Ulus Devletin Sahibi Yok...

Şub 3, 2026 - 14:00
Ulus Devletin Sahibi Yok...

ULUS DEVLETİN SAHİBİ YOK…

"Ulus bilincini kaybeden toplumlar, pazar haline gelmeye mahkûmdur."

Belki bu başlığı görünce kendinizi "gerçek milliyetçi", "Atatürkçü" veya "ulusalcı" olarak tanımlayıp; "Biz varız, elimizden geldiği kadar mücadele ederek ülkemize sahip çıkarız" dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bu konudaki samimiyetinizden ve vatanseverliğinizden hiçbir kuşkum yok.

Ancak benim asıl vurgulamak istediğim nokta şudur: Aralarında yurtsever insanlar bulunsa da, şu an mecliste bulunan partilerin neredeyse tamamı, adeta söz birliği etmişçesine bir sürece hizmet etmektedir. Bu süreç, gerçek amacı Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) gerçekleştirmek olan, Türkiye’yi etnik ve dinsel kimlikçiklere bölme stratejisidir. 100 yılı aşkın bir cumhuriyet deneyiminden geçmiş bir ulus için bu tablo son derece üzücüdür.

Özellikle Cumhuriyetin kurulmasında başrol oynamış ve ulus devletin kurucusu olan bir partinin; kendisini "milliyetçi" veya "İslamcı" gören diğer partileri bile sollayarak bu konuyu kendince bir bayrak yarışına dönüştürmüş olması, akılla mantıkla açıklanabilecek bir durum değildir. Bu durum olsa olsa, "ABD’ye hizmet anlamında en iyi ben yapabilirim" yarışında diğerlerinden geri kalmama çabasıdır ki ülkemiz açısından durum tüm yönleriyle düşündürücüdür.

"Çözüm" Adı Altında Ne İsteniyor?

Gelin, yapılmak isteneni enine boyuna tartışalım ki tehlike net anlaşılsın. Bu sözde çözüm süreci için dayatılanlar aslında çok net: Önce "Türk" değil, "Türkiyelilik" adı altında coğrafi bir tanımla çok kimlikliliğin yolunu açmaya çalıştılar. Bu konuda tepki gelince strateji değiştirip "Ulus devlet sorunları çözmüyor" demeye başladılar. Şimdi ise vatandaşlık tanımının "eşit" ya da "nötr" bir vatandaşlık olarak değiştirilmesini talep ediyorlar. Hemen ardından anadilde eğitim ve Kürtçenin ikinci bir resmi dil olarak kabul edilmesi istenmekte; yerel yönetimlerin güçlendirilmesi kılıfı altında özerk bölgelerin, yani federasyonun yolları zorlanmaktadır. Ulus devletin temel taşları, sözde tartışmalarla birer birer yıkılmaya çalışılmaktadır.

Bireyden Aşirete: Kimlikçilik Tuzağı

Sosyal medyada ve iktidar kanadında çokça dillendirilen bu söylemler kafanızı karıştırmış olabilir. Ancak şunu bilmelisiniz: Mevcut anayasamız; etnik kökeni, dini veya mezhebi ne olursa olsun hemen herkesi "Türk Milleti" üst kimliği altında "birey" olarak kabul etmektedir. Yani bu ülkede yaşayan herkes, Türk milletinin eşit ve şerefli bir yurttaşıdır. Bugün "eşit yurttaşlık" ile kastedilen ise birey hakları olmayıp, etnik ve dini grupların kendi kimlikleriyle tanınmasıdır. Anayasa değişikliğiyle "Türk Milleti" olmaktan çıkarıldığımızda, herkes bu etnik ve dini kimliklerden birini üstlenmek durumunda kalacaktır.

Böyle bir durumda, dilde ve duyguda birbirini hiç anlamayan, fiilen birbirinden kopmuş "paralel yapılar" ortaya çıkacaktır. Peki, dilleri ve duyguları paramparça edilmiş bu yapılar; ülke ciddi bir saldırı veya işgal tehdidi altına girdiğinde ortak bir tavır geliştirebilir mi? Tüm halkı ortak bir düşmana karşı seferber etmek söz konusu olabilir mi? Bence böyle bir durum asla söz konusu değildir. İşte "demokrasi" adı altında parçalanmak tam da budur.

Ekonomi ve Bağımsızlık

Bu tehlikeli sürece destek veren partilerin aynı ekonomik anlayışla ortak noktalarının olması kesinlikle tesadüf değildir. Bu partilerin hiçbiri Gümrük Birliği'nin prangalarından kurtulmayı, gerçek anlamda bir sanayileşmeyi veya tam bağımsız kalkınmayı hedeflemiyor. Hiçbirinde devletin üretmesi, yabancılara peşkeş çekilen stratejik kuruluşların tekrar millileştirilmesi ya da haberleşme, enerji, çelik ve tarımın bağımsızlıkçı bir anlayışla desteklenmesi söz konusu değil.

Asıl mesele şudur: Emperyalizm, pazarını ele geçirdiği bir ülkede ulusal bilince sahip birleşik bir güç istemez. Bunun için ulus kimliğinin ortadan kaldırılarak toplumun ulus öncesi etnik ve dini kimliklere ayrıştırılması büyük önem arz etmektedir. Türk ulusal yapısını çözmeyi amaçlayan hiçbir siyasi partinin, kimlikçilik dışında ekonomide bağımsızlık veya üretim odaklı bir düşüncesini gördünüz mü? Elbette göremezsiniz.

Ekonomisini emperyalizme teslim eden, ulusal birliğini de onun için parçalar. Olay budur.

Bilmem anlatabildim mi?