Harputta Birinci

Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.baskentpostasi.com, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.

Ağu 21, 2026 - 14:56
Harputta Birinci

Harput adeta devasa bir kitap. Her sahifesi insana yeni bir kapı açıyor.

Harput medeniyetler yumağı. Harput’u okumak, tanımak, yaşamak lazım.

Harput; tarih, folklor, sanat, kültür, turizm, ilim, siyaset, ekonomi, edebiyat merkezi olduğu gibi Harput da yetişenler de sanki bir kâinatın ihtiyacına cevap veren bir kitap gibi. Harput birçok alanda adından söz ettiren devlet, bilim, siyaset ve din adamları yetiştirmiştir. Buram buram tarih ve güzellik kokuyor Harput! 

            İnsanlığa çok güzel örnekler vardır Harput’ta.        

Harput’ta metfun, Harputlu olan veya Harputlu olmadığı halde Harput’a güzellik katanlar mevcut. Bunlar da Harput’un güzellikleri ve zenginlikleri. Elazığ’dan tepeye, Harput’a çıktığınızda hemen değişik bir hava hissetmemek mümkün değil. Hele bir de oranın güzel havasının ritmini yakalarsanız…

İşte o Kimileri ölse bile yaptıkları ve yaşadıkları ile örnek, bıraktıkları eserlerle ölümsüz olurlar. Kendisi dışında başkalarına eğitim ve ilim ile cehaletin ağzına gem vururlar, insanlara sınır çizilmez ufuklar açarlar.

İşte onlardan biri, hayatı, çektikleri, azmi, mücadelesi, şefkati, insanlığı, vatanperverliği ile farklı bir insan, bıraktıkları ile eserleri ile ölümsüz bir insan. Harput’un tepesinde yakın tarihimizde, 26 Temmuz 1986 yılında Hakkın Rahmetine kavuşan örnek insan, hayatı birİNCİliklerle, aynı zamanda güzelliklerle dolu Albay Hacı Hulusi Yahyagil.

 O belki bedenen öldü ama eseleri ile dimdik ayakta yaşıyor. Üstelik O’nu sadece birileri konuşmuyor, birçok kimse O’nu konuşuyor. Birçoğu da O’nu kaybettikten sonra sanırım O’nu daha iyi anlıyor. Öyle ki O, ülkesini hem içeridekilere, hem de dışarıdakilere karşı korumuş, hem de aynı kişiler tarafından sevgi ve saygı görerek…

İşte Merhum Albay Hacı Hulusi Efendi Hz.’lerinin alıntılarla kendi ifadesi ile tariçe-i hayatı:

            “1895’te Ramazanı Şerifin birinci gecesi Elaziz’in Kesrik Köyündeki evimizde dünyaya geldiğim, merhum validemin ifadesidir. İlk tahsilim sonrası Rüştiye-i Askeriyeyi Elazığ’da tamamladım. Kuleli Askeri İdadisinde ikmal ile harbiye mektebine geçmiş iken Harb-i Umuminin patlaması üzerine bir müddet ihzari talim ve terbiye gördükten sonra 12 Nisan 1915’te Çanakkale’de 25. Piyade Alayının muhtelif bölgelerinde çalıştım. Biz harbe giderken pilav yemeye gider gibi hevesle gitmiştik. 26 Temmuz 1915’te Leyle-i Kadirde Anafartalar Conk Bayırı Muharebesinde iken yüzümden, göğsümden ve sol kolumdan yaralandım. Çanakkale mıntıkasından ayrılarak Karadeniz’e geldik. Ruslar’ı sahile kadar kovaladık.

1916 senesinde Kafkas Cephesindeki Muharebemiz Erzincan’ın batısında mevzilenerek beklemek suretinde oldu. 1917’de Ruslar çekiliyordu. Ermenileri temizleyerek ilerliyorduk. 1918’de Kars’ı birinci olarak ele geçirdik.

            Harpten sonra tekrar 1925’te Mektebe başladım. Nihayet harbiyeden mezun oldum.

            Ermeni ve Bolşeviklerle yapılan muharebelere iştirak ettim. Hiçbir mağlubiyet acısı görmeden Tokat ve Sivas’a gelmişken, izinli olarak Elaziz’e geldim. İstiklal Harbinin Antep ve Urfa Havalisi ve Sakarya Muharebelerine iştirak ettim. 1938’de Dersim Harekâtına katıldım. Rahmet-i İlahiye elimizi kirletmeden ve kana bulaştırmadan bizi kurtardı.

            ...1944 Ağustosunda Albaylığa terfi ettim. 3 Mayıs 1950’de Denizli Askerlik Dairesinden emekliye ayrıldım.”   

    Evet.           1896 yılında doğan Koca Çınar’ı, bir tarihi, Çanakkale, Anafartalar, Conkbayırı, Kafkas Cephesi, Gence, Karabağ, Kars, Antep, Urfa kısaca İstiklal Harbi, Sakarya bitirememişti. Gazi ve Kahraman askeri unvanlarını taşıyan hayatında mağlubiyet görmeyen O asker bu defa cephe değiştirerek başka bir tarzda askerliğine devam ediyordu. Hem de ilerleyen yaşına hiç aldırmayarak…

O geçmiş tarihi canlı tutan geniş tutan bir kitaptı ve O bilgi ve samimiyeti ile bir ummandı.

Sadece Elazığlılar O’nu sevmez, ziyaretlerine gelmezlerdi. Değişik yerlerden binlerce insanın O’nu ziyaret etmek için Elazığ’a geldikleri anlatılmaktadır.

Çünkü O birinciydi, Çünkü O bir inciydi.

Elazizli mağlubiyet görmeyen Albay 26 Temmuz 1915 tarihinde Çanakkale’de birkaç yerinden yaralanmış, şehit olamadığı için üzülmüş, şehit olabilmek için de hep dua etmişti. Allah, duasını kabul etmiş olacak ki Çanakkale’de yaralandığı 26 Temmuz günü Elazığ’da Hakkın rahmetine kavuşmuştu. Kim bilir belki de şehit olmuştu.

            Bir deniz seyahatinde her limanı özelliklerle dolu Albay İbrahim Hulusi Yahyagil için ebetteki çok güzel sıfatlar sıralanır. Bu örnek ve güzel insan askeri kimliği ile beraber, aynı zaman da iyi bir mütefekkir,  edebi yönü olan bir şairdi.

İşte sizlere kibirden uzak, alçak gönüllü, izzetli bir hayat için örnek bir ifadesi: “ Kimseden sevmek, hürmet ve medih etmek beklemiyor, daima hüsn-ü zanna layık olmayıp hayır duaya muhtaç olduğumu beyan ediyorum.”

O mağlubiyet yüzü görmeyen, hayatı birinciliklerle dolu, samimiyet ve emanetin bir adresiydi.

Ne hikmetse biz bir şey elimizden çıktıktan sonra veya ölüm ile kaybettiklerimizin kıymetini daha çok anlıyoruz.

Ölmek ve ölürken de ölümsüzleşmek. Sevenleri Kendilerini her yılın temmuz ayının son haftası Pazar günü Elazığ’da anıyorlar.

Herhalde biz kendisinin samimiyetini, emanete olan hassasiyetini, güzelliklerde olan birinciliğini örnek almaya çok ihtiyacımız var.

Evet. Harput devasa bir kitap, bu kitaplarda da Albay İbrahim Hulusi Yahyagil gibi birincilerle, güzelliklerle dolu….