DUYGU ve DÜŞÜNCELERİNİZİ TUTSAK ETMEYİN İÇİNİZDE, SALIVERİN UÇSUN İÇİNİZİN GÖKYÜZÜNDE
Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen aşk/sevgi/sevinç, dram/hüzün/acı ve umut/hayal/rüya üzerine çekilen filmler, yazılan romanlar, öyküler ve şiirler insanın iç dehlizlerinde nasır tutmuş duyguları ne kadar incitip acıtsa da yine de hüzünlü bir atmosferin oluşmasına engel olamazdı.
İnsanın doğasında aşk olmasa umut ve hayal de olmazdı. Aşk umudun kapısı, hayal ise anahtarıdır.
Duygular mıknatıs gibidir; iyiyi çeker, kötüyü de... Önemli olan içimizdeki duyguları terbiye etmek, ıslah etmek ve iyiyi çekebilecek hâle getirmektir.
İçgüdüsel dürtüler duyguları depreştirir ve çoğu zaman insanın önüne geçerek gözünü kör eder. Görmek ve bakmak arasındaki farkı atladığı gibi körü körüne bir bağlılıkla hayatımızı ya zehir eder ya da zindan eder.
O yüzden aşkın gerçek doğasına sadık kalarak sevgiyi, umudu ve güzelliği kuşanmalıdır insan. Geçmişinden ders alıp yarınlara umutla bakmasını bilmelidir.
Aşk esareti içinde yaşayan insanların kölelerden ne farkı vardır?
Köleler, efendilerinin emri altında bir ömür tutsak yaşarlar. Onlar ne derse onu yaparlar. Kendilerine ait hiçbir şeyleri yoktur.
Böyle bir aşkın kölesi olmaktansa intihar etmek en makbulüdür diyeceğim ama demiyorum. Tam aksine mücadele ve direnmekten bahsediyorum.
Tüm zorluklara ve engellere karşı ölümüne direnmekten söz ediyorum.
Siz içinizdeki tüm engellere ve zorluklara karşı mücadelede direnirseniz, sizi ölüme sürükleyen duygu ve düşünceleriniz çaresiz kalacak ve kazanan siz olacaksınız.
Aşk, iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Bir tarafı kölelik, diğer tarafı özgürlüktür.
Ben köleliği değil özgürlüğü tercih ettim.
Ne mutlu aşkın köleliğini değil de aşkın özgürlüğünü tadanlara…
İnsanın iç dünyasında esaret olması kadar kötü bir şey yoktur.
İçe kapanıklık, insanlardan uzaklaşmak, gürültü ve patırtıdan kaçmak ne kadar pozitif sonuçlar doğursa da tersinden mantıkla negatif sonuçlar da doğurabilir.
Bu yüzden insanın yaşamında özgüven, mutluluk ve geleceğe umutla bakmak çok önemlidir.
Kalbini ve beynini tüm kötülüklerden uzak tutmalı ve mutluluğu önce kendi içinde yaşamalıdır insan.
İğreti duygu ve düşüncelerin kölesi olmak, insanı kendi iç dünyasına hapseder ve dış dünyanın tüm güzelliklerinden mahrum eder.
İnsan içine kapanıp dünyaya küsmemeli, tam tersine dünya ile barışık olmalıdır.
Geçmişin acılarını, öfkesini ve kinini içinde taşıyan insanlar her zaman tedirgin ve huzursuzdur.
Geçmişin mutluluğunu, umutlarını ve güzelliklerini içinde taşıyan insanlar ise her zaman güven verici, neşeli ve mutludur.
Ben yaşamım boyunca hem iç dünyama hem de dış dünyama pozitif enerji vermeye çalıştım.
Tüm negatif düşünce ve duygularımı geri dönüşüm potasında eriterek tekrar yaşamıma kazandırdım.
Yaşamımın her anında kutlu buyrukları hatırlayarak nefes alıp verdim.
Kararan dünyamda kutlu buyruklara sımsıkı tutunarak aydınlanıyordum.
İçimdeki korkuları kutlu buyruklar sayesinde yok ediyor, nefsimi de yine onların rehberliğinde kontrol ediyordum.
Her insanın içinde güneş, ay ve yıldızları olmalıdır.
Benim güneşim kutlu buyrukların kaynağıydı.
Benim ayım kutlu buyrukların aynasıydı.
Benim yıldızlarım ise kutlu buyrukların her sayfasındaki emirlerdi.
İçindeki korkuları büyüten insanların tedirginliklerini anlamak zor değildir.
Özgürlük varken korkunun kollarına sığınmak olur mu?
Yok edin içinizdeki tüm korkuları ve putları. Yıkın içinizdeki korku tapınağını. Özgürlüğü benimseyin ve özgür düşünün.
Kendinizi mahkûm etmeyin içinizdeki buzdan demir parmaklıklara.
İşte o zaman özgürsünüz…
Özgür sularda özgürlüğe yol alsın bindiğiniz hayat gemisi.
Düşüncelerinizi ve duygularınızı sınırlamayın.
Kaldırın tüm sınır kapılarını; hayalleriniz, duygularınız ve umutlarınız özgürce uçsun gökyüzüne doğru…
Hayata dair pasaportlarınız ve vizeleriniz olmasın.
Özgürlüğe giden yol üzerinde hiçbir trafik levhası bırakmayın.
Zaten özgürseniz koskoca bir gökkuşağı renkleriyle donanmışsınız demektir.
Madem ki insanım, o halde tüm insanlıktan sorumluyum.
O yüzden duygu ve düşüncelerimin önüne set kuramazdım; bırakıverdim onları boşluğa ki özgürce aksınlar.
Ortadoğu deyince aklıma önce Filistin gelir. Direnişin ve özgürlüğün sembolüdür Filistin.
Bütün dünya bu duruma seyirci kalırken Türkiye onlara kucak açıyor, şefkatli elini uzatıyor ve destek veriyor.
Ve benim güzel ülkem Türkiye’m…
Dört bir tarafı denizlerle çevrili, yerin altı ve üstü her türlü zenginlikle dolu güzel ülkem Türkiye’m…
Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan devlet geleneğiyle dünyaya barış, kardeşlik ve insanca yaşama mesajları veren ülkem Türkiye’m…
Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen devletçilik anlayışı ile adaletin, huzurun ve güvenin örneği Türkiye’m…
Sadece Türk ve İslam dünyasının değil, tüm ezilmiş ve sömürülmüş milletlerin de dirilişine vesile olacak canım ülkem Türkiye’m…
Türkiye büyüdükçe, ilerledikçe ve güçlendikçe saldırılar da devam ediyor.
Çünkü artık karşılarında eski Türkiye yok.
Uyanmış, ayağa kalkmış ve atağa geçmiş bir Türkiye var.
Dışa bağımlılığı azaltan, kendi göbeğini kendi kesen, kendi yağıyla kavrulabilen bir Türkiye var.
Özgürlüğü, umudu, aşkı, mutluluğu, barışı ve huzuru kendimize çok görüyoruz.
Oysa Türkiye bir hapishane değil; özgürlüğü, güveni ve mutluluğu hak etmiş bir ülkedir.
Artık yeter; içinizdeki putlardan kurtulun, zincirleri kırın ve iç dünyanızdaki köleliğe son verin.
Duygu ve düşüncelerim aşk ateşiyle alevlensin, özgürlüğü ve barışı kuşansın, umuda doğru kanatlansın ve yarınlara özgürce uçsun.
Acıyı, öfkeyi ve nefreti gömün içinizin derinliklerine.
Duygu ve düşüncelerinizi salıverin içinizin gökyüzüne; özgürce uçsunlar…
Bir sabah nasıl olsa güneşle birlikte uyanacağız;
Dilimizde barış, adalet ve özgürlük şarkıları ile…
İşte o gün milletim için kutlu bir bayramdır.
İşte o gün özgürdür Türkiye’m…