Türkiye, Savunma Sanayi’nde 22 Yıl İçinde Büyük Bir Devrim Gerçekleştirdi
SAHA 2026 Uluslararası Savunma Sanayi, Havacılık, Uzay Teknolojileri Fuarı geçtiğimiz gün (5 Mayıs) İstanbul’da başladı. 9 Mayıs 2026 tarihinde sona erecek olan 120 ülkeden 1500’üzerinde firmanın katıldığı uluslararası fuarda Hava Savunma Sistemleri, Balistik Füzeler, Kamikaze Sualtı Dronları görkemli ve muhteşem bir şekilde sergilendi. Türkiye’nin geliştirdiği yerli ve milli 6 bin km menzilli Füze/YILDIRIMHAN fuarda ve dünyada büyük ses getirdi. Başta komşularımız Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail olağanüstü rahatsız oldu! Fuarda Milli Savunma Bakanlığı’nın ARGE biriminin geliştirdiği silah sistemleri uluslararası fuara damgasını vurdu.
Uluslararası Savunma Sanayi Havacılık, Uzay Teknolojileri Fuarı SAHA 2026 Fuarında Yüksek patlayıcılı harp başlığı taşıyabilen, su üstü hedefleri ve platformları kıyı şeridindeki büyük tesisleri etkisiz hale getirilmesinde de kullanılabilen TUFAN, asimetrik taarruz formasyonları ile birlikte göreve alt grupları oluşturma, farklı görevleri de icra edebilme kabiliyeti ve görüntü özellikli hedef tespit edebilme farkındalığı ile angajman kabiliyeti ile TUFAN gelişmişliği, otonom özelliği, yüksek patlayıcılı harp başlığı ile tamamen yerli ve milli silahımızdır.
KILIÇ 10: Deniz hedeflerini tespit ve imha amaçlı tasarlanmış olan tek kullanımlık, hidrodinamik, çok hafif kategorisinde bir silahımız. Ayrıca KILIÇ 10 da maliyeti düşük olsa da menzili yüksek… Entegre harp başlığı taşıması ve sürü yeteneği özelliği, su üstü termal, IR kameri kameralarla çoğaltılmış görev menzili öne çıkma bir silahımızdır. BAYKAR SİVRİSİNEK: Fuar’ a K2 kamikaze Dron’u, Sivrisinek, BAYKAR Mızrak ve STM KUZGUN (STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ) geliştirdiği 1000 km menzilli ve yüksek patlayıcı harp başlığı taşıyabilen İHA sistemi kamikaze insansız hava aracı silahımız.
Türkiye savunma sanayinde 2002 yılından önce yüzde 80 dışarıya bağlıydı. Fakat geçen 24 yıl içinde savunma sanayinde devası adımlar atarak (dışa bağımlılıktan kurtulmuş) ve yüzde 80 yerli ve milli bir güce ulaşmıştır. Bilhassa ‘Çelik Kubbe” projesi ile havadan gelebilecek hür türlü tehlikeye karşı çelikten bir kalkan/şemsiye/zırh ile kuşatılmıştır! Artık kubbemiz ÇELİK, minaremiz FÜZE diyebiliriz! Türkiye’nin Çelik Kubbe Projesi ASELSAN, ROKETSAN, TÜBİTAK SAGE, MKE ve diğer savunma firmalarımızla birlikte gerçekleşmeye başlamıştır.
Bugünkü konumuz Hava Savunma Sanayi olduğu için Başkent Postası’nda daha önce yayınlanan 19 Şubat2024 tarihli “Türkiye’nin Savunmadaki Gücü ve Dünyadaki Yansımaları…” ve 8 Ağustos 2024 tarihli “Türkiye’nin ÇELİK KUBBE Hamlesi: Artık Kubbemiz ÇELİK, Minarelerimiz FÜZE !..” yazılarımı siz değerli okuyucularımla paylaşmakta fayda görüyorum.
Türkiye’nin Savunmadaki Gücü ve Dünyadaki Yansımaları…
(Haber-Yorum: Muhsin Akıl – 19 Şubat 2026 – Başkent Postası)
Bir ülkenin dünyada sözünün geçebilmesi için SAVUNMA SANAYİNDE çok güçlü olması gerekiyor. ABD, İngiltere, Rusya, Çin, bazı AB ülkeleri ve İsrail gibi… Tabi ki bu gücünü sömürü, işgal, savaş amaçlı kullanmamalı. Ne yazık ki bugün dünyada bu şekilde hareket eden ülkeler arasında ABD ve İsrail başı çekmektedir. İngiltere, Fransa’yı tarihi geçmişlerinden dolayı çok iyi biliyoruz. Afrika’yı ve Hindistan'ı nasıl sömürgeleştirdiklerini bildiğimiz gibi… ABD ve İsrail’in Ortadoğu’yu nasıl kan gölüne çevirdiklerini de çok iyi biliyoruz. Türkiye’nin son 20 yıl içindeki savunma alanında devası adımlar atarak GÜÇLENMESİ artık bilinen bir gerçek. Türkiye, savunma sanayinde devası adımlar atarak gücüne GÜÇ katması dünyadaki dengeleri değiştirmiştir.
Türkiye-ABD arasında F-16’larınn alımı ve modernizasyonu ve F-35’lerle ilgili sorunlardan dolayı uzun bir süredir soğuk rüzgarlar esiyordu. Gerçi böylesi bir soğukluğun sebebi olarak S-400’ler gerekçe gösterilmişti. Ortadoğu’nun göbeğinde bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin kendi savunma sistemini kurması en doğal hakkı iken S-400’leri bahane etmeleri kadar tuhaf bir gerekçe olamazdı. Zaten Türkiye’nin S-400’lerle ilgili kararı ABD yüzünden olmuştur. ABD, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği için Türkiye S-400’leri Rusya’dan tedarik etmek zorunda kalmıştır. Pentagon’a göre Türkiye ne kadar F-35 programından çıkartılmış olsa da F-16’ların modernizasyonu ve kitlerinin yeniden satışı noktasında sürecin olumlu yönde devam ettiğini açıklamaları Türkiye’ni kadar ikna edebiliyordu. ABD, Türkiye’nin S-400’leri aktif hale getirmediği sürece masada bütün seçeneklerin konuşulabileceğini ifade etmeleri de dolaylı yollardan örtülü bir tehdit olarak değerlendirilebilir.
Türkiye’yi sadece İHA ve SİHA’lardan dolayı değil aynı zamanda Ortadoğu’da ve Doğu Akdeniz’de söz sahibi olmasın dolayı da övgüye layık görüyorlar. Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda siyasi, askeri politikalar geliştirdiğine dair vurgu yapılarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önemli bir lider olduğunun da altını çizmek zorunda kalıyorlar. Türkiye-Rusya ilişkileri kendilerini rahatsız etmiş olsa da Türkiye’nin dengeli bir politika izlemesinden memnun olduklarını ve ilerideki süreçte ilişkilerin güçleneceğini belirterek F-16’lar konusunda yeşil ışık yakıyorlar. ABD, Türkiye’ye F-16’ların satımı ve modernizasyon konusunda kararını olumlu yönde vermişti. Bu da Türkiye’yi kaybetme korkusundan kaynaklanmıştı.
Öte yandan Türkiye’nin savunma sanayiinde atmış olduğu devası adımlar Fransa’yı olağanüstü rahatsız etmeye başlamıştı. Fransa, Türkiye’nin savunma sanayiindeki başarılarını bir tehdit olarak algılamaya başlamıştı. Bilindiği gibi Fransa, askeri endüstri dünyasında çok güçlü ve önemli bir faktör olmakla birlikte dünyanın en büyük 3. Silah ihracatçısı konumundaydı. Hatta Fransız Le Monde gazetesi bir haberinde "Fransız endüstrisi yeni rakipler tarafından tehdit ediliyor." diyerek Türkiye’nin askeri-endüstriyel komplekste önemli bir rakip olduğu işaret etmişti.
Fransa ne kadar dünyanın en güçlü silah sanayicisi olsa da Türkiye gibi ülkeler karşısında bazı kırılganlıklar yaşamıştı. Fransa’ya savunma sanayi endüstrisinde Türkiye rakip olduğu kadar Güney Kore ve İsrail de rakipti. Fransa’yı asıl çıldırtan karşısındaki rakiplere yönelik elinin-kolunun bağlı olmasıydı. Artık savunma sanayi ürünleri satışında rakipleri tarafından zorlanıyordu. Bilhassa Türkiye’nin İHA, SİHA’larla birlikte Helikopter, İnsansız Savaş Uçağı ve diğer savunma alanındaki devrim niteliğindeki adımları Fransa’yı ürkütmüştü.
Türkiye’nin uçak gemisi yapımındaki devası atılımı Türk savunma sanayinin güçlenmesine yönelik önemli bir adımdı. Uçak gemisinin tasarım faaliyetlerine başlanmasının duyurulması bazı ülkeleri ne kadar rahatsız etmiş olsa da içerde ve dışarda güven duygusunun oluşmasını sağlamıştı. Türkiye’de kara-hava-deniz gücünün büyümesi bu güveni daha da artırmıştı. Uluslararası medya Türkiye’nin bu gücünü artık gözardı edemiyordu. Türkiye’deki savunma sanayiindeki gelişmeleri sürekli haber yaparak diğer ülkelerde kıyaslıyordu. Türkiye savunma sanayiinde dünyada sözü geçen ve Ortadoğu’nun lideri konumuna yükselmişti. Elbet ki böylesi bir güçten ABD, Fransa, İsrail vs. birçok ülke rahatsız olacaktı!..
Türkiye, savunma sektöründe 5.5 milyar dolarlık ihracat hacmi yakalayarak bir rekora imza atmıştır. Bir önceki yıla göre büyüme oranı yüzde 27’dir. Dünyada Türkiye’den savunma ürünleri alan ülke sayısı daha şimdiden 185’e çıkmıştır. Türkiye şayet uçak gemisi hayalini gerçeğe dönüştürdüğü anda Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de gücüne güç katmış olacak ve Ortadoğu’nun güvenliği konusunda sigorta ülke konumuna yükselecek.
Öte yandan komşumuz Yunanistan ile 2030’lı yılları Türkiye ile karşılaştıran Yunan gazetesi Kathimerini Türkiye’nin denizaltı ve drone konumunu konu edinen bir araştırma haberi yaptı. Türkiye’nin Yunanistan’ı geride bıraktığına değinerek Türkiye’nin savunmaya yönelik dron, denizaltı ve gemicilikte lider konumuna yükseldiğinden bahsetti. Önümüzdeki yıllarda Yunanistan’ın da savunmada yeni planlar yapması gerektiğini vurguladı.
Mısır-Türkiye ilişkilerindeki uzun yıllardır devam eden soğukluğun giderilmesine yönelik devlet başkanları düzeyinde karşılıklı görüşmelerin başlaması bölgesel savunmaya yönelik ortak adımların atılmasını teşvik edecektir. Türkiye’nin Libya ve Mısır arasındaki iyi ilişkiler kurmaya başlaması bölgenin huzuru için stratejik adımların atılmasına da vesile olacaktır. Doğu Akdeniz’de Türkiye-Mısır rekabetinin güçbirliğine dönüşmesi, Ortadoğu’ya yeni bir soluk aldırtabilir. Bilhassa Doğu Akdeniz’de yaşanan sorunların giderilmesine yol açabilir. İsrail’e yönelik ortak tepkilerin Müslüman ülkelerin yeniden kaynaşmasına, birlikte hareket etmesine ve ortak savunma yapmasına sebep olabilir.
Yazımın başında da belirttiğim gibi Türkiye’nin savunma alanındaki teknolojik devası adımları ABD, AB ve Türkiye’ye düşman olan ülkeleri hizaya getirirken Ortadoğu’da birbirinden kopmuş (Türkiye, Mısır gibi) ülkeleri de biraraya getirerek yeni bir konsept içinde bölgesel barışın, huzurun ve birlikteliğin kapılarını açacaktır. Türkiye’nin uluslararası dengeli politikalarının ana sebebi savunma alanındaki atmış olduğu devası teknolojik adımlardır. Ayrıca Ukrayna-Rusya savaşını sona erdirebilmek için göstermiş olduğu çaba/gayret gibi şimdi de İsrail-Hamas/Filistin arasındaki orantısız savaşın sona ermesi için de Türkiye’nin belli-başlı planları vardır. Türkiye bu planları gerçekleştirebilmek için elbet ki güç dengelerini koruyarak hareket edecektir.
Ülkelerin savunma alanındaki askeri güçleri dengeleri kurma konusunda önemli bir faktördür. Ülkeler bu güçlerini sadece kendi çıkarları doğrultusunda değil de tehdit amaçlı kullanmaya kalkıştıklarında tüm barışçıl dengeler bozulmaktadır. Bunun en iyi örneği ABD ve İsrail’dir. Ayrıca İngiltere, Fransa ve daha birçok ülke isminden bahsedebiliriz. Savunma alanında güçlü olan emperyalist ülkelerin kendi aralarında işbirliği yaparak ortak kararlar alması sonucunda dünyada meydana gelen savaş, işgal, zulüm, vahşet ve soykırımları saymakla bitiremeyiz. Ortadoğu hala böylesi bir durumun sancılarını çekmektedir. Ortadoğu’da yaralar kapanması gerekirken aksine daha da açılmaktadır. Bugün İsrail’in Filistin halkı üzerindeki zulmü, vahşeti ve soykırımı en acı ve en korkunç örnektir. ABD’nin Irak ve Suriye’de yaptıklarını unutmuş değiliz. Gerçi ABD, Suriye ve Irak’ta hala terör örgütlerini koruyup-kollamaktadır.
İşte bütün bu zulümlere, vahşetlere, soykırımlara, işgallere ve savaşlara DUR diyebilmek için SAVUNMADA çok güçlü olmak gerekiyor. Güçlü olasın ki sözün geçebilsin! Güçlü olasın ki DUR diyebilesin! Güçlü olasın ki YAPTIRIM gücün olsun! İşte bütün bu nedenlerden dolayı Türkiye SAVUNMAYA ağırlık vermiştir. Bütün bu nedenlerden dolayı savunmaya yönelik teknolojik devası adımlar atmaktadır. Türkiye her şeye rağmen savunmada GÜÇLÜ olmak zorundadır. Ve bu gücünü bütün dünyaya ispatlayarak Ortadoğu’da ve dünyadaki barışa katkı sağlayabilsin…
“Türkiye’nin ÇELİK KUBBE Hamlesi: Artık Kubbemiz ÇELİK, Minarelerimiz FÜZE !..
(Haber-Yorum: Muhsin AKIL – 8 Ağustos 2024 – Başkent Postası)
Bir ülkenin varlığı ve bekası için hava savunma sisteminin çok güçlü olması gerekiyor. Dünyada bu konuda gücünü kanıtlamış 8 ülke vardır. Bunlardan 5’i yerli ve milli olarak da başarıya ulaşmıştır. İşte Türkiye de yıllardır yerli ve milli olarak gerçekleştirmek üzere olduğu 'Çelik Kubbe’ ile bu 5 ülkenin arasında yerini alacak! İsrail’in ‘Demir Kubbe’si varsa Türkiye’nin de 'Çelik Kubbe'si olacak! Demir ve Çelik arasındaki fark gibi iki ülke hava savunma sisteminde de elbet ki büyük bir fark olacak! Türkiye çelikten bir kalkan, şemsiye, zırh ile kuşatılmış olacak! Türkiye ÇELİK KUBBE ile havadan gelebilecek her türlü tehdit unsuru karşısında ÇATI olarak kendisini tam bir güvence altına alacak! Aynı zamanda dost ve kardeş ülke ve milletlerin güvenliğini ÇELİK KUBBE ile sağlayabilecek. Bundan sonrasını ABD, İngiltere, İsrail ve diğer müttefikleri Avrupa ülkeleri düşünsün! Artık Kubbemiz ÇELİK, Minarelerimiz FÜZE !..
Çelik Kubbe Projesi ile Savunma Sanayimiz, devletimizin ve milletimizin bekası için bir imkansızı daha başardı. Elbet ki bu başarı şu andaki Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan ve 22 yıldır iktidarda olan AK Parti sayesinde oldu. BİZLER tam 22 yıllık AK Parti iktidarlarının doğrularına ‘doğru’ yanlışlarına ‘yanlış’ dedik. Yeri geldi acımasız bir şekilde yerden-yere vurarak en ağır bir şekilde eleştirdik, yeri geldi başarılarını/(icraatlarını) ki tüm doğrularını takdir ederek destek verdik. Ve şu anda açıklanan Çelik Kubbe Projesi’ni takdir edip destek verdiğimiz gibi… Çelik Kubbe Projesi’nde başta ASELSAN olmak üzere emeği geçen tüm savunma sanayi kurum ve kuruluşlarımızı tebrik ederek başarılarının devamını dileriz.
Her şeyi devletten beklememeliyiz. Millet olarak az ve özde olsa devletimize katkıda bulunmalıyız. Bizler 1980 sonrası bir avuç sivil milli insanlar olarak kendi aramızda yaptığımız çalışmalarda devletimizin ve milletimizin geleceğini düşünerek ÇELİK ismini her çalışma argümanımızın başına koymuştuk! Çelik Çekirdek, Çelik Zırh, Çelik Yumruk, Çelik Pençe, Çelik Beyin, Çelik Yürekler, Çelik Bilekler gibi vs. isimlerle çalışmalarımız yürütüyorduk. Oysaki bütün kavramlar tarihte hep ‘DEMİR’ ismi başa getirilerek yapılıyordu. Bugün İsrail’in yaptığı gibi: Demir Kubbe! Hava Savunma’da bugün İsrail’den farkımız Demir ile Çelik arasındaki fark gibidir. Onların Demir Kubbesi varsa artık Türkiye’nin Çelik Kubbesi var!
Türkiye’nin Savunma Sanayi konusunda Çelik Kubbe Projesi’nde sonlara gelindiği açıklaması hem Türkiye’de hem de dünyada büyük yankı yaptı. Dostlar sevinirken düşmanlar panikledi. Başta Yunanistan olağanüstü bir şekilde rahatsız oldu. Yunanistan medyası bazı gazete, televizyon ve internet siteleri tüm dikkatini Türkiye’ye çevirdi ve Türkiye Savunma Sanayii’nin son başarısını manşetlere taşıdı. Aynı şekilde ABD’de, Avrupa’da, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde (o ülkelerin medya kuruluşları) Türkiye’nin kendi HAVA SAVUNMASINI sağlayacak Çelik Kubbe’den bahsettiler.
İsrail’in baskı, şiddet, zulüm, vahşet ve soykırımları altındaki Filistinlilerin zor günlerinde ve Ortadoğu’nun cehenneme dönüştüğü bir zaman diliminde Türkiye’nin böylesi (Çelik Kubbe Projesi ile) bir çıkış/(açıklama) yapması milletimizin yüreğine su serpmiş ve dünyadaki Türk ve Müslümanlara güven vermiştir. Türkiye sadece zulüm, baskı, şiddet, işkence ve soykırım altındaki Filistinlileri değil aynı zamanda dili, dini, ırkı, kültürü ne olursa olsun dünyadaki tüm ezilmiş ve mazlum azınlıklar ve milletler için de UMUT kaynağı olmuştur.
Türkiye’nin son yıllardaki savunma sanayiindeki hamlelerine bir yenisi daha eklendi. Adı üstünde yerli ve milli olarak üretilen hava savunma sistemlerimizin entegre edilmiş çatı halinin adı ÇELİK KUBBE! Tabi ki Çelik Kubbe deyince ilk akla gelen İsrail’in ‘Demir Kubbe’si! Türkiye’nin hava savunma sistemi olan Çelik Kubbe ile İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbesi’ni kıyasladığımız zaman arada bir fark olduğunu özellikle belirtmek isteriz. Nasıl ki Demir ve Çelik arasında bir fark var ise aynı şekilde Demir Kubbe ile Çelik Kubbe arasında da bir fark vardır!
Türkiye, geliştirmiş olduğu Çelik Kubbe sayesinde güvenceli, korunaklı ve emin bir ülke hale gelecektir. Çelik Kubbe üç katmanlı olarak (alçak, orta ve yüksek katmanlardan oluşan) önemli bir hava savunma sistemi özelliklerine sahiptir. Yani, nereden gelirse gelsin gelebilmesi muhtemel tüm tehdit unsurları (bu katmanlar sayesinde) en aşağıdan başlayarak en tepeye kadar bertaraf edilebilecektir. Artık ülkemizin gökyüzü emin ellerde olacak! Türkiye’nin çelikten bir kubbesi var! Bundan sonra devlet ve millet olarak gözümüz-kulağımız (radarlarımız), elimiz-ayağımız (fırlatma sistemlerimiz ve füzelerimiz), kalbimiz-beynimiz (komuta kontrol merkezimiz) gibi güvenli, donanımlı ve bir hava savunma sistemimiz var diyebileceğiz.
Türk Savunma Sanayi tarafından Türkiye’nin yerli ve milli kendi imkanlarıyla ASELSAN merkezli diğer savunma sanayi firmalarımızla birlikte gerçekleştirmekte olduğu Çelik Kubbe Projesi’nde son aşamaya gelinmesi ve Ortadoğu’nun en kritik, bulanık, karışık ve ateş çemberi altında olduğu bir zaman diliminde bu projenin gerçekleştirildiği yönünde açıklama yapılması dostları sevindirmiş ve düşmanları da korkutmuştur. Başta Yunanistan olmak üzere İsrail, ABD, İngiltere ve bazı Avrupa ülkeleri kara kara düşünmeye başladı! Asıl korku ve paniği İsrail yaşadı! Çünkü son günlerde İsrail’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Türkiye aleyhine yapmış olduğu iğrenç ve mide bulandırıcı açıklamalar karşısında Türkiye’nin aniden Çelik Kubbe ÇIKIŞI İsrail’i aklını başından almaya yetti!..
Çelik Kubbe Projesi açıklanmadan önce Korkut, Hisar A, Hisar O, Gökdemir, Göker, Gökberk ve SİPER isimli savunma sistemlerimizle ilgili çalışmaların devam ettiği zaten biliniyordu! Fakat asıl önemlisi bütün bu savunma sistemlerinin birbiriyle entegrasyonu neticesinde büyük bir ÇATI/ŞEMSİYE niteliğinde Türkiye’yi havadan kuşatacak Çelik’ten bir Zırh’ın olabileceği bilinmiyordu! Ayrıca bütün bu savunma sistemlerimize ilave olarak da hedeflerin hassas takibi ve izlenmesi, teşhis edilmesi ve sınıflandırılmasını sağlayacak radar ve elektro-optik sistemlerin de Çelik Kubbe Sistemi’ne dahil edileceği ekstra bir gelişmeydi. Yani, komuta kontrol hareket merkezi bütün bu hava savunma sistemimizin silah ve sensör unsurlarını topyekün görüp-yönetebilecek bir şekilde (yapay zekadan da destek alarak) hedefe yönlendirilecek olması muhteşemdi.
Türkiye’nin geliştirmiş olduğu Çelik Kubbe Projesi zaten yıllardır konuşulmaktaydı. Önemli olan projenin tamamlanması ve icraata konmasıydı. Nihayet tamamlanması konusunda son aşamaya gelindi. Sistemin ana yükleniciliğini ASELSAN yaptı. Ayrıca savunma sanayimizle ilgili diğer firma ve kuruluşlarımızın da desteği ile kısa bir zaman sonra Gök Vatan’ımızda açılacak Çelik Kubbe şemsiyesi sayesinde Türkiye daha güvenlikli bir ülke haline gelecektir.
Hava Savunma Sistemi’miz üç katmanlı/(çok katmanlı) yani alçak, orta ve yüksek irtifa olarak TEK ÇATI altında toplanarak tek merkezden koordine edilecek. Bu da demektir ki tehdit unsurları nereden, hangi istikametten ve nasıl gelecek olursa olsun derecesine göre (alçak, orta, yüksek) sınıflandırıp sesli, görsel ve koordinatlı merkeze bildirerek. Çelik Kubbe Komuta Merkezi de sistemin geliş yönü, koordinatı ve şiddetine göre hedefe yöneltilen hava savunma güçleri devreye girecek. ÇELİK KUBBE Hava Savunma Sistemimiz bundan sonra Türk hava sahasında tehdit unsuru oluşturan tüm hedefleri bertaraf ederek etkisiz hale getirebilecek
Dünyada hava savunmada bu başarıyı elde etmiş 8 ülke var. Fakat hava savunma konusunda yerli ve milli özellikleri taşıyan ve aynı zamanda merkezi kontrol, entegre ve eşzamanlı savunma konusunda katmanları biraya getirmiş ve başarıya ulaşmış ülke sayısı 5’tir. Şu anda Türkiye’de bu 5 ülke arasına girmiş bulunmaktadır.
Çelik Kubbe Projesi kapsamı içinde alçak, orta ve yüksek irtifa sistemlerinin birbirine entegreli olması ve her birinin yapmış olduğu görevin merkezi bir sistemle tek çatı altında toplanması bir ülkenin hava savunması yönünden çok önemli bir husustu. Alçak İrtifa Savunma Sistemi ile yakın menzilli silahlar, dronlar ve helikopterlerden gelebilecek tehlikeler bertaraf edilirken, Orta İrtifa Savunma Sistemi ile İHA, uçak ve füzeler bertaraf edilecek. Yüksek İrtifa Savunma Sistemi'nde de yüksek irtifadan gelebilecek her türlü tehdit dahil olmak üzere balistik füzeler bertaraf edilecek. Önemli olan ülkenin kendisini koruyabilecek katmanlara sahip hava savunma sistemini oluşturabilmesidir.
Son yıllarda NATO üyesi olmamıza rağmen Türkiye’nin kendisini savunmada çektiği sıkıntıları hepimiz biliyoruz. Rusya’dan aldığımız S-400’ler konusunda bile ABD’nin yapmış olduğu baskıları, tehditleri ve ambargoları hiç unutmadık! Herhangi bir ülkeden alınacak hava savunma sisteminde bile dışa bağımlı olmanın sakıncaları vardır! O ülke, hava savunma sistemini almış olduğu ülke ile arasını açmış olursa ne olacak?! O yüzden ülke olarak kendi yerli ve milli hava sistemini kurmaktan başka bir çare/yol kalmıyor. Türkiye bütün bunlardan bir ders çıkartarak kendi hava savunma sanayisini geliştirerek yıllarca yerli ve milli hava savunma sistemini için çalıştı ve sonunda başardı da. Nihayetinde geliştirmiş olduğu Çelik Kubbe Projesi'ni bütün dünyaya duyurmuş oldu. Zaten dostların sevinmesi düşmanların telaşa kapılması da bu yüzdendir.”