AKSAKALLILAR: Gerçek mi Hayal mi?! - 2 -
AKSAÇLILARIN GERÇEK OLDUĞUNA İNANLAR NE DEDİ?!
Muhsin AKIL
AKSAKALLILAR derken Türkiye’nin binlerce yıllık tarihi derinliğinden süzülüp gelen bir yapılanma/teşkilatlanmadan bahsediyorum! Varlıklarını hiçbir kimsenin bilmediği, görmediği, hatta duymadığı böylesi derin bir yapılanma/teşkilatlanma hala gündemini korumakta, konuşulmakta ve tartışılmaktadır.
Son 15 yıl içinde bazı tanınmış akademisyen ve araştırmacıların gazetelerde, televizyonlarda, sosyal medyada ve konferanslarda bu AKSAKALLILAR’dan bahsederken kendilerine biraz gizem katmaları ve çok iddialı konuşmaları biraz kafamı kurcalıyordu! İnanın hiçbirinin AKSAKALILLAR ile uzaktan-yakından bir bağlantısı yok! Fakat hepsi AKSAKALLILAR’ın geçek olduğuna inanarak konuşmaları hoşuma gidiyordu. Ne de olsa BU GERÇEĞİ kavramışlar; yazılarında, kitaplarında, konuşmalarında AKSAKALLAR bahsetmeleri toplumsal açıdan çok iyi bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Hiç olmazsa binlerce yıllık tarihimizin derinliklerinden gelen DEVLETÇİLİK anlayışı ve AKSAKALLILAR gerçeği bu güzel insanlar tarafından ifade edilerek toplum bilinçlendiriliyor.
Öte yandan devletin AKSAKALLILAR gerçeğine bakışını izah etmeme bile gerek yok. Çünkü devletimiz ve başta Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan olmak üzere bazı devlet büyüklerimiz (az sayıda da olsalar) bu AKSAKALLILAR gerçeğini kabul ettikleri için uluslararası düzeyde Türk devletlerini birleştirici/kaynaştırıcı AKSAKALLAR Teşkilatını kurdular. Bu daha çok sevindirici bir durum.
BİZ, tarihte, yakın tarihimizde ve günümüzde AKSAKALLILAR var mı yok mu üzerine ve böylesi bir yapılanmanın/teşkilatlanmanın varlığı-yokluğu konusunda medyada neler yazılıp-çizilmiş, televizyonlarda kimler bu konuda fikir beyan etmiş bir hayli araştırdık.
Gerçi bizim, AKSAKALLILAR ile ilgili gerçek bilgilerden yarım asırdır haberimiz vardı! Belki de Türkiye’de AKSAKALLILAR üzerine ilk bahseden, yazan, fikir beyan eden olduk! Çünkü AKSAKALILLAR Gerçeğini çok iyi bilen birisi olarak böylesi iddialı ifade ediyorum. Mahrem SIRLAR olduğu için burada bahsedemiyorum. Zaten gerek köşe yazılarımızda, gerek toplantı ve seminerlerde, gerek yayınlamış olduğumuz gazete ve dergilerde ve gerekse yapmış olduğumuz haber ve yazmış olduğumuz köşe yazılarında AKSAKALILLAR’dan o kadar çok bahsettik ki...
Önemli olan AKSAKALLILAR’ın varlığı ve yapılanmaları/teşkilatlanmaları konusunda medyada neler yazılıp-çizildi, kimler bu konudan bahsetti, AKSAKALLILAR toplumda ne kadar kabul gördü konusu üzerinde durmak istiyoruz.
AKSAKALLILAR’ın ve yapılanmaları/teşkilatlanmaları, gerçek olup-olmadığı (varlığını veya yokluğu!), kabul edenler ve kabul etmeyenler üzerine yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda çok ilginç tespitler, teşhisler, yorumlar yapıldığına şahit olduk. Tabi ki bazı aykırı/olumsuz düşünceler, eleştiriler ve yorumlar da yok değildi.
AKSAKALLILAR varlığını (gerçek mi hayal mi olduğunu) algılayabilmek, anlayabilmek ve kavrayabilmek ve toplumdaki etkisini/yansımaları görebilmek için yapmış olduğumuz araştırmalar üzerine medyada yayınlanmış bazı olumlu veya olumsuz görüşleri, fikirleri, düşünceleri, tespitleri, teşhisleri, yorumları siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.
Kazım Yurdakul: “AKSAKALLILAR Türk Devletinin Derin Teşkilatıdır”
Yıllar önce tesadüfen Kazım Yurdakul’u televizyonda konuşurken görmüştüm. Biraz izleyince konuşması dikkatimi çekti. Ve o gün programda konuşmasını sonuna kadar izledim. Daha sonraki aylarda ve yıllarda Kazım Yurdakul’u takip etmeye başladım. Konuştuğu bütün konulara hakimim ve bu konularda çok bilgim vardı. Ben Kazım Yurdakul’dan birşeyler öğrenmek için değil ‘daha neler konuşacak’ diye merak ettiğim için dinliyor, izliyor ve takip etmeye başlamıştım. Fakat yıllar sonra kendisiyle telefonda tanışma şansım oldu. Ve bir gün bir programından dolayı Ankara’ya geldiğinde onu misafir ederek öğle yemeği yedik. Artık yüz-yüze tanışıyor ve sohbet ediyorduk diyeceğim ama konuşan sadece bendim. Beni dinler gibi yapıp bir saat boyunca elindeki telefondaki gelen mesajlara bakıyordu! İnsan karşısındaki insana saygı göstermeliydi! İşte bu davranıştan sonra Kazım Yurdakul ile tüm (olmayan!) tüm diyaloğumu kestim. Fakat böyle yaptı diye kendisine herhangi bir sitemim, kırgınlığım olmamıştır. Ben Kazım hocayı yine seviyor, sayıyor ve televizyonda ve sosyal medyadaki tüm konuşmalarını yine dikkatli bir şekilde dinliyor ve izliyorum…
Kazım Yurdakul’un & NE VAR NE YOK’ programında konuşması:
“Bizim kadim sistemimiz AKSAKALLILAR. 11 rakamı Zülkarneyn a.s ve Oğuz Kaan’nı da temsil eder. Türk Kaanlarının dünyevi liderlikle birlikte bir takım uhrevi liderliği var, yani iki boynuz, iki zamanın lideri! Boynuz ve zaman kelimesi aynı kelimedir birçok dilde. İki karadelik arası zaman sıçraması olanı resmettiğin zaman boynuz oluyor. Ve binlerce yıldır bu kelime var. Dolayısı ile boynuz bunu temsil ediyor. Yani çift boynuz, 11’de bunu temsil ediyor. İki tane 1 iki boyutun lideri manasında yani, Oğuz Kaan da buna deniyor. Kaanlarımız var bizim bazıları Oğuz kağanı. Yani, bir takım Nebi, Evliya özelliğini de taşıyan Kaan, 11 onu temsil ediyor. AKSAKALLILAR Türk devletinin derin teşkilatıdır. Bugüne kadar kimsenin tam anlamıyla çözümleme imkanı olmamış. İnşallah da olmayacak. İnsanların tahminleri var, bizim de var bir takım tahminlerimiz ama o tahminlerden zülfiyare dokunacağını tahmin ettiklerimiz, çok konuşmayız, o zannettiklerimiz bile belki demektir! Öyle müthiş inanılmaz bir yapı ki düşünün işte 140 yıl dedik, 150, 160 yılda kendine bir sistem kurup dünyanın her sokağında bir ajan besleyebilen ve bunu farkettirmeden o sistemi yönetebilen bir yapı varsa 2300 yılda neler olmuştur dünyanın her yerinde herkes bir incelesin.
Venezuela’da devlet başkanı niye danslar ediyor, iki kere darbecilerin elinden alındı, kim aldı, buradan giden Türk Özel Kuvveti mi aldı, bu nasıl mümkün olabilir uluslararası skandal çıkar, Ama diyorlar ki Türk Özel Kuvveti aldı! O yüzden AKSAKALLILAR’ın işine aklımız ermez! Dünyevi yanı vardır, uhrevi yanı vardır, Mele-i A'lâ vardır, en tepeye çıktığımızda, Ulu mollalar vardır, hep var olanlar onlar, her boyutta da dolaşır-gezer onlar, Sultan II. Fatih zamanında olduğu söylenen bir takım şeylerle de çok tutarlı. O dönemde onun izniyle mesela, Hurûfilik tamamen katlediliyorlar İstanbul’da. Bakın ne oluyor o Hûrifilerden en önemli belki Emeviler ”Ben de sığar iki cihan, ben bu Cihana sığmazam” diyen 17 kıtalık bir şiire 16+1 için bir sürü simgeyi barındıran… Nesimi de katledildi değil mi şimdi ona dair onun şifrelerini taşıyan bir dizi yapılıyor. Boşuna yapılmıyor. Orda kurulan yapı da kendine AKSAÇLILAR diyor. O yapıda da hala içinde Türk olanlar var belki de o devşirmeler var, bir süre sonra biliyorsunuz Osmanlıda her şey devşirme oluyor zaten. İkinci adam olan Çandarlı’yı Sultan idam ediyor. Ama oraya tekrar bir Türk aile koymuyor ve orası da devşirme oluyor. Bir süre tamamen devşirmelerden oluşan bir yapı oluşmuş oluyor. O yüzden AKSAÇLILARIN içi de bozuluyor!
15 Temmuz bunun mücadelesiydi. Ve bunun sonlanmasıydı. Yani, AKSAKALLILARIN AKSAÇLILARI yenişiydi diyelim. Devlet Bey boşuna söylemiyor; büyük oranda hesaplarını kabul edişi hala direnen bazıları için de devletimiz hesaplaşmadan helalleşmeyeceğiz deyişi… Aksaçlıların bazıları hala helalleşmiyor. Devlette net söylüyor, hesaplaşmadan helalleşmeyeceğiz. Onun akabinde Alevi açılımı, Cumhurbaşkanımızın benzer sözlerle SONA GELDİK demesi. Ertesi günü Cumhurbaşkanımız “Biz zırhımızı giydik” sözleri… AKSAKALLILARIN, AKSAKALLARI bertaraf etmesi için bir finalin olması gerekiyor!
OSMANLI YIKILIRKEN CUMHURİYETİN KURULUŞ AŞAMASINDA AKSAKALLILARIN ROL OYNADI MI?! 1822’DE Sultan Mahmut Han, bahsettiğimiz ajanların, vesayet yapıların devleti ele geçirirken birşeyleri bozuyorlar! “insanı yaşat ki devlet yaşasın”a aykırı bir sistem oluşturmaya çalışıyorlar. Devleti ele geçirdikten sonra 60 sene bir müdahale yok 3-4 tane padişahın ismini kimse hatırlamaz! ilk müdahale genç Osman’la aslında yapılmaya çalışılan şey bunların bozduğu sistemi düzeltmeye çalışmaktır.400 yıldır da bu mücadele veriliyor. Bu mücadelenin devamında Sultan Mahmut’ geldiğimizde, Sultan Mahmut bu ajandadan (biri çok önemli biri az ödemli) iki maddeyi gerçekleştiriyor. Birisi kıyafet devrimi birisi de askeri devrim… Yüzyıllar boyunca AKSAKALLILAR dediğimiz yapı artık devletin içine hakim olmaya başladı!”
OKTAN KELEŞ ANLATIYOR: DERİN DEVLET, DERRUNİ DEVLET, AKSAKALLILAR…
Ezber Bozan TV
Oktan Keleş’i yıllardır takip ederim. Yanlışıyla, doğrusuyla sevip-saydığım bir isim. En azından araştırıyor, yazıyor ve konuşuyor. AKSAKALLILAR ile ilgili tarihi derin bilgileri harmanlayıp milletin bilgisine sunuyor. Bazıları gibi AKSAKALLILAR konusunda ukelalık yapmıyor. Bilge insan görünümüyle ve elindeki tarihi belgeler ışığında hiç olmazsa birşeyler yapmaya çalışıyor. Fikirlerinin çoğunu ben kabul etmezsem de onun AKSAKALLILAR konusundaki düşüncelerine saygım sonsuzdur. Devletin DERİNLİĞİ ve Derin AKSAKALLILAR konusunun milletin hafızasına yerleştirmek için ömrünü adamış gibi… Yılmıyor, bıkmıyor ve bu konuda mücadelesine devam ederek bilgi birikimini, bildiklerini, tarihi belgeleriyle birlikte milletimize anlatmaya devam ediyor. O yüzden Oktan Keleş’i takdir ediyorum. Ve şimdi onun bir televizyon konuşmasını (üzerinde hiçbir yokum yapmadan) siz değerli okuyucularımın dikkatine sunuyorum. Ki yorumu okuyucularımız yapsın.
“Derin Devlet ve Deruni Devlet, iki devlet birarada, devlet kutsal bir payedir. Türk devletsiz yaşayamaz. Hem mavi gök anlamına gelir hem Tengri anlamına gelir. Göksel, evrensel bir betimlemedir. Türklerde bu Enek Hatunla verilmiştir, devleti biz Baba olarak görürüz değil mi vatanı ana… Varlık alemi, asıl sır budur, deruni Türk yöneticisi budur, Tengrısal aklı taşıyan, temsil eden ve öğretisini yayanlardır. Emaneti de seçtiklerine verenlerdir. Dünyanın dengesine nizam vermek için toparlanırlar. Ölüler neko istila, acaba bir istila mı sözkonusu, ilk kurulan Türk devletinin adı neyse bugün Türkiye Cumhuriyeti o kodu taşıyor, odur işte. Ademe üflenmeden önce Adem nerdeydin diye bir soru sorsam Ruh da duruyor da…
Derin Devlet Değil, Deruni Devlet, Kimdir Deruni Devlet? AKSAKALLILAR kimdir? Devlet Nedir buna bakmak lazım ki derunisini bilelim. Derunisi varsa bunun sığı da vardır. O zaman zahiri ve batini olarak düşünmek gerek. Kutsal hareket kitabında yıllar önce yazdım Derin Devlet mafyamatik işler yapan, illegal işler, çeşitli gizli servislerin, ideolojilerin hizmetinde bunun sermaye gücü vs. alakası olmayan bir yapıdır derin devlet. Derin devlet ve deruni devleti de ayıracağım. Türk için devlet kutsal bir payedir. Namusumu inancımı koruyor. Devlet, işportacıya göre devlet belediye zabıtasıdır, köylüye göre muhtardır, halkımıza göre askerdir. Herkesin bir devlet algısı var. Sokaktaki insanlara devlet nedir diye soralım her biri farklı bir algıda devleti tarif eder. Devlet kutsaldır. Türk devletsiz yaşayamaz. Dünyada ik tane Türk kalsın, devlet kurar, Türk devletsiz yaşayamaz. Üçe çıkar imparatorluk planlarını yapmaya başlarlar. Bir kalırsa başka devleti yıkmaya çalışır. Madem benim devletin yok bunlar da olmayacak der. Devlet Türkün genlerinde vardır.
Derinine indiğimiz zaman sadece yönetim biçimi, millet devletin bir yansımasıdır. Türkün ordusunda devlet ne manaya geliyor. Kaplumbağa ile sembolize edilir; yavaş hareket eder, bilge bütün bu kodları veren gökle Tengri meseli, kök kelimesi mavi anlamına da.. Tanrı Göktanrı değildir o Kök Tengridir. Kök hem mavi gök anlamına gelir hem tengri anlamına gelir. Evrensel bir betimlemedir. Türklerin boylarına göre kelime değişebilmiş, Türkün vatanı tüm varlık alemidir. Türklerin vatanı sadece Türkiye değil, sadece Türk toprakları değil Türkün vatanı bütün dünyadır. Asıl sır budur, Aksakallılar, Deruni Devlete baktığın zaman Tengri tarafından ona verilmiştir. Varlık aleminin mühürdarıdır Türk. Zülkarneyn sırrından doğar. Aksakallılar bu bilgiyi yere yansıtır. Aksakallılar bu bilgilerle yere yansıtır. Bir Göksel Aksakallılar vardır. Deruni Türk öğretisi… Mana anlamında Gök Türk gökten gelen Türk demektir. Tengriden aldığını yeryüzüne üfleyenlere Aksakallı denir.
AKSAKALLILAR halıhazırda bu aklın ve bu ruhun emanetçileridir.ve emaneti de seçtiklerine verenlerdir. Bunlar sadece Türk ırkının düzenine, toprağına değil bütün dünyaya nizam vermek için toparlanırlar. Aksakallılara neye ‘aksakallılar’ denir. Sakallarının beyaz olduğundan falan değil. Bir terimdir o, bir bilgeliği temsil eder o . Tin dediğimiz olguyu nizam vermek için yansıtanlar ve emaneti taşıyanlar, aynı zamanda aktaranlardır bunlar. Erenler bunlar içinden çıkar, Yunus Emre!.. Hacı Bektaşı Veli… Yesevi Sultan, Pir-i Sultan, Aksakallılar bunlar işte. Her şey bunların elinden çıkıyor, devlet yönetimi, millet yönetimi.l. İlk kurulan Tür devleti neyse bugün Türkiye Cumhuriyeti o kodu taşıyor.”
BİLGİ UYKUSU YOUTUBE - AKSAKALLILAR
AKSAKALLILAR ile ilgili medyada, sosyal medyada, haber portallarında, web sitelerinde sesli, görüntülü, yazılı yapmış olduğum tüm araştırmalar sonucunda bu konuda en isabetli, en doğru bilgilerin YOUTUBE’de BİLGİ UYKUSU’nda sesli bir şekilde verildiğini gördüm. Ben de üzerinde hiçbir ekleme, çıkartma yapmadan sadece düzeltmeler yaparak önemli yerlerini siyah punta ile belirterek aynen siz değerli okuyucularımla paylaşmayı uygun gördüm.
“Tarihte isimleri bile geçmeyen ama imparatorlukların kaderini değiştiren güçler vardır. Türk tarihinin en gizemli kavramlarından biri de budur. AKSAKALLILAR… Onlar kimdi, gerçekten gizli bir kurul muydu yoksa, sadece halk arasında dolaşan bir efsane miydi ?! Yoksa sadece devlet aklını simgeleyen bir metofor muydu?! Cevabını kesin olarak bilmiyoruz ama bildiğimiz bir şey var. Türklerin tarih boyu kurduğu her devletin arkasında bilge ihtiyarların görünmez akıl sahiplerinin izleri var. Hunlar tarih sahnesine çıktığında Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırları hala göçebe kabilelerin çatışmalarıyla çalkalanıyordu. Hun imparatorluğunun en büyük farkı bu dağınık kabileleri tek bir çatı altında toplanmasıydı. Ama bu yalnızca askeri güçle olacak iş eğildi. At üstünde savaşmak Hunların uzmanlığıydı fakat bir devleti ayakta tutmak için akıl ve bilgelik gerekiyordu. Hun hükümdarları önemli bir karar almadan önce ihtiyar meclisini toplarlardı. Bu ihtiyar beyler savaş meydanında değil hafızalarında taşıdıkları tecrübelerle değerliydi. Kiminle ittifak yapılacağını, hangi boyla evlilik kurulacağını, hangi toprağa göç edileceğini en iyi onlar bilirdi. Çünkü geçmişte yapılan hataları görmüş, yenilgilerin acısını tatmış, zaferlerin bedelini hesaplamış kişilerdir.
Çin kaynakları bu bilgilere özel bir yer ayırır. Çin tarihçileri Hun kağanlarının yanında sürekli olarak danışman ve yaşlılar bulunduğunu bu yaşlıların, sözünün genç savaşçılardan daha fazla dinlendiğini yazar. Hunlar için yaşlıları sadece yaşlı değil o tarihin canlı hafızasıydı. Bir örnek Hunların ünlü hükümdarı Mete Han, Çini bize getiren büyük lider aslında tek başına karar almıyordu. Ordusunu yönlendiren askeri dehaların yanında kabiliyetlerini, dengelerini bilen ihtiyar danışmanları vardı. Rivayete göre Mete Han Çin ile yapılan barış görüşmelerinde bile AKSAKALLILAR’ın öğütlerini dinlemeden adım atmazdı. Çünkü savaş kazanılabilirdi ama yanlış yapılan siyasi bir hamle imparatorluğu yıkabilirdi. Bozkırda yaşam sertti. Yanlış seçilen bir göç yolu yüzbinlerce insanın açlıktan ölmesine yol açabilirdi. Hangi vadide kışlamak gerektiğini, han otlakların en iyi olduğunu AKSAKALLILAR biliyordu. Onlar sadece DANIŞMAN değil onlar aynı zamanda HAYAT SİGORTASI’ydı! Hun toplumu, gençlerin cesaretiyle yaşlıların bilgisini birleştirdiği için ayakta kalabilmiştir. Bu birleşim ilerleyen yüzyıllarda tür devleti geleneğinin temel taşı oldu.
GÖKTÜRLER, TÜRK adını ilk defa tarihe DEVLET olarak adını kazıdı. Göktürkler, sadece siyasi bir imparatorluk değil aynı zamanda kültürel bir miras bıraktı. ORHUN YAZITLARI bunun en büyük kanıtıdır. Orhun yazıtlarında yazan sözler bir hükümdarın sadece kendi milletine hitabı değildir. Bu yazıt aynı zamanda bir devlet aklının manifestosu gibidir. Bilge Kağanın sözleri aslında sadece kendi düşünceleri değil. Arkasındaki bilge danışmanlarının da ürünüdür. En büyük örnek Bilge Ton Yukuk, o tarihin kaydettiği en önemli AKSAKALLI figürlerinden biridir. Bilge Ton Yukuk ünvanı bile onun yalnızca bir komutan değil aynı zamanda bir akıl hocası olduğunu gösterir. Ton Yukuk Göktürklerin Çinin etkisi altında ezilmemesi için sürekli uyarılarda bulunmuştur.
Göktürkler döneminde AKSAKALLILARIN rolü yalnızca danışmanlıkla sınırlı değildi. Onlar aynı zamanda töreyi koruyucuydu. Töre yazısız bir anayasa gibiydi. Genç Kağanlar değişebilir, Hanedanlar yıkılabilir ama töre devam ederdi. Bu töreyi en iyi bilenler Aksakallılardı. Bu yüzden Göktürk’lerin başarısı sadece atlı süvarilerin gücüyle açıklanamaz, o başarı bilge danışmanların yönlendirdiği devlet aklıyla da ilgilidir. Selçuklular Türk-İslam devlet geleneğini şekillendiren en önemli imparatorluklarından biridir. Savaş meydanında Alpaslan’ın cesareti Melikşah’ın kudreti ne kadar önemliydi. Perde arkasında akıl ve bilgelik o kadar belirleyiciydi. İşte bu noktada tarihin en önemli AKSAKALLI FİGÜRLERİNDEN BİRİ ÇIKAR. NİZAMÜLMÜLK yalnızca bir vezir değil adeta bir bilgelik simgesiydi. Onun yazdığı SİYASETNAME devlet yönetimini n temel prensiplerini ortaya koyan bir el kitabıydı. Bu eser sadece Selçuklu sultanlarına değil sonraki yüzyıllarda Osmanlı vezirlerine hatta modern çağdaki yöneticilere bile ilham verdi.
Nizamülmülk’e göre devletin temeli adalet ve akıldır. Eğer hükümdar adil olmazsa halk dağılır düzen bozulur. Ama adalet tek başına yeterli değildir. Yanında bilge danışmanların öğütleri de gerekli Selçuklu sarayında bu öğüt verenler kimdi, Tam burada AKSAKALLILAR devreye girer. Resmi kayıtlarda AKSAKALLILAR diye bir kurum yoktur. Ama Selçuklu sultanlarının etrafında yaşlı, tecrübeli bilgili alimler, vezirler bulunurdu. Onların varlığı sultanların kararlarını hem dini hem siyasi olarak dengelerdi. Malazgirt Savaşında Alpaslan’ın yanında stratejiyi bilen danışmanları vardı. AKSAKALLILAR sadece BİLGE devlet adamları değildi, gelecek nesillerin bilge danışmanlarını da yetiştiriyordu. Osmanlı sadece askeri gücüyle değil derin devlet aklıyla ayakta kaldı.
Osmanlı 600 yıl yalnızca askeri gücüyle değil derin devlet aklıyla ayakta kaldı. Osmanlının 600 yıllık gücünün arkasında yalnızca padişahlar iradesi yoktu aynı zaman da perde arkasında görünmez ama etkili bir bilge güç vardı. İŞTE HALK ARASINDA BU FİGÜR AKSAKALLILAR OLARAK BİLİNİRDİ. Divanı Hümayün Osmanlı yönetim merkeziydi. Sadrazam, Şeyhülislam, Vezirler burada karar alırdı. Ama saray kayıtlarının dışında başka bir güç vardı: DERİN AKIL…
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u Feth ederken yalnızca askeri gücü ve toplarıyla değil aynı zamanda etrafında akıl danıştığı bilge insanlarla birlikte İstanbul’u fethetti. Tüm Osmanlı Padişahları, Hükümdarlarının başarılarının altında akil bilge insanlar yani AKSAKALLILAR VARDI. Aksakallılar sadece sarayda değil halk arasında da etkiliydi. Şehirden, kasabalara köylere varıncaya kadar etkileri vardı. Osmanlıyı ayakta tutan en önemli şey bu görünmez kuruldu. Yani AKSAKALLILAR. Türk -İslam tarihinde devlet yalnızca siyasetten ibaret değildi. Onun manevi bir yüzü de vardı. Sorun çıktığında köyün en yaşlı kişisi hakem olurdu. Halk buna AKSAKALLIYA danışmak derdi. Bu gelenek aslında devletin en alt kademesinde devlet anlayışının çözüm anlayışını gösterir. Bir de Osmanlının Devlet-i Ebed Müddet anlayışı vardı. Devletin sonsuza kadar yaşaması fikri yalnızca askeri başarılarla değil BİLGE AKLIN sürekliliği ile mümkün olmuştur. Padişahlar değişir, vezirler gelir-geçer, ama BİLGELİK geleneği hep sürmüştür.
Osmanlıyı ayakta tutan şeylerden biri de işte bu görünmez kuruldu. Halkın gözünde devletin her kararında AKSAKALLILAR’ın duası ve öğüdü vardı. Bu yüzden Osmanlı sadece bir devlet değil aynı zamanda bir bilgelik mirasıydı. Türk-İslam tarihinde devlet aklı yalnızca siyasetten ibaret değil. Onun manevi bir yüzü de vardı. İşte bu yüz tasavvuf geleneğinde karşımıza çıkar. Dervişler, şeyhler ve bilge mürşitler… Halkın hem ruhunu besleyen hem yöneticilere öğüt veren AKSAKALLI figürlerdi. Birçok menkıbede AKSAKALLI derviş aniden ortaya çıkar, hükümdara ve halk yol gösterir. Sonra gözden kaybolur. Bu figür yalnızca mistik bir sembol değil aynı zamanda aynı zamanda devletin manevi sigortasıydı. Osmanlı’ın kuruluş destanında Şeyh Edebali vardır. Osman Gazinin rüyasına girip ona yol gösteren bu bilge şeyh aslında manevi Aksakllıların simgesidir. Rivayete göre Osman gazi şeyh Edebali’nin dergahında kaldığında şu öğüdü alır.. “Ey oğul insanı yaşat ki devlet yaşasın “ bu söz yalnızca bir dini öğüt değil aynı zamanda devlet felsefesinin özüdür. Bu öğüt bir AKSAKALLI’nın ağzından çıkmıştır.
Günümüzde AKSAKALLI kelimesini duyduğumuzda aslında somut bir kurul değil daha çok metafor gelir. Ama bu metofor öylesine güçlüdür ki hem halkın dilinde hem de siyasetin merkezinde yaşamaya devam eder. Televizyon haberlerinde sık sık duyarız. Bu meseleye aksakallılar el koydu. Aksakallılar devreye girdi kriz çözüldü. Burada bahsedilen aksakallılar gerçek kişiler değil, görünmez bir bilgelik otoritesidir! Halkın zihninde hala şu düşünce vardır. Devletin en kritik anlarında perde arkasında bir kurul vardır. Bu kurul en doğru yolu gösterir. Modern devletlerde bu görevi danışmalar, akademisyenleri ve istihbarat birimleri yapar. Ama halk bu teknik kurumları soğuk bulur. Onun yerine binlerce yıllık kültürel hafızadan gelen AKSAKALLILAR kavramını kullanır. Çünkü AKSAKALLILAR sözcüğü güvenin, bilginin, tecrübenin ve tarafsızlığın sembolüdür.
Bugün bile Türkiye’de veya Türk coğrafyalarında bir köyde bir sorun çıktığı zaman insanlar AKSAKALLI amcaya danıştır. Bu kültür modern siyaset sahnesine de yansır. Örneğin uluslararası ilişkilerde bazı devlet başkanlarının arka planında bilge kurullar oluşturduğu bilinir. Bunlar resmi olarak danışma merkezi strateji heyeti diye bilinir. Ama halk arasında hala AKSAKALLILAR denilir. Bir de modern medyada AKSAKALILI figürü vardır. Gazetelerde televizyonlarda bazen yaşlı ve tecrübeli köşe yazarları için AKSAKALLI gazeteci tabiri kullanılır. Akademisyenler için de aynı metafor geçerlidir. Aynı kavram sadece devlet yönetiminde değil toplumsal bilgelik anlamında da yaygınlaşmıştır. Ayrıca günümüzde Türk dünyasında da bu kavram somutlaşmıştır.
2000 li yıllarda kurulan Türk Devlet Teşkilatında AKSAKALLILAR KONSEYİ adında bir YAPI vardır. Bu KONSEY Türk dünyasının birliğini ortak aklını temsil eden sembolik bir kurumdur. Buradaki AKSAKALLILAR modern diplomatlardır ama isim seçimi halkın hafızasındaki kültürel değerin hala ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Kısacası modern dönemde aksakallı kelimesi, geçmişteki gibi gizli bir kurulun adı olmasa da halkın ve siyasetin dilinde yaşamaya devam eder. Bu tarih boyunca şekillenen bilgelik kültürünün günümüze yansımasıdır.
AKSAKALLILAR GERÇEKTEN TARİHİN BİR DÖNEMİNDE GİZLİ BİR KURUL OLARAK MI TOPLANDILAR YOKSA BU YALNIZCA HALKIN HAYAL GÜCÜNÜN BİR ÜRÜNMÜYDÜ?! BAZI TARİHÇİLER DERKİ HİÇBİR TARİHTE AKSAKALLILARLA İLGİLİ BİR BİLGİ BELGE YOKTUR. BU TAMAMEN HALKIN YARATTIĞI BİR EFSANEDİR. ONLARA GÖRE AKSAKALLILAR SADECE YAŞLI VE BİLGE KİŞİLERİN ADIDIR. AMA BAŞKA TARİHÇİLER FARKLI BİRŞEY SÖYLER. RESMİ KAYITLARDA VAR OLMASI ONLARIN HİÇ VAR OLMADIĞI ANLAMINA GELMEZ. ZATEN GİZLİ BİR KURULUN TEK MANTIĞI RESMİYETTE GÖRÜNMEMEKTİR. İŞTE BU TARTIŞMA AKSAKALLILARI MİT İLE GERÇEK ARASINDA ÖZEL BİR YERE KOYAR.
Destanlarda, Menkıbelerde, masallarda hep aksakallı birinin bir çocuğa nasihat etmesi ve yol göstermesi anlatılır. Gerçek dünyada her devlette yaşlı tecrübeli danışmanlar olmuştur. Ama halk zamanla bunları efsanevi bir kimliğe büründürmüştür. AMA AKSAKALLILAR HEM GERÇEK HEM DE EFSANEDİR! Mesela TON YUKUK gibi tarihi şahsiyetler vardır ama onların hayatları belgelidir. Ama halk onları öyle bir yüceltmiştir ki artık halk onları AKSAKALLI bir dede figürüne dönüştürmüştür. Osmanlı da Şeyh Edebali de aynı şekilde. Hem gerçek bir alimdir hem de halkın hafızasında neredeyse mitolojik bir bilgeye dönüşmüştür. Halkın hayal gücü bu bilge kişileri olağanüstü özelliklerle donatılır ve onlara bazen geleceği gören, bazen görünmez olan bazen rüyada öğüt veren figürler atfeder. Her devlet her toplum mutlaka yaşlı bilge danışmanlara ihtiyaç duymuştur. Onlar resmi bir kurum olarak kayda geçmese de fiilen var olmuşlardır. Belki de aksakallıların asıl gücü burada gizli. Ne tamamen efsane ne de tamamen gerçek. Hem tarih kitaplarının satır aralarında hem de halkın masallarında yaşıyorlar. Bir bakıma AKSAKALLILAR Türk milletinin kendi vicdanının ve aklının kişiselleştirilmiş halidir. Bir ihtiyaç bir sembol, bir hafıza…
Tarih kitaplarında isimleri yazmaz arşiv belgelerinde mührü yoktur ama halkın belleğinde, masallarında, destanlarında hep vardı AKSAKALLILAR. Onlar kimdi gerçekten devletin gizli kurulu muydu, sadece milletin vicdanında doğmuş bir sembol mü, bunu kesin olarak asla bilemeyeceğiz. Ama bildiğimiz bir şey var. Türk devlet geleneğinde bilgelik en az kılıç kadar güçlüydü. Ve o bilgelik çoğu zaman beyaz sakallı ihtiyarların suretinde karşımıza çıktı. Belki de AKSAKALLILAR hiçbir zaman resmi bir kurum olmadı ama toplumun hafızasında öyle bir yer edindiler ki gerçeğin kendisinden bile güçlü bir etkiye sahip oldular. Bugün bile bir kriz çıktığında AKSAKALLILAR devreye girdi denmesi boşuna değildir. Çünkü millet görünmez de olsa o bilge aklın hala var olduğuna inanmak istiyor. Belki de işin sırrı tam da burada gizli.
AKSAKALLILAR TARİH BOYUNCA SADECE BİR KURUL DEĞİL BİR UMUTTU. HALKIN, DEVLETİN BİRGÜN DOĞRU YOLU BULACAĞINA DAİR İNANCIYDI. ONLAR GÖRÜNMEZDİ AMA ETKİLERİ TARİH BOYUNCA HİSSEDİLDİ. BELDİ DE HALA HİSSEDİLİYOR.
Ak Sakallılar Şeklinde Anılan Manevi Yapı Hakkında
10 Ekim 2017 - www.MetafizikMerkez.org / Abdülhamit Hanoğulları
NOT: AKSAKALLILAR ile ilgili medyada yaptığım araştırmalarda ilk dikkatimi çeken yukarıda bahsettiğimiz “BİLGİ UYKUSU YOUTUBE – AKSAKALLILAR” başlıklı yazıdan sonra dikkatimi çeken ikinci yazı da aşağıda okuyacağınız “Ak Sakallılar Şeklinde Anılan Manevi Yapı Hakkında” başlık yazıydı. Bu yazı AKSAKALLILAR gerçeğine Kur’an’i/Rahmani bir bakış perspektifinde ele alınmış olduğu için siz değerli okuyucularımla paylaşmamda fayda görüyorum.
Yazının girişinde gereksiz bir dipnot olan ”Bazı dizi ve kitaplara konu olan, saçma sapan bilgiler ile bulandırılan bir konu...” cümlesini biraz hatalı buldum! Çünkü madem bu konu saçma-sapan bilgilerle bulandırılan bir konuydu o zaman siz niye bu konuda yazdınız?! Bu hata bilerek yapılmadığına inanıyorum. Aslında yazının sahibi Abdülhamit Hanoğlu’nun demek istediği “AKSAKALLILAR konusunda bazı dizilerde, kitaplarda saçma-sapan ve bulandırıcı bilgeler yer alıyor. Biz bu konunun doğrusunu Kur’an-i/Rahmani bir bakışla izah etmeye çalışacağız.”
“Son zamanlarda bazı dizi, film ve kitaplarda karşınıza çıkar; İhtiyarlar, Heyet, Teşkilat, Ak Saçlılar, Ak Sakallılar, Rical vb. gibi değişik isimlerde, gizli bir yapılanma olarak, din ve vatan bütünlüğü için hizmet eden bir yapı. Kimi ahmaklar da sayılar vererek bu manevi yapı hakkında gizli örgüt gibi deli saçması isimler takarak, ırkçı bakışlar ve komplo teorileri saçmalıkları ile milletin aklını bulandırmaktadır. Evet, kim onlar? Gerçekten var mı?
Şuradan başlayalım, kesinlikle böyle bir (manevi) yapı vardır. Lakin, bu yapının karar mekanizması dizi ve filmlerde olduğu gibi, yüzdesel olarak "yüzde yüz" görünür bir yapı değildir. Peygamber Efendimiz sav ve öncesinde aslında böyle yapılar var. Kur'an da ve hadislerde bunlara işaretler vardır. Her peygambere ayrı şeriat geldiğinden, her peygamberde bazı farklılıklar gösterse de genel olarak aynıdır. Görünmeyen manevi dünya düzenini oluşturan iki düzen vardır, bunlar her ne kadar birçok alt dalları olsa da genel anlamda Rahmani ve şeytani düzen olarak ayrılırlar.
Rahmani Düzen: İnsan, melek, cin vb. gibi varlıklardan oluşan toplulukların, Allah-u Teala’nın emir ve yasaklarını idame edip/ ettirilmesi için, O'nun rızasına uygun hareket edenlerdir. Bunlar içerisinde de dünyada yaşayan bir beşer olarak bizim muhatabımız insan kategorisidir. Her insan Allah-u Teala’nın emir ve yasaklarına uymadığı içinde, uyanların içerisinde takva üstünlüklerine ve birçok hikmete binaen seçilmiş insanlar vardır. Evliya, erenler, kutup, gavs, kırklar, üçler vb. gibi isimler ile anılsalar da gerçek düzenin içeriğini Allah-u Teala ve bildirdikleri bilir.
Kuran'da hadislerde kutup, gavs, tarikat vb. geçmiyor diyerek kelimelere takılan türedi tipler, bize ayet ve hadislerde fıkıh, akaid, cami, minare vb. gibi kelimeleri gösteremeyecek kadar acizlik içinde münkirlik yaparak İngilizlerin ekmeğine yağ sürdüklerini ne zaman anlayacaklar? Şeytani Düzen: İnsan ve cinlerin "asilerinden" farkında olmadan nefsine yenik düşüp hizmet edenlerden" oluşan şeytani yapı ise Allah-u Teala’nın günah kıldıklarının yapılması ve insanlar arasında her türlü fitne ve fesadın yayılması için hizmet ederler. Şeytani düzenin dünyaya ahtapot gibi yayılmış, bugünkü ana temsilcisi ve uygulayıcısı Siyonizm denen belanın olduğunu söyleyebiliriz.
Sonuçta her iki düzende dünya imtihan sahası alanına girmektedir. Bu düzenlerin varlığı sesin varlığı gibidir, ses vardır, lakin göremezsiniz.. Sesin hayatın ana yaşam unsurlarından biri olduğu gibi, manevi düzende dünya hayatının gayb alemindeki ana taşıyıcılarındandır. İmtihan dünyasına binaen zahiri dünya aleminde üstünlük durumları bazen değişse de, manevi alemde "Hakkın batıldan üstün olduğu" hakikatinde Rahmani düzen şeytani düzenden her zaman üstündür. Birçok ayet ve hadisin içinde şimdi okuyacağımız ayetlerde Rahmani ve şeytani düzenin tespitleri mümkündür.
"Süleyman, "Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?" ﴾38﴿ Cinlerden bir ifrit, "Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim" dedi. ﴾39﴿ Kitaptan bilgisi olan biri, "Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm" dedi. Süleyman tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir." (Neml 37-39)
Bir insan olan ve kitaptan ilmi(ledün ilmi veya bilemediğimiz bir ilim) olan Süleyman as'ın veziri Emir Asaf keramet göstererek tahtı bir anda getiriyor, rahmani düzeni temsil eden Emir Asaf'ın yanında şeytani düzeni temsil eden ifritin bir nevi yenilmesi ve Süleyman as.'ın cinlere, ifritlere hükmetmesi de, Hakk'ın batıldan üstün olduğunun yine bir delilidir. Bir peygamber olan Süleyman a.s'ın ümmetinden biri olan Emir Asaf'ın dahi ayetle sabit keramet gösterip bu fiili yapması gibi deliller dururken, alemlerin efendisi Peygamberimiz Aleyhisselamın ümmetin den böyle kimselerin olmayacağını iddia etmek kuru cahillikten başka birşey değildir.
"Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisin geriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti." (Enfal 48)
Bu ayette ise, müşriklere insan kılığında görünen şeytan, müşriklerin yanında onları şevke getirmek için Bedir savaşına katılmış, meleklerden gelen orduları görünce kaçması, Rahmani ve şeytani düzenin ip uçlarını yine bizlere vermektedir. "Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Fetih 7)
Ku'an-ı Kerim'de geçen Musa as ve Hızır kıssası aslında en can alıcı tespitlerin yapılabileceği ayetlerdir. Ayrıca Hızır as. bu manevi yapının merkezi yapı taşlarından biri desek yanılmış olmayız. Yeri gelmişken şunu da söyleyelim; Bu manevi yapı ve Hızır as. hakkında da hakiki tasavvuf ehli olmayanların eserlerinin yüzde doksanı itibar edilecek bilgiler değildir. Dediğimiz gibi hak tasavvufi yollar bu yapının şubeleri gibilerdir, kimin ne görevi olduğunu ancak ve ancak ehli bilir, onlarda kimseye söylemez, ancak belki bazen hikmeti ilahi birşeyler açıklanabilir.
Hadis alimlerince sahih kabul edilen hadis: “Ebdaller kırk kişi olup Şam’da ikamet ederler. Onlar sayesinde yağmur yağar, onlar sayesinde düşmana karşı zafer kazanılır ve onlar sayesinde Şam halkından azap uzaklaştırılır.”(Ahmed b. Hanbel, I/112). (Önceden Şam/Dimeşk denilen bölge bugün ki Anadolu topraklarımızın büyük bir kısmını da kaplayacak şekilde geniş idi.) Ayet ve hadisler mucibinde, ulemanın bildirdiği şekliyle; Evliyadan, şehitlerden, meleklerden, cinlerden ve hikmetini bilemediğimiz orduların olduğunu anlayabiliyoruz. En doğrusunu Allahu Teala bilir.
Gelelim günümüze… Bu manevi yapı hakkında yalan yanlış birçok bilgi dolaşmakta. Kimileri hayal dünyasını kullanıp, birazda gizem katarak kendine bunu sermaye yapıp, kitaplarında vs. kullanıyorlar. Daha şeriatta sınıfta kalanın, tarikat, hakikat, marifet basamaklarından bahsetmesine itibar edilir mi?
Bu manevi yapı birçok kişiye izni ilahi ile yardım edebilirler, lakin birde manevi evlatları şeklinde sahiplendikleri kişiler vardır. Bunların geneli tasavvuf ve zikir ehli olması kaçınılmazdır. Bu, Allahu Tealayı zikretmelerinin nimetlerinden bazılarıdır. Dünya genelinde geçmişten silsilesi devam eden günümüz Hak Tarikat kolları bu manevi yapının birer şubeleri gibidirler. Sahiplendikleri kişilere farklı durumlarda, şeytani düzenden yapılan saldırılara karşı kısas olarak sert cevapları ile nice ifritleri cehennemlik yapmaları, inlerini çökertmeleri kolay ve normal durumlardır. Hak batıldan her daim üstündür, lakin dediğimiz gibi zahiri dünya imtihan sahası imtihan içinde imtihan sırrına binaen durum durum değişiklikler gösterebilir. Medeniyetler kuran tarikat ehli ecdadımızın varlığından, kendine Müslümanım diyen Osmanlıcı gören tarikat düşmanı tiplerin çoğalması dahi nasıl bir imtihan dünyasında olduğumuza ve günümüze bakış açılarından biridir.
Dünya'da Müslümanlar zulüm içinde neden yardım etmiyor bu manevi yapı diyenlere cevabımız, kısaca; Siz ya Peygamberler Peygamberinin kaç savaşa girdiğini bilmiyor, yada kadere-imtihana inanmıyorsunuz. Allah-u Teala’nın izni keremi ile nerelerde ne yardımlar ile bugünlere geldiğimizi de ehli çok iyi bilir. Peygamberlerin mucizeleri ve evliyanın kerameti Ehli Sünnet’e göre haktır. Örneğin; En yakın Kıbrıs harbinde yaşananlar, eski hakem Bülent Yavuz'un pilot olarak katıldığı savaşta yaşadıklarını bir TV kanalında anlatması, Yüzbaşı rütbesinde ki Ali Yüzbaşı'nın savaşta ciddi yara alıp, sonra gelen birisinin ona yardım etmesi ve o yardım edenin bir anda kaybolması, sonrasında onun Amasya'da yaşayan bir evliya zat olduğunu öğrenmesi, Çanakkale savaşlarında evliyanın kerametleri ve daha sayamayacağımız kadar yaşanmış tevatürle sabit olan yaşanmışlar Rahmani düzenin ve manevi yapının kodlarındandır. Bizim oralarda yakın tarihte yaşanan ve halk arasında şahitleriyle bilinen sadece iki olayı aktarayım size;
İlçeye yakın bir köyde türbesi bulunan Nakşibendi şeyhlerinden olan bu veli zat, 1942 senesinde 63 yaşında vefat etmiştir. İlçede zelzele olmadan önce atına binip, şehirden ayrılırken, o sırada herkesin Deli Mehmed diye bildiği bir meczûp arkasından; "Tutun, yakalayın! Şehrin zelzelesini mühürledi gidiyor!" diye bağırır. Deli diye kimse bu meczûbun sözlerini dikkate almaz. Bir süre sonra ilçede çok büyük zelzele olmuştur. Bu zelzelede o mübarek zatın 14 yaşındaki bir kızı da hayatını kaybeder. Zelzeleden sonra şehre dönen mübareğe kızının vefât ettiği söylenince; "Daha büyük belâ gelmemesi için evladımızı kurban verdik. Halk, Deli Mehmed'in sözlerine deli zannettikleri için inanmadılar." buyurdu. (Söylediğim deprem ve mübarek zat Anadolu'da, hepsi bilinen veriler, lakin isimleri açıklamak istemedik.)
Yine evimize 5-10 Dk. mesafede bir köyde türbesi olan Nakşibendi şeyhlerinden ve torunlarını da tanıdığım bir veli zat, 724 şehit verdiğimiz Kore Harbinde bazı Türk askerine yaptığı yardımlar neticesinde, savaştan sonra o askerlerden bazılarının mübareği ziyarete gelmeleri, savaş öncesi ve sonrası köyden hiç ayrılmayan mübareğin kerametine şahit köy halkının olduğu gibi hakikatler bizlere ipuçları vermektedir. Gerçek silsilesi ile irşad görevi yapan bütün şeyhler ve bilinen bilinmeyen bütün evliyalar bu manevi yapının içerisindedir. Birçoğuna hikmetini bilemeyeceğimiz veya ehlinin bileceği anlamda değişik görevler verilir.
Bu şahitli anlattığım olaylara inanmayıp bu şirktir diyen kafaları duyar gibiyim. Bu kafalar sebepler dünyasında yaşadığımızı idrak edemeyen dinden bir haber ya itikadı bozuk sapık akımlardan ya da bu akımlara bilerek/bilmeyerek hizmet edenlerden etkilenmiş kişilerdir. Bunları, İngilizlerin icadı ile Osmanlı'yı bile kafir diyerek tekfir eden vahhabilik/selefilik gibi sapık akımların ne gibi fitnelere sebep olduğunu ve ülkemizde ne gibi tahribatlar yaptığını da araştıran biri olarak söylüyoruz. Gerçi ülkemizde ki, Hz. Adem'e babası var diyen diğer türedi tip sapıklarda cabası. Şifayı veren Allahu Teala ise neden doktora giderler, evlerinde oturup istesinler ya şifayı Allahu Tealadan, değil mi? Ama yok en iyi doktor nerede ona gitmeye çalışırlar, doktorun sebepler dünyasının bir unsuru olduğunu bilemezler..
Allah-u Teala; Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail, hafaza melekleri, kiramen katibin melekleri, hameleyi arş vb. gibi melekleri "haşa" gücü yetmediği için mi, birçok görev ve hizmetlere memur kılmış? Allahu Teala’nın onlara bu hizmetleri vermesini en barizinden onları sevip, şanını yüceltmesi ve sünnetullah olarak tanımlayabiliriz. Hal böyle iken eşrefi mahluk olan beşer içerisinde, Allah'a kendini sevdirmiş kullarını onların şanını, ecrini yükseltmek adına dünyevi ve uhrevi işlerinde kullanması gibi doğal bir şey olamaz.. Örneğin Süleyman as ve Belkıs'ın tahtı hadisesinde, Allah-u Teala Belkıs ve ahalisinin iman hakikatlarına ulaşmasını murad etmesinde bir vesile olarak nihayetinde bir insan olan vezir Emir Asaf'ı ve kerametini sebep kılmıştır.
Bir gün ikindi namazına epeyce bir vakit varken, erkenden camiye gidip namaz vaktini bekleyim dedim. Şadırvanda abdest alırken, yaşlıca bir dede yanaştı yanıma, o da yeni abdest almış gibiydi. Sonra benimle konuşmaya başladı, gözlerimin içine bakarak konuşması ve gündeme dair enteresan şeyler söylemesi gibi halleriyle hafifçe bir ürperir olmuştum. Sonrasında vedalaşarak camiye girdi, arkasından camiye girene dek gözledim, o da arada bana bakarak camiye girdi. Sonra hemen peşinden abdestimi alıp, camiye girdim. Namaz vaktine daha çok olduğu için camii de kimse yoktu ve özellikle her yerine baktığım halde, hikmeti ilahi o esrarengiz dede de yoktu. Sırrı ile sır olup uçmuştu.
Evet, arkadaşlar, bu Ak Sakallı mübareklerin işlerine akıl sır ermez. Bir gün çok acıkmışsınızdır, evinize gelip yemek yemeye niyetlenmişken bir anda uyku çöker, uyursunuz. Rüya aleminde bazı zatlar ile sofraya oturur yemek yersiniz ve uyandığınızda karnınız toktur. Bilinçaltı vs. değildir bu, gerçekten doymuşsunuzdur. Aklın yerinde bir insan midesini ve karnının tok olduğunu bilir herhalde? Sizi Türkiye olur, ABD olur, dini Mübin İslâm'ın salahiyeti için bir projenin içerisine korlar, size farkında olmadan iş yaptırırlar, anlamazsınız. Yeryüzünde hiç bir istihbarat örgütü onları takip edemez, böyle bir imkan hiçbir zaman olmadı olamaz da… Onlar Allahu Tealanın muradına ram olmuşlardır.
Bir teşbih yapacak olursak; "Bari emri olmayınca sanki yaprak kıpraşır." İşte yaprağın kıpırdamasını Murad eden Allahu Teala ise, yaprağın kıpırdamasına vesile olanda (rüzgar) bu manevi yapının ta kendisidir. Şuna emin olun, Evliyaullahın ana çekirdeğini oluşturduğu böyle manevi bir yapı vardır. Şeytan ve dünyada ki dostları bunu çok iyi biliyor. Bu manevi yapıya hiç birşey yapamayacaklarını iyi biliyorlar, yapmaya yeltendiklerinde zarar ettiklerini çokça tecrübe ettiler, onlar dünya imtihan alanında kendilerine verilen mühlet zarfında, insanlar arasında fitne/fesadın yayılması ve son hak din İslam'a saldırmaktan geri kalmayacaklardır. "…Onlar tuzak kurarlarken Allah da karşılığını kuruyordu, öyle ya Allah tuzakların hayırlısını kurar..." (Enfal 30)
Almanya'da bir hücrede 11 ay tutuklu kalan Muhammed Taha Gergerlioğlu'na tutuklu kaldığı dönemlerde sık sık kendini ziyaret eden Alman istihbaratının dahi, "Görünmeyen manevi yapılarınız var" diyerekten sorular sorması ve bilgiler almaya çalışması... Rusların Orta Asya ülkelerinde ki istihbarat raporlarında, Nakşibendiliği halka güç veren en etkili güçlerden biri olduğu ve Nakşibendiliğin en kuvvetli silahının zikir olduğunu not düşmesi halen size bir şeyler ifade etmiyorsa, kendinize acır mısınız güler misiniz sizin kararınız. Rusların Çeçen Mücahidler arasına İngiliz icadı ve tarikat düşmanı Selefiliği yayması, Kafkasya topraklarında sahte tarikatlar çıkarması, Rusya adına başarılı planlardan bazılarıydı.
Bu konularda çok bilgi kirliliği olduğu için kısaca yazmaya çalıştık, lakin her doğru her yerde söylenmez düsturu ile yazdıklarımız, yazamadıklarımızın belki de onda biri değildir. Piyasada; ekranlarda veya kitaplarında çeşitli isim koydukları manevi yapılarla irtibatta oldukları söyleyen/(ima eden) tipler vardır ve olacaktır. Bunların birçoğu cin şeytanlarının kandırmasına kapılmış yada gününü götüren maddi çıkar sağlayan tiplerdir.. Onları bir gönlü güzelin kelam-ı kibarı olan "Şeriatı olmayanın, tarikatı olmaz." sözü ile avlayabilirsiniz. Yine yakın bir zamanda yaşamış gönlü güzel veli bir zatın; "Bazı insanlar vardır, zamanında yaşayan evliyaları bilmez, fakat kalbi Allah rızasına aşıktır, ihlâs üzere yaşar. Veliler o kimseyi tanır ve severler. Halbuki o kimse evliyayı hiç görmemiştir." meyanda ki sohbeti size parolayı verir.
Piri Türkistan Hoca Ahmed Yesevi Hazretleri, Malazgirt Destanından önce halife ve sofilerinden oluşan Alperenlerini Anadolu topraklarına gönderirken bu manevi yapının istişaresi sonucu gönderdi, Selçuklu'dan sonra Osmanlı Devleti ismi dahil rastgele seçilip kurulmadı. Birçok tarihi kararlarda bu manevi yapının imzası vardır. İnanmayanlara laf anlatamazsınız, inandırmaya da çalışmıyoruz zaten, bu tipleri alın yolun kenarına koyup yolunuza devam edin, bizde öyle yapıyoruz. Bu manevi yapı Ümmetlerin en hayırlısı olma şerefine ulaşan Ümmeti Muhammedin zenginliğidir, Allahu Teala’nın sayısız nimetlerinden biridir. Siz onları bulamazsınız, gerekirse onlar sizi bulurlar. Size lazım olan temiz bir Ehli Sünnet itikadına sahip olup, Tasavvuf ve Osmanlı düşmanlarından uzak durmak. Dinini ve vatanını dert edinenlere selam olsun. Rabbim hatalarımızı affetsin. Amin… Bu yazı yüzeysel olarak kısa özet bilgiler vererek bilgi kirliliğine karşın taliplisine bazı bilgiler vermek için hazırlanmıştır. Hatamız olduysa Hazirundan af dileriz. Herşeyin en doğrusunu muhakkak Allahu Teala bilir.”