GELECEĞİN ‘BÜYÜK TÜRKİYESİ’ İNŞA EDİLİYOR!
Bugünün Türkiye’sini bundan 14 yıl önce görebilmiştik! O günlerde Anayurt gazetesinde 31 Mayıs 2012 tarihli “Türkiye’de Yaşanan İki Zihniyetin Çatışması” ve 1 Ekim 2012 tarihli “Geleceğin Dünyasını Türkiye Kuracak” yazılarımda bugünlere yönelik bazı tahminlerde bulunmuştum. Türkiye’nin geleceğine yönelik düşüncelerimizi “Geçmişini bilmeyenin gelecek endişesi olamaz!” sözü ışığında değerlendirerek bugünlere farklı bir pencereden bakmıştık. Günümüze ve geleceğimize ışık tutmak için sözkonusu bu iki yazımı okuyucularımla paylaşmakta fayda görüyorum.
“Türkiye’de Yaşanan İki Zihniyetin Çatışması - (31 Mayıs 2012 - Anayurt Gazetesi):
Türkiye’de taşlar yerinden oynamaya devam ediyor. 28 Şubat depreminin 5. Dalgası ile merkez üssüne ulaşıldı gibi! Fakat ana merkeze değil! Zaten geçen gün darbe ve darbe teşebbüslerinin perde arkası ile ilgili bazı teşhislerde bulunmuştum. 28 Şubat döneminin kuvvet komutanlarına yönelik tutuklamaların yapılacağı kokusunu aldığım için bu yazıyı yazmıştı. Milletin hafızasındaki 28 Şubat’ın dondurucu soğuk atmosferi yavaş yavaş ısınmaya başladı.
Yıllar önce başlayan bu derin ve sessiz savaş bugün yüzeyde kansız ve şiddetsiz bir şekilde devam ediyor. Yargı ve hukuk süzgecinde bir dönem sorgulanıp-yargılanıyor. Fakat bazen hissi hareket edildiğini, gücün vermiş olduğu sarhoşlukla karşı tarafa kin ve öfkeyle saldırıldığını ve adeta intikam alırcasına bir düşünceyle (bir kısım iktidar sahipleri, medya ve sivil toplum örgütleri) davullu zurnalı halaylar çektiklerini görmek de midemizi bulandırıyor. Kraldan fazla kralcıların oluşturduğu gürültü kirliliği beni rahatsız ettiği gibi toplumu da rahatsız etmekte… O yüzden yargının dışındaki tüm aykırı sesler toplumda çatlaklara yol açıyor! Bu duruma bir kesimin diğer kesim üzerindeki psikolojik yansımaları diyebiliriz.
28 Şubat’ta 12 Eylül’ün şifreleri gizlidir, 12 Eylül’de 1960’ın şifreleri gizlidir,1960’da da darbeleri yapan ve darbe teşebbüslerinde bulunan zihniyetin şifreleri gizlidir! Bütün bu şifreler çözüldüğü zaman 100 yıllık zihniyetin maskesi düşecektir. Şahıslar değil zihniyet sorgulaması ön plânda tutulmalı. Şahıslardan çok zihniyet sorgulanmalı ve yargılanmalı. Şahıslar üzerinde titiz durulmalı, incitilmemeli! Fakat bazen kaş yapacağız derken göz çıkartılıyor! Yıllarca kendisini devlet yerine koyan bu bozuk zihniyetin milletin üzerinde oluşturduğu korku imparatorluğu ortadan kalkmaya başladıkça tüm gerçekler de gün gibi ortaya çıkmaya başladı. Alışkanlıkları, bağışıklıkları, kılcal damarlara kadar işlemiş tortuları atmak çok zor olacaktı ve öyle de oluyor. Düne kadar darbelere karşı olanların bugün darbelere yönelik soruşturma ve yargılamaya karşı tavır aldıklarını bir türlü anlamış değilim. Bütün bu tepkiler, 100 yıllık bozuk ve çarpık sistemin milletimizi ne hale getirdiğinin yegâne göstergeleridir.
Türkiye’yi hegemonyası altına almış olan 100 yıllık bozuk zihniyetin yıkılışı elbet ki kolay olmayacak! Elbet ki elde olmayan kazalar olacaktır. Elbet ki bu dönem sancılı geçecektir. Elbet ki faturası biraz pahalıya malolacaktır! Elbet ki bazı bedeller ödenecektir! Bu zihniyeti ortadan kaldırmaya çalışan güç de bütün bu olasılıkları hesap etmiştir. Aynı şekilde 100 yılık bozuk zihniyetin eski yöneticileri, temsilcileri ve tabanlarında da bir kaos, bunalım, öfke, kin, nefret ve intikam duygusu oluşacak ve kendilerinden hesap soranlara karşı negatif tepkiler göstereceklerdir. Bizler, her iki tarafın tepkilerine saygılı olmak zorundayız. Yani, taraf olmaktan kaçınmalıyız. Yılların oluşturmuş olduğu bu psikolojik iç ve dış tepkileri hoş karşılamalıyız. Fakat her iki tarafı da uyarmak zorundayız. Sınırı geçmeyin, kaş yapacağız derken göz çıkartmayın, hukuka saygılı olun ve birçok şeyi zamana bırakın diyoruz. Yoksa bu savaşın galibi olmaz ve her iki taraf da kaybeder olan yine Türkiye’ye olur.
Ülkemiz ve milletimiz üzerinde 100 yıldır hegemonya oluşturan çarpık ve bozuk sistemin tüm kirli çamaşırları ortaya dökülürken ve 100 yıllık köhne zihniyet bugün hukuk önünde yargılanırken maalesef küresel derin güçler rahatsız olmaya başladı. Türkiye’deki bu değişim ve dönüşüm süreci bazı dış odakları olağanüstü rahatsız etti. Ellerindeki uluslararası güçler ve medya organlarıyla Türkiye’ye karışmaya başladılar. Sözde akıl verip yol gösteriyorlar. Raporlar hazırlayıp Türkiye’yi yönlendirmeye çalışıyorlar. Bir ülke kendi özüne, kendi köküne ve kendi gerçeğine doğru yol alırken dışarıdaki bu rahatsızlığın sebebi nedir acaba?!
Demek ki Türkiye’yi 100 yıldır hegemonyası altına alan gücün perde arkasında bunlar vardı. Yoksa nedir neden bu kadar rahatsız olsunlar! Artık Türkiye’ye sözleri geçmeyecek, Türkiye’yi istedikleri gibi yönetemeyecekler, Türkiye’de istedikleri gibi at koşturamayacaklar. Çünkü Türkiye’de olup-bitenlerin bir ucu onlara batıyordu. O yüzden çatlak sesler çıkartıyorlar. O yüzden ülkemize siyasi, ekonomik, sosyal ve hukuksal müdahale etmek istiyorlar. Fakat kapandı artık o dönem. Yeni bir dönem başladı… Geleceğin BÜYÜK TÜRKİYESİ inşa ediliyor!..”
“Geleceğin Dünyasını Türkiye Kuracak (1 Ekim 2012 - Anayurt Gazetesi):
İnsanlık Hak/Doğru ve Batıl/Yanlış sınırları içinde savaşıyor. Dünyada iki yol var: üçüncüsü yok! İnanan ve inanmayan… Zalimler ve mazlumlar… Sömürenler ve sömürülenler… Ezenler ve ezilenler… Yani, 7 milyar insan bu iki sınıf içinde yer alıyor. O yüzden kan, gözyaşı, zülüm, sömürü, işkence, haksızlık devam ediyor. Habil ve Kabil her şeyi izah eder! Firavunlar, Nemrutlar ve Tağutlar da her şeyi apaçık izah etmekte zaten. Gerçekleri izah etmek için hep siyasi, ekonomik, sosyolojik, psikolojik terimler, kavramlar kullanıyoruz. Aslında düşüncelerimiz, araştırmalarımızı, hatta duygularımızı bile Terminoloji/(terimbilim), literatür/(bilimselaraştırma), teknoloji/(tanrıbilim) gibi üçsel bir mantıkla izah etmek isterdim! Fakat açık/şeffaf, objektif/net ve somut bir şekilde açıklamak zorunda kaldım. Yani, insanlığın Hak/Doğru ve Batıl/Yanlış iki atmosfer içinde savaştığı… Ve Allah’ın Yolu, Şeytanın Yolu…
Güneş batıdan doğacak diye bir söz var! Bu söz batının İslâmlaşacağına işarettir. İslamlaşma Amerika ile başlayacak. Sonra Avrupa’ya sıçrayacak. Daha sonra da Asya, Afrika ve Uzak Doğu… Çünkü Allah(cc) nurunu tamamlayacak! Bu NUR tamamlanmadan da kıyamet kopmayacak. Yani, yeryüzünde fitneden bir tek eser kalmayıncaya kadar Hak ve Batıl savaşı devam edecek. Dünyanın merkezi Türkiye’dir. Anadolu toprakları… Dünyadaki tüm devletler ve milletler bu gerçeği biliyor. Türkiye o yüzden çok önemlidir. Türkiye özünü Osmanlı’nın parçalanması ile kaybetmeye başladı. 1923 ne kurtarabildiyse… 1938’den sonra da tamamen gaflet, dalalet ve hüsran yılları başlamıştır. AK Parti iktidarı ile ilk defa özeyaklaşım başladı! Tüm dış etkenler deşifre oldu! Ve gerçek GÜNEŞ gibi ortaya çıktı. Ki bu satırların yazarı AK Parti iktidarını en ağır eleştiren birisi olmasın rağmen doğruya DOĞRU eğriye EĞRİ diyor..!
Amerika’nın İslamlaşması Elijah Muhammet, Malcolm X ile başladı. Avrupa’nın İslamlaşması ünlü Fransız dünür Roger Garady, ünlü pop sanatçısı Cat Stevens (Yusuf İslam) örnekleri gibi aydınların, düşünürlerin, sanatçıların, politikacıların İslâm’ı seçmesiyle başlamıştır. İngiliz Kralları bile İslam’ı merak eder oldu. İngiltere de bir gün İslam’a dönecek. 2023 Türkiye’nin tam bağımsız bir ülke olduğu yıldır! 2053 Türkiye’nin dünyaya hakim olduğu yıldır! 2123 dünyanın Türklerin liderliğinde İslamlaştığı yıldır! AK Parti iktidarı, Arap Baharı gerçeği aslında bu gidişatın işaret fişekleridir! Asıl miat/milat ise 3. Dünya Savaşı’dır. Bu savaş mutlaka gerçekleşecek. Hem de Ortadoğu’da. Büyük Ortadoğu savaşı aniden dünya savaşına dönüşecek! Bu savaşın tek galibi Türkiye olacak.
Türkiye 1980 sonrası dış güçlerin Türkiye uzantısı işbirlikçi üç güç ile tam 35 yıldır mücadele etmektedir. Sahte Derin Devlet, PKK ve Paralel Yapı üçgeninde kıskaca alınan Türkiye, toplumsal bölünmenin ve coğrafi parçalanmanın eşiğinde AK Parti iktidarının basireti ve feraseti sayesinde nihayet derin bir nefes almıştır. AK Parti’yi abluka altına alabilecek kadar büyük bir güç ile mücadele etmiş bir Türkiye şu anda içinde bulunduğu durum ne kadar iyi gibi görünse de aslında derinlerde çetin bir mücadele yapılmaktadır.
Sahte Derin Devlet’in korku imparatorluğu, PKK terör örgütünü barış, kardeşlik, demokrasi söylemleri üzerinden yürütülen sözde çözüm süreci ve takiye mantığı doğrultusunda devletin tüm kurumlarına sirayet eden Paralel Yapı ne yazık ki ülkemizi siyasi, ekonomik, toplumsal büyük felaketler içine sürüklese de sonunda ‘milli irade’ kazanmış ve AK Parti’nin -zik-zaklı, sallantılı, gel-gitli 13 yıllık iktidarı sonunda rahata ve huzura kavuşmuş bir Türkiye olarak artık geleceğe umutla bakabiliriz.
Devletin bütün kurumlarına sirayet edip yıllarca hükümdar olan Sahte Derin Devlet; kuruluşnda bir avuç iken zaman içinde palazlanan ve etnik kimlik üzerinden siyasallaşarak meclise bile giren PKK terör örgütü; siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine, iş dünyasına, devletin önemli tüm kurumlarına, ve dindar topluma takiye mantığı ile sızıp yine yıllarca devletin içine sirayet eden (öncesinde cemaat denilen maskesinin düşmesi ile Paralel Yapı olarak adlandırılan daha sonra da terör örgütü olarak karşımıza çıkan) Fethullah Gülen ve sözde cemaatinin kurmay/beyin takımı maalesef Türkiye’yi büyük bir çıkmazın içine sokarak içinde bulunduğumuz şu günlere gelinmiştir.
Mevcut AK Parti iktidarı küresel güçlerin Türkiye uzantısı bu üç şer güçle (Sahte Derin Devlet, PKK ve Sözde CEMAAT/PARALEL YAPI) mücadelesini siyasi, hukuki ve toplumsal bir mantık içinde sürdürmektedir. Millet bu acı gerçeği gördüğü için son seçimlerde yeniden AK Parti’yi tek başına iktidar olmuştur.
Acaba iktidardaki AK Parti bundan sonra ülkemizde cereyan edecek olayların doğuracağı sonuçları idrak edip görebiliyor mu?! Sahte Derin Devlet’in yıllarca süren hükümdarlığı sona erdi. PKK terörü ile ülkemizi bölemediler. Paralel Yapı darbeleri sonuçsuz kaldı. Peki Türkiye’yi bölüp-parçalamak için geriye ne kaldı?! Evet AK Parti iktidarının düşünemediği, akıl erdiremediği ve idrak edemediği asıl ‘gerçek’ bu değil midir?! Yani, artık Türkiye savaşa sokularak bölüp-parçalama planı icraata konmuştur.
AK Parti iktidarı dönemlerinde üç büyük hatanın cezasını çekmektedir bugün. İlk dönemlerdeki yanlış Suriye Politikası, Çözüm Süreci ve yıllar önce Paralel Yapı ile iyi niyetinden dolayı nikâh kıyması! İşte bu üç büyük tarihi hata neredeyse AK Parti’yi iktidardan edecekti. Şükür ki yıllar sonra da olsa AK Parti kendi acı gerçeğiyle yüzleşti ve kendi hatalarını düzeltip yeni bir misyon ve vizyon ile yeniden seçime giderek halkın teveccühünü kazanıp tek başına iktidar oldu.”