BÜTÜN YÖNLERİYLE FÖTÜ GERÇEĞİ ve 15 TEMMUZ -3-
Paralel Yapı Denilen FETÖ Terör Örgütü’nün Sinsi Tuzakları ve Kumpasları…
Geçmişte İKTİDARI, Dünün Cemaati Bugünün Terör Örgütü FETÖ’ye Karşı Gerek Yazılarımızla ve Gerekse Bazı Üst Düzey Yetkililerle Yüz-Yüze Görüşerek Sürekli Uyarmıştık!
Türkiye’yi Bekleyen Büyük Tehlikeler!.. : “Cemaat ne kadar kendisini savunsa da ses kayıtları çözüldükçe iktidara yönelik darbenin şifreleri çözülüyordu. Bu şifreler üzerinden yola çıkılarak Cemaatin bundan sonra neler yapabileceğini kestirmek artık zor değildi. Hatta ve hatta karşı operasyon için zamanın, zeminin ve şartların oluşması gerekliydi. Ve iktidar bunun için de kolları sıvayarak gece-gündüz demeden yoğun bir çalışma ortamına girmişti.
Yerel seçimler öncesi Türkiye’yi karıştırmak isteyen dış güçlerin maşası ve taşeronu durumundaki Cemaat’in sinsi tuzakları üzerindeki mayınları bir bir patlatan hükümet demokrasinin tıkanmaması için yen bir yol haritası ile topluma rahat bir nefes aldırtmak için adresin sandık olduğunu gösteriyordu. Aynı zamanda fırsatı ganimet bilen bazı terör örgütlerinin, yabancı istihbarat ajanlarının ve bazı taşeronların Türkiye’yi karıştırmak ve siyasi, sosyal, ekonomik kaosa sokmak için her türlü provokasyonu yapabilme olasılığı karşısında da kesin/keskin önlemler almak zorunda.
İktidar yapmış olduğumuz uyarılar karşısında inşallah bu sefer duyarsız kalmaz ve bir an önce tüm önlemlerini, tedbirlerini alarak beklenen olası tehlikelerin önüne daha şimdiden geçmiş olur. Bizden uyarması. Gerisi iktidarın inisiyatifi ve vicdanına kalmış…
Türkiye 100 yıllık cendere ve kumpastan kurtulmak için mücadele verirken, hâlâ bu cendere ve kumpastan kurtulmak istemeyenlerin mevcut iktidara olan kin, husumet ve öfkelerine bir anlam veremiyoruz. Türkiye 100 yıllık dış bağlantılı zihinsel, fikirsel ve fiziksel sömürge zihniyetinden kurtulmak için mücadele verirken, hâlâ bu zihinsel ve fiziksel zihniyetten memnun bir şekilde mevcut iktidara ateş püskürenlerin neyin mücadelesini vermiş olduklarını da bir türlü anlamış değiliz. Türkiye 100 yıllık ahlaki, kültürel, tarihi işgale son vermek için diş-tırnak, gece-gündüz ve ölümüne mücadele verirken, hâlâ ahlaki, kültürel ve tarihi işgal edenlerle kol-kola, el-ele, sırt-sırta vermek isteyenlerin kime hizmet etmeye çalıştıklarını anlama da zorluk çekiyorum.
Ülke olarak 100 yıllık bir tarihi gaflet ve dalalet rüyasından daha yeni yeni uyanmaya başladık. Ülke olarak tarihin çarpıtılmış gerçek yüzünü daha yeni yeni görmeye başladık. Ülke olarak duyguda, düşüncede, kültürde ezildiğimizi ve sömürüldüğümüzü daha yeni yeni kavrıyorduk. Binlerce yıllık tarihimizi, kültürümüzü, inançlarımızı 100 yıl öncesinden nasıl bozmaya, değiştirmeye ve çarpıtmaya başladıklarını devlet ve millet olarak daha yeni yeni anlıyoruz. İnançlarımız, kültürümüz ve tarihimiz ile birlikte binlerce yıllık devletçilik anlayışımızı da 100 yıl öncesinden nasıl bozduklarını, çarpıttıklarını ve dejenere ettiklerini bugün artık çok mu çok iyi biliyoruz. Ülkemizin ve milletimizin hali böyle iken, bugün bu köhne zihniyete neşter atıp tüm acı gerçekleri ortaya çıkartan şu andaki mevcut iktidarı anlayamayanların nasıl bir gaflet ve dalalet içinde olduklarını görebiliyoruz!”
Ta o günlerde söylemiştik iktidar içinde aykırı sesler var diye… Ki Cemaat’in rahatsızlığı!.. AK Parti’nin ileriyi görememesi, iktidar sarhoşluğu içinde gaflet ve dalaletle kendi içindeki Brütüsleri fark edememesi… Ve AK Parti’yi Cemaat konusunda dolaylı ve imalı ifadelerle sürekli uyarıyorduk.
“Ben bu şekilde düşündüğüm için iktidar yanlısı olarak suçlanacağımı çok iyi biliyorum. Yahu, yıllarca iktidar hakkında en ağır eleştirileri yapan yazarlardan birisi olarak bugüne kadar sadece gerçekleri yazdım ve yazmaya da devam ediyorum. Görülemeyen, algılanamayan ve hissedilemeyen ülkemin, devletimin ve milletimin acı gerçeklerine ışık tutmaya çalışıyorum. Mevcut iktidar kendi hatalarını, kendi yanlışlarını ve kendi gaflet ve dalaletini de daha yeni yeni görmeye başladı. Bu yanlışlardan, bu hatalardan ve bu gaflet ve dalaletten kurtulmak ve arınmak için de hamleler yapmaya başlayınca kıyamet koptu! Ve iktidar içinde aykırı sesler yükselmeye başladı! Gücün vermiş olduğu sarhoşlukla aşırı kin ve husumet içinde olanların rahatsızlıklarını da bugün çok açık ve net bir şekilde görebilmekteyiz.”
“İktidara karşı kendi içinde yükselen aykırı seslerin kendi inançlarının temelini oluşturan merhamet, hoşgörü, anlayış ve af gibi yüksek/yüce değerleri bile görmezlikten gelip iktidarın bu yöndeki gayret ve çabalarına karşı ateş püskürmelerini samimi bulmuyoruz. Hamaset, kin, husumet ruhlarını karartmış! Kendi dışlarındaki karşı tarafı gaflet ve dalalet içinde olmakla suçlayanların bugün kendi gaflet ve dalaletlerini göremeyecek kadar basiret ve ferasetten yoksun olduklarını da apaçık görmekteyiz. Gücün vermiş olduğu sarhoşlukla ne yazdıklarını ve ne konuştuklarını bile bilmiyorlar”
“Aynı toprakların vatan, aynı ülkenin Türkiye ve bu topraklar (Türkiye) içinde yaşayan insanların MİLLET olduğu şuurunu da unuttular. Aynı bayrak altında yaşadıklarını ve ne kadar yüzeyde aykırı görüş ve fikirler olsa da özde aynı kanı, aynı tarihi, aynı kültürü ve aynı inançları paylaştıklarını da mı göremeyecek kadar kendilerini kaybetmişler ve karşı tarafa yönelik acımasız ve ağır ithamlar da bulunuyorlar. Gücü elinde bulundurmak karşı tarafı ez, çiğne, paspas yap anlamına gelmez!..”
Evet, tam bir yıl önce Başbakan Erdoğan’ı dolaylı yollardan hem Cemaat konusunda hem de bazı bakan ve milletvekillerinin Brütüs çıkabilecekleri konusunda uyarmıştım!
“Bence mevcut AK Parti iktidarının şu andaki yapmış olduğu değişikliklerin ve yeniliklerin geç kalınmış olsa da bugüne kadar zaten yapması gereken şeyler olduğunu söyleyerek, tüm aykırı seslere rağmen pes etmemesini ve yolunda devam etmesini öneriyorum. Başbakan Erdoğan’ın bu konudaki serzenişleri ve açıklamaları da çok doğrudur. Başbakan Erdoğan, içindeki Brütüslere dikkat etmeli!..”
Başbakan Erdoğan’ın Konuşması Üzerine: Başbakan Erdoğan’ın Beyoğlu Belediyesi’nin tapu dağıtım törenin yapmış olduğu konuşmasında başarısızlıkla sonuçlanan 17 Aralık darbesinin gerçek yüzünü apaçık izah ediyordu. Ve Başbakan Erdoğan aynen şöyle seslendi: “17 Aralık operasyonuna biz darbe dediğimizde ciddiye almayanlar. Mesele açıldıkça her şey ortaya çıkıyor. Bir yerde planlar, tuzaklar kurulmuş ve 17 Aralık tarihinde de düğmeye basılmış.” Yani, operasyonun başlangıcında ‘darbe’ denildiğinde ciddiye almayanlar zaman içinde internete düşen ses kayıtlarındaki tüyler ürperten konuşmalar sonucunda 17 Aralık’ın aslında bir darbe olduğunu bütün yönleriyle ortaya koyuyordu. Başbakan Erdoğan bu gerçeğin altını çizerek sözü getiriyordu istifa eden milletvekillerine. İstifa eden milletvekillerinin hem partilerine hem de millete ihanet ettiğini belirtiyordu.
Başbakan Erdoğan, konuşmasının devamında: “Önce yargı eliyle hükümet zayıflatılsın. Sonra vekiller istifa etsin. Bu kirli planlar şimdi ortaya çıkıyor. Milletin oyuyla gelenler birilerinin talimatıyla istifa ediyor. AK Parti’ye bazı tuzluklar sızmış. Sen milletin oyuyla gelip emirle istifa edeceksin. Sen bu millete ihanet içindesin. Bu millete yapılmış bir ihanettir.” Biz de burada Başbakan Erdoğan’a hak vererek istifa eden milletvekillerinin gerçekten ihanet ettiklerine inanıyoruz. Çünkü onları milletvekili olarak meclise taşıyan yine AK Parti tabanıydı. Cemaatin genel oy oranı yüzde 1 civarında olmasına rağmen Cemaat yanlısı kaç milletvekilinin bu şekilde vekil seçildiği hesap edildiğinde elbet ki yapılanın bir ihanet olduğu ortaya çıkmakta. Bu da gösteriyor ki takiye yolu ile AK Parti içine sızmış Cemaat yanlısı vekillerin zamanı gelince böyle bir ihanete kalkışacakların tahmin etmek bile akla ziyandı.
Öte yandan Başbakan Erdoğan, bazı vekillerin kimlerden emir aldıklarını ve kimlerin talimatı ile istifa ettiklerini izah ederken de acı bir gerçeğin de altını çiziyordu: “Bazı vekiller vaiz lobisinden, faiz lobisinden emir aldılar. Bugün de Türkiye düşmanlarından emir alanlara aziz milletim gerekli cevabı verecektir Bunları gördünüz Nisan ayından sonra hükümet atayacaklarmış, bakan atayacaklarmış. Hedefleri buymuş. Yolsuzluk ve rüşvet kılıfı adı altında ne yapmak istedikleri ortaya çıkıyor. Hükümetleri millet getirir millet alır. Çeşitli komplolarla hükümetimizi yıpratmak ve kendi istekleri doğrultusunda kuracaklarmış. Geçti o günler. Medya hükümet kuramaz. Sermaye kuramaz. Sadece millet kurar. Uluslararası sermaye guruplar Türkiye’de hükümet kuramaz. Şair ne demiş “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz: Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!” Elbet ki hükümetleri millet getirir ve millet götürür. Elbet ki bu hususta tek söz sahibi millettir.
Ve asıl hedefin Türk ekonomisi olduğunu açıklayan Başbakan Erdoğan, hükümetin müteahhitlerin parasını ödeyememiş yalanını da yüzlerine vurarak toplam 3 katrilyon küsür ödemeye yapıldığını izah ediyordu: “Gazete ve yurtdışındaki medyayla Türk ekonomisini hedef aldılar. Efendim neymiş hükümet müteahhitlerin parasını ödemiyormuş. Külliyen yalan 3 katrilyon 100 trilyon ödeme yaptık. Bu ayda bitireceğiz.” Başbakan Erdoğan’ın yatırımlar konusunda geri adım atılmayacağını belirterek özel okullar konusunda da şunları söylemiştir: “ Yatırımlarda durmak yok yola devam. Daha dün Milli Eğitim Bakanım ve Maliye Bakanımla görüştük. Okul noktasında, okullaşma noktasında bizler bir özel okulun 15 öğrenci eksiği var. Bize maliyeti nedir? Biz bu yavrularımızı özel okullara göndereceğiz. Bu konuda birçok teşviki bakanım da açıkladı. Seçim sonrası yasayı inşallah meclisten geçireceğiz. Türkiye’den bazı işadamlarıyla işbirliği yaptılar.”
Başbakan Erdoğan konuşmasının sonlarına doğru hükümete kumpas kuranların, darbe teşebbüsünde bulunanların, ihanet edenlerin asıl amaçlarının Türkiye’nin büyümesinden, gelişmesinden ve uluslararası arenada söz sahibi olmasından çok rahatsız olduklarını izah ediyordu. Milletin ekmeğine göz dikenlerin nelerle uğraştıklarını, dış güçlerle işbirliği yaparak ihanet içinde olanların barış ve huzura darbe vurduklarını, iktidarın 2023 hedefini baltalamak istediklerini, MİT’ten rahatsız olduklarını, İran ile olan ilişkilerden bile nemalanarak öküz altında buzağı aradıklarını ifşa eden konuşmasında aynen şunları söyledi: “Şifre ne Ananas. Şifre ne tespih. Kimlerin kimlerle iş tuttuğunu görüyor musunuz? Maalesef benim 77 milyon vatandaşımın ekmeğine göz diktiler. Bu sefer sert kayaya tosladılar. Biz buraya akşam yatıp sabah kalkıp gelmedik. Biz paramızdan sıfırları atarak geldiler Devletin borçlanmasını yüzde 60’lardan tek haneye indirdik. Faizi yüzde 30’lardan tek rakama indirdik”
Erdoğan hiçbir gücün kendilerini (iktidarı) engelleyemeyeceğini, gelişmelerden ve olaylardan etkilenmeden 2023’e kilitlendiklerini ve dün rüzgarda giden ekonominin bugün fırtınaya ve boraya karşı bile çok dayanıklı olduğunu, iktidardan rahatsız olanların niçin rahatsız olduklarını izah ederek çok ilginç tespitlerde bulundu: “ Önceden bir rüzgarda giden ekonomimiz vardı. Şimdi fırtınaya, borana karşı dimdik duran bir ekonomimiz var. 2008’deki krizi atlattığımızda tüm dünya bizi alkışladı. 2023 hedeflerimize durmadan yürüyeceğiz. 17 Aralık’ın bir hedefi de çözüm süreciydi. Çocuklarımızın kanı aksın diye çok uğraştılar. Güneydeki çok sevdikleri ülkeyle işbirliği yaptılar. Bu örgütün istismar ettiği ihlaslı gençlere söylüyorum: Bunlar Mavi Marmara’dan neden rahatsız? Orada şehit olan kardeşlerimiz bizim kardeşlerimiz değil mi? Bu olaylardan rahatsız olanlar bizden rahatsız? Bunlar bu ülkenin MİT’inden neden rahatsız? Bunlar asırladır komşumuz olan İran’dan neden rahatsız? Ben ve arkadaşlarım Ali Hamaney ile aynı odada oturuyoruz. Kendi yayın organlarında bu fotoğraf Türkiye’de şok etkisi yarattı. Ben başbakanla, görüşmüşüm. Hamaney’le görüşmemizden neden rahatsız? Bunlar güçlenen ekonomiden neden rahatsız? Güneydeki sevdikleri ülke var ya onlar rahatsız oluyor. Haşhaşi deyince çok rahatsız oluyorlar. Ajanlıktan, casusluk deyince rahatsız oluyorlar.”
Türkiye’de ilk defa CHP’yi uyararak Deniz Baykal’ın koltuğundan edileceği ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçeceğini hem de üç ay öncesinden Anayurt gazetesinde yazmama rağmen dudak altından gülenlerin, uyarımı komplo teori diyenlerin ve uyarımı umursamayanların maalesef olay gerçekleştiği zaman nasıl da beni ciddiye alarak görüşmek istediklerini hiç unutmuyorum. Yani, CHP’nin kasetle dizayn edileceğini… Aynı şekilde MHP’nin de kasetle dizayn edileceğini… Ve sonunda sadece CHP ve MHP değil AK Parti’nin de kasetle dizayn edileceğini yazmama da bir hayli gülmüşler ve komplo teori demişlerdi. Ve yazdıklarım bir bir gerçekleşti. Ve bugün Başbakan Erdoğan benim o gün söylediklerimi kendi ağzıyla söylüyordu. Ve bu konuda bakın ne diyor Başbakan Erdoğan: “Biz bu süreci istiklal mücadelesi diyoruz. Bunları hedefleri alanlarla mücadele etmek İstiklal mücadelesidir. 17 Aralık darbe girişiminden biri de siyaseti dizayn etmedir. CHP’yi önce dizayn ettiler... Önce kasetle dizayn ettiler.”
Türkiye’nin yeni yüzü 2023’le bütün dünyayı şaşırtacaktı!.. Türkiye’nin gelişmiş, büyümüş ve modern hali tüm dünyayı etkileyecek… Türkiye’nin 2023’te dünyanın sayılı ülkeleri arasında yerini almış ve tam bağımsız bir ülke olarak ‘artık uluslararası arenada bizde varız’ diye onurlu, şerefli ve gururlu bir ülke olarak devası adımlar atarken bu adımların önünü tıkamak isteyen dış güçler ve işbirlikçilerin hain tuzaklarına, oyunlarına gelmeden yoluna devam eden istikrarlı bir hükümetin önünü kesmek için akla-hayale gelmedik senaryolarla maalesef 17 Aralık operasyonu ile düğmeye basan şer güçlerin başarısızlığı 30 Mart’ta tescillenecektir. Bu konuda da Başbakan Erdoğan bakın neler söylüyor: “ Siyasette de bu darbe girişimine bazı partilere de girdiler. CHP’yi ellerinde oynatıyorlar. CHP’nin büyükşehir adayları hep dışarıdan. Bunlar en büyük darbeyi 30 Mart’ta alacaklar. Bir kez daha millet istikameti çizecek. 30 Mart’ta bunlara gerekli cevap verirken yeni Türkiye’ye sahip çıkacaksınız. 30 Mart’ta 3. Havalimanına, kanal İstanbul’a, 3. köprüye sahip çıkacaksınız. Aynı zamanda 30 Mart’ta boğazın derinliklerinden geçen tüp geçidine sahip çıkacaksınız. Dünyanın sayılı asma köprülerinden biri olan İzmit köprüsü Allah’ın izniyle su yüzüne çıkıyor. İstanbul-İzmir arasını 3 saate indiriyoruz. Şu anda 5 ayrı noktada çalışıyoruz. 2023 hedeflerine sizler omuz vereceksiniz. Yeni Türkiye’ye modern İstanbul’a sizler sahip çıkacaksınız.”
Başbakan Erdoğan’ın Beyoğlu Belediyesi’nin tapu dağıtma töreninde yapmış olduğu ibret verici konuşmasının sonunda yine Cemaat’in hain tuzaklarının altını çizerek bu tuzakların bozulduğunu, milletin gerçeği anladığını ve bu darbe girişiminin bir son olacağının da altını çizerek ve yola devam diyerek 76 milyonun kardeşçe durmaksızın ileriye yönelik yürümesi gerektiğinden söz ediyordu: “ Kardeşlerim hiç ama hiç merak etmeyin.,, O kirli ittifaklar ters tepti. Ananaslar, tuzluklar, tespihler ters tepti. Tüm il, ilçe, belde tüm başkan adaylarımızı tespit ettik. Şimdi sıra belediye meclis üyelerimizin tespitine geldi. Bu seçim çok daha demokrat ve özgürlükçü olacak. Türkiye’de bu son darbe girişiminden sonra tüm engeller ortadan kalkacak. Kimse önümüzde duramayacak. Her kesimin sorununu daha fazla çözeceğiz. 76 milyon kardeşçe ileriye yürüyeceğiz.”
Başbakan Erdoğan’ın milleti uyarıcı tespitlerini yorumladıktan sonra Cemaat’in bundan sonra neler yapabileceği konusu üzerinde durup Türkiye’yi bekleyen tehlikelerden söz etmek isterim.
“PARALEL YAPI’nın Şahsıma Yönelik ERGENEKON TUZAĞI : Paralel Yapı’nın varlığını yıllar önce deşifre etmiştik. Ve yıllardır da Paralel Yapı ile yıllarca mücadele ettik. Paralel Yapı’nın varlığı konusunda İKTİDARI Anayurt gazetesindeki köşe yazılarımda yıllarca uyardım. İlk uyarım ‘Sahte Derin Devlet’ yazılarıyla yapmıştım. Fakat bir türlü inandırtamadım. İkinci uyarımızı CHP, MHP ve AK Parti’ye yönelik kasetleri deşifre ederek yaptı fakat yine kimse inanmadı. Fakat CHP, MHP ve AK Parti ile ilgili iddiaları gerçek çıkınca nihayet AK Parti iktidarı bir nebze olsun bizi ciddiye almaya başladı. Asıl son uyarımız ise 17 ve 25 Aralık Darbe Teşebbüsünden 13 gün önce AK Partili bir Milletvekili (H.Ü) ile dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan’a iletilmek üzere malum Paralel Yapı’nın bir darbe teşebbüsünde bulunacağı üzerineydi. Fakat yine ciddiye alınmadık. Ne zamanki 17 ve 25 Aralık Darbe teşebbüsü gerçekleşti işte o zaman önceki uyarılarımızı hatırlayanların pişmanlıklarını ve üzüntülerini daha sonradan öğrenmiştik. Fakat iş işten geçmişti. Zaten yıllarca Paralel Yapı’nın hedefindeydik. Yıllarca bize tuzak kurdular. İtibar kaybına uğramamız için yıllarca her türlü iftira ile saldırdılar. Paralel Yapı yıllarca bizimle uğraştı. Birkaç yıl boyunca teknik ve fiziki takibe alındığımızı çok iyi biliyorduk. Hatta öldürülmemiz için bile her türlü yola başvurmuşlardı. Teröristbaşı Fethullah Gülen’in hakkımda açmış olduğu dava kamuoyu tarafından duyulmuştu. Ama Paralel Yapı, şahsımızı Ergenekon kapsamı içine alarak Silivri’ye göndermek istediğini kimse bilmiyordu. İstihbaratımız çok güçlü olduğu için biz biliyorduk. Fakat medya ve toplum bilmiyordu. Ta ki hakkımızda özel bir ‘gizli tanık’ hazırlandığı ortaya çıkıncaya kadar! Gizli Tanık AKDENİZ’in hakkımdaki asılsız iddiaları, yalanları ve iftiraları ne kadar biliniyordu ki?! Ve bu iddialar, iftiralar, yalanlar Ergenekon Duruşma Tutanağı ile birlikte deşifre olmuştu. Hakkımız da hazırlana raporlar!.. Hakkımızda hazırlanan ERGENEKON süreci içindeki DURUŞMA TUTANAĞI’nda neler yoktu ki?! Gizli Tanık AKDENİZ’in akla-hayale gelmeyecek yalanları, iftiraları ve asılsız iddiaları… Hakkımda asılsız, yalan ve iftiralarla dolu öyle iddialarda bulunuyordu ki Gizli Tanık AKDENİZ!.. Devletin sözde savcıları (sözde diyorum çünkü tüm bu iddialara inanıp hakkımda yüzlerce sayfadan oluşan raporlar hazırlayan savcıların aslında FETÖ SAVCILARI olduğunu daha sonradan öğreniyorduk.) İddialar arasında korkunç şeyler vardı. Hakkımda hazırlanan Ergenekon raporunun altında dönemin FETÖ’cü savcısı Zekeriya Öz’ün imzası vardı. Raporda neler yoktu ki!.. Gizli Tanık AKDENİZ’in iddiaları arasında; Ankara’da 30’a yakın hücre evim varmış, bir çanta dolusu uzun namlulu silahı taşırken görmüş, YEŞİL lakaplı Mahmut Yıldırım’ı saklıyormuşum, Yahudi İş Adamı Üzeyir Garih’i suikasta uğramadan bir hafta önce ziyaret edip ‘yanlış yaptığı konusunda!’ uyarmışım, Danıştay Olay’ında parmağım varmış, birçok general ile irtibatlıymışım. Her gazeteci gibi elbet ki birçok askerle irtibatlı olabilir. Fakat bu irtibatlarımı art niyetli olarak değerlendiriliyordu. Hatta mafya uzantılı ofislerim ve adamlarım varmış vs.vs… Daha neler neler… Savcı Zekeriya Öz’ün hazırladığı raporla ilgili iddianame hâlâ internette dolaşıyor. Bu iddianame okunduğu zaman Gizli Tanık AKDENİZ’in benim hakkımda daha neler iddia ettiğini göreceksiniz.
Benim hakkımda bu kadar iddiada bulunan ‘Gizli Tanık AKDENİZ’i biraz tanıyalım. 19 Temmuz 2012 tarihli Anayurt gazetesinde “ERGENEKON ve benim gizli tanığım AKDENİZ” başlıklı yazımda zaten bu malum, şizofren, hain kişiyi aleni bir şekilde anlatarak deşifre etmeye çalışmıştım. İşte o yazım:
“ERGENEKON ve Benim Gizli Tanığım AKDENİZ - (19 Temmuz 2012 - Anayurt Gazetesi): Okuyucularım hatırlayacak mı bilmiyorum, bir ara Ergenekon kapsamı içine alınmıştım ve hakkımda yüzlerce sayfa dolusu dosya/rapor hazırlanmıştı! Ergenekon kapsamı içine alınmamın elbet ki bir sebebi vardı! O da benim gizli tanığım AKDENİ(Z) sayesinde oldu! Derin konuları merak eden, bilinmeyen ve gizemli ne varsa peşine takılan ve aynı zamanda derinlemesine istihbaratını yapan araştırmacı bir gazeteci-yazar olduğumu herkes bilir. O yüzden de olayların üzerine ölümüne ve korkusuzca gitme alışkanlığım vardır. Nasıl olsa kefenliyiz! Gelecek, mevki-makam, şan-şöhret, para-pul, rahat ve huzurlu bir yaşam amacımız yok! Kaza, belâ, olay neredeyse ben oradaydım! Tam 35 yıldır gazetecilik ve yazarlık hayatım böyle geçti. Bu da ülkemin ve milletimin bekası içindi. Doğruların gün ışığına çıkması için birileri kendini feda etmeliydi. Ben de gönüllü olarak o birilerinden ‘biri’ oldum. Elbet ki sadece ben değilim, benim gibi gözü kara, dünya umurunda olmayan başka gazeteci ve yazarlar da vardır! Fakat benim gibi davası uğruna, devleti ve milleti uğruna tüm yaşamını feda etmiş kaç gazeteci ve yazar vardır?! Onu artık okuyucularımın takdirine bırakıyorum.
Devletimiz ve milletimiz üzerinde 100 yıllık oynanan oyunu bozmak ve bilinmeyen tüm sırları ifşa etmek için elbet ki toplumun her kesimiyle, devletin her birimiyle irtibatlı olmak zorundaydık. Zaten öyle geçti ömrümüz. Ve Ergenekon patlak verdi! Daha öncesinde devletin tüm kurumlarında ve tüm birimlerinde, toplumun her kesiminde, tüm sivil katmanlarında görüşüp-konuştuğum, irtibatlı olduğum, merhaba dediğim, ülke sorunlarını tartışıp istişare yaptığım, bilgi alış-verişinde bulunduğum siyasi, akademisyen, bilim ve kültür adamı, tarihçi, psikolog, istihbaratçı yüzlerce ki binlerce insan olmuştur. Zaten rutin ve günlük hayatımız böyle geçiyordu. Sivil ve askeri kesimden binlerce insanla muhatap olmuş olabiliriz. Önemli olan doğru haber yapmak ve doğru yazmaktı. Doğru bilgilerle haber, yorum ve analiz yaparak toplumu aydınlatmak yegâne görevimizdi biz gazeteci ve yazarlar için.
İşte böyle günlerde çok sevip-saydığı ve değer verdiğim kardeşim E.D; gariban, yardıma ihtiyacı olan, ailevi sorunlu ve elinden tutulması gerek biri var diyerek şu anda gizli tanığım olan X ile tanıştırdı. Bakmayın X dediğime (ne kadar gizli de olsa olay patlak verdikten sonra anında kim olduğunu öğrenmiştim: Z!) gerçek adını ve soy ismini öğrendiğim zaman şok olmuştum. Bu kişi elinden tutmaya çalıştığımız, yardım ettiğimiz, ailevi ve psikolojik sorunları olan burnumuzun dibinde ve her gün yanımızda, eteğimizde olan XZ çıkmaz mı?! Yahu zaten adam sorunlu, ne dediğini bilmeyen, şarlatan, yalaka, dalkavuk bir o kadar yalancı, sahtekâr ve rol yapan, aynı zamanda sapık (ki sapık olduğunu kanıtlayabilirim, çünkü şahitlerim var!) bir ruh hastası! Hayal kuran, kendini Jitemci, derin devletçi tanıtan, maceraperest bir ruh hastası! Bu iddialarımı da kanıtlayabilirim, çünkü yine şahitlerim var! Maalesef böyle bir adamı ‘gizli tanık’ yaptılar! Kim olursa olsun, devletin hangi kurumu ve birimi olursa olsun çok üzülmüştüm: bu adamı hiç mi araştırıp-soruşturmadılar diye…
Gizli tanığım Akdeniz’in kim olduğunu en kısa bir zamanda öğrendikten sonra ne yaptım? Günlerce kahkahalarla güldüm! Yazık dedim, mahkemeleri yalan-dolan, hayal ve ipe-sapa gelmez beyanlarla oyalayacak bu ruh hastası adam! Vah devletime vah..! İşte bu duruma yanıyordum ben. Ve aynen dediğim gibi de oldu. Sadece beni değil Ergenekon kapsamı içinde halen tutuklu bulunan V.K, M.T, M.B, T.Ö. ve daha birçok tutuklu insanların karşısına (mahkemede) gizli tanık olarak çıkartıldı ve akla-hayale gelmedik saçma-sapan beyanlarla mahkemenin zamanını aldı. Yıllarca, aylarca, saatlerce ve günlerce… Güvenlik Güçlerimize, İstihbarat Kurumlarımıza, Mahkemelerimize, Yargıçlarımıza (savcı ve hakimlerimize) yazık değil mi? Ergenekon davlarının bunca yıl sürmesinin yegane sebebi de benim gizli tanığım Akdeni(Z) gibileri yüzünden değil mi?! Şimdilik bir giriş yapmış olduk! Zamanı gelince detaylı/teferruatlı olarak benim gizli tanığım AKDENİ(Z) ile ilgili tüm sırları yazacağım. Şu anda mahkemeler devam ediyor. Beyanda bulunmak suçtur. Yüce Adalete saygım vardır. Hele bir zamanı gelsin bakın neler yazacağım bu adam hakkında neler! Fakat meşhur etmek de istemiyorum..!”
Nurettin Veren, ABD'nin ve Fethullah Gülen'in Kontr-Espiyonaj Maşası Mı?! Yoksa Gerçekleri Açıklayan Samimi Bir İnsan Mı?! “…önemli bir konu için İstanbul'daydım. Son günlerde Ulusal Kanal ve bazı TV kanallarında Fethullah Gülen'in sırlarını/şifrelerini açıklayan Nurettin Veren ile İstanbul'un bir semtinde (Bakırköy) sessiz ve gizli bir şekilde uzunca bir görüşme yaptım. Görüşme yerine Emniyet'ten koruma polisi ile birlikte gelen Nurettin Veren, Fethullah Gülen'in bilinmeyen bütün sırlarını kendisinden dinlerken aynı zamanda da psikolojik halini de gözlemlemeye çalıştım. Kendinden emin, soğukkanlı bir şekilde öyle şeyler anlattı ki... Fakat bütün bu anlattıkları şeyleri zaten medyadan ve Fethullah Gülen hakkında Kaynak Yayınları arasında çıkan "Fethullah Hoca'nın Şifreleri" kitabından dolayı biliyorduk. Nurettin Veren'i dinlerken ara sıra gözlerinin içine baktığımda daha birçok anlatacağı (ama anlatamadığı!) sırlar vardı! İşte ben 'onları!' anlatmasını bekliyordum.
Nurettin Veren'i yıllardır medyadan ve cemaati içindeki irtibat kurduğum yakın dostları vasıtasıyla gıyabında da olsa tanıyordum! O konuşurken beden dilinden ruh portresini (psikolojisini) çıkartmaya çalıştım. Ancak gözlerinin içine baktığım zaman daha çok şey bildiğini görebiliyordum. Sakin hali, cesareti ve soğukkanlılığı; kendisinden daha çok şey öğrenebileceğimizi umutlandırmıştı.
Türkiye sınırlarını aşmış, uluslararası müthiş bir teşkilatlanma/örgütlenme yapısını gerçekleştirmiş bir cemaatin lideri olan Fethullah Gülen'in sır perdelerini aralayarak tüm şifrelerini açıklayan Nurettin Veren hakkında okuyucularımızı da biraz bilgilendirmek istiyoruz.
Nurettin Veren, Fethullah Gülen'le 1966 yılında İzmir'de 16 yaşında iken tanışır. Fethullah Gülen genç bir vaiz. Bu tanışma sonunda 35 yıl süren bir beraberlik... Fethullah Gülen'in tek sırdaşı, yoldaşı ve sağ kolu... Aynı zamanda Nurettin Veren, Zaman gazetesinin kurucusu, genel müdürü, genel koordinatörü ve Feza gazetecilik şirketinin noter tasdikli yetkilisi. Samanyolu televizyonun yine kurucusu, hissedarı ve yönetim kurulu başkanı… Gazeteciler ve yazarlar Vakfı'nın kurucusu, mütevelli heyet başkanı. Çok ilginç olanı da Nurettin Veren; Fethullah Gülen'i Turgut Özal, Tansu Çiller, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk, Aydın Doğan, Nazlı Ilıcak, R. Tayyip Erdoğan ve daha birçok siyasi lider, iş adamı, bürokrat ile tanıştıran kişidir.
Daha önceki araştırmalarımızın ışığında şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki Fethullah Gülen; ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi için "Yeni Osmanlıcılık" kapsamı içinde Türkiye parçalandıktan sonra Anadolu'da kurulacak olan sahte Hilafet Devleti'nin lideri olarak çok özel yetiştirilmiş bir kişidir. Bilhassa Amerikan Büyükelçisi Eric Edelman'ın "Osmanlıcılık" fikirleri doğrultusunda 'önder' gösterilerek ABD çıkarlarının Türkiye üzerinden Büyük Ortadoğu Projesi içinde yer alan bir lider olarak Dinler Arası Diyalog ile de Hristiyanlık, Yahudilik ve İslâm dinlerinin birleşiminden yeni bir DİN ortaya atılarak dünya tarihinde görülmemiş bir fitnenin islâm dünyasına ve tüm insanlığa sunumu ki dayatmasıdır. Bunun en büyük kanıtı ise 2001 yılında Amerika İnsan Hakları Raporu'nda Fethullah Gülen için "Ilımlı İslâm önderi" olarak belirtilmesidir. İşte Türkiye'de "Ilımlı İslâm Projesi"nin temellerinin hangi amaçlarla atıldığının yegane belgesi, Fethullah Gülen ve cemaatinin misyonunda gizlidir! Bu gizemliliği/şifreleri ise Fethullah Gülen'le 35 yıl birlikte olduktan sonra yolları ayrılan eski sağ kolu ve Cemaat’in 2. adamı olarak bilinen Nurettin Veren tarafından medyada apaçık ifşa ediliyor!
Nurettin Veren'in iddiaları arasında Fethulah Gülen cemaatinin; Emniyet, MİT ve TSK içinde olağanüstü bir örgütlendiği de var! MİT ve Emniyet'in tamamı TSK'nın ise yüzde 40'ı ele geçirildiği söylenmekte! Biz tam olarak bu görüşlere katılmasak da bu durum "ateş olmayan yerden duman tütmez" sözü ışığında doğruluk derecesinin ne kadar mutedil olduğunu bilemiyorum! Fakat TSK içindeki oranı ancak yüzde 10 olabilir diyorum. Ayrıca bugünkü AKP iktidarının misyonu da bu acı gerçeğin en somut kanıtıdır!
Amerika'da 130 dönümlük çiftliğinde (sözde!) Türkiye'yi ve dünyayı kurtarmak için inzivaya çekilerek zamanı geldiğinde yeniden Türkiye'ye döneceği günleri hasretle bekleyen Fethullah Gülen hakkında garip ve bir o kadar da ilginç şeyler açıklayan Nurettin Veren de her an bir suikast korkusuyla polis tarafından korunmaktadır!
Şimdi ben Nurettin Veren'in bütün bu açıklamalarını derinlemesine düşündüğüm zaman bu işin içinde başka işler var demek zorunda kalıyorum! Nurettin Veren madem ki Fethullah Gülen'i bu kadar tanıyordu da niçin tüm bu açıklamaları yapmak için 35 yıl bekledi?! Nurettin Veren'in ipini kim çekti?! Fethullah Gülen'in 35 yıllık dostu ve sağ kolu olarak, gerek Fethullah Gülen'den ve cemaatinden aniden uzaklaşması ya da uzaklaştırılması kafalarda bir çok soru işareti bırakmıyor muydu?! Kendi iradesiyle mi Fethullah Gülen'den ve cemaatinden ayrıldı (!) yoksa birileri onu zorladı mı?! Nurettin Veren Fethullah Gülen'in sırlarını deşifre ederken o kadar rahat ve soğukkanlı ki! Acaba diyorum, Nurettin Veren misyonunu tamamlayarak müthiş bir propaganda yöntemiyle Kontr-Espiyonaj provokasyonu mu yapıyor?! Şayet çok samimi olsaydı 35 yıl (bütün bu bildiklerini açıklamak içine) bekler miydi?! Yoksa beklettirildi mii?! Ya da gerçekten samimi de büyük bir tehdit altında mıydı?!
Nurettin Veren hakkında bu şekilde düşünmemin asıl sebebi, geçen hafta samimi bir ortamda görüştükten sonra yarım kalan görüşmemizi tamamlamak için ikinci defa randevulaştığımız halde gelmemesi ve bizden uzaklaşmasıdır! O'nun ikinci defaki buluşmaya gelmemesi bizde ister-istemez şüpheler uyandırdı! Yoksa samimi yaklaşımımız ve psikolojik testlerimiz onu ürküttü mü?! Aslında biz gerçekten onun samimiyetine inanmaya başlamıştık. Fakat daha sonraki görüşmemize gelmemesi ve bizden kaçması bütün şüphelerimizi daha da artırdı. Yine de Nurettin Veren'e bir açık kapı bırakıyoruz. En kısa zamanda bizi arar ve bütün şüphelerden hem bizi hem de kendisini kurtarmış olur! İşte o zaman Nurettin Veren'in samimiyetine inanacağız.
Gülen mi haklı Veren mi diyemiyorum! Sadece Veren'e sesleniyorum: Tam 35 yıl sonra (niçin bu kadar bekledin?!) tüm bildiklerini medyaya ve kamuoyuna VEREN, soyadına yakışır bir şekilde, Fethullah Gülen karanlıktaki gerçeğini NUR ETTİN (!) diyorum ama hâlâ tam ikna olmuş değilim. Nurettin Veren'in samimi olduğuna inanmamız için yarım kalmış konuşmamızı tamamlamak temennisiyle...”
Aradan kısa bir süre sonra Genelkurmay Bağlantılı istihbaratçı bir dostuma Nurettin Veren’den bahsederek kendisiyle irtibata geçmesini tembih ettim. Fazla sürmedi İstihbaratçı dostum Nurettin Veren ile irtibat kurdu. Ve Nurettin Veren tüm bildiklerini Genelkurmay’a anlattı. İşte o zaman Nurettin Veren’in gerçekten samimi olduğuna inandım. Fakat asıl konu böylesi (FETÖ için tehlikeli olan bir adam olan Nurettin Veren’in) çok iyi korunması gerekmez mi?! Maalesef bu konuda ne asker ne de hükümet hiçbir şey yapmadı. Ya da yapmıştır ben bilmiyorum.
40 yılını Cemaat içinde hem de Fethullah Gülen’in yanıbaşında geçiren böylesi bir adamın o zamanlar anlattıkları devlet tarafından ciddiye alınıp harekete geçilseydi belki de terör örgütü FETÖ için çok şey yapılabilirdi! Aynen bizim iktidarı uyarılarımız gibi Nurettin Veren’in uyarıları da askıda kalmıştı! Hükümet/iktidar bu konuda uyandı ama çok geç uyandı! İş işten geçtikten sonra uyandı! Keşke uyarıldıkları zaman uyanmış olsalardı!...