46 YILDIR ÇILGIN, RİSKLİ ve SINIRÖTESİ GAZETECELİK ve YAZARLIK YAPMANIN BEDELLERİ!.. - 3 -
AK Parti’nin Kuruluşu, Projeleri İle İlgili Hakkımdaki İddialar…
Sırlar!..
ALİ BABANIN ÇİFTLİĞİ -28 Mayıs 2011 Cumartesi
Ne enteresan günler içindeyiz. Bir haber çıkıyor, o haberi okuyorsunuz, ardından biraz daha ayrıntı ögrenmek için didikliyorsunuz, bu seferde bambaşka bir şey ortaya çıkıyor. MHP'li yöneticilerin görüntülerinin yayınlanmasıyla alakalı olarak yapılan haberlerden birisi "O küçük bir gazetede çalışıyor ama hem CHP’nin hem MHP’nin kasetini aylar öncesinden bildi ve yazdı." başlığını taşıyordu. Baktık, kimdir bahsedilen diye. Muhsin Akıl isimli, Ankara'dan yayınlanan "ANAYURT" gazetesinin bir yazarı olduğunu öğrendik.
Biz o gazeteyi başka bir yazarı vesilesiyle takip eder olmuştuk, sayın Akıl'ı da o zamanlar görmüştük, ama bunlar başka meseleleri peşisıra getirir. Aslında "didikliyorsunuz, bu seferde bambaşka bir şey ortaya çıkıyor" diye yukarıda bahsettiğim mesele de "başka konuları peşi sıra getirmesi" ile alakalı...
O vakitler takip etmeye başladığımız Anayurt yazarının "ilginç bilgileri" nasıl aldığını merak etmekle beraber, biraz da "hayali" olarak da görüyorduk, ama mesela yayınlanan "görüntüler"le alakalı haberlerin sayın Akıl'a doğru ilerlemesi ve onun aşağıda bahsedeceğimiz anlatımları ile, takip ettiğimiz diğer Anayurt yazarının bilgilerinin "sıhhat derecesi"ni de ölçecek bir "veri"ye sahip olma imkanı elde etmiş oluyoruz.
"Kasetleri aylar öncesinden bildi" diye haber yapılan sayın Muhsin Akıl'ın, "bildiğini gösteren" yazıları konulmuş sadece... Ama onun "şimdi iddialarımı sıralayabilirim" diyerek devamlı yazdığı "iddiaları" bir kenara, aslında normal bir gazetenin hükümete bakışına göre manşetden veya büyük harflerle verecekleri, vermeleri gereken bir "iddiası" daha var ve ama onu -Fatih Altaylı bile- konuşmuyor, işte bu enteresan...
Malumdur ki Başbakan Erdoğan neredeyse her gittiği yerde bir "çılgın proje" açıklıyor ve bütün bunların "kaynağı" ve "üstü" olarak da, açıklandıktan hemen sonra sahipleneninin bol olduğu "TÜRKİYE HAZIR-HEDEF 2023" pojesi gösteriliyor. Dedik ya, sahipleneneni bol; CHP'sinden MHP'sine herkes sahiplendi, "bizim projemizdir" diyerek "intihal"le suçladılar neredeyse...
Ama "bilen adam Muhsin Akıl"ın bu konuda yazdıkları, "sahiplenme" olarak görülse de çok farklı ve gerçekten de enteresan ilişkileri ortaya koyucu. Bakın sayın Akıl, ne diyor:"-Başbakan R. Tayyip Erdoğan 16 Nisan 2011’de tarihinde televizyon ekranlarında ‘çılgın proje’ olarak anons edilen tarihi konuşmasını yaptı. 12 Haziran 2011 Seçim Beyannamesi “Türkiye Hazır, Hedef 2023” olarak açıklandı. AKP’NİN “2023 PROJESİ” Adı üstünde “ÇILGIN PROJE”! Bu “ÇILGIN PROJE” değil, başkasının projesini alıp “benim” diye ortaya çıkmaktır asıl ÇILGINLIK! Düşündük-taşındık Başbakan Erdoğan gerçekten “yanıltılmış” dedik! Çünkü AKP’nin ‘çılgın’ 2023 PROJESİ çalıntı! Çalıntı olduğunu da ispatlayacağız!"
Dikkat ederseniz, sayın Akıl, Başbakan Erdoğan için "yanıltılmış" diyerek, "çalıntı" ithamını ona değil çaldıklarını iddia ettiklerine yöneltiyor. Bakın okuyunuz: "- Sayın Başbakan Erdoğan siz “Bu kardeşiniz…” diye sözünüze başlıyorsunuz ya, ben de size aynen kendimden bahsederek “Bu kardeşiniz sizden çok, çok ve çok önce hem de 2006 yılından bu yana Anayurt’ta bu köşede 2023 Projesi’nden defalarca bahsetti…” diyeceğim. Gerekirse ispatlarım. 2023 Projesi’nin patentinin sizde olmadığını, tam aksine 2023 Projesi’nin patentinin kimde olduğunu ispatlayabilirim! Ayrıca “kol kırılır yen içinde kalır” diyerek bugüne kadar sakladığımız (sizi de çok yakından ilgilendiren ‘sırrı’) açıklayacağım!
“Anayurt’ta, 28 Mart 2008 “100 yıllık plân… ve 2023”, 12 Nisan 2008 “Büyük Türkiye Projesi”, 28 Ekim 2008 “Emperyalistlerin 100 yıllık Türkiye’yi parçalama projesi!”, 29 Ekim 2008 “2023 projesinin Türkiye’ye Evet” şifresi”, 31 Ekim 2008 “1923 ve 2023: 100 yıl şifresi!”, 21 Ocak 2009 “ABD Türkiye’den niçin korkuyor?!”, 01 Mart 20009 “Türkiye süper ülke”, 21 Ekim 2009 2023 yılında Türkiye!..”, 22 Kasım 2009 “2010 yılında Türkiye’nin kaderi!..”, 10 Şubat 2010 “2023 yılında Türkiye!.”, 13 Eylül 2010 “Kurtlar ;Vadisi Pusu’nun 2023 Projesi Çalıntı mı?!”, 14 Eylül 2010 “Kurtlar Vadisi Pusu’nun yayını durdurulabilir!..”, 16 Eylül 2010 “2023 Projesi: -2-“, 15 Eylül 2010 “2023 Projesi -1-“ tarih ve başlıklarını sunduğumuz yazılar gibi 2023 PORJESİ ile ilgili daha birçok yazım yayınlandı.
Şimdi 13 Eylül 2010 tarihli “…2023 Projesi Çalıntı mı?!” başlıklı yazımdan, Başbakan Erdoğan’ın 16 Nisan 2011 tarihinde açıkladığı “HEDEF 2023” projesine ithaf etmek için bir parça alıntı yapıyorum: “…2023 Projesi çalıntı mı?! Okuyucularımda hatırlar, köşe yazılarımda yıllarca elimizde 2023 Projesi’nin olduğunu yazıp-durdum! Hem de defalarca bu konu üzerinde durarak devleti ve milleti bilgilendirdik! Elimizde 2023 Projesi’nden bazı resmi kurumlarımızın da haberi vardı! Türkiye’nin bekası için 2023 Projesi’nin tatbik edilmesi için az mı yazdık. 2023 Projesi benim de içinde bulunduğum ekibin projesidir!”
AKP adına Başbakan Erdoğan’ın sahiplendiği 2023 Projesi, Başbakan Erdoğan’ın da çok iyi tanıdığı Osman Tüfekçi ve arkadaşlarının yılların birikimiyle hazırlamış olduğu el-emeği, göz-nuru devasa bir projesidir. Osman Tüfekçi, AKP’nin kuruluşunda, AKP’nin ana çerçevesini çizen, stratejik hedeflerini koyan ve partinin belkemiğini kuran grubun içindeydi. Daha sonra onlarla fikir ayrılığına düşüp, partinin ilk anda yola çıkılan hedeflerden saptığını gözlemleyerek, bu guruptan ayrılmıştır. 2023 Projesi’nin tek söz sahibi Osman Tüfekçi ve arkadaşlarıdır."
Enteresan değil mi? Hayali bir durum ortada yok gibi, sayın Akıl, yazılarından bölümler ve ilgili kişilerin isimlerini vererek "2023 Projesi" üzerinde "telif hakkı"nın peşine düşüyor. Sayın Akıl, "AKP'nin 2023 Projesi çakma" derken, yıpratmak, aşağılamak, kötülemek maksadını taşımadığını, aksine buna sevindiğini, kızgınlığının "patenti bize aittir" açıklamasında da bulunuyor.
Bahsettiğimiz gibi derdi, "telif hakkı"; sakın o'laki "telif ücreti" istiyor sanmayın, bunu kastetmiyor, emeklerinin üzerine başkalarının konmasına kızıyor. Peki buna dair "kanıtları" var mı? "2023 PROJESİ benimde içinde bulunduğum ‘akil insanların’ oluşturduğu süper bir ekibin yıllardır üzerinde durup çalıştığı, geliştirdiği ve tatbik edilmesi için hazırladığı (binlerce sayfadan oluşan) devasa bir projedir. Bunun böyle olduğunu Türkiye’de bilmeyen yok! 2023 Projesi’nin ilk taslak orijinal metni, geliştirilmiş ve genişletilmiş hâlâ elimizdedir" demek kolaydır, herkes söyleyebilir bunu, iddiacı ispatla mükellefdir, o halde kanıt ortaya koyması lazım değil midir?
Muhsin ve sahih akıl bunu gerektirir elbette; yazar sayın Akıl da bunu şu şekilde kanıtlamaya çalışıyor: "-… benim yazmış olduğum bütün yazılar 2023 projesi ile ilgiliydi. Yazılarım 2023 projesinin parça parça izahıydı. Yazılarım, 2023 projesinin fikri temel taşını oluşturuyordu. Son 5 yıldır bütün yazılarım en ince ayrıntılarına kadar okunsun ve Başbakan Erdoğan’ın 26 Nisan 2011 günü açıklamış olduğu “HEDEF 2023” projesi ile karşılaştırılsın! Ya da AKP’nin bugüne kadar yapmış olduğu bütün icraatları ile karşılaştırılsın! Hatta ve hatta değişim, dönüşüm, ilerleme ile ilgili yazmış olduğum tüm yazılarımda karşılaştırılsın. Anayasa değişikliği dahil, Yargıda, Eğitimde, Sağlıkta, Ekonomide, İletişim ve Bilişimde, Teknolojide, İstihbaratta, Askeriyede ve akla gelebilecek her alanla ilgili yazdıklarımda karşılaştırılsın! Hatta ve hatta sosyal, siyasi, ekonomik, istihbari her alanı kapsayacak şekilde son beş yıl içinde Anayurta’ki yazılarım AKP icraatlarıyla karşılaştırılsın!"
Hatta sayın Akıl, "Başbakan kabul etmezse, elimizde bulunan kasetleri internete koyarak da bunu kanıtlarız" da diyor; "AKP'NİN KASETLERİ" de demek ki sırada diye bir espri yapmak da gerekir herhalde artık. Fakat, akıl, kasetleri vermekten vazgeçiyor, "artık beni ilgilendirmiyor" diyor; merak ettiyseniz nedenini okuyunuz o halde: "- Gerçi ben “Şayet Başbakan Erdoğan sorularıma cevap vermezse, Osman Tüfekçi’nin AK Parti’nin kuruluşundaki çalışmalarını (amblem, tüzük, proje/program, strateji, organizasyon, tanıtım vs.) kapsayan canlı görüntülerini en kısa bir zamanda herhangi bir televizyonda yayınlayacağım. Gerekirse internet ortamına bütün dünya ile paylaşacağım. Ben bu kaseti izledim. Bütün dünyaya izlettirmesini de çok iyi bilirim. Şayet Başbakan R. Tayyip Erdoğan vicdanının sesini dinleyerek bütün bu sorularımı cevaplar Osman Tüfekçi ile görüşür ve helalleşirse ben de ‘kol kırılır yen içinde kalır’ diyerek böyle bir eylemden vazgeçeceğim! Bu bir kin, haset ve tehdit değil, sadece SİTEMDİR!..” desem de bu konu artık beni ilgilendirmiyordu. O yüzden herhangi bir yorum yapmak istemiyorum.
Fakat Osman Tüfekçi davasından vazgeçmedi. İnternette “iktidaragidenyol.com” sitesinde AK Parti’nin ilk kuruluş günlerini, AK Parti macerasını ve Erol Olçok ‘gerçeğini!’ üç ana başlık altında yayınlamaya başladı." Yukarıda ismi bir defa daha geçmişti, Osman Tüfekçi, zaten sayın Akıl'ın yazıları yayınlayıp "çakma proje" demesinin sebebi de sayın Tüfekçi'nin isminin geçmemesi, sayın Tüfekçi'den hiç bahsedilmemesi ve bir başka kişinin üzerine –herhalde “şan ve şerefin”- bırakılması. Ama bunlar hep "iddia" görüldüğü üzere...Delil? Deliller, sayın Akıl'ın "neler açıklanacak neler" diyerek yönlendirdiği "www.iktidaragidenyol.com" isimli sayın Tüfekçi'nin hazırladığı ve "ifşaatlerinin" bulunduğu websitesinde "olacak" deniliyor ve biz de oraya gidiyoruz.
"- Geçen yıllarda, içinde bulunduğum meclislerde AK Parti’nin ismini bulduğunu, amblemini yaptığını, stratejilerini ortaya koyduğunu söyleyen insanlarla tanıştım. Onlar sayesinde zaman zaman bayağı eğlendim. Zekalarını övdüm ve nasıl başardıklarını merak ettiğimi söyledim. Yaptıkları gerçekten büyük bir işti. Adı bile belli olmayan bir partiyi büyütmüş ve daha ilk seçimde iktidara getirmeyi başarmışlardı. Siyasi işlerle ilgilendiğimi, yerel yönetimler çapında bir iletişimci olduğumu, mümkünse biraz ayrıntılara girmelerini istedim. Onların bu muhteşem tecrübeleri, benim ilerde karşılaşacağım zorlukları aşmamda yardımcı olabilirdi. Bazıları uyanıklığa yatıp, bunların mahrem şeyler olduğunu söyleyerek kıvırdılar. Bazıları ise bana saatlerce yalanlar anlattılar. Aralarından birkaç tanesi anlattıklarına o kadar inanmıştı ki, o süreçleri yaşamasam, kesinlikle bu işi onların yaptıklarına inanabilirdim. Elimde böyle onlarca hikaye mevcut.
2001’de AK Parti kuruluşuyla başlayan ve 2023 Projesine kadar uzanan süreç bu sitede peyderpey yayınlanacak. Neyse, uzun lafı keselim ve konuya girelim çünkü sanırım siteye giren herkes, teorik açıklamalardan çok, yaşanmış durumlarla verilecek örnekleri tercih edecektir. Konumuz AK Parti nasıl kurulduğu ve nasıl iktidara geldiği."
Dikkat ediyorsanız, Anayurt gazetesinin yazarı (Muhsin AKIL), sayın Erdoğan’ın “markasının” hazırlanmasında rol almış… Bu ortada. Başka? Sayın Tüfekçi, sayın Erdoğan’ın “markasının” hazırlanmasında rol almış… Başka? Sayın Erol Olçok sayın Erdoğan’ın “markasının” hazırlanmasında rol almış…
Gizli Tanık “AKDENİZ”in Mahkemede Hakkımdaki İddiaları!
T.C. İSTANBUL
13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ
(CMK 250 MADDESİ İLE YETKİLİ)
DURUŞMA TUTANAĞI
ESAS NO: 2009/191, CELSE NO: 181, CELSE TARİHİ: 14.05.2012,
BAŞKAN: Hasan Hüseyin ÖZESE 28298, ÜYE: Ercan FIRAT 39995, ÜYE: Nihat TOPAL 41981, C.SAVCISI: Mehmet Ali PEKGÜZEL, KATİP: Emrah ÇAKAN 146848
Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ile Üye Hakimler Ercan Fırat ve Nihat Topal’dan oluşan mahkeme heyeti tarafından 14 Mayıs 2012 günü saat 09:38’de Silivri Cezaevi bitişiğindeki büyük duruşma salonunda oturum açıldı.
Tutuklu sanıklardan Sanıklar Hikmet Çiçek, Mehmet Zekeriya Öztürk, Osman Yıldırım, Doğu Perinçek, Semih Tufan Gülaltay, Levent Ersöz, Oktay Yıldırım, İbrahim Özcan, Hayrettin Ertekin, Erkan Ayyıldız, Sedat Peker, Oğuz Bulut, Levent Göktaş, Hasan Ataman Yıldırım, Serdar Öztürk, Hasan Iğsız, Ahmet Hurşit Tolon, Mehmet İlker Başbuğ, Mehmet Haberal, Hulusi Gülbahar ve Özkan Kurt dışındaki tutuklu sanıklar ile başka suçtan tutuklu sanık Yalçın Küçük’ün cezaevinden getirildikleri görüldü.
Bağsız olarak huzurdaki yerlerine alındı. Tutuksuz sanıklardan gelen yok.
Müdahil vekili Danıştay Başkanlığı vekili Av. Perihan Özcan ile bir kısım sanıklar müdafilerinden Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük, Sanıklar Ahmet Tuncay Özkan, Mustafa Levent Göktaş, Hasan Atilla Uğur, Dursun Çiçek, Mustafa Dönmez, Fatih Hilmioğlu ve bir kısım tutuksuz sanıklar müdafii Av. Serkan Günel, Sanıklar Sedat Peker, Oğuz Bulut müdafii Av. Mehmet Doğurga, Sanıklar Yalçın Küçük, Taylan Özgür Kırmızı ve Muhammet Sarıkaya müdafii Av. Kazım Yiğit Akalın, Sanıklar Mehmet İlker Başbuğ ve Ahmet Hurşit Tolon müdafii Av. İlkay Sezer, Sanık Meryem Kurşun müdafii Av. Süreyya Yiğitbaşı geldikleri görülmekle,
Huzurdaki yerlerine alındı. Açık yargılamaya devam olundu.Tanık yoklaması yapıldı.Gizli Tanık Akdeniz’in tanık odasında hazır olduğu görüldü.Gizli Tanık Akdeniz’in sesi ve görüntüsü bozularak duruşma salonundaki monitörlere aktarılmak suretiyle huzura alındı.Beyanının tespitine başlanıldı.Mahkeme Başkanı: “Hakim Hüsnü Bey, şu anda Gizli Tanık odasında kimler var?”Üye Hakim Hüsnü Çalmuk: “Başkanım şu anda odada Hakim Hüsnü Çalmuk, Zabıt Katibi Mehmet Ali Altunkaynak ve Gizli Tanık Akdeniz bulunmaktadır.”
Mahkeme Başkanı: “Evet, bu iddianamedeki olaylarla ve sanıklarla ilgili bildiklerinizi anlatır mısınız, sizi dinliyoruz?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Olayın farkında olmadan grubun içerisine girdim ve birtakım olaylarını görerek, duyarak ve yaşayarak içlerinde bulundum. İlk bin dokuz yüz sek… 98, 99 yıllarında JİTEM’le temasım oldu. 2 yıl, 3 yıl gibi bir süreç içerisinde JİTEM elemanlarıyla ve JİTEM’in Aydınlıkevler’deki karargahında görüşmelerim söz konusu oldu. Sonrasında beni içlerine almamaktan ya da bir başka sebepten dolayı bilmiyorum, bir toplantıda zehirlenmem söz konusunda 12 saat sonra acil ameliyata alınmak durumunda kaldım. 2006, 2007 gibi süreçlerde Almanya’dan Türkiye’ye bir grup geldi ve benim ofisimde misafir oldular ve bu grubun lideri Türkiye’de şu an zor durumda olan askeri bir cephe var, onlar beni bulacak ve ofisini kullanmak istiyorum şeklinde bana yaklaştılar. Konuyla alakalı o dönem maillerle emniyete ve istihbarat dairesine bilgiler verdim, ama ilgilenilmedi. 2007, 2008 gibi birinci Muhsin Akıl tarafından temas kuruldum ve onun sayesinde 30’un üzerinde hücre denilebilecek noktalarda görüşmelere şahit oldum.
Mahkeme Başkanı: “Evet bu Vatansever Kuvvetler Güç Birliği var onunla ilgili bildiğiniz bir şey var mı?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Evet efendim. Muhsin Akıl tarafından 3, 5 ay uzun bir süre izlendikten sonra senin birtakım hataların hariç kabul görebilirsin diye bana evrak verildi, boş bir evrak. Sürekli ofise gelip giderken en son bir çanta bıraktı ve bu çantaya dokunma dedi, ama 2 gün sonra benim içim döndü ve çantayı açtığım zaman uzun namlulu silahlar gördüm ve beraber Vatanseverler Partisine taksiyle bıraktırdım.”
Mahkeme Başkanı: “Şimdi Vatansever Kuvvetler Güç Birliği ile Vatanseverler Partisi aynı grup kuruluş mudur?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Genelde birbirini tamamlayan, yani benim izlediğim kadarıyla bir nokta değil hücrelenmiş birçok noktadan faaliyet gösteren bir oluşum.”
Mahkeme Başkanı: “Peki Vatanseverler Partisinden bahsediyorsunuz, böyle bir parti resmi olarak kurulmuş mudur?”
Gizli Tanık Akdeniz: “O dönem bize kuruldu diye ben hatta bir toplantısına katıldım. Türkiye’nin her ilinden gelen insanlar arasında.”
Mahkeme Başkanı: “Nerede oldu, ne zaman yapıldı?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Çankaya’da yapıldı 2007, 2008 tarihlerinde tarihini tam olarak hatırlamıyorum.”
Mahkeme Başkanı: “Kimler katıldı?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Elektronik İstihbarat Daireden emekli kişiler vardı, ama şu an isimlerini tam hatırlamıyorum Muhsin Akıl vardı Kasım vardı bu Irak İstihbaratı yapan genelde benim ofisimde görmüş olduğum yüksek rütbelilerin danışmanları kendileri bizzat gelmediler.”
Mahkeme Başkanı: “O toplantıda neler görüşüldü, ne yapıldı?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Yani daha önce 2, 3 yıl öncesi o tarihte anlattıkları bir yapılanma söz konusu olmuş, hemen hemen bütün illerde başarısızlıkla sonuçlanmış ve tekrar bir atılım söz konusu olursa başarısızlık olursa tamamen biteceklerinden dolayı hatasız bir şekilde maddi manevi nasıl organize olunabilir tarzlarındaydı, genel olarak.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Evet, 30’a kadar hücre vardı dediniz, bu hücreler nelerdir?”
Gizli Tanık Akdeniz: “30’a kadar hücreler dernekleşme şeklinde, örneğin KGAV kırmızı gülün alı var, Mustafa Kemal Atatürk’ün en çok sevmiş olduğu şarkı olduğu için bir onun üzerine, onun gibi ofis şeklinde istihbarat toplayan noktalar. Ben her birisine bizzat zaten adı geçen şahısla gittim.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Yani bu bahsettiğiniz JİTEM’e bağlı birimler miydi?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Bazı görüşmelerde JİTEM’den de kişileri getiriyorlardı, bu birbirinden bağımsız gözüken ama hedef aynı olan şeklinde.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Yani bunları bir, biraz genişletir misiniz, isim olarak işte şu dernek şuradaydı veya şu inşaat firması sahibi şuydu şeklinde biraz daha somutlaştırabilir misiniz?”
Gizli Tanık Akdeniz: “İnşaat firmasının adını hatırlamıyorum, Çankaya’da genelde 2 tane gördüğüm Çankaya’da vardı.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Evet adreslerini, bulundukları mevkileri söyleyebilir misiniz?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Kule’den sonra.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Atakule’nin olduğu yer değil mi?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Atakule’den sonra evet efendim, Atakule’den karşıdaki 2 sokaktan sonra.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Evet.”
Gizli Tanık Akdeniz: “Yani yerini bizzat biliyorum, ama şu an adres olarak hatırlayamıyorum.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Yakınında bilinen bir bina, bir şey var mı?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Köşe binaydı efendim.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Köşedeydi.”
Gizli Tanık Akdeniz: “Köşe ve karşısı boş park alanı gibi boş bir alan.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Evet, ne, ne olarak kullanılıyordu o ofis?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Orası İran istihbaratçılarının barındığı yer ve genelde toplantı yaptıkları yer, yalnız ben bir defasında şahit oldum.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Kimler geliyordu toplantıya?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Bahsetmiş olduğum kişiler Alaattin Parmaksız, Muhsin Akıl, Oğuz Kaleli ve isminin çoğunu ben isim sormadığım için bilmiyorum yani, 10, 15, 20 kişi olabiliyordu, bazen 30 kişi, 40 kişi olabiliyordu.”
“Seçimlerden önce o 2006, 2007’de hızlandırdıkları seçimlerden önce, 3 gün önce, 3 ya da 4 gün önce bana bu bilgileri vermeye başladılar. Ben 2 kez bir rüya gördüm, 3’üncüde de bir rakamla beraber Ak Partinin gelmesini gördüm, bunu oradaki insanlara da ben bahsettim. Akıl’a falan dedim bu şekilde yapmamı istiyorsun, ama yanlış yapıyoruz, ihanet hariç her şey affedilir diyorsunuz ama siz kendiniz devlete ihanet ediyorsunuz, şeklinde tartışmalar oldu ki, bir ta...”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Kime söylediniz bu sözü, ihanet konusunu?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Akıl’a, Muhsin Akıl’a”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Muhsin Akıl’a söylediniz.”
Gizli Tanık Akdeniz: “Evet, Muhsin Akıl hatta yanında Alaattin Parmaksız da vardı, Alaattin Parmaksız’a dedim, paşam siz bu memlekete, bu devlete hizmet vermiş insanlarsınız, bu adam normal bir insan değil, neden bununla hala irtibattasınız diye tartışmalarım söz konusu oldu.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Halit Bozkurt isminden bahsetmişsiniz, bu şahıs kimdir?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Evet, şu an bahsettiğim konu odur, Muhsin Akıl oraya gider ve der ki Interpol’ün kız kardeşi ya da akrabası tam hatırlamıyorum. Tayin olunacak, hepimizin birer birer paçasında püskülü var, biz de alınabiliriz, dolayısıyla Interpol gibi bir noktadaki memurum tayinini yaparsak o da bize faydalı olur, çünkü şu anda istihbaratımızda daralma var. Bunu yaptıracaksın deyip onu operadaki yerinden alıp eski meclisin oradaki müzeler birliği sanıyorum, oraya götürüp tayin yaptırıldı.”
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: “Bu herhangi bir toplantıya geliyor muydu? Toplantılarda bir yerde gördünüz mü tam?”
Gizli Tanık Akdeniz: “Ben toplantılarına Muhsin Akıl haricinde hiç gitmediğim için bilmiyorum ama onların yanlış yaptığını, böyle olmaması lazım geldiği konusunda onlardan bağımsız bir oluşum olduğu için zaten o hücreleri faaliyete geçiriyorlardı.
Muhsin Akıl, Ergenekon Operasyonlarını 7 Ay Önce Anayurt’ta Yazmıştı
Anayurt Gazetesi Yazarı Muhsin Akıl’ın 3 Temmuz 2007 tarihli ‘Kör Kuyuda Derin Devlet Aranıyor’ yazısında operasyondan 7 ay önce saptanmış gerçekler...
Son 10 yılın en büyük operasyonunun yapıldığı, ümraniye’de ele geçirilen patlayıcılarla ilgili soruşturmada su yüzüne çıkan gerçekler... A’dan, Z’ye operasyonla ilgili olarak yazılı basında kayda geçen çarpıcı iddialar... Anayurt Gazetesi Yazarı Muhsin Akıl’ın 3 Temmuz 2007 tarihli ‘Kör Kuyuda Derin Devlet Aranıyor’ yazısında operasyondan 7 ay önce saptanmış gerçekler...
ANAYURT MUHSİN AKIL 3 TEMMUZ 2007 tarihli yazısında 22 Ocak 2008’de yapılan operasyonun sinyallerini oldukça çarpıcı iddialara dayanarak ANAYURT okurlarıyla paylaşmıştı.
İşte o yazı:
Muhsin Akıl, ‘Ergenekon Operasyonları’nı 7 Ay Önce Anayurt Gazetesi’nde Yazmıştı!
Muhsin Akıl, Ergenekon Operasyonlarını 7 Ay Önce Anayurt’ta Yazmıştı. Son 10 yılın en büyük operasyonunun yapıldığı, ümraniye’de ele geçirilen patlayıcılarla ilgili soruşturmada su yüzüne çıkan gerçekler... A’dan, Z’ye operasyonla ilgili olarak yazılı basında kayda geçen çarpıcı iddialar... Anayurt Gazetesi Yazarı Muhsin Akıl’ın 3 Temmuz 2007 tarihli ‘Kör Kuyuda Derin Devlet Aranıyor’ yazısında operasyondan 7 ay önce saptanmış gerçekler... ANAYURT MUHSİN AKIL 3 TEMMUZ 2007 tarihli yazısında 22 Ocak 2008’de yapılan operasyonun sinyallerini oldukça çarpıcı iddialara dayanarak ANAYURT okurlarıyla paylaşmıştı.
İşte o yazı:
Kör Kuyuda Derin Devlet Aranıyor
2 Haziran 2011 Perşembe - Anayurt Gazetesi
Son günlerde ülke genelinde yapılan ‘çete operasyonları’nın altında bir şeyler arandığı aleni sırıtmaya başladı! Söz konusu milliyetçi, ulusalcı ve vatansever kişiler, gruplar, oluşumlar ve dernekler arasında bir bağ (!) kurularak bir yere varılmak isteniyor. Anlaşıldı; öküzün altına buzağı koyacaklar! Adına da işte Derin Devlet diyecekler! Şemdinli olayı üzerinde göstermiş olduğu başarıyı devam ettirmek isteyen mevcut iktidar, zamanla tökezlemek zorunda kalmıştır! Provokasyonların ardı-arkası kesilmeyince de her taşın altından asker parmağı aradılar! Nasıl olsa piyasa da bir hayli emekli subay, astsubay var ya! Askerin de konuşanları, yazanları çoğaldı! Bu durum bir yerleri ürkütür olmuştu!
Ülkenin içine düşmüş olduğu durum karşısında seyirci kalmayarak tepkilerini milliyetçi, ulusalcı ve vatansever söylemlerle dile getiren insanlarımız üzerinde olağanüstü bir baskı uygulanmaktadır. Türkiye’de bir tek yıpranmamış TSK vardı şimdi onu da hedef aldılar. Her taşın altında artık ‘asker’ parmağı arar oldular! Türk Ordusu’nu yıpratmak ve karalamak için ellerinden geleni arkalarına bakmayanların maskeleri bir gün mutlaka düşecektir! TSK ile son günlerdeki ÇETE olayları arasında emekli Paşalar üzerinde bağlantı kurmaya çalışanların yeni bir ‘senaryo’ yazdıkları duyumunu aldım! Kendi halinde, sıradan, gelişi-güzel kurulmuş, milliyetçi, ulusalcı ve vatansever kuruluşlar arasında da organik bir bağ kurmak için de aynı senaryonun icraata konduğu söylentisi de geldi kulağıma! Böylece bir taşla iki kuş vuracaklar! Ne kadar sinsice ve kurnazca bir senaryo! Evet, şimdi bu senaryoyu tatbik ediyorlar... Efendiler! Türkiye’de tüm milliyetçi/ulusalcı/vatansever insanlar üzerinde büyük bir oyun oynanıyor!
Her biri dağınık ve kendi halinde vatan-millet-bayrak mücadelesi veren gruplar, dernekler, kuruluşlar ÇETE olarak hedef gösterilmekte. Mevcut iktidar bu konuda düğmeye bastı! Bazı maceraperest/şöhret budalası/ çıkarcı insanların yaptıkları yanlışların faturası diğer milliyetçi/ulusalcı/vatansever insanlara, gruplara, kuruluşlara çıkarılmaya çalışılacak! Öküz altında buzağı aranırcasına ÇETE aranıyor! Piyonlarla uğraşırken sözde Kale, Fil, Vezir ve ŞAH peşine koşan mevcut iktidar hayali bir ÖRGÜT yaratmak için kolları sıvamış durumda! Parçaları bir araya getirerek koskoca bir ÖRGÜT/ÇETE ortaya çıkartacak! Uluslararası emperyalist güçlerin taşeronu olarak görev yapan AKP hükümeti demokrasi/adalet/kalkınma adına ülkeyi ne hale getirdiğini anlayabilmek için 1919 yılından 2007 yılları arasındaki olayları(!) çok iyi analiz etmeliyiz. AKP’nin iktidara geldiği günden bu güne milliyetçi/ulusalcı/vatansever her gruba, her kuruluşa, her derneğe, her partiye neden bu denli düşman olduğunu ancak o zaman çok iyi anlayabiliriz! Susurluk, Şemdinli, Atabeyler, Sauna, Danıştay, Papaz, Hrant Dink olayları birleştirilerek ortaya BÜYÜK bir ÇETE çıkartılacak! Sözde alın size derinliği olmayan bir DEVLET! Aldığım istihbaratlara göre de( şayet gerekli bağlantıları/ ipuçlarını birleştirdikleri takdirde) çetebaşı olarak Emekli bir Generali (o da V.K olabilir!) suçlayacaklar! Böylece Türkiye’de bir ilk(!) gerçekleşmiş olacak! Sözde DERİN DEVLET çökertilmiş olacak! Sözde Türkiye kurtulacak!”
“Kör Kuyuda Derin Devlet Aranıyor!” Başlıklı Yazımla İlgili ÖNEMLİ NOT: 2 Haziran 2011 Perşembe - Anayurt Gazetesi’nde “Kör Kuyuda Derin Devlet Aranıyor!” başlıklı yazım AK Parti hakkında yazmış olduğum en sert yazılardan biriydi. Aslında suçlamam gereken o günlerde adı Cemaat olan ve günümüzün terör örgütü FETÖ olması gerekirken ben AK Parti’ye yüklenmiştim. Çünkü AK Parti (Dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan başta olmak üzere tüm kurmayları maalesef hiçbir uyarımıza kulak vermiyordu! Bizleri dikkate alıp umursamıyorlardı! O yıllarda FETÖ devletin polisi, yargısı ve askerinde hakimiyet kurmuş her istediklerini AK Parti’ye yaptırtabiliyorlardı. Ya da AK Parti onlara bilerek veya bilmeyerek gözyumuyordu! Zaten bizim kanımıza dokunan da buydu. Bu yüzden şimşekleri üzerimize çekmek için “Köy Kuyuda Derin Devlet Aranıyor!” başlıklı yazımızı o günlerde Anayurt gazetesinde yazmıştım. Çünkü ERGENEKON diye suçladıkları hayali örgüt üyelerinin çoğunu birebir tanıyordum! Onlarla haşır-neşirdim! Sözde örgüt! Oysaki birbirleriyle bile alakaları yoktu. Farklı grupları bir çatı altında toplayarak böylesi hayali bir örgüt hortlattılar! İşte bu yüzden BİZ, Vatanseverler Derneği’ni ve Vatanseverler Partisi’ni kurmuştuk! O yüzden bu derneğin ve siyasi partinin kuruluşunda bulundum! Zaten bunu izah etmeme gerek yok, Ergenekon mahkemelerinde hakkımda suçlamalarda bulunan (ki çok iyi tanıdım Z!) hakkımda suçlamalarda bulunarak ifade verdi! FETÖ’nün maşası, FETÖ savcısı Zekeriya Öz’ün sinsi ajanı AKDENİ(Z)! de beni çok iyi tanıyordu! Benden nasıl korktuğunu da çok iyi biliyordum. Zaten benden korktuğu için ifade vermekte acele etti! FETÖ’nün içimize İSPİYONCU/AJAN olarak soktuğu AKDENİ(Z)’in içimize sokulmuş bir ispiyoncu ve ajan olduğunu daha ilk günlerde bildiğimiz için onu FETÖ değil BİZ kullandık! Yanlış bilgilerle yönlendirdik ve BİZE doğru bilgiler taşıdı! Vakti geldiğinde de yine Anayurt Gazetesi’nde AKDENİZ hakkında çok ağır bir yazı yazarak MASKESİNİ DÜŞÜRMÜŞTÜM! Gizli Tanık AKDENİ(Z) bu yazımdan sonra FETÖ savcılarına gidip beni şikayet etmiş ve koruma istemiş, koruyun beni, yurtdışına kaçırın beni, Muhsin AKIL beni DEŞİFRE ETTİ, yakında beni ÖLDÜRECEK demiş. Peki, bu bilgileri nasıl öğreniyorduk. Yağmurdan kaçan doluya tutular psikolojik harp yöntemiyle Gizli Tanık AKDENİ(Z)’in üzerine giderek, baskı yaparak, korkutarak (daha önce onu tanıştırıp-samimi yaptığımız bakanlıkta müfettiş olan H.B dostumuza sığınmasını sağladık!) Ben de bakanlıktaki müfettiş H.B dostumuzdan Gizli Tanık AKDENİ(Z) ilgili tüm bilgileri alıyordum. Rusya’ya kaçacağını, Antalya’da saklandığını ve daha birçok şeyi… Yine Gizli Tanık AKDENİ(Z) ile daha önceden irtibat kurdurarak samimi yaptığım iki dostumla aramı açmış (düşman olmuş) gibi göstererek Gizli Tanık AKDENİ(Z)’in yakına kadar soktuk. Uzun süre bu iki dostum Antalya’da aynı evde birlikte kaldılar. Gizli Tanık AKDENİ(Z) ile ilgili bana günlük bilgiler bu iki dostumdan birinden her gün geliyordu. Peki sonu ne oldu?! Gizli Tanık AKDEN(Z) zaten sapık, şizofren, ruh hastası, hayali derin devlet ve istihbarat sevdalısı olduğu için onu DELİRTTİK! DAHA KÖTÜ BİR RUH HASTASI YAPTIK! Ve amacımıza da ulaşmıştık… Şimdi sözü AK Parti’yi (AK Parti iktidarlarını) ağır bir şekilde eleştirmem, suçlamam konusuna kaldığımız yerden devam edecek olursak… AK Parti’yi ağır bir şekilde suçlamama rağmen yine bizleri umursamadılar. AK Parti bize “Arkadaş sen bu yazıyı neden yazdın?!” diye sormadı bile… Ki bizi ciddiye alıp sormuş olsalardı elbet ki o günün Cemaati bugünün terör örgütü FETÖ ile ilgili her şeyi anlatacaktık. FETÖ dümen suyundan kurtulun, onları ciddiye almayın ve korkmayın, siz (AK Parti’ye), devletimize ve milletimize BÜYÜK TUZAK kuruldu! KURTULUN FETÖ BASKISINDAN ve ESARETİNDEN diyecektik. Fakat bunu bize dedirtmediler. Sonunda çok iyi anladık ki FETÖ unsurları AK PARTİ içine sızmışlar, en kilit yerleri ellerine geçirmişler ve AK PARTİ iktidarlarının elini-kolunu bağlamışlar! Ve bize ne zaman hak verdiler?! Ne zamanki polis-yargı darbe girişimleri oldu, ne zamanki 15 Temmuz Darbe girişimi oldu o zaman hak verdiler. Fakat iş-işten çoktan geçmişti. At’ı alan Üsküdar’ı geçmişti. Çünkü OLAN OLMUŞTU! Her şeye rağmen yine de Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ve en yakındaki bazı güvenilir arkadaşları sayesinde FETÖ konusunda uyanıldı, gerekli hazırlıklar yapıldı, dershaneler başta olmak üzere farklı alanlarda yüzlerce operasyon yapıldı. İşte tam Erdoğan’dan ve AK Parti’den soğumak ve her türlü desteğimizi de çekmek üzereydik ki bizi yeniden ümitlendirdiler. Çünkü akıllarını başlarına toplamışlar nerede ve ne zaman ne yapacaklarını artık ÇOK İYİ BİLİYORLARDI! İşte o günden sonra yeniden şu andaki Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’a ve AK Parti iktidarlarına Her Türlü DESTEĞİMİZİ vermeye devam ettik. Hala da vermekteyiz… Biz 24 yıllık AK PARTİ iktidarları döneminde gerek yazılarımızla, gerek konuşmalarımızla, istihbaratımızla ve gerekse icraatımızla her desteği esirgemedik. Onlar bizden uzaklaşsa bile biz onlardan uzaklaşmadık! Sözkonusu AK Parti ve iktidarları değildi, onlar devletin emanetçisi ve bir sebepti! Fakat FETÖ konusunda uzun süre büyük bir dalalete ve gaflete kapıldılar! İşte bizim ağrımıza giden de buydu. Gerçi şu andaki Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan ve birkaç DAVA arkadaşı onların (dünün Cemaati bugünün terör örgütü FETÖ’nün kim olduklarını) en az merhum Necmettin Erbakan Hoca kadar çok iyi biliyordu. Demek ki Erdoğan’ın çevresini de kuşatmışlardı! Çünkü sözkonusu R. Tayyip Erodğan değildi, onlar geçici, emanetçi ve üzerlerine düşeni yapıyorlardı. Asıl sözkonusu olan DEVLETİMİZİN BEKASI/GELECEĞİ/İSTİKBALİ, İSTİKBALİ ve İSTİKRARIYDI! Sözkonusu olan Vatan’dı, Devlet’ti, Millet’ti… Söz konusu olan TÜRKİYE idi… Sözkonusu olan Cihan Şümul İLAY-I KELİMETULLAH davasıydı! Ve BİZ, AKSAKALLILAR’ın yeryüzündeki görünen GÖLGELERİ olarak SON NEFESİMİZE KADAR BU MÜCADELEYİ DEVAM ETTİRECEĞİZ diyerek “46 YILDIR ÇILGIN, RİSKLİ ve SINIRÖTESİ GAZETECELİK ve YAZARLIK YAPMANIN BEDELLERİ!..” başlıklı yazı dizimizin 3’üncü bölümüyle sonlandırmış oluyorum.