NEREYE GİDİYORUZ?
Bunu yazınca bazılarının çok eskiden toprak ve fabrikaların satışına karşı çıkanlar için “Ne olacak sırtlarına alıp gitmiyorlar ki. “ türünden “Bir yere gittiğimiz yok halen aynı yerdeyiz.” gibisinden bir yanıt gelebilir. Bu yüzden konuyu oldukça ayrıntılı açıklayalım ki kafalarda soru falan kalmasın. Böyle söyleyip hemen herkesin dikkatini toplamışken başlayalım isterseniz ne dersiniz? Bir ülke düşünün; tarımda bir zamanların kendi kendine yeten yedi ülkesinden biriyken… Bugün patatesten, buğdaya hatta tohuma kadar hemen her şeyi dışarıdan alıyorsak… Ve bizim bir ilimiz kadar ülkeler… Dahası İşgal ve iç savaşla boğuşan ülkelerden bile bu ve benzeri ürünleri ithal ediyorsak sizce de bu işte bir gariplik yok mu?

NEREYE GİDİYORUZ?
Bunu yazınca bazılarının çok eskiden toprak ve fabrikaların satışına karşı çıkanlar için “Ne olacak sırtlarına alıp gitmiyorlar ki. “ türünden “Bir yere gittiğimiz yok halen aynı yerdeyiz.” gibisinden bir yanıt gelebilir.
Bu yüzden konuyu oldukça ayrıntılı açıklayalım ki kafalarda soru falan kalmasın.
Böyle söyleyip hemen herkesin dikkatini toplamışken başlayalım isterseniz ne dersiniz?
Bir ülke düşünün; tarımda bir zamanların kendi kendine yeten yedi ülkesinden biriyken…
Bugün patatesten, buğdaya hatta tohuma kadar hemen her şeyi dışarıdan alıyorsak…
Ve bizim bir ilimiz kadar ülkeler…
Dahası
İşgal ve iç savaşla boğuşan ülkelerden bile bu ve benzeri ürünleri ithal ediyorsak sizce de bu işte bir gariplik yok mu?
Bir ülke düşünün; stratejik önemi ne olursa olsun fabrikasından tutun…
Haberleşmesine…
Enerjisinden, petrole kadar hemen her şeyi sadece meta olarak görüp yabancılara babalar gibi satarken satabilmeyi marifet saysın.
Limanlarından, tersanesine,
Köprülerden, yollara.
Hava alanlarından hastanelere kadar…
Önemli bir kısmı yabancı olan şirketlere, kişi başı,
Araç başı vs. adı altında, kamu tarafından yapılabileceğinin en az yirmi katı maliyetle halkı borçlandırsın…
Sizce neden olabilir?
Ya devletin kiraya verdiği çeşitli işletmelerin ki şirketler çok ciddi karlar edindikleri halde…
Kiralarının ben deyim on, siz deyin yirmi yıl ertelenmesine ne demeli?
Veya çok kazanıp da bir türlü en çok vergi verenler listesine girmedikleri halde pek çok kez vergi muafiyeti getirilen şirketler neyin nesi?
“Bunları yazınca tamam, bunlar doğru da enflasyona ilişkin hiç bir şey söylemeyecek misin?” dediğinizi duyar gibi oldum.
Evet, sahi fiyatlar çıldırmışçasına artarken emekli maaşları neden ev kirasını bile karşılayamaz hale geldi?
Aslında nedeni şu:
Ülkemizi yöneten siyasal İslamcı neoliberal düşünce, zenginden vergi almıyor…
Almadığı gibi…
Bir de çeşitli teşvik ve muafiyetlerle, topladığı vergilerle onları tüm gücüyle desteklemektedir.
Bunun dışındaki bir başka neden de…
Bir zamanlar ki o zamanlar ciddi bir araştırmayla 1980’ lere kadar da götürülebilir…
Bugün yabancıların elinde olan pek çok şirket,
Hatta tarım,
Bankalar,
Hayvancılık,
Haberleşme,
Enerji,
Köprü,
Yol, hava alanı ve hastane yapımı…
Aklınıza ne gelirse hepsi öncesinde, devlet tarafından halkın verdiği vergilerle yapılıyordu.
Ve kamu tarafından işletiliyordu.
Ayrıca ülkede…
İhtiyaç fazlası sanayi,
Tarım, hayvancılık ürünleri dışarıya satılır ve bunun karşılığında o ülkeye döviz gelirdi…
Gel zaman git zaman
Devlet anlayışı değişti.
Eskiden devlet her şeyden öndeydi.
Neoliberal anlayışla yabancı sermaye en büyük ve güçlü oldu…
Devlet ise onları denetleyemeyecek kadar küçültüldü.
Hem zaten neoliberalizmin ünlü “Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar.” sözü de bunu en güzel şekilde ifade edebilmektedir…
Böyle olunca da
Ülkede kamunun elinde olan fabrika,
Tarım,
Hayvancılık,
Haberleşme,
Enerji,
Tersane,
Liman hemen ne varsa tamamı özel şirketlere,
Önemli kısmı da yabancılara devrediliverince devlet de çok ciddi kaynaklardan mahrum kalıverdi.
Ayrıca o 49 yıllığına “yap- işlet- devret” modeliyle maliyetinin 20 katına varan yollar ve köprülerle, hava alanlarına dövizle ödeme yapılması gerektiği için,
Dışarıya satıp döviz gelme şansı da kalmayınca, geriye kalan tek çare yüksek faizle döviz bulmaktı…
Yüksek maliyetle alınan borcun çıkması da elbette acı olacaktı…
İşte bugün yaşadığımız yüksek fiyatların temel nedeni, yüksek faizle borçlanılan dövize bağlı ekonomik sistemden başka bir şey değildir?
Bu durumda yani sürekli olarak ekonomiyi döndürmek, bir anlamda günü kurtarmak için ülkede üretimi engelleyip ülkenin tüm mal varlıklarını haraç mezat satan bir yönetimin döviz bulmak adına ABD ve AB’den bağımsız tavır alması mümkün mü?
Olabiliyor mu?
Elbette mümkün değil!
Zaten atalarımızın sözü de tam bunu ifade etmektedir…
Ne denmişti yıllar öncesinden…
“Borç alan emir alır.”
Hem Büyük Önder Atatürk’ün söylediği “Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz.” sözü her fırsatta ABD’nin dostlarına dost, düşmanına düşman olmamızla hemen her gün kendisini de doğrulamış olmuyor mu?
Yıllardır ABD’nin düşman ilan ettiği Irak,
Suriye ve…
Libya’ya düşmanlık edip…
Suriye’ye son 12 yılda hiç gitmeyip de adalarımızı işgal ettikleri halde en küçük bir laf bile söylemeden Yunanistan’ın ziyaret edilmesinden tutun, yandaşları Starbucks’da pompalı ile ateş edip olay çıkarırken ABD ve İsrail’e yaptırımların sadece lafta kalıyor olması da bunun göstergesi değil mi?
Demek istediğim bir ülkenin kalkınması,
Halkının refah düzeyinin yükselmesi ancak ekonomide ve siyasette ulusal çıkarları göz önüne alan bağımsız bir siyasetle olabilir.
Ama asla ulus karşıtı vatan kavramından bi haber siyasal İslamcı bir anlayışla değil…
Bilmem anlatabildim mi?
18-12-2023
Nusret KEBAPÇI