hakkı gözetecekleri için devlet kademelerindeki en önemli, en kritik görevlerde bile hiç tereddüt etmeden gelmelerini sağladı! AK Parti’nin (inanç bağı gözetilerek) yumuşak karnından giriş yapan dönemin Cemaati (günümüzün terör örgütü FETÖ, zaman içinde istek ve arzularını daha da çoğalttılar. Artık ellerinde listeler ‘şuraları isteriz, şu yerleri bize verin, şu makamlara bizim adamlarımızı getirin, şu yetkileri bizim olacak’ diyerek AK Parti iktidarını ikna ettiler amaçlarına ulaşmaya başladılar. Fakat bu istek ve arzularının sonunun gelmediğini anlayan dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan ve bazı AK Parti kurmaylarında bir şüphe oluşmaya başladı. Zaman içinde bu şüpheler daha da çoğaldı.
Dönemin Cemaati (günümüzün terör örgütü) FETÖ, içerde bu yoğun çalışmaları yaparken Fethullah Gülen de Vatikan olmak üzere ABD, AB ve İsrail’in hem üst düzey yetkilileri ve CIA ve MOSSAD gibi istihbarat birimleri ile de diyaloga geçerek kendilerinden uluslararası arenada da söz sahibi konumuna getirdiler. Vermiş oldukları tavizlerle kendilerini hem Hıristiyan hem de Musevi/Yahudi dünyasına sevdirttiler, kabul gördürttüler ve onlarla sarmaş-dolaş, el-ele, omuz-omuza bir ‘kardeşlik’ ruhu içinde vücut bulup Dinlerarası Diyalog düşüncesini hortlattılar. Bu bahsetmiş olduğumuz hususların belgeler Fethullah Gülen’in konuşmaları arasında vardır. Gerçekler ayrıntılarda gizlidir! Teröristbaşı Fethullah Gülen, öyle çarpıcı ve korkunç konuşmalar yapıyordu ki, Kelime-i Tevhid’in ("Lâ ilâhe illallâh, Muhammedü'r-rasûlullah: "Allah'tan başka ilah yoktur, Hazret-i Muhammed (s.a.v.) Allah'ın elçisidir" sözünün özüne yönelik itikadı ve akideyi zedeleyen bir konuşma yaptı! Yani, “Lailahe illallah” demek yeterli, “Muhammed’ün resûlullah” demeye gerek yok dedi! Kur’an’ın bazı ayetleri, Peygamberin bazı hadisleri miladını doldurmuş yönünde beyanlar verdi. Fethullah Gülen’in İslâm’ın akide ve itikadı özünden dışına çıkmaya başladığını, diğer dinlerle (Hıristiyan ve Yahudiler) uzlaşma, barışma ve kaynaşma yoluna giderek ‘Hak Geldi Batıl Zail Oldu’ ayetini adeta inkar edercesine açıklamalar yaptığına şahit oldukça iğrenmeye/tiksinmeye başlamıştık. Evet, bütün bunlardan dolayı AK Parti iktidarını gerek yazarak, gerek yüz-yüze görüşerek uyarmaya başlamıştık. Teröristbaşı Fethullah Gülen ve Cemaati’ne dikkat edin diyorduk. Bunlar başınıza belâ olacak diye uyarıyorduk. Uyarımız sadece AK Parti iktidarına değil diğer siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve tüm toplumu kapsayacak düzeydeydi. Tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Belâ ‘geliyorum’ diyordu. Fakat AK Parti iktidarı bütün bu uyarılarımızı dikkate almadı. Ki ilk uyarımı CHP’yi (Deniz Baykal’ı) hedef alan seks kasetleri ile yapmıştım. Daha sonra MHP’yi bazı milletvekillerinin seks kasetleri konusunda uyarmıştım. En sonunda da AK Parti’yi Ses “Kasetleri” konusunda uyardım. İddialarım ve uyardığım hususlar zaman içinde bir bir gerçekleşti. Oysaki biz sadece ipucunu verip, yol gösterip büyük felaket öncesi uyarılarımızı yaparak üzerimize düşen mesuliyeti ve görevi yerine getiriyorduk!
Ergenekon, Balyoz Operasyonlarının Perde Arkasında dönemin Cemaat ve günümüzün terör örgütü FETÖ’nün ayak İzlerini Görüyorduk: Ne zaman ki Ergenekon operasyonları başladı Cemaat hakkındaki şüphelerim arttı işte o zaman Ergenekon mağdurları üzerine yoğunlaştım, Yapılan haksızlıkları ve usulsüzlükleri kaleme almamla birlikte benim adım da Ergenekoncu’ya çıktı! Hatta ve hatta o kadar dikkati çekmişim ki Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz beyefendi hakkımda Gizli Tanık ‘AKDENİZ’ yoluyla yüzlerce sayfa iddianame bile hazırlamıştı. Bunun üzerine benimle ilgili Gizil Tanık AKDENİZ dahil tüm gizli tanıklar üzerine derinlemesine araştırmalar yaptım. Ve öğrendiğim gerçekler tüylerimi ürpertmişti. Tüm gizli tanıklar sabıkalı, ruh hastası, PKK itirafçısı, maceraperest, kendilerini ‘derin devlet’ havasına kaptırmış şizofren özellikli insanlar içinden özel seçilmişti! Bu sefer Gizli Tanık’larla ilgili uluslararası araştırmalar yaptım: başka ülkelerdeki gizli tanıkların yasal boyuttaki hak ve hukuklarını inceledim ve bu konuda da devleti uyarıcı yazılar yazdım. Bilhassa Ergenekon savcılarını uyarmıştım! Ki Ergenekon savcılarının FETÖ ile irtibatlı olduklarını nereden bilecektim! Yıllar sonra, şu içinde bulunduğumuz günlerde uyardığım savcıların gizemleri/sırları Cemaat uzantılı çıkınca Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının asıl amacı da ortaya çıkmış oluyordu. Yani, emperyalist küresel güçlerin Türkiye uzantısı ‘sahte derin devlet’ deşifre olunca onun yerini Cemaat’in Paralel Devlet’i doldurulmuş olduğunu gördüm. Çünkü AK Parti misyonu, vizyonu, amacı/hedefi Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, tam bağımsız bir ülke olması, batının hegemonyasından kurtulması, IMF kıskacından çıkması ve kendi üreten, kendi gelişen, refah ve huzur içinde bir ülke olması için çırpınan ve Hedef 2023 Projesi ile de Türkiye’yi uluslararası arenada sözü geçen, kalkınmış, müreffeh ülkeler seviyesine çıkmış, istihbaratı, silah sanayi, teknolojisi ile de tamamen milli olması gereken bir strateji izlediği için maalesef emperyalist küresel güçler boş durmadılar. Türkiye’yi içerden kuşatmak için Cemaat fonksiyonunu devreye sokup kendi amaçları doğrultusunda kullanmak istediler.
Zaman İçinde Dönemin Cemaati Günümüzün Terör Örgütü FETÖ Hem İçerde Hem Dışarda Gücüne Güç Kattı ve Öyle Bir Gün Geldi Ki Kendisini ‘DEVLET’ Yerine Koyup 17 Aralık 2013 Operasyonlarını Başlattı: İşte bütün bunlardan dolayı teröristbaşı Fethullah Gülen ABD’de ‘üs’ kurup cemaatini dışarıdan organize etmeye başladı. Uluslararası ilişkileri ve Türkiye içindeki yapılanması(devlete rağmen) paralel büyümeye başladı, devlet kurumlarının en önemli yerlerine sızarak emperyalist küresel güçlerin hizmetçisi konumuna geldi. Zaten kendileri söylemiyor mu “Biz hizmet erleriyiz” diye. Evet, hizmet ediyorlardı, hem öyle bir hizmet ediyorlardı ki kendi ülkelerinin siyasi, ekonomik, sosyal yönden çökertecek bir şekilde hizmetlerinde adeta yarış ediyorlardı. Öyle bir zaman geldi ki devletin farklı kurumlarındaki istihbarat birimleri dahil olmak üzere Emniyet’te aleni, Yargı’da gizli bir şekilde örgütlendiler. Ta ki ‘artık devlet bizim elimize geçti’ fikri olgunlaşıncaya kadar. Ne zaman ki ‘devlet artık biziz’ düşüncesi meyvesini vermeye başladı işte o zaman düğmeye bastılar. Ve yolsuzluk ve rüşvet kılıfı altında AK Parti iktidarı ve Başbakan Erdoğan’a yönelik 17-25 Aralık 2013 Operasyonunu gerçekleştirdiler. Elbet ki gelmiş-geçmiş iktidarlarda da yolsuzluk ve rüşvet vardı! Yolsuzluğa, rüşvete, haksız adalete hepimiz karşıydık. Varsa yolsuzluk yapan, rüşvet alan, haksızlık yapan yüce adalet önünde cezasını çekmeliydi. Fakat dönemin Cemaati günümüzün terör örgütü FETÖ’nün amacı yolsuzluk ve rüşveti olaylarını bahane ederek asıl AK Parti iktidarını devirerek ve Başbakan Erdoğan’ı koltuğundan ederek tüm devleti ele geçirme planını tatbikata koymaktı. Ve düğmeye bastılar ama amaçlarına ulaşamadılar. Başka bir iktidar/hükümet olsaydı çoktan devrilmişti. Bu küresel oyunu, tezgahı, tuzağı AK Parti iktidarı bilip-anladığı için pes etmedi tam tersine gerçek düşmanını görerek tedbir ve önlem alıp üzerlerine gitti. Üzerlerine giderken önce dershanelerden sonra Emniyet’ten başladı. Dershaneler Cemaat’in Kara Kutusu ve Can Damarı olduğu operasyonlardan sonra çok iyi anlaşıldı. Ve Emniyet’teki Fetöcülerin üzerine gidilince de kızılca-kıyamet koptu. B:u sefer karşı operasyon düğmesine mevcut iktidar basmıştı. Atamalar, görev değişimleri, yetki almaları ile Türkiye’de teröristbaşı Fethullah Gülen’in ve Cemaatihin hiç de hesap etmediği gelişmeler yaşanmaya başladı. Evdeki hesap pazara uymamıştı. Yanlış hesap Bağdat’tan değil Ankara’dan dönmüştü! Teröristbaşı Fethullah Gülen ve Cemaati (FETÖ) pirince giderken bulgurdan olmuştu. Vurdukları keser sert kayaya çarpmış hatta geri teperek kendilerini yaralamıştı. Kazdıkları kuyuya kendileri düşmüştü.
Artık CHP, MHP ve AK Parti ile İlgili Seks ve Ses Kasetlerini Hazırlayanların Cemaat Olabileceği Şüphesi 17 Aralık Operasyonları İle Adeta Kesinleşmiş Gibiydi: Seks kasetlerinin perde arkasındaki izleri takip ederek teröristbaşı Fethullah Gülen ve Cemaati’nin (FETÖ) giden uzun-ince bir yolu izlemeye başladık. 17-25 Aralık 2013 polis-yargı darbesi üzerinden fazla bir zaman geçmemişti ki 13 Aralık 2014 tarihinde ansızın teröristbaşı Fethullah Gülen’in telefon konuşmaları internete düştü!.. Türkiye’de yer yerinden oynadı. Bu sefer ‘kasetler’ değil telefon konuşmaları gündeme bomba gibi düştü! Maske düşmüş kel görünmüştü! Teröristbaşı Fethullah Gülen ve Cemaati’nin (FETÖ) tüm sırları üç-beş telefon konuşmasıyla birlikte deşifre olmuştu. Asıl amaçları da gün yüzüne çıkmış ve millet gerçeği öğrenmişti.
İBDA-C SALİH MİRZABEYOĞLU KUMPASI: İBDA Fikriyatı Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun İçeri Alınmasına ve Yıllarca Esaret Altında Yatmasına Müsebbip Fethullah Gülen Cemaati Olmasın! İBDA-C TEHLİKENİN FARKINDAYMIŞ: Teröristbaşı Fethullah Gülen’nin Türkiye dışına çıkmasına sebep (herkesin gözünden kaçan) bir gerçeği de hatırlatmak isterim. Evet, teröristbaşı Fethullah Gülen’i korkutan, yurtdışına çıkmasına sebeplerden birisi de İBDA fikriyatının mimarı (tam 16 yıldır cezaevinde yatmakta olan) Salih Mirzabeyoğlu çevresindeki İBDA-C militanları tarafından ölümle tehdit edilmesiydi. Salih Mirzabeyoğlu da Milli Görüş ve Büyük Doğu camiasından… Yani eski (1980 öncesi) AKINCILAR’ın bölünmesiyle AKINCI GÜÇ olarak ortaya çıkan daha sonra İBDA fikriyatının lideri). Salih Mirzabeyoğlu’nun neden yıllarca cezaevinde yattığını çok iyi anlıyorduk! Şu andaki iktidar ile inanç, düşünce, fikir, kök bağı olmasına rağmen (aradaki sürtüşmeler ve gerginlikler yüzünden) niçin serbest bırakılmayarak yıllarca cezaevinde tutsak olduğu gerçeği de yıllar sonra da olsa gün yüzüne çıkmış oluyordu. İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu cezaevinden çıktıktan birkaç yıl sonra vefat etmişti. Ve dahasını da söyleyebilirim, İBDA fikriyatı mimarı ve lideri Salih Mirzabeyoğlu üzerindeki TELEGRAM (işkence yöntemi!) uygulamasının terör örgütü Fethullah Gülen Cemaati tarafından yapılmıştı! DİPNOT: Salih Mirzabeyoğlu Cezaevi’nde yatarkan Ankara’daki ofisime İBDA-C mensubu bazı tanıdığım kişiler geldi. Gelenlerden birisi avukat diğeri de iş adamıydı. Benden cezaevinde yıllarca yatmakta olan Salih Mirzabeyoğlu’nun çıkması konusunda yardımcı olmamı istediler. Ben de kendilerini yanıma alarak TBMM ve Adalet Bakanlığına götürmüştüm. Bu konuda en üst düzey yetkililerle görüştürmüştüm. Onları uğurladıktan sonra bu görüşmelerim yoğun bir şekilde devam etti. Ve konuyu yargıya taşıdım ve yargıdaki duyarlı insanlarla da görüştüm. Sonunda yanıma gelen arkadaşlara çok yakında Salih Mirzabeyoğlu’nun cezaevinden çıkacağı müjdesini verdim. Uzun yıllar cezaevinde yatan Salih Mirzabeyoğlu kısa bir zaman sonra cezaevinden tahliye olmuştu.
Fethullah Gülen İBDA-C’yi İspiyonlamıştı: Fethullah Gülen’in Polis Koruması, İBDA-C Hakkında Şikâyette Bulunduğu Ortaya Çıktı: Büyük Doğu Haber sitesinin yayınladığı habere göre bugün mevcut hükümete karşı uluslararası bir komplo içerisinde baş aktörlüğe soyunan Fethullah Gülen İBDA/C şikayet etmiş. Bu konuyla ilgili o günlerde medyaya yansımış bir haberi tırnak içinde sizlerle paylaşıyorum. Haber aynen şöyleydi: “Fethullah Gülen hareketinin ‘hareket tarzını’ da ortaya koyan hadise 1996 yılında gerçekleşti. Fethullah Gülen, İBDA/C örgütü tarafından tehdit edildiği ve öldürüleceği şikayeti ile İstanbul İl Koruma Komisyonuna kendisine yakın koruma verilmesi konusunda talepte bulunmuş ve bu talebi dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın 30.07.1996 tarihindeki oluru ile kabul edilmiş ve bu tarihten itibaren kendisine yakın koruma polisleri tahsis edilmiştir. 1999 yılındaki değerlendirmesinde aynı tehdidin devam ettiği gerekçesi ile korumanın devam etmesi talebi tekrar değerlendirilmiş ve İstanbul Merkez Koruma Komisyonu tarafından uygun görülerek 2 yakın koruma ile devam etmesi kararı alınmıştır. Bu durum Fethullah Gülen’in rahatsızlığı dolayısı ile ABD’ye gitmesine kadar, hatta ABD’de bulunduğu 1. ayda ABD’de korunmasına kadar devam etmiştir.”
Teröristbaşı Fethullah Gülen’in Telefon Konuşmaları, BDDK, TUSKON ve Holdingler: Bilhassa Fethullah Gülen ve Büyük Abi X ile arasında geçen ilk telefon konuşmasında Asya Bank üzerinde durulurken BDDK sözkonusu olunca “BDDK’da adamlarımız var” diyerek kendilerinden emin ve büyük bir özgüvenle umursamadıklarını ama tedbir ve önlem alarak nasıl bir yol takip edecekleri üzerinde durdukları düşünüldüğü zaman, bir dönem Anadolu’daki Holdinglere yapılan operasyonların da Cemaat tarafından yapılmış olacağı olasılığı ortaya çıkmıştı, O dönemde BDDK operasyonları ile kaç Holding tarihe karışmıştı. Benim bildiğim sadece Konya’daki ve Yozgat’taki Holdingler... Kim bilir daha kaç holding daha vardı!
İkinci konuşmada THY ve Bir banka üzerinde durulurken nasıl bir strateji izleyerek paçayı kurtarmaya çalıştıkları üzerinde duruluyor. En önemlisi de Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce’nin iktidar ve Fethullah Gülen arasında kilit adam olduğu intibası da açık bir şekilde ortadan kalkmış oluyordu. Demek ki Hüseyin Gülerce’ye kadar ne büyük abiler varmış!.. Hüseyin Gülerce ile ilgili Fethullah Gülen’e soru yönelten büyük abi bakın nasıl çark ediyor! Hüseyin Gülerce’nin iktidara koşmuş olduğu şartların Fethullah Gülen’den mi kaynaklandığı hususu sorulmuştu. Yani, “- Efendim 3 şart koşuyor. 1. yolsuzlukların üzerine gidilsin diyor. Yani paralel yapı varsa onları tasfiye edebilir. 2. Dedikodu gıybet etmeyelim. Bu bütün ülkeyi rahatsız ediyor. 3. Sulh yolunu teklif ediyor.” Bu sorular üzerine Fethullah Gülen’in bir süre sustuktan sonra ‘haberim yok’ demesi ve boşver dercesine serzenişte bulunması Hüseyin Gülerce gerçeğini de ortaya koymaktaydı. Fakat zaman içinde Hüseyin Gülerce FETÖ’nün ne mel’un, ne nankör ve ne iğrenç bir örgüt olduğunu gördü ve onlardan ayrıldı. Hüseyin Gülerce bu konuda samimiydi. Zaten yazmış olduğu birçok konuda bu konuya açıklık getirmiştir.
Üçüncü telefon konuşmasında Cemaat’a Türkiye’den hangi iş adamlarının destek verdiği, Fethullah Gülen’i koruyan baronların isimleri aleni bir şekilde geçmekteydi. TUSKON ile birlikte Mustafa Koç, Adnan Polat, Turgay Ciner, Ali Sabancı ve Mehmet Nazif beyin isimlerinin geçmesi!.. :üyük patron (kastedilen herhalde Başbakan Erdoğan olsa gerek yanılmıyorsak!) duymasın’ sözleri ve Uganda’dan bahsedilirken Ananas şifresi, hatta ve hatta Cemaat’in yurt dışındaki okul hizmetleri kılıfı altında aslında uluslararası devletler bazında iş takipçiliği yaparak çok büyük kar paylarına ortak oldukları da anlaşılıyordu. TUSKON’un kapatılması ile ilgili dedikoduların, twetter’daki paylaşımların da sözkonusu edilmesi enteresandı! En önemlisi BDDK’nın Asya Finans üzerine gitmesinin olamayacağı ve BDDK da üst düzey bazı yöneticilerinin kendi adamları oldukları gerçeği ile de karşılaşıyorduk. Bütün bunlar apaçık gösteriyordu ki Fethullah Gülen ve Cemaati sadece Türkiye’de değil dünya çapında bir yapılanma ile küresel güç olmayı hedefleyerek Türkiye’deki devlet yapısının tamamen ele geçirip istedikleri gibi at oynatma düşünceleri karşısında tüylerimiz diken diken oluyordu.
O DÖNEMDEKİ AK PARTİ İKTİDARI ve FETÖ ARASINDAKİ KAVGAYA YÖNELİK DÜŞÜNCELERİM
Cemaatin Sinsi ve Gerçek Yüzü 17-25 Aralık Polis-Yargı Operasyonlarında Ortaya Çıktı: Böylesi ülkemizin geleceğini tehlikeye sokan gelişmeler ve olaylar karşısında devlet ve millet olarak ne yapmalıyız?! Şimdi ülkenin daha vahim, akıbeti daha da meçhul, neyin ne olacağı konusu bile belli değil, nasıl olsa iktidar ve cemaat arasında geri dönülmesi imkansız bir savaş başladı, kimin kazanacağı konusunda fikrim olmasına rağmen, yerel ve genel seçimler öncesi daha birçok kaset, telefon konuşmaları, operasyonlar ki asıl korkum bu duruma müdahale edecek dış istihbarat güçlerinin provokasyonları ve fail-i meçhul suikastların olması ihtimali… İşte bu nedenle iktidarı, muhalefeti, diğer siyasi partileri ve tüm sivil toplum örgütlerini itidale, sükunete, işbirliğine, dayanışmaya davet ederek TÜRKİYE’NİN Kİ DEVLETİN ve MİLLETİN BEKASI İÇİN GÜÇBİRLİĞİ OLUŞTURARAK MİLLİ MUTABAKAT İLAN EDİLMELİDİR diyorum. Bu kangren olmuş sorunu çözmek, ülkenin gidişatının önündeki tuzakları, engelleri kaldırarak ülke menfaatine, millet menfaatine herkes bir şeyler feda ederek MİLLİ MUTABAKAT yolunun açılmasında hemfikir olmalıdır. İktidar-Cemaat kavgası, internete düşen yeni ses kayıtları yeni tartışmalar yol açtı. Devlet içinde, toplumda ve medyada akla-hayale gelmedik komplo teoriler, derin yorumlar ve analizler yapılıyor. Her iki tarafta elindeki kozları kullandıkça kimin haklı kimin haksız olduğu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaya başladı. İktidarın hoşgörü, iyi niyet, saflığı ile birlikte gaflet ve dalaleti başına öyle dertler açtı ki… İktidarın Cemaate olan çok aşırı yakınlığı, hoşgörüsü ve sevginin faturasını bugün ülke olarak çok pahalı ödemek zorunda kaldık. Cemaate yönelik ortak paydalar arasında inanç duygusallığı, hoşgörü ve sempati ile birlikte bir o kadar basiret ve ferasetten yoksunluğun başına dert açmasıyla gözleri perdelenen iktidarın zihin açıklığından da körelmesi nedeniyle Cemaat tuzağına düştü ve devlet kurumlarının en kritik yerlerine Cemaat adamlarını getirerek kendi kuyusunu kazabildi?! Nihayet, cemaatin masum, saf ve temiz yüzünün aslında takiye mantığı üzerine giydirilmiş bir maske olduğu ortaya çıktı da iktidar acı gerçeği görebildi! Oysaki Cemaatin gerçek yüzünün şeytani ve sinsi izdüşümü, silueti ve asıl gizli şifreleri yolsuzluk ve rüşvet kılıfı altında iktidara yönelik 17-25 Aralık operasyonlarında ortaya çıktı. Cemaatle ilgili tüm gerçeklerin perde arkası 17-25 Aralık 2013 tarihleri itibarı ile aralandı ve iktidar şok üstüne şok geçirerek kendisini sorgulamaya başladı. 17-25 Aralık 2013 tarihi iktidar-cemaat kapışmasının miadı/miladıdır.”
FETÖ Kıskacında AK Parti – Cemaat Gerçeği: AK Parti’nin daha ilk kuruluş günlerindeki birçok olaya şahit oldum. R. Tayyip Erdoğan ve bir kısım dava arkadaşlarının samimi bir şekilde AK Parti’yi kurduklarını çok iyi biliyorum. Amaçlarından ve asıl niyetlerinden hiçbir zaman şüphem olmadı. Fakat ne olduysa sonradan oldu. Aynen Cemaate sızıldığı gibi, AK Parti’ye de içerden ve dışarıdan bazı güçler sızdı! Çıkarcı/menfaatçi insanlarla birlikte yalaka ve dalkavuk insanların da at başı yarış edercesine R. Tayyip Erdoğan dahil olmak üzere parti kurmaylarına yakın olabilmek için akla-hayale gelmedik yalan, dümen ve entrika ile iktidarın içine sızdıklarını çok iyi biliyoruz. Bu sızmaların önüne geçilemeyişi ile başlayan süreç içinde AK Parti zaman içinde bambaşka bir parti haline dönüştü. Ve bu durumu fırsat bilen dış güçlere de zaten gün doğmuştu. Dış güçlerin güdümünde ve kontrolünde olan bazı AK Parti ileri gelenlerin nasıl da R. Tayyip Erdoğan ve kurmaylarını etkileyerek her istediklerini yaptırdıklarını da unutmadık ve daha dün gibi hatırlıyoruz. Dış güçler bir ara iktidarı öyle bir hale getirdiler ki adeta uçurdular. Kendi yörüngelerinde her istediklerini yaptırdılar. O yüzde ABD ile sıcak diyaloglar başladı. O yüzden AB kapılarını açtılar. O yüzden BOP ortağı yaptılar. AK Parti iktidarını kanatlandırıp uçurdular. Ve tam bu sırada bugünler için hazırladıkları Cemaati iktidara monta edip asıl amaçlarını gerçekleştirmek için düğmeye bastılar. Önce geçmişteki kendi kontrollerindeki derin yapıyı bertaraf etmekle işe başladılar. Bu sayede TSK hedef haline getirildi. TSK’nın onuru, şerefi ve gururu ayaklar altına indirildi. Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile de hem PKK’nın hem de Cemaatin önü açıldı! 70 yıllık derin yapıyı bertaraf ederken 25 yıllık paralel yapı iktidara montajlandı! Yani, sahte derin devlet yerine yeni paralel yapıyla devam etmek istediler. Çözüm Süreci bahanesi ile de PKK siyasallaştırılarak barış ortamı zuhur etti. Türkiye içerden üç ayrı kıskaç altında (derin, serin ve paralel) kontrole alındı. Derin derken, 70 yıllık NATO uzantılı siyasi, sivil toplumsal ve kurumsal derin yapının kalıntıları üzerinden hâlâ varlığını hissettiren bir yapıdan söz ediyorum. Serin yapı derken sıcak teması bırakmış PKK’nın BDP ile siyasallaşarak serin bir hava estirmesi üzerine iktidara her istediğini yaptıracak bir konuma gelmesinden söz ediyorum. Ve paralel yapıdan bahsederken de yıllardır köstebek misali tüm kurumları örümcek ağı gibi sızmış ve bilhassa yargı ve polis gücü ile devletin çok önemli kurumlarına sirayet edip iktidara alternatif paralel bir yapı ile Türkiye’nin yönetimini ele geçirmek için 17-25 Aralık Yargı/Polis darbesine kadar ki zaman süreci içindeki rüştünü tamamlamış paralel yapıdan bahsediyorum.
FETÖ/(Paralel Yapı ve Kandırılmış cemaat: Cemaatin masum saf temiz yüzü derken aslında ayrı bir gerçeğin altını kalın bir çizgiyle çizmek isterim. Evet, Cemaati üçe ayırmak gerekiyor. İlki lider/Baş imam, ikincisi lider/imamın emirlerini harfiyen uygulayan omurga imamlar! Üçüncüsü ise ana gövde dediğimiz asıl çoğunluğu oluşturan ana gövde… Lider/imam ve onun emirlerini harfiyen uygulayan omurga imamları dışında kalan ana gövde gerçekten saf, temiz, dürüst ve inanmış insanlar. Zaten o yüzden FETÖ Cemaat kavramını kullanıyor! Gerçek yüzlerini Cemaat kavramı içinde gizliyorlar! Bunlara körü-körüne duygusal bağlarla bağlanmış milyonlar vardı! Maalesef onların bir an önce bu sihirli/büyülü dünyadan sıyrılarak gerçekleri görmesi gerek. Zaten değil midir bu saf, temiz, dürüst insanlar sayesinde lider/imam ve onun emirlerini harfiyen yerine getiren omurga imamlar ayak duruyor ve nefes alıyor. O halde onların nefeslerini kesmek ve ayakların kaydırmak için bu saf, temiz ve dürüst insanları uyarmak, uyandırmak ve kendilerine getirmek gerekiyor. Gerçekten uyutulmuş ve uyuşturulmuş büyük bir kitle var cemaat içinde. Asıl ana gövde onlar. Keşke onlar bir uyansa, onlar kendilerine bir gelse ve onlar bu büyüyü/sihri bozup ah keşke gerçekleri bir görebilse! Cemaatin tepesi ile ana gövdesini birbirinden ayırmak gerekiyor.
17-25 Aralık Yargı-Polis darbesinin aylar öncesinden plânlı/programlı ve sistemli bir şekilde hazırlandığı ve iktidarın mutlak surette devrileceği üzerine yönelik operasyonların başlatıldığını belgeleyen ses kasetleri bir bir ortaya çıktıkça Türkiye’nin içerden ve dışarıdan nasıl kuşatma altına alınarak darbe zeminin hazırlandığına 17-25 Aralık Yargı-Polis operasyonları sayesinde şahit oluyorduk. Mevcut iktidarı bu konuda gerek yazarak ve gerekse yüz-yüze görüşmelerimizde defalarca uyarmıştık. Keşke uyarılarımıza kulak verselerdi. Keşke ne demek istediğimizi anlayabilselerdi. Keşke dikkatlerini uyarılarımıza vererek asıl anlatmak istediğimiz acı gerçeği fark edebilselerdi.
Neyse ki 17-25 Aralık Yargı-Polis operasyonları ile iktidar kış uykusundan uyandı ve korkunç gerçeği gördü! İş işten geçmeden hızlı bir manevra ile gerekli önlemleri alarak olması muhtemel olayların da önüne geçmiş oldu. Fakat yeterli miydi?! Hayır!.. Tam aksine, iktidarın, Cemaatin boş durmayacağını göz önünde bulundurarak bundan sonra neler yapabileceği konusunda strateji geliştirip yine olması muhtemel birçok olayın daha şimdiden önüne geçilmesinin yollarını araması en doğal hakkıydı. Yolsuzluk ve rüşvet kılıfı altında iktidara yönelik darbe girişiminin fiyaskoyla sonuçlandığını anlayan Cemaatin telaşa kapılıp B Plânını devreye koyabilmek için ABD-Türkiye arasındaki telefon trafiğinin (ses kayıtlarının) internet ortamına düşmesiyle birlikte yazılan darbe senaryonun derinliği de apaçık gün yüzüne çıkıyordu.
Emperyalis Küresel Güçler, Modern Lavrens Teröristbaşı Fethullah Gülen ve Günümüz Haşhaşileri FETÖ/PDY:
Osmanlı parçaladıktan sonra şehit kanları üzerinde kurulmuş bir avuç toprak parçası üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bile hazmedemeyen emperyalist küresel güçler bu ülkeyi parçalamak için 100 yıllık bir proje hazırladılar. Bu 100 yıllık projenin nihai başarı tarihi 2023 yılıydı. Türkiye (AK Parti İktidarı) bu acı gerçeği gördü, önlem ve alternatif olarak 2023 Projesi’ni hazırladı. Hatta 2053, 2071 projeleri ile birlikte… Belki yeni bir YÜZYIL PROJESİ olan 2123 Projesi bile yoldadır!
Emperyalist Küresel Güçler, Türkiye’deki asker içindeki (uzantıları/işbirlikçileri) Derin Devlet maskesi altındaki cuntacıları, Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile derdest edip yerine 40 yıldır hazırladıkları Cemaat kılıflı FETÖ/PDY ‘yi koyarak 15 Temmuz Darbe Girişimi ile amaçlarına ulaşmak istediler ama başaramadılar.
FETÖ/PYD tam 40 yıldır devleti ele geçirmek için sinsi ve kahpe yöntemlerle (takiye mantığı ve dışa kapalı, kendi içinde farklı yol, yöntem, taktik, şifreli haberleşme) ve daha akla-hayale gelmeyecek her türlü yoldan devletin bütün kurumlarına sızarak maalesef bugünlere geldiler.
Türkiye’de (1980 öncesi cemaatlerin yaygın olduğu dönemde) CEMAAT kılıfı altında çoğaldılar, eğitimi önemsedikleri için çekirdek yapıyı da oluşturmak amacıyla EĞİTİM şemsiyesi altında ağlarını örmeye başladılar ve zaman içinde de çağdaş/modern bir görüntü ile öğretmen, doktor, bürokrat, avukat, savcı, hakim, polis, asker ve daha birçok dalda yetiştirdikleri öğrencileri devletin içine yerleştirmeye başladılar. TAKİYE mantığı yaşam tarzlarının yegane silahı olduğu için yalan, iftira, hırsızlık, fitne, provokasyon FETÖ/PDY terör örgütü için büyük bir sığınak ve zırhtı!
Üç H parolası olan Hizmet, Himmet, Hikmet kavramlarının gölgesi altında Abiler, Ablalar, İmamlar önderliğinde Para, Unvan, Cennet vaatleriyle Fethullah Gülen’i uluhiyet makamına yükselterek (tarihte yaşandığı gibi) Hasan Sabbah formülü ile Mehdilik makamında görerek (sözde) önce Türkiye’yi sonra bütün dünyayı ele geçirmek için delicesine, çılgıncasına bir sarhoşlukla maalesef önce polis gücünü, sonra yargı gücünü kullanarak 17-25 Aralık’ta DARBE teşebbüsünde bulundular ama başaramadılar.
Amaçları deşifre oldu. Niyetleri ortaya çıktı. Devlet kurumları içindeki örümcek ağı su yüzüne çıktı. Büyük bir panik başladı. Kimi yurt dışına kaçtı, kimi kılık değiştirerek sessiz kaldı, kimi de gizliden gizliye B planını tatbik etmek için harekete geçti. A Planı başarısız olunca B Planına geçtiler. Maalesef asker içindeki gurupları devletin istihbarat kaynakları tarafından deşifre edilince paniğe kapıldılar. (YAŞ toplantısında zaten her biri bertaraf edilecekti.) Bunu (deşifre olduklarını) bilen asker içindeki FETÖ/PDY teröristleri bu sefer askeri güçlerini kullanarak 15 Temmuz 2016’da Darbe Girişimi’nde bulundular.
Savaş uçakları, Helikopterler, Tanklar halkın üzerine bomba ve kurşun yağdırdı. Emniyet, MİT, Genelkurmay, TBMM binaları üzerine havadan bombalar yağdı. Tanklar insanlarımızın üzerinden geçti. Yüzlerce şehit ve binlerce yaralımız vardı.
15 Temmuz Darbe gecesi, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’a da suikast yapacaklardı fakat başarılı olamadılar. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın millete ‘meydanlara çıkın’ seslenişi ile milletin meydanlara akın etmesi, Cumhurbaşkanına, devletine, vatanına, bayrağına sahip çıkması, FETÖ/PDY terör örgütünün bu CİNNET diyebileceğimiz Darbe Girişimi’ni püskürtü ve bertaraf etti. Nihayetinde 40 yıllık hayal 22 saatte tuzla-buz oldu.
Yıllarca sözde CEMAAT denilen bu ihanet gurubunun aslında terör örgütü (FETÖ/PDY) olduğu gün gibi ortaya çıktı. Böylesi eli-kanlı bir terör örgütünün 40 yıl boyunca siyasi bir ayağı olmadı! Çünkü bütün siyasi partileri zaten yönlendiriyorlardı! Genellikle güçlü olanın yanında oldular. Bir dönem CHP, bir dönem ANAVATAN, bir dönem AK Parti içine takiye mantığı ile sinsice sızdılar.
Eli-kanlı FETÖ/PDY terör örgütünün polis, yargı ve asker ayağı ile birlikte siyasi, medya ve iş adamları ayağı da var! Şu anda yüzde 75’i deşifre edildi. Yüzde 25’’i hâlâ içimizde! Uluslararası istihbarat ayağını zaten aleni bir şekilde bilmekteyiz.
Dünyada, bu örgüte kimlerin destek verdiği 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ortaya çıktı. Türkiye’deki 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne sessiz kalanlar kimlerse, darbecilerin yanında olduklarını kimler ima ediyorsa onlar bu eli-kanlı FETÖ/PDY örgütüne destek vermiştir.
Tarih sanki tekerrür ediyordu. Tarihte Haşhaşiler ne ise, yıllarca Cemaat olarak bilinen aslında eli-kanlı bir terör örgütü olan FETÖ/PDY de günümüzün MODERN HAŞHAŞİLERİDİR. Aynı şekilde, tarihte Lavrens vardı. Günümüzün Modern Lavrens’i de Fethullah Gülen’dir.
Bu örgütün en büyük silahı DİNİ maske yapmasıdır. Örgüt lideri, hain, ajan, uşak, kukla, taşeron Fethullah Gülen, Ilımlı İslam, Dinlerarası Diyalog vs. argümanlar ile kendisini uluslararası alana taşıyarak ABD’yi ÜS yaptı! Masonik, Kabala, Tapınakçılar modeli bir örgütlenme şeklidir FETÖ/PDY. İşte böylesi bir örgüt lideri olan Fethullah Gülen bütün dünyaya sözde MEHDİ olduğunu ilan edecekti!
Onların amacı Türkiye’yi parçalamaktı. Onların amacı AK Parti iktidarını devirmekti. Onların amacı Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ı öldürmekti. Onların amacı, AK Parti iktidarı ile yıllarca emperyalist küresel güçlerin gölgesinden kurtulan ve Hedef 2023’e adım adım yaklaşan Türkiye’nin büyümesini, yükselmesini, muasır medeniyetler seviyesine gelmesini engellemekti.
Onlar Türkiye’ye büyük bir tuzak kurdalar ama Allah’ın tuzağı, tuzakların en büyüğü ve en hayırlısıydı! Allah’ın tuzağı onların tuzağını bozdu ve perişan etti. Nihayetinde Allah’ın (büyük ve hayırlı) tuzağına düşerek tarumar oldular.
Günümüzün Modern Lavrens’i Teröristbaşı FETÖ/PDY lideri Fethullah Gülen’e farklı bir açıdan baktıktan sonra şimdi FETÖ/PDY konusunda iktidarı(devleti) yıllar uyardığımızla ilgili yıllar önce yazmış olduğumuz yazılarımıza göz atalım.
Yıllar Önce Demiştik: ‘PARALEL YAPI NEŞTER ATILMALI!’ Peki, atıldı mı?! Hayır… Ancak yıllar sonra neşter atılabildi. O da 17-25 Aralık ve 15 Temmuz Darbe girişimlerinden sonra. İşte yıllar önce devleti Paralel Yapıya Neşter Atılmalı diye uyardığımız yazı: “Türkiye’yi hiçbir zaman kendi haline bırakmayacaklar. Türkiye ne zaman siyasi, ekonomik, sosyal, askeri, istihbarı kendi ayakları üzerinde durmaya çalışsa, ne zaman dışa bağımlılığa yönelik hamleler yapsa, ne zaman tarihi derinliğinden gelen kültürüne, milli ve manevi değerlerine yönelik adımlar atmaya kalkışsa hem içerden hem de dışarıdan saldırılara maruz kalıyor. Gezi olaylarında, 17 ve 25 Aralık darbe teşebbüslerinde olduğu gibi şimdi de Süleyman Şah Operasyonu’nda benzer saldırılar, provokasyonlar, manipülasyonlar yapılmaya başladı. Böylesi durumlarda muhalefet partileri ve Paralel Yapı’nın el-ele, kol-kola dirsek temasında mevcut AK Parti iktidarını düşman ilan etmeleri kadar manidar bir şey olamazdı. Maalesef şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu atmosfer her şeyi izah etmekte…
Dönemin Başbakanı bugünün Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın dünün Cemaati/ParalelYapısı günümüzün terör örgütü FETÖı ile MÜCADELE konusundaki hassasiyeti, azmi, uyarıları üzerinde kafa yorduğumuz zaman acaba diyoruz AK Parti içinde bu mücadeleye aynı hassasiyet, aynı azimle kimler destek veriyor dersiniz?! Bakanlıklarda, kurumlarımızda, AK Parti il merkezlerinde Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’ın çağrılarına ne kadar uyuluyor?! Gerek Ankara’da gerekse Türkiye’nin bütün illeri üzerinde yapmış olduğumuz araştırmalarda, edindiğimiz istihbarat bilgilerinde maalesef bu çağrıya uyulmadığına şahit oluyoruz ve kahroluyoruz. Lafa geldiğinde mangalda kül bırakmayanların icraatta hiçbir şey yapmadıklarını aleni bir şekilde görmekteyiz. Tek amaçları koltuklarını sağlama almak, çıkarlarını düşünmek ve etliye-sütlüye karışmamak! Böylesi bir göz boyamaya, böylesi bir kurnazlığa, böylesi bir uyanıklığa da pes doğrusu…
Yıllar önce dönemin Cemaati günümüzün terör örgütü FETÖ ile mücadele etmek için devası bir ekip kurup Türkiye genelinde büyük bir mücadele başlatmıştık! Ne yazık ki bu mücadeleden AK Parti iktidarının bile haberi olmamıştı! Sessiz ve derinden öyle bir mücadele ediyoruz ki dünün Cemaati veya Paralel Yapısı günümüzün terör örgütü FETÖ’nün uzuvlarına neşter attıkça ses geliyordu! İnanın bizden öyle korkuyorlardı ki kaçacak delik arıyorlardı! Çünkü FETÖ ile mücadele artık bizim işimiz/görevimiz olmuştu. Keşke bizden önce mevcut AK Parti iktidarı bu görevi zamanında yapabilseydi! Ya da uyarılarımızı dinleyip bize kulak verselerdi! Keşke mevcut iktidar yaptıklarımızı görebilse, uğraşımızın farkına varabilse, mücadelemizin ciddiyetini anlayabilse!..
PARALEL YAPI İLE MÜCADELE DÖNEMİNDE: Yahu o dönemde sözde Paralel Yapı ile Mücadele ediliyor ama Paralel Yapı’nın ana damarlarında hâlâ taptaze kan dolaşıyordu! Baş sağlam, gövde sağlam, ayaklar ve eller sağlam! Paralel Yapı sadece zaman kazanmak istiyordu! İktidar da buna fırsat veriyordu. Paralel Yapı öyle bir hazırlık yapıyor ki sormayın!.. Korkar gibi yapıyorlar ama asıl amaçları zaman ve zemin gözetmekti! Aslında onların tek korktukları bizlerdik! Bizleri gördükleri zaman fizik kimyaları bozuluyordu! Gölgemizden bile korkuyorlardı! Çünkü BİZ farklı yöntemlerle mücadele ediyorduk! Çünkü BİZ çok daha stratejik ve profesyonelce hareket ediyorduk! Yıllar ve yıllar önce içlerine adamlarımızı yerleştirmiştik! Yıllarca onlardan dünün Cemaati ve günümüzün terör örgütü FETÖ HAKKINDA istihbarat bilgisi aldık! Ve mücadelemizi ona göre şekillendirdik! Keşke bu mücadelemizi mevcut iktidar görüp-anlayabilseydi!.. Peki , BİZ KİMDİK?! Önce BİR avuç insan sonra BİN avuç insan olarak önce yerin altında sonra yerin üstünde (binlerce yıllık tarihin derinliklerinden süzülüp gelen) devletin bekası/geleceği, istikbali ve istiklali için her şeylerini (canları dahil) feda etmeye hazır AKSAKALLILAR’ın yeryüzündeki gölgeleriydik!..