BÜTÜN YÖNLERİYLE FETÖ GERÇEĞİ ve 15 TEMMUZ -6-

Tem 19, 2026 - 00:28
BÜTÜN YÖNLERİYLE FETÖ GERÇEĞİ ve 15 TEMMUZ  -6-

FETÖ İLE MÜCADELE DE DEVLET ve MİLLET BİRLİKTELİĞİNİN ÖNEMİ, BAŞARISI ve SONUÇLARI…

FETÖ’NÜN HAKKIMDA AÇTIĞI DAVA, AK PARTİ İKTİDARININ FÖTE KONUSUNDAKİ ZAAFLARINA RAĞMEN FETÖ İLE MÜCADELESİ, İKTİDARA KARŞILIKSIZ DESTEKVEREN MHP’NİN FETÖ KONUSUNDAKİ HASSASİYETİ, BİNLERCE YILLIK TARİHİMİZİN DERİNLİĞİNDEN SÜZÜLÜP GELEN ‘DERİN MİLLETİN’ ŞUURLU/BİLİNÇLİ EVLATLARININ VERMİŞ OLDUĞU FETÖ MÜCADELESİ ve FETÖ’NÜN PERDE ARKASINDAKİ KÜRESELGÜÇLERİN YENİ PLAN, KUMPAS ve TUZAKLARI!..

Muhsin AKIL

FETÖ avukatlarınca hakkımda dava açılmasına sebep olan yazım: “Sandık ORTAM Dinlemedi, Kazanan MİLLİ İRADE Oldu..!  - (1 Nisan 2014 - Anayurt Gazetesi): Türkiye 30 Mart 2014 yerel seçimleri kazasız-belâsız ve olaysız sona erdi ve kazanan MİLLİ İRADE oldu. Sandıktan yine AK Parti 1’inci parti olarak çıktı. Yerel seçimlere yakın bir süre kala (daha düne kadar cemaat denilen örgütün) mevcut AK Parti iktidarına yönelik iğrenç saldırıları (montajlı ses kayıtları, devletin en mahrem sırlarının ifşası) sonucunda oluşan kaos ortamına rağmen sandığa gidildi ve sandıkta ‘milli irade’ zuhur etti! Türkiye’yi karıştırmak isteyen dış güç uzantılı işbirlikçilerin provokasyonları, dezenformasyonları ve karalama kampanyaları da milli iradeyi etkileyemedi. Bizim üzüldüğümüz CHP ve MHP’nin bu dış uzantılı cemaat denilen casusluk örgütünün taşeronluğuna soyunması ve değirmenine su taşımasıydı! AK Parti iktidarı hakkındaki iddialar ve iftiralar şayet gerçek olmuş olsaydı AK Parti bugün sandıktan çıkar mıydı?! Hiç mi sormuyorlar ‘neden milletin teveccühü AK Parti’den yana oldu?!’ Nihayetinde sandık ‘ortam’ dinlemedi, kazanan ‘milli irade’ oldu.

Bu millet oyuna gelmedi, tuzağa düşmedi ve milletin iradesi AK Parti’yi yeniden 1’inci parti yaptı?! Muhalefet partileri milli iradeye halâ niçin saygı gösterilmiyorlar?! Diğer üçüncü muhalefet partisi olan BDP bile böylesi bir ortamda sözkonusu cemaat denilen örgütün tuzağına düşmedi, sağduyulu ve dengeli bir politika ile sandığa gitmesini bildi. Daha açıkçası CHP ve MHP maalesef BDP kadar olamadı. Oysaki biz CHP ve MHP’den çok farklı bir muhalefet bekliyorduk. Başbakan Erdoğan bile ‘AK Parti sandıktan 1’inci parti çıkmazsa genel başkanlığı bırakırım’ demişti. Ve muhalefet parti liderlerine ‘siz de bırakabilir misiniz’ diye sormuştu. Cemaat denilen örgütün bunca iddiasına, bunca iftirasına ve bunca provokasyonuna alet olan CHP ve MHP liderlerinin AK Parti’nin 1’inci parti çıkması karşısında tek yapacakları şey susmak ve yenilgiyi kabullenmek değil miydi?! Fakat nerede böyle bir onurlu davranış?! Nerede böyle bir irade?! Nerede ‘adam’ gibi bir muhalefet?!

Aylarca gündemden düşmeyen yolsuzluk, rüşvet iddiaları ve ortalığı toz-duman eden ses kayıtlarına rağmen AK Parti’nin yeniden sandıktan çıkması bir hayli düşündürücü değil mi?! Madem ki AK Parti hırsızdı, soysuzdu, rüşvetçiydi o halde neden sandıktan yeniden çıkarak 1’inci parti oldu?! Türkiye’deki oyların yüzde 50’sine yakınını alan AK Parti tabanı bu kadar aptal mıydı ki sandığa gidip tekrar oyunu AK Parti’ye versin?! Bu da milletin yarısı demek. Muhalefet partileri milletin yarısını nasıl görmezden gelebiliyor?! AK Parti dışında kalan yüzde 50 de sandığa gidip oy veren milletin yarısıdır. Elbet ki kendi partilerine oy verecekler. Bu konuda herhangi bir itirazımız ve eleştirimiz yok. Aynı şekilde muhalefet partilerinin AK Parti hazımsızlığı milli iradeye saygısızlıktan başka bir şey değildir. Ve şu anda sandıktan 1’inci parti olarak çıkan AK Parti’ye tahammülsüzlük de ayrı bir saygısızlıktır. Bir söz var ‘yenilen pehlivan yenilgiye doymazmış’! Muhalefet parti liderlerine sesleniyorum hâlâ mı yenilgiye doymadınız?!’ Yenilgiyi kabullenip onurlu bir davranış gösterseydiniz!

Ey ‘cemaat’ denilen hain, casus ve şeytani örgüt! Yaptın yapacağını da eline ne geçti?! Milli iradeyi yok edebildin mi? Milli iradenin şamarı (hem de sandıkta) suratına inmesine rağmen hâlâ uslanmadın! Hâlâ inadına hakareti, provokasyonu ve iftiraları devam ettiriyorsun! Hâlâ ve hâlâ akıllanmadın! Zannetme ki bu ihanetin, bu casusluğun, bu şeytanlığın hesabı sorulmayacak! Çok yakında kaçacak delik arayacaksınız! Anlıyoruz ki yarım asra yakın sana ‘cemaat’ denilmesi bile ne büyük gaflet ve dalaletmiş! Şimdi anlıyoruz ki yarım asra yakındır ‘hizmet’ değil ‘ihanet’ içindeymişsin! Senin adın ‘cemaat’ değil casusluk örgütü..! Takiye yoluyla bu milletin samimi duyguları üzerinden inanç sömürüsü yaptın! Bu milletin temel değerlerine, devlet anlayışına, ülke sevgisine yönelik hakaretlerin, saldırıların, iftiraların ve casusluğun mutlaka hesabını vereceksin! Ey bugüne kadar ‘cemaat’ denilen şeytani örgüt; artık masken düştü! Millet hainliğini, ihanetini ve casusluğunu apaçık gördü! Her şey affedilebilir ama ihanet, casusluk ve ulviyetle oynamak asla affedilmez..!”

Bu Davanın Mahiyeti/içeriği İle ilgili 26 Temmuz 2014 Tarihli Anayurt Gazetesi’nde Şunları Yazmıştım: “Paralel Yapı üzerine son aylarda yazmış olduğum yazılar nedeniyle bir hayli dikkati çekmişim. Fethullah Gülen’e yönelik çok ağır eleştirilerde bulunmuşum. Ve Fethullah Gülen hakkımda dava açmış!.. Ada Hukuk Bürosu Avukatlarından Av. Nurullah Albayrak’ın Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak Fethullah Gülen adına hakkımda açmış olduğu dava konusu Yine Anayurt’ta 1 Nisan 2014 tarihinde “Sandık Ortam dinlemedi, kazanan MİLLİ İRADE oldu!..” başlıklı yazımdaki ifadelerimde “açık iftira olan ithamlar, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güven zedeleyici bir üslupla dile getirilerek..” müvekkilinin kişilik haklarına saldırdığım iddiasıyla 20.000 (yirmibin) TL. değerinde manevi tazminat davası açtığı ile ilgili tebligat geçen gün elime geçti. Bu yazımda açılan dava ile ilgili herhangi bir yorum yapmam zaten hukuken doğru olmaz. Tabi ki bizde sözkonusu dava ile ilgili cevap dilekçemizi verilen süre içinde mahkemeye ulaştıracağız. Paralel Yapı nedeniyle Fethullah Gülen’i eleştirilerimle ilgili hakkımda açılan dava dilekçesinde de belirtildiği gibi mevcut iktidarın ve başbakan Erdoğan’ın söylemlerinden hiçbir farkı yoktur. Hakkımda açılan dava ile ilgili mahkemeye sunulan dilekçede de benzer şeyler beyan ediliyordu:

 “17 Aralık 2013 yılında yapılan bir soruşturma işlemi sonrasında, Başbakan ve hükümet partisi mensupları tarafından illegal bir örgüt tanımlaması yapılmaktadır. Bu tanımlamaya göre ‘paralel devlet’ denilen illegal bir yapının ne kadar hukuka aykırı iş varsa yaptığı iddia edilmektedir. Bu paralel yapının liderinin de müvekkilimin olduğu iddia edilmektedir. Paralel devlet iddiası ve müvekkilimin örgüt lideri olduğu iddiası açık bir iftiradır. Meydanlarda bir takım iktidar yanlısı medyada tamamen yalan üzerine yapılan haberlerle bu tür iddialarda bulunulması ne hukuk anlayışına ne de ahlak anlayışına sığmaz. Mesnetsiz ve delilsiz ispatı gibi bir amaç güdülmeksizin kullanılması kabul edilemez. Davalı tarafından müvekkilime isnat edilen iddialar ile müvekkilim aleyhine bazı insanların nazarında nefret ve hor görme duygularının beslenmesine sebebiyet verilmesi, kamuoyuna olumsuz tanıtılması, insanlar nazarında küçük düşürülmesi suretiyle kişilik haklarına saldırılmıştır.”

Görüldüğü gibi hakkımda açılan davadaki iddialar böyle. Buradan da şu çıkıyor ki paralel yapı ve Fethullah Gülen ile ilgili söylemlerim, teşhislerim, öngörülerim ve iddialarım aslında iktidar partisi mensupları ve Başbakan Erdoğan’ın söylemleri, teşhisleri, öngörüleri ve iddiaları da inanın paralellik taşıyor!  Yani, ha benim yazdıklarım ha iktidar partisi mensupları ve Başbakan Erdoğan’ın paralel yapı ve Fethullah Gülen ile söyledikleri … İthamlar hemen hemen aynı.

Geçmişte hakkımda onlarca dava açılmıştı. Bir ilimizin eski belediye başkanı, birkaç ünlü iş adamı eski içişleri bakanı, emniyet mensupları ve savcılar vs. daha birçok tanınmış ve önemli isim hakkımda topluca dava açmışlardı… Basın davaları… Davalara aslanlar gibi girip-çıktık… Bu konularda tecrübeliyiz. Herhangi bir korkumuz da yok. Yerimiz-yurdumuz belli. Davadan kaçan da yok. Alnımız açık, yüreğimiz pek. Eh boş da değiliz!..  Mahkemeye giderken çıkınımız dolu gideceğiz!.. Bu tür davaların yabancısı da değilim. Davayı kim haklıysa o kazansın. BİZ ne yapıyorsak, ne yazıyorsak ve ne söylüyorsak ülkemiz, devletimiz ve milletimiz içindir. Ve yaptıklarımızın, yazdıklarımızın ve söylemlerimizin arkasındayız. Gerisi teferruat ve laf ile iştigaldir.”

“FETÖ İle Mücadelede Devletin Zaafları, Eksiklikleri ve Göremedikleri… FETÖ İLE SADECE DEVLET Mİ MÜCADELE ETMELİ? …MİLLET EDEMEZ Mİ?!: Devlet ve Millet olarak FETÖ ile mücadelenin başlangıç tarihinin miladı 17 ve 25 Aralık 2013 tarihi olarak bilinir. Oysaki bizim FETÖ ile mücadele tarihimizin başlangıcı 1980’li yıllardır. Yani, tam 40 yıl önce… Tabi ki o yıllarda bu mücadelenin adı FETÖ değil Fethullah Gülen ve Cemaatiydi. Daha o yıllarda Fethullah Gülen’in salya-sümük gözyaşlarına boğulmuş vaazlarından anlıyorduk ileriye yönelik amaçlarının, niyetlerinin ne olduğunu… O dönemin sağ-sol çatışmaları, kardeş kavgası, siyasi kargaşa ile birlikte İslami kesimin, tarikat ve cemaatlere olan ilgisi, yönelimi, sempati ve empatisi maalesef Fethullah Gülen ve Cemaati’nin gerçek yüzünü maskeliyordu. İnanç/din girince işin içine gözler perdeleniyordu. Bir de buna gaflet ve dalaleti ekleyin!.. Sıradan, normal veya herhangi bir cemaat olarak bakılıyordu Fethullah Gülen ve çevresine. Fakat BİZ ta o günlerde görmüştük ilerde olması muhtemel her türlü tehlikeyi. İşte o günlerde başlayan bu mücadele tam 40 yıl boyunca sürmüştü derinlerde. İslami kesimin yumuşak karnı ‘dindarlığı’, ‘merhameti’, ‘duygusallığı’ ne yazık ki Fethullah Gülen ve Cemaati’nin iğrenç, sinsi, riyakâr yüzünü perdeliyordu. 1980’li yıllarda SIZINTI, 1990’lı yıllarda Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonu ve daha sonraki yıllarda farklı MEDYA kuruluşları ile yükselişe geçen teröristbaşı Fethullah Gülen ve sözde Cemaati toplumun her kesimine adeta bir virüs gibi sızmakla kalmamış aynı zamanda devletin bütün kurumlarına da sızmayı başarmışlardı. Bilhassa polis, yargı ve askerin içine sızmak için akla-hayale gelmeyecek her yol ve yöntemi denemişlerdi. Ve başarmışlardı da… 40 yıl içinde medya dahil olmak üzere devletin bütün kurumları ile birlikte iş dünyası, sivil toplum örgütleri ve uluslararası her alanda büyük bir güce ulaşmışlardı. 1980 askeri darbesine alkış tutan bunlardı. Merhum Özal, Demirel, Ecevit hükümetlerine yakın olmak için de siyasi girişimlerde bulunmuşlar ve yavaş yavaş ileride ‘terör örgütü’ olarak anılacak cemaatlerinin gücüne güç katmaya başlamışlardı. İktidara kim gelirse gelsin mutlaka bir yolunu bulup diyaloğa giriyorlardı. Bir tek merhum Erbakan Hoca taviz vermemiş ve uzak durmuştu Fethullah Gülen’den ve cemaatinden. 2000’li yıllar gelip-çattığında yeni siyasi oluşumları yakinen takip etmeye başladılar. AK Parti’nin kuruluş çalışmaları başladığında siyasi uzantılarını araya sokarak sızma girişimlerinde bulundular. İşte bu sızma girişimlerine yönelik bizler AK Parti kurmaylarını sürekli uyardık. Fakat dinleyen olmadı. AK Parti kurmayları ne kadar uzak durmaya çalışsalar da derinlerden sızmışlardı zaten. Çünkü teröristbaşı Fethullah Gülen ve sözde Cemaati’ne sıradan, rutin, doğal bir cemaat anlayışı içinde bakıyorlardı. Herhangi bir zarar gelmez inancı hakimdi hepsinde. AK Parti kurmayları içinde dini yönden duygusallığı ağır basan ‘ağır abiler’ sonunda dayanamadılar teröristbaşı Fethullah Gülen ve sözde Cemaati ile diyaloğa girmede herhangi bir sakınca görmediler. Hem öyle bir diyaloga girdiler ki siyasi, finansal ve sosyal… Çünkü ileride neler olabileceğini onlar da bilmiyordu. Gaflet, cehalet ve dini duygusallık maalesef en zayıf yönleri olmuştu. Sızmıştı AK Parti içine Fethullah Gülen ve Cemaati…  Gerçi devletin içine sızmaları sadece AK Parti döneminde olmadı. Yıllar önce başlamıştı devletin içine sızmalar. AK Parti’nin yumuşak karnı dini inançlarıydı. İşte eli kanlı terör örgütü FETÖ maalesef takiye, ilmi siyaset, fitne, yalan, hile, iftira, İslami kavramlar (Hoca, cemaat, himmet vs…) gibi daha birçok yoldan devleti yavaş yavaş ele geçirmeye başladılar. Kutsal, ulvi kavramlarla birlikte milli kavramları da kirletmişti teröristbaşı Fethullah Gülen ve sözde Cemaati. Yıllar içinde polis, yargı ve asker içinde güçlerine güç kattılar. Ta ki 17 ve 25 Aralık darbe girişimlerine kadar… Ne zaman ki AK Parti iktidarı onların (Teröristbaşı Fethullah Gülen ve sözde Cemaati’nin) gerçek niyetini sezdi, gidişatlarından şüphe duydu ve ileride olabilecekleri tahmin etmeye başladı işte o zaman ani bir manevra ile tavır alıp karşılarına aldılar. AK Parti iktidarının teröristbaşı Fethullah Gülen ve sözde Cemaati’ne ait dershanelerin kapatılmasına yönelik kararlar almaya başlaması ile birlikte kıyamet koptu. AK Parti iktidarı ve teröristbaşı Fethullah Gülen Cemaati arasında amansız bir savaş başladı. Birçok fail-i meçhul cinayetlerin perde arkasında FETÖ parmağı vardı! Gezi Olayları, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının perde arkasında FETÖ ayak izi vardı! TSK’nin terörle mücadelesinin önünün kesilmesinde FETÖ vardı! Çünkü TSK’ya da sızmışlardı. PKK ve diğer terör örgütleri ile işbirliği yaparak Türkiye’de iç savaş çıkartmak için yapılan bütün provokasyonların perde arkasında yine FETÖ vardı. Türkiye aleyhine çalışan yabancı istihbarat örgütleriyle işbirliği yaparak Türkiye’de siyasi, ekonomik ve toplumsal krizlerin hepsinin perde arkasında FETÖ vardı. Nihayetinde bütün gerçekler 15 Temmuz Darbe Girişimi ile her şey gün yüzüne çıktı. Yıllarca dini bir cemaatin kanaat önderi, imamı, hocası olarak bilinen Fethullah Gülen’in eli-kanlı bir terör örgütünün başı çıkması ve yine yıllarca masum, kendi halinde, sıradan bir cemaat gibi bilinen Fethullah Gülen Cemaati maalesef yıllar sonra eli-kanlı, vatan haini bir TERÖR ÖRGÜTÜ olarak karşımıza çıkmıştı. 15 Temmuz Darbe Girişimi ile bütün gerçekler ortaya çıkmış ve bütün karanlıkta kalanlar aydınlanmıştı. FETÖ artık devletin ve milletin gözünde eli-kanlı bir terör örgütüydü. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra FETÖ ile verilen mücadelede bir hayli yol katedildi. Zaman içinde devletin bütün kurumlarında ne kadar FETÖ mensubu varsa deşifre edildi. Hâlâ da deşifre edilmeye de devam ediliyor. FETÖ’nün tüm haberleşme ağları ve sistemleri çözüldü. Tüm finans kaynakları kurutuldu. Geriye sadece kripto haberleşme ağları ve kripto finans kaynakları kalmıştı. Şu anda da devletin içindeki kriptolar ile mücadele ediliyor. Ama nasıl?! …uzantıları ile..! Asılları ile değil..! Uzantıları ile asılları arasındaki bağ makas gibi kesildi!.. Çünkü ucu birçok duayeni, makam-mevki sahibini, sermayedarı rahatsız edecekti! Oysaki asıl kriptolar sözkonusu duayenler, makam-mevki sahibi olanlar ve sermayedarlardı! Birbirlerini elbet ki koruyup kollayacaklardı. AK Parti içindeki bilerek ve bilmeyerek FETÖ ile bağlantılı olan siyasileri, bürokratları ve iş adamlarını yavaş yavaş bünyesinden atmaya başladı. Peki, onlar boş mu duracaklardı?! Hayır, onlar da farklı bir mücadele şekliyle gizli gizli toplanıp yeni bir siyasi arayış içine gireceklerdi. Bu siyasi arayışları ya cenazelerde, ya düğünlerde, ya da açılışlarda devam edecekti! Cenazeler, düğünler ve açılışlar onları biraraya getiren sebepler olacaktı. AK Parti’den bu yüzden kopanlar yeniden biraraya gelmek için her türlü yolu deneyeceklerdi. Ve zaten deniyorlardı da. Ayrıca bunların AK Parti içindeki dostları da içerden destek vermeye başlamışlardı. AK Parti maskesi altında AK Parti karşıtı siyasi partilere, oluşumlara, derneklere, ki kısaca sivil toplum örgütlerine bilgi sızdıracaklardı! Bilgi sızdırmaya da devam ediyorlar! AK Parti içinde AK Parti sevdalısı gibi görünen bazılarının halen Saadet Partisi’ne çalışmasına ne diyeceksiniz?! Hem araştırılsa bir kişi değil birçok kişi çıkar… Aynı şekilde AK Parti sevdasıyla yanıp-tutuşan bazılarının aslında İyi Parti’ye çalışıyorsa!.. Bunları kafamızdan uydurmuyoruz. Vardık bildiklerimiz!.. Bu konularda istihbaratımız çok güçlüdür. Yeter ki AK Parti bizden istesin! Belki istiyordur da. Bizler de veriyoruzdur! Her neyse… Ya kurumlarda..! Devletin önemli, hassas ve çok hassas kurumlarında kendilerini deşifre edecek herkesi ya iftira yoluyla, ya torpille, ya da adam kayırma ile bertaraf etme yolunda bir hayli maharetliydiler. FETÖ kriptoları kendilerinin deşifre olmaması FETÖ ile hiçbir alakası olmayan insanlara iftara atarak paçayı yırtıyorlardı. ASELSAN, TÜBİTAK ve daha birçok hassas kurumda hala FETÖ uzantılı kriptolar vardır! Tabi ki arkalarında güvendikleri önemli insanlar olmadan olmazdı bu iş. FETÖ ile MÜCADELE de her riski göze alıp birçok yola başvurduğumuz anlar çok olmuştur. Geçmişte FETÖ ile bağlantıları olup sonra pişmanlık duyarak bize gelenler oldu! İtirafçı olacaklardı. Bunlar arasında savcı, hakim, emniyet müdürü vs. birçok insan vardı. Bizler ciddiye aldıklarımız üzerinde durduk. FETÖ’den yargılanan bir cumhuriyet savcısını itirafçı yaptık. Öyle bilgiler verdi ki… O’nun sayesinde birçok FETÖ’cü deşifre edildi. Bu savcımız öyle bir pişman olmuştu ki… İtirafçı oldu ve cezaevinden çıktı. Şu anda görevinde olmasa da hala FETÖ ile mücadeleye ölümüne devam ediyor. Hayatı tehlikede olmasına rağmen… Bu savcımızın güvenliği konusunda da bizler elimizden geleni yapıyoruz. FETÖ kriptoları, yandaşları yerel seçimler öncesi de boş durmadılar. Kendi aday adaylarını aday yapabilmek için öyle bir çaba gösterdiler ki… AK Parti kurmaylarının geçmişteki tecrübeleri nedeniyle bu hususta pek başarılı olduklarını zannetmiyoruz. Biraz da FÖTE’nün finans kaynaklarına değinmek isteriz. Bir ara FETÖ’nün finans kaynaklarının peşine düştük. Dubai’den gelenler oldu! FETÖ ile geçmişte ekonomik çıkarlar oluşturmuş bazıları bizleri bularak FETÖ paralarının Türkiye’de gömülü olduğu hakkında bilgiler verdiler. Önce ciddiye aldık! Bu kişileri devletin resmi yetkilileri ile görüştürdük! Sonra ne oldu?! Tam FETÖ finans kaynaklarına ulaşacaktık ki korkup kaçtılar ve ortadan kayboldular. Fakat biz onları bulduk ve hâlâ da takip ediyoruz! Kendilerini bulduğumuzun ve takip ettiğimizin farkında bile değiller. Her adımlarını takip ediyoruz. Asıl üzerinde durmak istediğim husus daha var ki çok önemli. Yani, kripto FETÖ’cülerin şu anda devletin resmi kurumlarında arı gibi çalışmaları!.. Bu konuda birçok bilgiler geldi bize. Bazıları üzerinde durduk! Gerekli istihbarat çalışmaları ve araştırmalar yaptık. Devletin bir kurumunun başında böyle birisi ile ilgili bir hayli bilgi geldi. Bu kişinin geçmişi şaibeliydi. Rant peşinde koşuyordu. Yıllardır da çıkar ilişkilerine girmişti. Aynı kurumun bağlı olduğu bakanlıkta müsteşarlığa yakın bir başkan ile irtibatlarımız oldu. Bu kurumdaki FETÖ kriptosu olabileceğinden şüphelendiğimiz ve elimize geçin bazı somut verilere göre yıllardır rant peşinde koşan kurum başkanı veya koordinatörü ile ilgili bilgileri paylaştık. Müsteşar dahil olmak üzere kurumun bağlı olduğu bakanın da bilgisi dahilinde sözkonusu kişinin görevinden alınması için elimizdeki her türlü belge, istihbarat bilgisi ne varsa verdik. Sonuç ne oldu? Görevden alınan bahsettiğimiz kurum başkanı ve koordinatörü değil o kişinin görevden alınması için gayret eden bakandan, müsteşardan sonra gelen başkan oldu! Yani gerçek FETÖ’cü olması şüpheli rantçının görevden alınması için gayret eden kişi görevden alındı. Adam başkanlığından oldu! Ne kadar üzüldük bilemezsiniz. Garip ve ilginç bir durumdu. Evet, sudan bir bahane ile başkanı görevden aldılar! Asıl görevinden alınacak olan adam ise hâlâ kurumun başında kirli işlerine devam ediyor! Geçen yılda yine bir bakanlığa bağlı bir kurumun başındaki adamla ilgili FETÖ bağlantısı bilgilerle birlikte hiç edilen yüz milyonlarla ilgili çalışmalar yapmıştık. Evet, bu kurumun başındaki adam görevden alındı fakat birkaç ay sonra başka bir kurumda göreve başlatılmış. Ne kadar garip ve ilginç değil mi?! Bu her iki olayda da onların üzerinde bir güç araya giriyor. Her iki kişi de farklı iki bakandan destek aldığı iddiaları geldi kulağımıza! Ne kadar doğru bilmiyoruz. Şimdi bu konuyu araştırmaya devam ediyoruz. Şayet örnek verecek olursak daha neler var neler! Anladık ki adamlar çok güçlü! Koruyanlar var! Siyasi koruyanlardan bahsediyorum. Peki, devletin bakanlıkları ve kurumlarında bu tür FETÖ ile ilişkisi olan insanları koruyanlar var ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne yapsın?! Hangi biriyle uğraşsın… En güvendiği insanlar perde arkasında fırıldak çevirirken Cumhurbaşkanı ne yapabilir ki?! Peki FETÖ ile mücadelede kime güvenilecek?! Hele bir kurumlar didik didik edilsin nice FETÖ kriptoları çıkar!.. Bence, önce devletin kurumları içinde FETÖ kriptolarını koruyanlar önce deşifre edilmeli. Koruyanlar olmasa inanın tüm FETÖ kriptoları bir bir deşifre olur. Bizler nelere şahit olduk nelere… Yine de devletin bekası için son nefesimize kadar bütün hainlerle mücadele etmeye devam edeceğiz. Keşke bazıları ayağımızın altında dolaşmasa ve gölge etmeseler neler yapacağız neler!.. Keşke ayağımız altında dolaşan ve kendilerini devletin üstünde gören fırıldak, yalaka, dalkavuk ve iki yüzlü çıkarcı insanlar olmasa öyle şeyler yaparız ki!.. Elbet ki onlara da sıra gelecek! Zamanı var! Diyoruz ki FETÖ ile sadece devlet mi uğraşmalı?! Millet olarak bizler de bir şeyler yapmak zorunda değil miyiz?! Bize ne mi diyelim?! Vatandaş olarak FETÖ ile mücadele etmek görevimiz olamaz mı?! Devlet her şeyi yapıyor siz kimsiniz (?) diyerek bizleri hafife alanları, küçümseyenleri ve kendilerini bir şey zannedenleri de çok iyi tanıyoruz. Kendilerini Kaf Dağı’nda gören kibirli, ukala, kralcıdan fazla kralcı olanlar!.. Sizleri de çok iyi tanıyoruz. Siz devam edin, günü ve zamanı gelince bekleyin görün ne yapacağımızı. Sizleri de boş bırakmayacağız. Zamanımız olsa inanın sizler le de uğraşırız. FETÖ’nün 15 Temmuz Darbe Girişimi ne çabuk unutuldu?! 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin önüne sadece Devlet mi geçti?! Millet ne yaptı?!  Binlerce şehit ve gazilerimizle birlikte Millet olarak 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin önüne geçilmedi mi? O halde BİZ millet değil miyiz?! Bize yine soracaklar;  yahu devlet zaten gerekeni yapıyor siz kimsiniz?! Yahu, bizler dünyasından geçmiş, kefenini giymiş, her türlü riski ve ölümü göze almış, dünyada kaybedeceği hiçbir şeyi olmayan, olsa bile hepsini devleti ve milleti için anında feda edecek olan, gönüllü, milli sıradan vatandaşlarız!.. Devletimizin, milletimizin bekası için ölüme düğüne gider gibi kınalar yakarak koşan insanlarız! Biz de deriz ki BİZ Hem Devletiz Hem de Millet!..”

“TEHLİKE GEÇMEDİ, Emperyalist Küresel Güçlerin Yeni Planları MİLLETİ BÖLME, TÜRKİYE’Yİ EKONOMİK ÇÖKERTME ve İŞGAL!..: FETÖ yılanın başı! Yılanın başı Fethullah Gülen yıllardır Amerika-Pensilvanya’da… Yılanın gövdesi şanlı 15 Temmuz Direnişi ile birlikte başından ayrıldı! Kaçan kaçtı geri kalanlar ise hak ettikleri cezaları buldular. Şimdi geriye sadece KRİPTO FETÖ’cüler kaldı! Bir de FETÖ’nün deşifre olmamış uyuyan hücreleri! Ayrıca yılanın kuyruğu başsız, gövdesiz Türkiye’de! Ki her yerde!..

Biz FETÖ gerçeğini yıllar öncesinden biliyorduk! Yıllarca da FETÖ ile mücadelemiz devam etmişti! FETÖ ile yıllarca bire-bir, dişe-diş mücadele ettiğimiz zaten herkes tarafından biliniyor. Gerek 10 yıl boyunca yazmış olduğum ulusal Anayurt gazetesindeki köşe yazılarımda, gerek eş-dost arasında sıradan konuşmalarda, seminerlerde ve konferanslarda sürekli olarak FETÖ gerçeğini dile getirmiştim! Zaten gerek internet sitemizde ve gerekse aylık olarak yayınladığımız AKİL BAKIŞ dergisinde üzerimize düşeni yapmaya devam ediyoruz.

Yıllarca devletin en üst düzeyindeki yetkililer ile yapmış olduğumuz tüm konuşmalarda FETÖ tehlikesinden her zaman söz ettim. Fakat yıllarca dikkate alınmadık. Ta ki 17 ve 25 Aralık Yargı Darbesi’ne kadar.

Aslında FETÖ profesyonel bir taşerondu! FETÖ tohumları dini istismar ederek yıllar önce devletin içine sızmıştı. Devletin basiretsiz, feraset sahibi olmayan yetkilileri maalesef bu gerçeği görmezlikten gelip yıllarca göz yummuşlardı! Sözde CEMAAT olarak bildikleri böylesi eli-kanlı bir terör örgütüne 50 yıldır sessiz kalmanın siyasi, ekonomik, sosyal her türlü boyutu masaya yatırılıp yeniden irdelenmelidir. Bu konuda en büyük görev Diyanet İşleri Başkanlığına düşer! FETÖ ve benzeri örgütlerin yine din kisvesi altında yeniden zuhur etmemesi için her türlü önlem alınmalıdır. Hem de vakit kaybetmeden... Aynen son günlerdeki Adnan Oktar ve gurubuna yönelik operasyonlardaki gibi!.. Elbet ki FETÖ ve Adnan Oktar Grubu gibi ufak-minik yapılanmalar vardır! Onlar da yuvalarından çıkmadan derdest edilmeli ve etkisiz hale getirilmelidir.

Meşhur söz ‘Yılanın Başını Küçükken Ezeceksin’!.. Bu yüzden yazmış olduğum ilk romanın adı “Yılanların Öfkesi”ydi… Hatta romanımın kapağında figür olarak yılan ve kılıç kullanmıştım! Kılıç yılanın başı ve gövdesi arasındaydı! Böylesi bir romanla sadece kapakla bir sinyal vermek istemiştim! Daha sonra yazmış olduğumuz ‘DERİN GÖREV Yılanların Öfkesi 2’ kitabımla da yılanın gövdesini ortaya koyabilmek için mafya üzerinden ipuçları vermiştim. Ve üçüncü her iki kitabımın devamı olan ‘Derin Milletin Ayak Sesleri KUMPAS – Yılanların Öfkesi 3’ romanımla da milletimizin yaşayarak şahit olduğu 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne kadar Türkiye gerçeğini roman diliyle anlatmıştım.

Demek istiyoruz ki gerek köşe yazılarımızla gerek yazmış olduğumuz kitaplarda FETÖ gerçeğini her boyutuyla kaleme almıştık. FETÖ’nün bir taşeron örgüt olduğunu asıl gücün arkasında ve küresel boyuttaki Küresel Güç ABD hakkındaki bütün gerçekleri, ABD’nin bütün kirli çamaşırlarını yazmış olduğum ŞER ÜÇGENİ kitabında belgelere dayanarak detaylı bir şekilde anlatmıştım.

Türkiye’nin tam bağımsızlığına kavuşması, gelişmiş ve kalkınmış bir ülke olmasının önüne geçmek için tam 100 yıllık plan yapıldı. Bu plan emperyalist/küresel güçler IMF, NATO ve AB kıskacı altında Türkiye’yi siyasi, ekonomik, toplumsal, medya yoluyla kuşatma altına aldılar. Önce ASALA, sonra PKK ve daha sonra da FETÖ… Ta ki AK Parti ve lideri R. Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelinceye kadar. İşte Türkiye üzerinde baskı yapan, egemen olmak isteyen, her türlü yol ile Türkiye’nin gelişmesini, büyümesini ve müreffeh seviyeye ulaşmasını istemeyen Emperyalist Küresel Güçler, AK Parti ve lideri R. Tayyip Erdoğan’dan rahatsız olmuşlardı. Yine yıllar önce AK Parti’nin önünü tıkamak ve R. Tayyip Erdoğan’ı itibarsızlaştırmak için bir şiir ile tutuklatmışlardı. Peki ellerine ne geçti?! Oyunları, tuzakları ve planları kısa sürdü! Çünkü Yüce Rab oyunlarını ters-yüz etmişti. Nihayetinde R. Tayyip Erdoğan’dan kısa süre de olsa da tutsaklıktan kurtulup tekrar partisinin başına geçip ta ki Başbakan oluncaya kadar.  Ve bu süreç tam 16 yıl sürdü. Geçen bu 16 yıl içinde hem içerden hem dışardan saldırdılar. Gezi, Ergenekon Tuzağı, 17-15 Aralık Yargı Darbesi ve 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne kadar. Yine Allah’ın yardımı ile bu devlet bu millet FETÖ’nün 40 yıllık planını hem de bir gece de (15 Temmuz) tuzla-buz edip darmadağın etti. Kazanan devlet olmuştu. Kazanan Millet olmuştu. Kazanan AK Parti ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan olmuştu. Millet AK Parti’yi de lideri Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ı da yalnız bırakmamıştı. Aynı zamanda yine milli ve ulvi yönden donanımlı MHP ve lideri Devlet Bahçeli de bu kutlu mücadelede AK Parti ve lideri R. Tayyip Erdoğan’ı Devlet-i Ebed şuuru içinde yalnız bırakmadı. MHP ve lideri Devlet Bahçeli tarihte görülmemiş destansı bir destek verdi. Ego yapmadı, ideolojik takıntıya kapılmadı, siyasi sürtüşmeye girmedi, polemik yapmadı, hiçbir rüzgardan etkilenmedi ve desteğini apaçık adam gibi verdi. O yüzden AK Parti ve lideri şu andaki Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan da iyi günde kötü günde hiçbir aman MHP ve Devlet Bahçeli’yi yalnız bırakmamalıdır. Bu birliktelik, bu dayanışma ve bu kaynaşma devam etmelidir. Çünkü milletin iradesi böyle istiyor.

Sözkonusu devlet, millet, vatan, bayrak olunca her şey bir yana bırakılarak ülkemizin bekası için mücadele edilmelidir.

Şimdi gelmek istiyoruz asıl konumuza!.. Efendiler, tehlike hâlâ geçmiş değildir. Rehavet, gaflet ve dalalet yakışmaz bu millete ve bu devlete… Zafer sarhoşluğu, rahatlama ve gevşeme tarihte olduğu gibi her zaman zarar verir. Asr-ı Saadet’te UHUD şuuru ile donanmalıyız! Okçular yerlerini terketmemeli! Nöbet devam etmeli… 15 Temmuz sonrası Demokrasi Nöbeti’nde olduğu gibi Her an, her saniye devlet ve millet olarak uyanık, zinde, dinç ve diri olmalıyız. 

Peki Neden?!

2023 yaklaşıyor!.. Şurada kaç yıl kaldı ki… 2023 Türkiye’nin tam bağımsızlığını ilan ettiği yıl olacak! 2023 Türkiye’nin siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri ve istihbarı dışa bağımlılığa son verip artık kendi ayakları üzerinde durabildiğini bütün dünyaya haykırdığı miladı bir yıl olacak. 2023 yılı devlet ve millet olarak 100 yıllık baskı ve ablukadan kurtulup kendi hür ve milli irademizle dünyada hak ettiğimiz yeri aldığımız bir yol olacak.

O yüzden TÜRKİYE asıl büyük ve küresel tehlikelerle 2023 öncesi karşılaşacak! Türkiye’yi ele geçirmek isteyen emperyalist küresel güçler son 16 yıldır, son yarım asırdır, hatta son 100 yıldır her türlü yola başvurdular ama başaramadılar. O nedenle de şimdi daha farklı ve küresel yollara başvuracaklar! Nasıl mı?! Yeni planları üç aşamalı olacak. FİTNE: Milleti ayrıştırma, kaos ve ikiye bölme… Yani, Kutuplaşma, sürtüşme zaten devam ediyor. Türkiye’de millet şu anda ikiye ayrılmış durumda! Öyle bir fitne çıkaracaklar ki milletimizin ikiye bölünecek ve her türlü yoldan birbirine düşman olacak! Şayet bunda başaramaz iseler yine eski yöntemle Türk-Kürt ayrımını bu sefer köklü bir şekilde çıkartmak için uğraşacaklar. Bunun başarılı olması için HDP’yi fiili kullanacaklar. İkinci aşaması ise EKONOMİK: Döviz dahil her türlü yolla ekonomimizi çökertmek için her türlü yola başvuracaklar. Üçüncü aşaması ise komşu ülkelerden biriyle aramızı açıp SAVAŞ çıkartacaklar. Şimdilik bizim tahmin ettiğimiz sadece iki ülke var o da Yunanistan ve İran… Üçüncü ülke ise zaten belli ABD…

Emperyalist küresel güçler Türkiye’nin parçalanması için 100 yıldır her türlü yolu denediler ama başaramadılar. Geriye bir tek yol kaldı o da İŞGAL!.. Türkiye’yi işgal edebilmek için de öncesinden psikolojik, siyasi, ekonomik zemini hazırlayacaklar. Bu nedenle de ne PKK, ne FETÖ ve ne de diğer terör örgütleri bitti gözüyle bakılmasın. ABD, AB ülkeleri ve bazı ülkeler hala PKK ve FETÖ’ye destek vermeye devam ediyorlarsa alsa tehlike geçmiş değildir. Şimdilik kış uykusuna yattılar. Devreye uyuyan hücreler, kriptolar girecek. Türkiye işte bu uyuyan hücreler ve kriptolar ile mücadele etmesi gerekir. Zaten böyle bir mücadele verilmekte… Ama biz daha da yoğunlaşmasını istiyoruz. Terörle mücadelede asla taviz verilmemeli. Bilhassa uyuşukluk, zafer sarhoşluğu, gaflet ve dalalet yine bizi eski günlere götürür. O yüzden devlet ve millet olarak aynı mücadele şuuruyla ve aynı ruhla her türlü iç ve dış güçlere karşı tedbirli, temkinli ve zinde olmalıyız.

Böylesi sakin bir ortamda böyle bir yazıya ne gerek vardı diye soranlarınız olacak. BİZ diyoruz ki 40 yıllık istihbarat birikimiz ve tecrübelerimize dayanarak (her zaman yaptığımız gibi) hem devleti hem de milleti uyarmak boynumuzun borcuydu. Bir de şu çok iyi biline ki her devletin, her milletin mutlaka kendi içinde derin ve zinde güçleri vardır. MİLLET ve DEVLET olarak bizim binlerce yıllık bir tarihi geçmişimiz vardır. Binlerce yıllık askeri, siyasi ve kültürel birikimimiz vardır. Binlerce yıllık DERİN MİLLET anlayışımız vardır. Elbette ki bu devletin ve bu milletin binlerce yıllık birikimi olan siyasi, kültürel, askeri milli ve ulvi değerleriyle yoğrulmuş DERİN bir GÜCÜ vardır! Türkiye ne zaman zora girse bu GÜÇ sessizce ortaya çıkar ve yine sessizce ortadan kaybolur! Biz bu gücün adına herkesin anlayabileceği şekilde DERİN MİLLET diyoruz. 15 Temmuz’da olduğu gibi!.. Millet devletinin yanında olduğu sürece TÜRKİYE her zaman dimdik ayaktadır. Nasıl ki Allah(cc) bu millete bir daha KURTULUŞ SAVAŞI yaşatmasın diyorsak, Allah(cc) bu millete bir daha 15 Temmuz’ları yaşatmasın. Bütün duamız budur. Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’ın her zaman dile getirdiği ve RABİA olarak da simgelediği Devlet, Millet, Vatan, Bayrak düsturu ve şuuru ile donandığımız sürece asla ve asla bu milletin ve bu devletin sırtı yere gelmez. Kısaca, Devlet-i Ebed, İlay-ı Kelimetullah, Cihan Şumûl gibi kavramlar ne demek istediğimizi apaçık izah eder!.. Allah(cc) devletimizin ve milletimizin Yar ve Yardımcısı olsun.