Aslında Ne Oluyor?

Nis 6, 2026 - 16:45
Aslında Ne Oluyor?

ASLINDA NE OLUYOR?

Aslında adamlar hiçbir şeyi gizlemiyorlar. Amaçlarını, neyi gerçekleştirmek istediklerini, üstelik başka türlü bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde açıkça ilan ediyorlar. Fakat toplum olarak okumayı ve öğrenmeyi pek sevmediğimizdendir nedir; hâlâ kasabın bıçağını bekler gibi, ülkemiz üzerinde uygulanmak istenen senaryoların gerçekleşmesini kayıtsızca beklemekteyiz desek, emin olun yanlış olmaz.

İsterseniz konuya bir soruyla başlayalım ki yaşananlardan ders çıkarır mıyız, yoksa birilerine yandaş olmak uğruna kafamızı bile bile taşa mı çarparız bilmiyorum ama ümidim odur ki aklımızı başımıza almamız çok uzun sürmez.

Sizce İran; ABD emperyalizmi ve İsrail'in bir aydan fazladır süren saldırılarına karşı nasıl mücadele etti? Nasıl oldu da bu büyük güçlere karşı direnebildi? Tıpkı Mustafa Kemal önderliğindeki Türkiye'nin İngiltere'yi dize getirmesi gibi, tıpkı ABD'nin Vietnam'da sukutuhayale uğraması gibi, İran da benzer bir direnç gösterdi.

Üstelik İran, uşaklıkta yarışan pek çok ülkenin aksine, ABD ve İsrail'i durdurmuş; herkesin "sıra hangi ülkede?" diyerek beklediği Büyük Orta Doğu Projesi'ni (BOP) paramparça ederek bölgedeki yerli işbirlikçileriyle birlikte çöpe atmıştır. Üstelik bunu, 47 yıldır Batı'nın ağır ambargoları altında yaşarken başarmıştır.

Ancak İran'ın başarısı sadece 4000 km menzilli füzeler geliştirmesinde değil; asıl önemli olan, iktidarıyla muhalefetiyle tüm halkın "ulus bilinci" içinde vatanına sahip çıkmasındadır. Çünkü ekonomik ve siyasi olarak emperyalizmden bağımsız olmayı, ülkenin kaynakları üzerinde tam egemenlik kurmayı ilke edinmişlerdir. Bugün İran'da; sanayiden tarıma, savunmadan bankacılığa kadar hemen hemen her şey devletin kontrolünde olup milletin malıdır. Kendi gücüne dayanmayı ilke edinmişlerdir; zaten tam bağımsızlık dediğimiz şey de bu değil mi?

Bir de başka bir ülke düşünün ki o ülkede tarım ve hayvancılık bitirilmiş, halk dışarıdan gelen ithal ürünlere muhtaç bırakılmış. Sanayi ve bankalar yabancıların eline geçmiş. Bırakın haberleşmeyi, enerji, akaryakıt bile yabancı kontrolünde olduğu gibi… Köprüler, yollar, limanlar, hastaneler bile yabancı şirketlere emanet!

Şimdi şöyle bir şey yapsak: Ülkemizin haritasını önümüze açıp yabancılara satılan fabrika, banka, toprak, liman, hemen her şeyi harita üzerinde – hangi ülkeye aitse – o ülkenin bayrağıyla işaretlesek, sizce nasıl bir görüntü ortaya çıkar hiç düşündünüz mü?

Belki de o zaman nasıl bir ekonomik işgal altında olduğumuz çok iyi anlaşılır. Ama bundan çok daha önemlisi, yabancılara sattığımız, devrettiğimiz işte o köprüler, yollar, havaalanları, limanlar ve hastaneler bir savaş anında bize hizmet verir mi? Hele ki askeri hastanelerin bile kapatıldığı bir ortamda, başımıza ne gelir, bence üzerinde çokça düşünmek gerekiyor.

Ayrıca tüm bunların yanında birileri yine son zamanlarda "Devletin milleti olmaz" türünden laflar falan da ediyorlar ya; aslında gerçekte söylemek istedikleri şudur: Anayasada bundan sonra ulus devleti oluşturan "Türk milleti" yazılmayacak ama Türk, Kürt, Arap yahut Alevi, Sünni birlikte yazılabilecek. Hem zaten değişiklikten sonra Türkiye çok kimlikli, çok kültürlü, çok dilli bir hale gelecektir. Yani bu söylemin esbabı mucibesi budur.

Hani zaman zaman okuma özürlü, hiçbir tarih bilgisi olmayan ya da tüm tarih bilgileri fesliden öğrendiklerinden ibaret olan birileri de ikide bir ortaya çıkarak "Türk ulus devletini İngilizler kurdu" falan gibi laflar uyduruyorlar ya… İşte bu tür lafları edenler, emin olun ki Türk ulus devletinin düşmanı olup Türkiye'yi parçalamayı amaçlayan emperyalizmin yandaşıdırlar.

Çünkü ulus olmak; ortak dil, tarih dışında ekonomide ve siyasette her türden kararın, egemenliğin Türk ulusunda olması, başka bir gücün egemenliğinin kabul edilmemesi anlamına gelmekle birlikte, aynı zamanda ortak duyguları taşımak, aynı hedefe yönelmek, aynı emperyalist düşmanı ve tehlikeyi görebilmek demektir.

Bugün İran karşısında birileri nasıl ki ulus bilinciyle hareket etmek yerine, olaya mezhep, cemaat veya etnik kimlik penceresinden bakarak kendilerini ABD ve İsrail'in yanında konumlandırıyorlarsa, emin olun aynısı ülkemiz emperyalizmin saldırısına uğradığında da yaşanacaktır, bundan emin olabilirsiniz.

Bu nedenle başta TSK olmak üzere tüm halkı ulus düşüncesinde birleştirmek, emperyalist tehlike ve tehdide karşı uyanık tutmak devletin en önemli görevidir. Eğer bu yapılmıyor, ülke çeşitli projeler adı altında etnik ve dini kimliklere ayrıştırılmaya çalışılıyorsa, bilmelisiniz ki bu konuda yaptığınız her şey emperyalizme hizmet anlamına gelecektir.

Belki diyeceksiniz ki tamam da NATO'nun çok uluslu ordusunun ülkeye davet edilmesi ne alaka? Alakası şu: Hiçbir ülke sadece anayasaya etnik ve dini kimliklerin yazılmasıyla ayrışmaz. Önce diller, kimlikler ayrışır, birbirinden uzaklaşmaya başlar. Sonra da birilerince desteklenecek gerginlik ve düşmanlıklar giderek artar. Ardından da bu kimlikler bir arada yaşanamayacak hale gelince NATO müdahale eder. Demek istediğim, NATO'nun davet edilmesi basit bir olay değil. Çok büyük bir planın parçasıdır. Tabi anlayana…