Yazar Dilek Yıldırım: “Bir çocuk gerçekten ne zaman kaybolur?”
Eğitimci, sosyolog ve yazar Dilek Yıldırım, büyük ilgi gören “Düğüm - Henüz 3 Günlükken Başlayan Veda” adlı romanına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları, susturulan kadınlar ve toplumsal sessizlik üzerine kurulan roman, okurları derin bir vicdan muhasebesine davet ediyor.
Son dönemde toplumsal içerikli romanlar arasında dikkat çeken eserlerden biri olan “Düğüm - Henüz 3 Günlükken Başlayan Veda”, yalnızca bir kurgu hikâyesi anlatmakla kalmıyor; çocuk yaşta evlilikler, kadınların maruz kaldığı görünmez şiddet ve toplumsal sessizlik gibi önemli konuları da gündeme taşıyor.
Eğitimci, sosyolog ve yazar Dilek Yıldırım, romanın ortaya çıkış sürecini ve vermek istediği mesajları anlattı.
“Bu Kitap Yıllarca İçimde Biriken Sessizliklerin Ürünü”
Romanın uzun yıllara dayanan gözlem ve tanıklıkların sonucu ortaya çıktığını belirten Dilek Yıldırım, “Düğüm, bir anda yazılmış bir kitap değil. Yıllar boyunca gördüğüm, dinlediğim ve içimde taşıdığım hayatların bir yansımasıdır. Bazı hikâyeler vardır ki insanın içinde büyür ve bir gün mutlaka kaleme dökülür.” dedi.
Yıldırım, toplumun çoğu zaman gördüğü ancak fark etmediği hayatlara dikkat çekmek istediğini ifade etti.
“Ayfer Sadece Bir Karakter Değil”
Romanın merkezindeki Ayfer karakterinin binlerce kadının ortak hikâyesinden izler taşıdığını vurgulayan Yıldırım, “Ayfer benim için sadece bir karakter değil. Korunması gerekirken korunamayan çocukların, sesi duyulmayan kadınların ve hayatı başkaları tarafından şekillendirilen insanların sembolüdür.” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, Ayfer’in yaşadığı olayların bireysel değil, toplumsal bir yaranın yansıması olduğunu söyledi.
“En Büyük Acılar Sessiz Yaşanır”
Roman boyunca sessizlik temasını güçlü şekilde kullandığını belirten Yıldırım, “Hayatta en büyük acılar çoğu zaman sessiz yaşanır. Yardım isteyemeyen, konuşamayan, yaşadıklarını içine atan insanlar vardır. Sessizlik her zaman huzur değildir; bazen korkunun, çaresizliğin ve bastırılmış bir çığlığın adıdır.” diye konuştu.
Yıldırım, kitapta yer alan “Bazı hikâyeler sessiz başlar ama en büyük çığlıklar en sessiz yerlerde birikir.” cümlesinin romanın özünü yansıttığını ifade etti.
“Annelik Sadece Doğurmak Değildir”
Romanın önemli temalarından birinin de annelik olduğunu belirten yazar, “Annelik yalnızca biyolojik bir bağ değildir. Bir aidiyet ve ruhsal bağlılıktır. Kaybedilen bir çocuk ya da yarım kalan bir annelik duygusu, insanın içinde yıllarca kapanmayan bir yara bırakabilir.” dedi.
“Asıl Eleştirim Sisteme”
Romanın yalnızca bireyleri değil, toplumsal yapıyı sorguladığını vurgulayan Dilek Yıldırım, “Ben kötü insanları değil, kötü sonuçlar üreten düzeni sorguladım. Çocukların söz hakkı olmadığı, kadınların susturulduğu ve yanlışların normalleştirildiği bir sistemin sonuçlarını anlatmaya çalıştım.” ifadelerini kullandı.
Okurlardan Yoğun İlgi
Kitabın yayımlanmasının ardından birçok okurdan duygusal geri dönüşler aldığını belirten Yıldırım, özellikle kadın okuyucuların kendilerini Ayfer karakterinde gördüklerini ifade ettiklerini söyledi.
Yıldırım, “Bir okuyucum bana ‘Bu kitap sadece okunmuyor, insanın içine işliyor’ diye yazdı. Bir yazar için bundan daha büyük bir mutluluk yok.” dedi.
“Düğüm Okurun İçinde Çözülmeye Devam Edecek”
Romanın yalnızca okunup bitirilecek bir eser olmadığını belirten Dilek Yıldırım, “Düğüm bir roman gibi başlayabilir ama bittiğinde okuyucunun içinde çözülmeye devam edecek. Çünkü bazı düğümler kitaplarda değil, insanın kalbinde atılır.” değerlendirmesinde bulundu.
353 sayfalık eser, Güneşyolu Yayınları tarafından yayımlanırken; çocuk yaşta annesini kaybeden Ayfer’in yaşam mücadelesi üzerinden toplumsal yaralara dikkat çekiyor.