BÜTÜN YÖNLERİYLE FETÖ GERÇEĞİ ve 15 TEMMUZ -5-
PARALEL YAPI (FETÖ) KONUSUNDA YILLARCA MEVCUT İKTİDARI UYARDIK! DÜNÜN PARELEL YAPISI GÜNÜMÜZÜN TERÖR ÖRGÜTÜ FETÖ İLE MÜCADELE EDERKEN BAŞIMIZA GELENLER ‘PİŞMİŞ TAVUĞUN!’ BAŞINA GELMEDİ!..
Muhsin AKIL
FETÖ/PDY’nin ‘Devleti Ele Geçireceği’ Konusunda Devleti Bir Yıl Önce Uyarmıştım (Onlar devletin kılcal damarlarına kadar sızmışlar devleti ele geçirecek günleri bekliyorlar.) : Şu anda medyanın gündeminde FETÖ/PDY’nin Kaset Komplosu var! Oysaki bu olayı Türkiye’nin gündemine ben taşımıştım. Türkiye’de ilk defa üç ay öncesinden Ankara merkezli ulusal gazetedeki köşemde “CHP’de Deprem” başlıklı yazımla Deniz Baykal’ın gideceğini yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun geleceğini yazmıştım. Daha sonra da aynı akıbetin MHP’nin de başına gelebileceğini aynı gazetede yazmıştım. Ve hatta AK Parti ile ilgili de kasetlerin yayınlanabileceğini…
Bu yazıları yazmadan önce Parti Genel Başkanları’na ulaşmak istedim. Geri dönüş olmadı. Bir süre bekledim dönerler mi diye. Maalesef… Çünkü iddialarımın hayal, gülünç bulmuşlardı. Ve yazmaya karar verdim. Yazdım da. Yazdıktan sonra da herhangi bir tepki olmadı. Çünkü asla inanılmıyordu. Hayal diyorlardı. Bu adam uçmuş diyorlardı. Ya da komplo teori üretiyor diyorlardı. Ne zaman Reha Muhtar Vatan gazetesinde iki gün bu konuyu ve beni gündeme taşıdı işte o gün varlığım fark edildi! Gazeteler, televizyonlar röportaj yapmak için peşime düştüler. Ve ben Antalya’ya kaçtım! Üzüntüden, kahırdan kaçmıştım. Zamanında dikkate alınmamışım röportaj olsa ne olacak. Yine de birkaç gazete ve ajansa röportajım oldu. Ayrıca dönemin CHP Genel Başkanı ile Antalya’da yüz-yüze görüşerek konuyu birlikte irdeledik.
Yıllarca Ankara merkezli ulusal bir gazetede (Anayurt) sesimi duyurabiliyordum. Ne yazık ki Paralel Yapı üzerine (10 yıl sonra) yazmış olduğum bir yazıdan dolayı uyarıldım ve bu gazetede yazmama kararı aldım. Hakkımda, derin devletin adamı, istihbaratçı, potansiyel tehlikeli bir adam, aman ha bu adamdan uzak durun dediler! Daha sonra da CHP’deki Depremi yazarak Kaset olaylarını üç ay öncesinden tahmin ettiğim için adım kahine, müneccime, her şeyi bilen adama çıktığı için hiçbir gazetede yazamadım. Zaten yazdırtmazlardı!
Şu anda yine gündemde TIB var! Oysa ki yıllar önce FETÖ/PDY’nin TIB’daki varlığını, nasıl sızdıklarını ve neler yaptıklarını devlet erkanına bildirmiştik! TIB’de çalışan ve çok önemli bir görevde olan çok değerli bir ağabeyim Paralel Yapı’nın TIB de olağanüstü örgütlendiğini, devletin üst makamına bu konuda bilgi vermemi ve istedi. Kendisinin her türlü bilgiyi verebileceğini söylemiş ben de gerekli mercilerle bu durumu paylaşmıştım. Fakat gülüp geçmişlerdi! O kardeşimi de benimle ilgili diyalogu öğrenildiği için başka bir ile sürgün etmişlerdi. (Maalesef o kardeşim yıllarca X ilinde sürgün kaldı. Ara-sıra beni telefonla arayarak Ankara’ya tayinin çıkartılması için yardım isterdi. Ben de elimden geleni yapmama rağmen bir sonuç alamamıştım. İşte o X kardeşim sürgündeki ilde üzüntü ve kahırdan yakalanmış olduğu hastalığı yenemedi ve vefat etti. O’nun ölümüne/vefatına çok üzülmüştüm.) Devlet yine bizi hafife almış ve sesimize kulak vermemişti. Hatta dönemin Başbakanı şu andaki Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan ile aramıza büyük engel koymuşlardı! Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar sözünü fiilen yaşıyorduk!
Yine yıllar önce Paralel Yapı (FETÖ/PDY) hakkında MİT ile paylaşmak istediğimiz çok şey vardı. Yazılı ve fiili görüşme talebimizi iletmiştik. Yine her nedense büyük bir engel önümüze set olmuştu. Ne yapsak engelleniyorduk. CHP ve MHP ile ilgili Kaset Depremi’ni üç ay öncesinden, Ergenekon, Balyoz Operasyonlarını 7 ay öncesinden, E-Muhtıra’da üç gün öncesinden, 17-25 Aralık darbesini 13 gün öncesinden öğrenmiş gerekli mercilere bildirmek istemiştik. Maalesef dikkate alınmadık, umursanmadık ve gülüp-geçmişlerdi!
Artık adımıza derin devlet, istihbaratçı, meçhul, karanlık ve tehlikeli adam, hatta kahin, müneccim diyecek kadar da ileri gidilerek üzerimizde korkunç bir baskı, tehdit, kumpas oluşturuldu. Önümüz tıkandı. Yine de biz kendi gücümüzle kendi gazetemizde yazmaya devam ettik. Gazetede önümüz kesilince bu sefer kendi internet sitelerimizde yazıyorduk. Maalesef Paralel Yapı (FETÖ/PDY) internet sitelerimizi de mahkeme kararı ile kapatarak yine engellendik. İnternet sitelerimiz hâlâ kapalı. Amerika’da terörist başı Fethullah Gülen hakkımda davalar açmaya başladı. Şu anda hem benim hakkımda hem de internet sitelerimiz hakkında onlarca dava var. Davaların akıbeti umurumuzda değil. Biz mücadeleye devam ediyoruz.”
Yine bir yazımızda Paralel Yapı ile R. Tayyip Erdoğan ve samimi, sadakatli bir avuç insan dışında ciddi bir mücadele verilmediğini de İnternet sitemizde yazmıştık. Bu yüzden aforoz bile olmuştuk! Sen misin yazan! Bir yıl kadar önce Paralel Yapı (FETÖ/PDY) avukatlarının açmış olduğu davalar nedeniyle kapatılan X İnternet sitemizde yazmış olduğum bir yazının önemine binaen siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.
“Türkiye Üzerinde Oyunlar ve Kirlenen Siyaset!” : Son yıllarda Türkiye üzerinde oynanan oyunların perde arkasındaki karanlık sis perdesini araladığımız zaman korkunç gerçeklerle karşılaşıyoruz. İçerden ve dışarıdan ülkemize ve milletimize yönelik tuzaklar, tezgahlar, kumpaslar, akla-hayale gelmedik entrikalar, gelecekle ilgili endişelerimizi iyice artırmıştır.
Yazılan yeni senaryoların da icraata konmasıyla birlikte iç ve dış mihrakların sınır tanımaz haddini bilmezlikleri, şımarıklıkları ve sözde korkusuzlukları bu milletin sabrının taşmasına yol açmıştır. Çözüm Süreci’ndeki tıkanıklıklar, komşu iki ülke olan Suriye ve Irak’taki karışıklıklar ve son günlerde Paris’teki dergi baskını ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Somali’ye ziyaret öncesi gerçekleşen patlama maalesef Türkiye’yi derinden rahatsız etmiştir. Ve anlıyorduk ki Türkiye’ye hiçbir zaman rahat/huzur vermeyecekler. Ve anlıyorduk ki Türkiye’nin siyasi, ekonomik, sosyal, askeri ve istihbarı gelişmesinden ve büyümesinden sürekli rahatsız oluyorlar. Ve anlıyorduk ki Türkiye’nin istikbali ile oynuyorlar.
Küresel emperyalist güçler Türkiye üzerindeki emellerinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de ülkemiz ve milletimiz üzerinde karanlık senaryolarını tatbik ediyorlar. Etrafımız dost ve müttefik bildiğimiz düşmanlarla çevrili. Yüzümüze karşı gülerler, sırtımızı sıvarlar, gaz verirler ama arkamızdan her türlü fırıldağı çevirirler. Ben iddia ediyorum ki BOP ve Çözüm Süreci farklı iki tuzak! Şu andaki mevcut iktidar nasıl ki Paralel Yapı tuzağını yıllarca fark edemedi şimdi de BOP ve Çözüm Süreci tuzağının farkında bile değil. Ankara merkezli ulusal gazetede yıllarca bu konular üzerinde yazdım. Olması muhtemel çok önemli olayları yıllar, aylar ve günler öncesinden deşifre edip devletimizi ve milletimizi uyardım!
Bilhassa şu andaki mevcut iktidarı Ergenekon, Balyoz operasyonları öncesi ve sonrasında o kadar çok ikaz ettim ki… Fakat dinleyen kim… Maalesef iddialarım bir bir gerçekleştikçe kahroldum, üzüldüm ama nafile çünkü iş işten geçmişti. Hiç olmazsa bundan sonraki uyarılarımı dinlerler mi diyorum yine de dinleyeceklerini zannetmiyorum. Çünkü Ankara’da devletin en üst düzeydeki yetkilileri ile yapmış olduğum tüm görüşmelerimde hep negatif sonuçlar almışımdır.
Yine yıllar önce (Paralel Yapı daha gündemde bile yoktu), gündemde sadece Ergenekon ve Balyoz Operasyonları vardı. İşte o günlerde iktidara yakın asker, emniyet, istihbarat ve bürokrat ağırlıklı dost sohbetindeydik; konu gündemdeki Ergenekon ve Balyoz operasyonları... Bana sormuşlardı “Muhsin bey siz neden Ergenekon ve Balyoz Operasyonları’nda haksızlıklar olduğunu gazetenizde yazıp duruyorsunuz?” Ben de onlara “Sizler devletin en üst düzey yetkililerisiniz fakat gerçekleri bir türlü göremiyorsunuz! Yahu, şu anda hedef asker-sivil iktidar karşıtları ki kendinizden olmayanlar ama benim gördüğüm tehlike çok mu çok büyük. Sizlerin içinde öylesine güçlü bir yapı var ki bir gün gelip başınıza bela olacak. Şu anda sizleri kullanıyorlar. Oysaki onlar devletin kılcal damarlarına kadar sızmışlar devleti ele geçirecek günleri bekliyorlar. Asıl tehlike budur. Ne yazık ki siz bu tehlikeyi bile göremeyecek kadar gaflet ve dalalet içindesiniz.” dediğimde bana öyle kızdılar ki sormayın.. Ve bana “Devletin istihbaratı var, MİT dediğimiz kurum var, sen onlardan daha mı çok şey biliyorsun?” dediklerinde benim cevabım “Evet, onlardan daha çok şey biliyorum!” olmuştu.
Elbette ki o günlerde mevcut iktidarın ve MİT’in bile göremediği Paralel Yapı gerçeğini biliyorduk. Çünkü yıllardır onların izini takip ediyorduk. Yıllar önce içlerine yerleştirdiğimiz insanlar vardı. Ne yaptıklarını, amaçlarını ve asıl hedeflerini elbet ki çok iyi biliyorduk. Zaten bütün yazılarımızda Paralel Yapı gerçeğini farklı bir üslupla dile getiriyorduk. Gerek gazetemdeki köşe yazılarımda ve gerekse konuşmalarımda sürekli olarak iktidarı uyarıyorduk. Ama dinleyen kim… Biz kimiz ki… Fakat bir gün gelip bizim kim olduğumuzu öğrenecekler ve pişmanlık duyacaklar! Ama iş işten geçmiş olacak! Yazık çok yazık deyip kendi kendimizi teselli ediyorduk.
Şimdi o güzelim dostlardan kimse kalmadı etrafımda; çünkü yüzüme bile bakacak durumda değiller! Ankara’da yolda-sokakta, caddede karşılaştığımız zaman bile başlarını önlerine eğmek zorunda kalıyorlar. Çünkü o günlerde onlara söylediğim her şey gerçek çıkmıştı. Ve şu anda yine iktidara ve devletin istihbarat kurumlarına sesleniyorum. İç ve dış güçlerce ki paralel yapı da dahil genel seçim öncesi akla-hayale gelmeyecek provokasyonlar yolda!.. Bu duruma muhalefet partileri ve birçok sivil toplum örgütlerini de ekleyecek olursak Türkiye’yi karıştıracaklar. Bu yüzden muhalefet partilerini ve sivil toplum örgütlerini de uyarıyorum, oyuna gelmeyin. Güneydoğu’da tahrikler, provokasyonlar sonucu Kürt kardeşlerimizi ayaklanmaya teşvik edecekler. Bunun içinde Güneydoğu’da bazı illerimizde bombalar patlayabilir. Ayrıca fal-i meçhul cinayetler artabilir. Sadece Türkiye’de mi ülke dışında da Türkiye’ye yönelik kanlı saldırılar olabilir. Türk ve Müslüman düşmanlığı her geçen gün batıda yaygınlaşabilir. Aynı şekilde Türkiye’de de Kürt-Türk düşmanlığı ile her türlü provokasyon ve olaylar olabilir. Zaten rutin bir şekilde her gün bu tür provokasyonlar ve olaylar olmakta… Etrafımız mayınlı tarla!.. Hiç beklenmedik bir an bu mayınlar patlatılabilir!.. Türkiye’yi kan gölüne çevirebilirler. O yüzden devlet ve millet olarak her an uyanık olmak zorundayız. Bilhassa güvenlik güçlerimiz… Gün dayanışma, birlik ve beraberlik zamanı... Gün dik durma zamanı… Aynı zamanda gün ‘hesap sorma’ zamanı… Yanlışların hesabı sorulmazsa yanlış yapanlar yanlışlarına devam eder. Cezası olan cezasını çekmeli.
Öte yandan iktidar içinde de çatlaklar oluşacak. Genel Seçim öncesi birçok milletvekili içlerindeki kurtları dökecek. Rahatlarının, huzurlarının, çıkarlarının bozulmasını istemeyen birçok milletvekili mevcut iktidara başkaldırabilir. Nasıl olsa bir daha seçilemeyecekler. Bu durumun ilk sinyaller Yüce Divan mevzusuyla su yüzüne çıktı. Yakın bir zamanda maskelerini indirip aleni bir şekilde mevcut iktidara kafa tutmaya başlayacaklar. Ya da perde arkasında başkalarının ekmeğine yağ sürecekler. Dedikodular, fitne-fesat… Ve muhalefet partilerin de desteğiyle mevcut iktidar prese alınacak ve ateş topuna tutulacak. Bilhassa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun arasını açabilmek için her yola başvuracaklar. Türkiye üzerinde korkunç oyunlar tezgahlanacak. Türkiye’yi zor günler bekliyor.
Ey Müslüman mahallesinde salyangoz satanlar, ey inandıkları gibi yaşamayanlar, ey iki yüzlüler!.. Gerçek kimliğinizle, gerçek kişiliğinizle ve gerçek yüzünüzle milletin önüne çıkın da görsün millet sizin gerçek yüzünüzü, gerçek kişiliğinizi ve gerçek kimliğinizi… Ey milleti yalan, palavra, toz-pembe hayalle kandıranlar; yahu doğruları söyleseniz de millet sizlerin kim olduğunuz anlasa ya…”
(Not: Son paragrafımda serzenişim devletin ve milletin içindeki o günlerde adı Paralel Yapı olan bugün gerçek yüzü ortaya gün gibi çıkan FETÖ/PDY mensuplarınaydı.)
Yıllar önce 18 Nisan 2013 tarihli Anayurt gazetesinde “Başımdan geçen garip ve esrarengiz olaylar!” başlığı altında bir yazımda ilginç ve enteresan bir olayı yazmıştım. İşte o yazım:
“Başımdan Geçen Garip ve Esrarengiz Olaylar!.. - (18 Nisan 2013 - Anayurt Gazetesi): Her insanın başından garip, ilginç, enteresan ve esrarengiz olaylar geçer. Geçtiğimiz günlerde başımdan geçen önemli esrarengiz ve garip bir olayı anlatmadan önce yıllar önce başımdan geçen ilginç birkaç olayı anlatarak konuya girmek isterim.
1980’yılları içinde X ilinde X gazetesini yayınladığımız sıralarda yapmış olduğumuz haber ve yorumlardan dolayı gündeme gelmiş ve gazetemiz yok satıyordu. Haklarında haber yaptığımız muhataplarımız arasında Belediye Başkanı, Eski Bakan, Eski General ve şehrin Ünlü İşadamları vardı. Hakkımızda onlarca dava açılmıştı. Biz mahkemelerle uğraştığımız bir akşam evime gitmek için otobüs durağında bekliyordum. Siyah bir araba yanaştı ve tam önümde durdu. Arabadan inen iki siyah takım elbiseli adam bellerindeki silahı göstererek arabaya binmemi istediler. Ben de soğukkanlı bir şekilde arabaya bindim. Beni arabaya bindirenler şehrin yabancısı idi. Ve gazetenin yayınını durdurmamızı ve muhataplarımız hakkında bir daha yayın yapmamamızı söylediler. Aleni bir şekilde ölümle tehdit etmişlerdi. Ben de kendilerine, kefenli olduğum için zaten ölü olduğumu ve şayet canlı isem bu arabadan sağ indirmemeleri gerektiğini söylemiştim. Bir süre araçla dolaştıktan sonra (adamlara ne olduysa!) beni aldıkları yere tekrar bıraktılar!..
Yıllar önce terör örgütü PKK’nın aleyhine yapmış olduğumuz yayınlardan dolayı defalarca tehditler almıştık. Asla geri adım atmadık ve yayınlarımızı devam ettirmiştik. Sonunda İstanbul’da işyerimiz kundaklandı (adına yangın deyip geçmiştik!) ve ben çok ağır bir şekilde yanarak üç ay komada kaldım, defalarca ameliyat oldum ve hatta bir kolumu kaybetmekten son anda genç bir doktorun müdahalesi ile kurtulmuştum. Birkaç yıl geçtikten sonra vücudumdaki ve kollarımdaki yanıklar iyileşti. Sadece serçe parmağımı kaybederek hayatıma devam ettim. Ve hiçbir şeyden korkmadan gazetecilik hayatımı sürdürdüm. Aradan birkaç yıl geçmemişti ki doğup-büyüdüğüm şehirde çıkarmakta olduğumuz gazetede yayınlanan haber ve yorumlarımızdan dolayı da ölümcül bir tehdit almıştım. Ergenekon ve Balyoz operasyonları süreci içinde de benzer olaylar/durumlar yaşadım. Fakat her oluyorsa her olay/durum da ölüme meydan okuyarak boyun eğmiyor ve asla da pes etmiyordum. Dolaylı ve dolaysız ölümle tehdit edenler, gözdağı verenler ve beni uyaranlar hiç eksik olmadı.
İki hafta önce ise (Annemin çok ağır hastalığından dolayısı ile X ilindeydim) Ankara’dan garip bir telefon geldi. X TV’den aradıklarını ve benimle röportaj yapmak istediklerini söylediler. Ankara dışında olduğumu ve Ankara’ya döndüğümde kendileri ile görüşebileceğimi söyledim. Ankara’ya döndüğümde beni aradıkları telefonu arayıp kendilerine geldiğimi söyledim. Randevulaştığımız saatte beni kendi araçlarıyla aldılar ve X TV stüdyolarında röportajımızı yaptık. Kaset olayları, Siyaset, AK Parti, Fethullah Gülen vs. çok ilginç sorularla karşılaştım. Röportaj 2,5 saat sürmüştü. Röportaj yapanların hiçbirini tanımıyorum! Kitap imzalamayı bahane edip isimlerini ve telefonlarını almak istedim ama vermediler! Ve tekrar beni aldıkları yere araçlarıyla bıraktılar. X televizyonunda yapmış olduğumuz 2,5 saatlik röportajı yayınlatmadım! İçime bir kurt düştü, şüphelerim arttı. Ve beni aradıklarını telefonla defalarca kendilerini aradım ama bir sonuç alamadım! Sonra beni aradıkları üç ayrı telefonu kendi istihbarat kaynağımdan araştırdım! Ne çıksa iyi?! Beni aradıkları cep telefonu Ankara’da bir Oto Galeri’ye/galericiye ait! Diğer telefonlardan birisi Sıhhıye’de bir telefoncuya ve üçüncü telefonda ankesörlü bir telefon olduğunu öğrendiğim zaman bu röportajın bana yönelik bir oyun/kumpas olduğunu anladım. Yahu neden korktular ki?! Eh, araştırma sırası bizdeydi! Fazla sürmedi kısa bir zamanda kim olduklarını öğrendik?! Ne diyebiliriz ki görevlerini yapıyorlar!..”
Bir Zamanlar Teröristbaşı Fethullah Gülen Hakkımda Dava Açmıştı! : “Türkiye’de iktidar ve paralel yapı arasında savaş olanca hızıyla devam ediyordu. 17 ve 25 Aralık iktidara yönelik darbe girişiminden sonra Başbakan Erdoğan’ın paralel yapı hakkındaki açıklamaları sonucunda taşlar yerinden oynamaya başladı ve paralel yapıya da geçtiğimiz günlerde kapsamlı bir operasyon yapıldı. Paralel Yapı mensubu yüzlerce kişi tutuklandı.
Paralel Yapı boş durmamış benim hakkımda da bir dava açmıştı. Paralel Yapı’ya yönelik operasyonların başladığı günden bir gün sonra da açılan davayla ilgi tebligat elime ulaşmıştır. Bu da gösteriyor ki Paralel Yapı, Başbakan Erdoğan ve iktidarı destekleyen medyaya karşı susturma operasyonları başlatmış. Yıllardır Amerika’da bulunan Fethullah Gülen, Anayurt gazetesinde yazmış olduğum bir yazımdan dolayı hakkımda dava açmıştı.
Bu davayla ilgili 25 Temmuz 2014 tarihi Anayurt gazetesindeki köşemde şunları demiştim: “Paralel Yapı nedeniyle Fethullah Gülen’i eleştirilerimle ilgili hakkımda açılan dava dilekçesinde de belirtildiği gibi mevcut iktidarın ve başbakan Erdoğan’ın söylemlerinden hiçbir farkı yoktur. Hakkımda açılan dava ile ilgili mahkemeye sunulan dilekçede de benzer şeyler beyan ediliyordu. Görüldüğü gibi hakkımda açılan davadaki iddialar böyle. Buradan da şu çıkıyor ki paralel yapı ve Fethullah Gülen ile ilgili söylemlerim, teşhislerim, öngörülerim ve iddialarım aslında iktidar partisi mensupları ve Başbakan Erdoğan’ın söylemleri, teşhisleri, öngörüleri ve iddiaları da inanın paralellik taşıyor.”
Yani, ha benim yazdıklarım ha iktidar partisi mensupları ve Başbakan Erdoğan’ın paralel yapı ve Fethullah Gülen ile söyledikleri ve ithamları hemen hemen aynı. O zaman hakkımda açılan davadan herhangi bir rahatsızlığım yok. Ayrıca saygı ile karşılıyorum. Çünkü adalet önünde davayı açanda, hakkında dava açılanda eşittir. Kararı yüce yargı verecektir! Tabi ki dava konusuna sebep olan yazımda Fethullah Gülen ve Paralel Yapı hakkında neler söylediğimi, ne gibi ithamlarda bulunduğumu Anayurt arşivine gidilerek 1 Nisan 2013 tarihli “Sandık Ortam dinlemedi, kazanan MİLLİ İRADE oldu..!” başlıklı yazım okunduğu zaman konu daha iyi anlaşılacaktır. Açılan davaya saygılıyım. Biz de gerekli hukuki yollara başvurarak haklarımızı arayacağız. Hukukun üstünlüğüne hepimiz inanıyoruz! Nasıl olsa adalet yerini bulacaktır. Biz adaletin vereceği karara inanıyor ve güveniyoruz.”