Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

AKSAKALLILAR’dan MANİFESTO: Devletimizi ve Milletimizi İçten Çökerten Tehlikeler !.. Başta Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı, Sonra da Diyanet İşleri ve RTÜK: Sözüm HEPİNİZE!..

Milletimiz, dini yönden inanç/itikat/akide boyutunda olağanüstü bir çöküntü yaşıyor. Milli ve kültürel yönden kuru/köpüksü/hayali duygularla avunuyor! Ahlaki yönden de katılaşmış/sertleşmiş tamamen çıkar ve menfaatlere dayalı büyük bir bataklığın/çıkmazın içinde çırpınıyor. Bir ülke/devlet ve bir millet siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri ve istihbarı ne kadar gelişmiş olursa olsun dini, milli ve ahlaki yönden özünü kaybetmeye başlamışsa şayet o ülkeden/devletten ve o milletten bir şey beklenemez! O devlet/ülke ve o millet için kendisini bitirecek tehlike adım adım geliyor demektir. Zaten bir milleti ve bir devleti dış etkenlerden çok ‘iç etkenler yıpratır’ ve çökertir. Dini, milli, kültürel ve ahlaki çürümüşlük ve kokuşmuşluk o ülkenin/devletin ve o milletin sonunu getirir! Şu anda ülkemizde/devletimizde ve milletimizde bu çürümüşlüğü ve kokuşmuşluğu aleni bir şekilde görmekteyiz!

Milletimiz, dini yönden inanç/itikat/akide

Muhsin AKIL

Türkiye’ye/ülkemize ve geleceğine/(bekasına) sadece siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, irili-ufaklı cemaatler (bir tek terör örgütleri ve hainler hariç: PKK ve FETÖ vs.) üzerinden bakmak kısır/cılız bir düşünce ve anlayıştır. Türkiye’ye/ülkemize ve geleceğine (siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini ve irili-ufaklı cemaatleri de içine alacak şekilde) kapsayıcı/genel ve birleştirici/(uzlaştırıcı) bir perspektiften bakmak gerekiyor.

Şayet ki devletimize ve milletimize, Türkiye’nin/(ülkemizin) geçmişinde (1970-1980’li yıllar içinde ve sonraki yıllarda yaşanan anarşi/terörlü günlerini, içerden ve dışardan (veya içeri ve dışarı işbirliği ile) organize edilmiş darbeler (12 Eylül ve 15 Temmuz gibi) gelişmeleri/olayları unutacak kadar gaflet ve dalaletten kurtulmadıysak şayet önümüzdeki yıllarda da benzer anarşi/terör, darbe vs. gibi olayların yaşanmayacağının garantisini veremeyiz.

Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki anarşi/terör, nifak ve hainlikler sonucunda Selçuklu, Osmanlı nasıl parçalandıysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de parçalamak isteyen dış unsur odaklı koskoca bir BATI var karşımızda. Küresel emperyalist güçlerin Türkiye üzerindeki emelleri/hayalleri hala sona ermiş değildir. Türkiye’yi parçalamak için ellerinden gelen her yola başvurdukları aleni bir şekilde ortada.

Türkiye, bir asra yakın siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri ve istihbarı olarak dışa bağımlılığını daha yeni yeni üzerinden atmaya başladı. Artık kendi silahımızı (hava, kara ve deniz araçları: uçak/helikopter, savaş gemisi, denizaltı, İHA/SİHA vs.), kendi petrol ve doğal gazımızı, kendi otomobilimizi ve bugüne kadar üretemediğimiz birçok şeyi üretir hale geldik. Teknolojide dışa bağımlılığımızı yüzde 10’lara kadar düşürdük. Ve Türkiye şu anda kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke oldu. Türkiye 2023’te böylesi bir güce ulaştı.

2023’ten sonra da aynı azim ve gayretle inşallah doğru bildiği yolda giderek daha da büyüyüp-gelişecektir. Şu anda yıl 2024 ve Türkiye aynı azim, gayret ve inançla yoluna devam etmektedir. Aynı zamanda dışa bağımlı olmakla birlikte içekapanık bir ülke durumundayken siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri ve istihbarı yönlerden daha da güçlenerek dışa açıldık ve içinde bulunduğumuz bölge dahil olmak üzere uluslararası arenada sözü geçen bir ülke konumuna geldik.

Türkiye’nin görünen yüzü böyle… Ya görünmeyen yüzü!.. Maalesef dini/(inanç/itikat/akide), milli/ulvi, kültürel ve ahlaki konularda ise Türkiye sınıfta kalmıştır. Milletimiz, dini yönden inanç/itikat/akide boyutunda olağanüstü bir çöküntü yaşıyor. Milli/ulvi, kültürel yönden kuru/köpüksü/hayali duygularla avunuyor! Ahlaki yönden katılaşmış/sertleşmiş tamamen çıkar ve menfaatlere dayalı büyük bir bataklığın/çıkmazın içinde çırpınıyor.

Bir ülke/devlet ve bir millet siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri ve istihbarı ne kadar gelişmiş olursa olsun dini/(inanç/itikat/akide), milli, kültürel ve ahlaki yönden özünü kaybetmeye başlamışsa şayet o ülkeden/devletten ve o milletten bir şey beklenemez! O devlet/ülke ve o millet için kendisini bitirecek tehlike adım adım geliyor demektir. Zaten bir milleti ve bir devleti dış etkenlerden ‘çok iç etkenler yıpratır’ ve çökertir. Dini/(inanç/itikat/akide), milli, kültürel ve ahlaki çürümüşlük ve kokuşmuşluk o ülkenin/devletin ve o milletin sonunu getirir. Ülkemiz/devletimiz ve milletimizde şu anda sözkonusu bu çürümüşlüğü ve kokuşmuşluğu aleni bir şekilde görmekteyiz!

Devlet ve Millet olarak bizi asıl diri tutan, birlikteliğimizi sağlayan, kaynaşma ve dayanışmamızı koruyan dini/(İnanç/itikat/akide, milli/ulvi, kültürel ve ahlaki kutsal değerlerimizdir. İşte bu kutsal değerlerimizi yok eden, eriten, hastalıklar arasında dini/(inanç/itikat/akide), milli/ulvi, kültürel ve ahlaki değerlerden uzaklaşma, fuhuş/zina, faiz, uyuşturucu, cinayet, kumar, aşırı mal-mülk-para sevdası, rüşvet, suç oranının çoğalması, çekirdek aile ve akrabalar arasındaki uçurum, karşılıklı sevgi ve saygı yoksunluğu, vs. daha sayamayacağımız kadar (her biri bir hastalık olan) birçok unsurdan bahsedebiliriz… 

Ülkemizin/devletimizin ve milletimizin geleceği/bekası konusunda siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri ve istihbarı endişeleri düşündüğümüz gibi bir de dini/(inanç/itikat/akide), milli/ulvi, kültürel ve ahlaki açılardan ne hale geldiğimizi düşünelim! Güneş balçıkla sıvanmaz! Görmek istemediğimiz, sürekli kaçtığımız ve uzak kalmak istediğimiz asıl tehlikeler bunlar değil midir?! Maalesef gerçeklerle yüzleşmekten hep kaçmışızdır. Çünkü gerçekler çok acıdır. O yüzden hala gerçeklerden kaçmakta ısrar ediyoruz.!

Bir ülke/devlet ve bir millet, dini/(inanç/itikat/akide), milli/ulvi, kültürel ve ahlaki değerlerinden uzaklaşarak yok olmaya doğru gidiyorsa, dini/(inanç, itikat/akide), milli/ulvi, kültürel ve ahlaki yönden toplumsal olarak bozulmaya başlamış demektir. Toplumsal olarak bozulmaya başlayan bir ülke/devlet ve milletin siyasi ekonomik, teknolojik ve askeri yönden ayakta durması ve varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir!..

RTÜK, ailenin ve toplumun dini/(itikat/itikat/akide) milli/ulvi, kültürel ve ahlaki değerlerini sarsan, rencide eden, etkileyen yayınlara karşı önlem almaya çalışıyor. Maalesef Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü gibi hassas/kritik konulardan en önemlisi olan toplumsal ve ailevi ahlaki yapımızı çökertici ve rencide edici yayınlarla mücadele vermesine rağmen kesin ve keskin bir sonuca gidemiyor!

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in “Toplumumuzu güçlü kılan ve ayakta sağlam bir şekilde tutan, bizi ‘BİZ’ yapan inanç ve kültürel değerlerimizi hedef alan, kaynağı ve maksadı belli sapkın hegemonya, ülkemizin geleceği olan gençlerimizi medya aracılığıyla hedef alıyor…” sözleri bile bahsetmiş olduğumuz hususa vurgu yaparak (ne kadar acı olsa da) toplum olarak içinde bulunduğumuz ahvalimizi/(durumumuzu) aleni bir şekilde ifade ediyor.

RTÜK’ün bu tür yayınları, toplumu rahatsız edici ve ahlaka aykırı davranışlar olarak belirtmesi ve cezai müeyyidelerle engellemeye çalışması bile yetersiz kalıyor. RTÜK’ün yaptırımları ve cezai müeyyideleri bile sorunu kökten çözemiyor. Ancak uyarı/ikaz, para cezası vs. olarak kalıyor. Yine de hiç yoktan iyidir. En azından maddi ve psikolojik caydırıcılıkta işe yarıyor. Peki, kesin çözüm mü?! Değil… Fakat bazı kesimlerin bu konularda doğrudan RTÜK’ü hedef alarak suçlaması kadar saçma bir şey olamaz. Çünkü sorun RTÜK’ü de aşıyor. Sorun devletin sorunu. Bu sorun, devletin çıkartacağı köklü ve kalıcı yasal düzenlemelerin icraata konmasıyla ancak çözülebilir.

Bazı şifresiz ve şifreli tv kanalları, radyoları, internet siteleri, dijital internet platformları gibi görsel ve işitsel yayınların milletimizin dini/(inanç/itikat/akidesini) bozmakta olduğuna, milli/ulvi, kültürel ve ahlaki değerlerimizi yıprattığına toplum olarak hepimiz şahit olmaktayız. Devletin almış olduğu bütün önlemlere ve vermiş olduğu cezalara rağmen bu tür diziler, filmler, (animasyon da dahil) hala yayınlanabiliyorsa ve RTÜK elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen bu gidişita ‘dur’ denilemiyorsa kapımızdaki tehlike çok büyük demektir!

Bu tür yayın yapanlar ne kadar uyarılarsa uyarılsın, onlara ne kadar cezai müeyyide uygulanırsa uygulansın önüne geçilmesi çok zordur. Çünkü bu konularda asıl sorun eğitim ve öğretimden kaynaklanmaktadır. Önce Cumhurbaşkanlığı, sonra ilgili bakanlıklar (Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı), Diyanet İşleri Başkanlığı ve RTÜK olarak köklü çözüm yollarına gidilmesi gerekiyor. Ayrıca ivedi bir şekilde yasal zorunluklar getirilmeden bu sorunun çözülmesi imkansızdır. Bu durum aynı şekilde bazı basılı yayınlar (gazete, dergi ve kitap vs.) için de geçerlidir.

Bunun içinde RTÜK daha etkili, yetkili ve aktif bir kurum haline getirilmelidir. RTÜK üzerinde bu yayınları yapanlara yönelik sadece para cezaları caydırıcı bir güç olamaz. Yasal/kanuni değişikliğe gidilerek daha ağır para ve hapis cezaları getirilirse belki bir nebze caydırıcılık olabilir! Bu sorunun tek çözümü eğitim sistemimizde devrim niteliğinde köklü bir değişime ve yasal düzenlemelere gidilmesi…

Toplumun/milletin dini/(inanç/itikat/akide), milli/ulvi, kültürel, ahlaki ve tüm manevi yönelik her türlü görsel, işitsel, yazılı, dijital ve internet üzerinden yapılan yayınlara yönelik yasal düzenlemelerle ağır para ve hapis cezalarının yürürlüğe girmesi gerektiğini (üzerine basıp-altını çizerek!) tekrar hatırlatmak istiyoruz.

Ayrıca bu yönde devletin bir kurumu olarak başta TRT olmak üzere diğer tüm medya (televizyon, radyo, yazılı, görsel, dijital/internet vs.) kuruluşları, seferberlik ilan edilmişçesine bu konularda eğitici, öğretici ve uygulayıcı yayınlara ağırlık vermesi artık zorunlu bir hale gelmiştir.

Bunun için de kangren olmaya doğru giden böylesi büyük bir sorunun çözülebilmesi için başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve RTÜK devletimizin ve milletimizin bekası için vakit kaybetmeksizin ve bir an önce (ivedi/hızlı bir şekilde) harekete geçmelidir.

ÖNEMLİ NOT: Yazımın ‘AKSAKALLILAR’dan MANİFESTO’ başlığı dikkatinizi çekmiştir. Bu yazıyı AKSAKALLILAR adına yazdım. Yegane amacımız (yıllarca uyardığımız gibi) devletimizi ve milletimizi uyarmak! Devlet erkanı inşallah bu yazımı ciddiye/dikkate alır! Aynı şekilde milletimiz de!.. 

Yıllarca devletin başında hangi siyasi parti olursa-olsun uyarılarımız olmuştur. 22 yıldır AK Parti iktidarları döneminde de uyarılarımız sürmüştür. Devletimizin/ülkemizin ve milletimizin kangren olmuş çok önemli sorunları konusunda (yerinde ve zamanında) UYARILARIMIZ devam edecektir.