NATO ZİRVESİ

Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.baskentpostasi.com, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.

Tem 10, 2026 - 17:21
NATO ZİRVESİ

Dünya yeniden şekilleniyor. Eski dengeler yıkılıyor, yeni ittifaklar kuruluyor, küresel güç mücadelesi her geçen gün daha sert bir zemine taşınıyor. Böylesine kritik bir dönemde Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen 36. NATO Zirvesi, yalnızca diplomatik bir toplantı değil; Türkiye'nin küresel güvenlik denklemindeki vazgeçilmez yerinin güçlü bir ilanı olmuştur. Bir zamanlar yalnızca ittifakın doğu sınırını koruyan Türkiye, bugün Karadeniz'den Akdeniz'e, Kafkasya'dan Balkanlar'a, Orta Doğu'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada güvenliğin anahtarı konumundadır. Bu gerçek artık yalnızca Ankara'nın değil, NATO'nun da kabul ettiği stratejik bir gerçektir. Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olmasının ötesinde, sahada bedel ödeyen, terörle mücadelede yalnız bırakılmasına rağmen geri adım atmayan, sınırlarını korurken Avrupa'nın güvenliğini de teminat altına alan bir devlettir. On yıllardır PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadele eden Türkiye, sadece kendi vatandaşlarının değil, müttefiklerinin güvenliği için de ağır bir yük üstlenmiştir. Ancak Türkiye'nin en büyük başarısı yalnızca askerî gücü değildir. Asıl başarı; kendi savunma sanayisini kuran, dışa bağımlılığı azaltan ve millî teknoloji hamlesiyle oyun kurucu bir ülkeye dönüşmesidir. Yerli ve millî imkânlarla geliştirilen insansız hava araçları, hava savunma sistemleri, deniz platformları ve elektronik harp teknolojileri bugün dünyanın dikkatle takip ettiği başarılara dönüşmüştür. Güçlü ordu, güçlü sanayi ve güçlü diplomasi artık aynı hedef doğrultusunda ilerlemektedir. NATO Zirvesi'nin Türkiye'de yapılması, ülkemize duyulan güvenin ve stratejik önemimizin açık bir göstergesidir. Çünkü herkes biliyor ki Karadeniz'in güvenliği Türkiye'siz sağlanamaz. Doğu Akdeniz'in dengesi Türkiye olmadan kurulamaz. Enerji koridorlarının güvenliği Türkiye olmadan garanti altına alınamaz. Terörle mücadelede kalıcı başarı ise Türkiye'nin tecrübeleri dikkate alınmadan mümkün değildir. Bugün Türkiye yalnızca bir müttefik değildir; kriz çözen, tarafları aynı masada buluşturan, gerektiğinde arabuluculuk yapan ve diplomasiyi sahadaki güçle destekleyen bölgesel bir liderdir. Tahıl koridorundan esir takasına kadar birçok uluslararası girişim, Ankara'nın güvenilir ve etkili diplomasi anlayışının somut örnekleri olmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" sözü, bugün uluslararası sistemde yaşanan gelişmeler ışığında çok daha güçlü bir anlam kazanmıştır. Küresel güvenlik yalnızca birkaç ülkenin iradesiyle değil, adalet, eşitlik ve ortak sorumluluk anlayışıyla tesis edilebilir. Türkiye de bu anlayışın en güçlü savunucularından biridir. Türkiye, tarih boyunca hiçbir zaman başkalarının güvenliğine tehdit oluşturan bir devlet olmadı. Ancak söz konusu vatanı, milleti ve bağımsızlığı olduğunda da hiçbir tehdide boyun eğmedi. Bugün NATO içerisinde saygı gören Türkiye'nin temelinde işte bu kararlı duruş vardır. 36. NATO Zirvesi bir gerçeği tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir: Türkiye artık sadece gelişmeleri takip eden bir ülke değildir; gelişmeleri yönlendiren, karar süreçlerinde ağırlığı hissedilen ve küresel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biridir. Bundan sonra tartışılması gereken konu, Türkiye'nin NATO için ne ifade ettiği değil; Türkiye'nin olmadığı bir güvenlik düzeninin ne kadar sürdürülebilir olacağıdır. Çünkü tarih de, coğrafya da, yaşanan krizler de aynı gerçeği haykırmaktadır: Güçlü Türkiye, güçlü bölge demektir. Güçlü Türkiye, daha güvenli bir dünya demektir.

Dr.İmbat MUĞLU