Anayasa Değişikliğinin Ekonomik Temeli...
Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.baskentpostasi.com, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN EKONOMİK TEMELİ…
Herkesin bildiği gibi çok uzun zamandır anayasa değişikliği toplumun, daha doğrusu Meclis'in önüne getirilmekte ve çeşitli etkenlere dayanılarak bu konuda istenilen değişikliğin gerçekleşmesi için baskı yapılmaktadır. Böyle olunca gerçekleştirilmek istenen süreci yakından takip etmek ve şu soruyu sormak önem kazanıyor: Küresel sermayenin ülkeler üzerinde gerçekleştirmeyi istediği hedeflerle anayasa değişikliği arasında bir bağlantı var mıdır, yoksa bu süreç ekonomik gelişmelerden kopuk, kendi başına sadece siyasal bir tercih midir? Kanımca bunu açıklığa kavuşturmak son derece önemlidir.
Belki siz, ülkemizin siyasal İslamcı bir parti tarafından yönetilmesi nedeniyle olayları çok farklı boyutlarıyla algılayabilirsiniz. Ancak ne yazık ki iş öyle değil. Hem zaten son zamanlarda medyadaki görüntülere de yansıdığı üzere, ülkemizde tam anlamıyla ekonomide de siyasette de neoliberal bir sistem uygulanmaktadır.
Belki böyle yazınca içinizden "Bu yabancı sözcük acaba ne anlama geliyor?" diye sorular geçebilir. Bu nedenle, sonradan yapılanların kolayca anlaşılabilmesi için konuyu son derece açık anlatmaya çalışacağım.
Aslına bakarsanız, anlamı "yeni liberalizm" olarak okunan bu kavramın en belirgin özelliği nedir, biliyor musunuz? Bugün ülkemizde yapılageldiği üzere devleti ekonomiden çekip, daha doğrusu devlete şimdilik sadece adalet ve güvenliği bırakarak, geri kalan hemen her türden hizmeti yerli ve yabancı sermayeye neredeyse yok bedellerle bile olsa devretmektir. Buna yol, köprü, havaalanı, hatta hastaneler bile dahildir. Bununla beraber kamu hizmeti ve kamusal hak olan emeklilik, parasız okul, kreş gibi sosyal hakların da, belki çok hızlı değilse de adım adım yok edilmesidir.
Kısacası, daha önce yani normal liberal kapitalist ekonomi uygulanırken genellikle büyük mücadeleler sonucunda sağlanan her türlü hak ve kurumlar, işte neoliberalizme geçilmesiyle birlikte artık yok edilmektedir. Bunların yok edilmesine karşı oluşabilecek tepki ve direnişler ise baskı ve şiddetle engellenmektedir. Son günlerde mülakat mağduru öğretmenlerin ve özel sektör öğretmenlerinin yaşadığı sorunları dile getirmek amaçlı, hiçbir şekilde şiddet içermeyen eylemlerine yapılan müdahale buna örnektir. Aylarca maaşlarını alamayan maden işçilerinin başka çareleri kalmadığı için başkente kadar yürümek zorunda kalarak eylem yapmaları da bu durumun bir diğer yüzüdür.
Ne üzücüdür ki bu hak arayışları baskıyla engellenirken; çalışanları mağdur edip maaş ödemeyen, baskı kuran maden ve okul sahipleri ise hiçbir şekilde sorgulanmamaktadır. Uygulanan neoliberal siyaset ve ekonomi nedeniyle işçiler ve çalışanlar baskı altına alınıp, tepki göstermeleri bile engellenerek neredeyse açlığa mahkûm edilmektedir. İşçileri ve özel sektör öğretmenlerini mağdur eden patronlar ise diledikleri gibi baskıya devam edebilmekte, hatta öyle ki işçi eylemlerine silahlı adamlarıyla bile saldırabilmektedirler.
Hani "neoliberalizm" denince ne olduğu anlaşılamıyor falan deniyor ya; çok basit söylemek gerekirse sermayenin alabildiğine kuralsız ve denetimsiz olduğu, çalışanların ise açlığa mahkûm edilip hakkını arayamadığı sistemdir desek sanıyorum yanlış olmaz.
Neyse, biz devam edelim. Tabii ki hepsi bu kadarla sınırlı değil. Küresel sermaye ülke pazarını tamamen ele geçirirken, halkın bir ulus olarak tekrar kendi millî pazarını oluşturmasını istemez. Hem zaten küresel sermaye veya emperyalizm, pazarını ele geçirmek istediği ülkelerde iki şeyi asla istemez: Bunlardan biri ulusun birliği, diğeri ise sınıf bilincidir. Bu ikisi, neoliberal sistemin en çok korktuğu şeylerdir.
Sizce ABD liderleri neden mevcut siyasal İslamcı iktidara övgüler düzmektedir, biliyor musunuz? Çünkü siyasal İslam, emperyalizmin planlarını her zaman bozabilecek potansiyel taşıyan sınıf bilincini ve ulusal birliği yok etmektedir. Toplumu etnik ve dinsel kimliklere bölerek çok kimlikli, çok dilli, çok hukuklu bir sistem haline getirmeye çalışmakta; "tekçi devlet" dedikleri merkezi devlet yapısını, yani ulus-devleti ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Böyle olunca da Sendika, dernek ve meslek odası gibi ulusal sınıf örgütleri yerine de emperyalizme hiçbir şekilde ekonomik ve siyasi bağımsızlık anlamında tepkisi olmayan tarikatları, cemaatleri ve etnik mikro milliyetçiliği konulmaktadır.
Diyarbakırspor'un adının Amedspor olarak değiştirilmesi de aynı amaca hizmet etmektedir. Şöyle bir düşünün: "Amed", Diyarbakır'ın eski adı değildir ve üstelik kamuda başka bir dilin kullanılması da yasaktır. Ama bu değişime izin verilerek, kamuya etnik dil kullanma izni tanınarak bundan sonra başka etnik ve dinsel kimlik isimlerine de kapı aralanmakta ve olaya meşruiyet kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bu arada Amedspor’un maç yapacağı Türk takımlarıyla yapılan hemen her karşılaşmanın iki kimlik maçına dönüşmesi ve kışkırtmalara kapı aralanması olasılığı da çok yüksektir. Bazı ülkelerdeki iç savaşların ve parçalanmaların sadece bir futbol maçıyla başladığını da burada hiç unutmamak gerekir.
Aslında bu şaşmaz bir kuraldır: Ekonomide ve siyasette ulusal politikaların uygulanması toplumu ulus-devlet etrafında birleştirir. Neoliberal ekonomik ve siyasi politikalar ise toplumu en küçük hücresine kadar parçalayarak emperyalizmi büyütür. İşte yıllardır ekonomi küresel sermayeye peşkeş çekilirken, bir yandan da anayasa değişikliğiyle ulus olmaktan çıkarılıp çok kimlikli, federatif bir devlet yapısına doğru sürüklenmek istenmemizin asıl nedeni budur.
Yani olay şudur: Ülke ekonomisi her şeyiyle bir yandan yerli ve yabancı sermayeye terk edilirken, diğer yandan buna karşı oluşabilecek ulusal ve sınıf kökenli direnç engellenmekte; ülke, emperyalizm için dikensiz gül bahçesi haline getirilmektedir.
Üstelik anayasa değişikliğiyle...