BUGÜN BAYRAM: “Duygu ve düşünce atmosferinde jimnastik..!”
Önce tüm okuyucularımın mübarek Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Bugün bayram olduğu için 19 Nisan 2012 tarihli Anayurt gazetesinde yazmış olduğum “Duygu ve düşünce atmosferinde jimnastik..!” başlıklı yazımla (yeniden gözden geçirip üzerinde birkaç rötuş yaptım) siz değerli okuyucularımı baş başa bırakıyorum.
“Zaman su gibi akıyor... Durdurmaya çalışıyorum durmuyor... Film şeridi değil ki geri de sarmıyor! O yüzden her anı, her saniyeyi, her dakikayı, her saati ve her günü çok iyi değerlendirmek gerek! Geçmişi düşünüp geleceğe bakmak... Geçmişini sorgulamayanların gelecekle ilgili problemleri vardır. Hiçbir pişmanlık duymadan, zamanı 'zamanında' çok iyi değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.
Edebiyatçı yönüm hep gizemli kaldı! Kalması da iyi oldu! Bir gün gelir şiirlerim, öykülerim, romanlarım da yayınlanır. (Gerçi şiirlerim ve öykülerim hariç romanlarımdan birkaçı yayınlandı). Gazeteci-Yazar olarak strateji, dış politika, istihbarat, gizemli ve derin konular hep ilgi saham olmuştur. Zaten 46 yıllık gazetecilik ve yazarlık hayatımda hep bu konular üzerinde yazdım.
Artık çok yoruldum. Bundan sonra biraz öze ve özele dönmek istiyorum. Yani, biraz edebiyat ve sanat demek istiyorum. Diğerlerini bırakacak mıyım?! Hayır, hayır… Tam aksine… Devam…
İç etkenlere karşı itikat, akide, tefekkür! Dış etkenlere karşı da felsefe/mantık/psikoloji! O yüzden Psikolojik Savaş ilgi saham olmuştur. Ve uzmanlaştım! Bu konuda başucu kitabım (yıllar önce defalarca okumuşumdur ve hâlâ da okurum) 2500 yıl önce efsanevi savaş ustası Çinli askeri stratejist komutan/filozof Sun Tzu’nun yazmış olduğu “SAVAŞ SANATI”..!
Yahu, elin Çin’lisi öyle bir yazmış ki ‘pir’ yazmış. Ben de ‘Psikolojik Savaş’ ile ilgili 10 yıl emek vererek bir kitap yazmıştım. Hem de elle (tükenmez kalem ile) ama orijinalini ev taşınmalarında kaybettim. Ya çöpe gitti ya da hiçe…
İdeolojik saplantılardan, siyasi bağlantılardan, mezhep-meşrep gibi kör bağlığından kurtulalı yıllar oldu. Evrensel düşünüyorum. Çünkü Kur'an ‘evrensel’ mesaj veriyor! Benim için sağcı, solcu, İslâmcı artık fark etmiyor! Dürüstlük ve doğruluk, insanlık ölçüm olmuştur!
Her türlü inanca, fikre ve görüşe saygım vardır. Yeter ki küfretmesinler benim inancıma. Ben onlara saygı gösterdiğim kadar onlardan da aynı saygıyı bekliyorum. Daha açıkçası:
“Gölge Etmesinler Başka İhsan İstemem!”
Şayet itikat ve akidem olmasaydı inanın biraz Ömer Hayyam, biraz da Neyzen Tevfik’leşebilirdim! Yani sapıtabilirdim! Çok şükür ki inanıyorum; ‘amelsiz’ olsa da! Külli amelsiz de değilim! Gücüm nispetinde!
Bir zamanlar (gençlik dönemim) kısa bir süre de olsa içmiştim rakıyı ve şarabı! İnanın namazdaki huşuyu, secdedeki derin teslimiyeti dünya dolusu rakıya ve şaraba değişmem! O sarhoşluk bir başkadır! Rab ile Kur'an ile sarhoş olmak kadar güzel bir şey yoktur dünyada…
Ben böyle düşünüp böyle yazdıkça bazen ‘tebliğciler’ çıkar karşıma! Önce dinlerim onları… Sonra bakarım hâllerine… Kendilerine tebliği unutmuşlar, beni bulmuşlar!
Yahu gidin evinize önce aynaya bakın ve kendinize tebliğinizi bir yapın sonra bana gelin diyorum! Sanki cennetin tapusu ceplerinde ve kendilerini kurtarmışlar sıra bana gelmiş: tövbe, tövbe…
Yahu ‘Melek’ yaratılmadık! İnsanız! Elbet ki günahkârız! Fakat elimizden geldiği kadar günahlardan kaçındık!
Tek korkum ‘kul hakkı’! Yarın ahirete kul hakkı ile gitmek korkutuyor beni! Yoksa ölüm vız gelir tırıs gider! Biz ‘ölümsüzlüğü’ tattık, ölüm bize ne yapsın! Zaten kefenliyiz! Kefenli insan ölümden korkar mı?!
Bizi korkutan ölüm değil; yarın öbür tarafta Yüce Rabbimize ne cevap vereceğiz?! Zaten tek korkumuz budur.