STRATEJİ Mİ YOKSA TESLİMİYET Mİ?

Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.baskentpostasi.com, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.

Ağu 18, 2026 - 00:33
Ağu 18, 2026 - 10:19
STRATEJİ Mİ YOKSA TESLİMİYET Mİ?

STRATEJİ Mİ YOKSA TESLİMİYET Mİ?

Aylardır haklarını alamayıp defalarca Ankara'ya gelmek zorunda kalıp, sorumlu bakanlıkların önünde eylem yapan maden işçileri; uzun süredir ödenmeyen maaşlarını alabilmek, evlerini geçindirmek ve kiralarını ödeyebilmek için mücadele etmektedirler.

Peki, karşılığında ne alınmaktadır? Dayak, baskı, gözaltı ve şiddetle yürütülen sendikasızlaştırma politikaları... Başka bir şey yok.

Peki, aylardır işçinin hakkını gasp eden, onları mağdur eden o maden şirketlerine ne yapılıyor dersiniz? Ya da herhangi bir yaptırım yapılıyor mu? Ben söyleyeyim: Aynı şirketlere yüzlerce yeni maden ruhsatı verilmekte. Türkiye'nin pek çok ilinin yüzde ellisinden fazlası bu şirketler için maden sahası ilan edilmekte. Sorumluluklarını yerine getirmeyen bu maden sahiplerine devlet tarafından en küçük bir yaptırım bile uygulanmamaktadır. Bırakın gözaltıyı veya sorguyu, hesap bile sorulmamaktadır.

İşte, zaman zaman yazdığım ve pek çok kaynaktan duyduğunuz neoliberalizm aslında tam olarak budur.

Neoliberalizm ‘de devlet, tamamen sermayenin hizmetindedir. Sermayenin rahatı bozulmasın, huzuru kaçmasın diye sınıf mücadelesi veren örgütler devlet eliyle adım adım işlevsizleştirilir. Fakat bu da yetmez; devletin yeniden ekonomik ve siyasi bağımsızlık yönünde karar alıp emperyalizmi ülkeden kovamaması için, o ülke halkının emperyalizm karşısında etnik ve hatta dini kimlikçilikle ayrışması gerekir ki sömürü ve yağma kesintisiz sürebilsin.

İşte ülkenin her santimetresi yağmalanıp talan edilirken sendikaların tasfiye edilmesi, meydanın ulus devlet karşıtı, ekonomik ve siyasi bağımsızlık anlayışından uzak tarikat ve cemaatlere bırakılması bundandır. Eğitimin dinselleştirilerek emperyalizm, vatan, Atatürk ve bağımsızlık gibi kurucu kavramların unutturulmak istenmesinin nedeni de budur. Dikkat ederseniz; mevcut düzeni savunup Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik karşıtlığı yapanların sözlüğünde emperyalizm, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, ulus ve ulus devlet gibi kavramlar asla yer almaz.

Son dönemde hız kazanan, Büyük Ortadoğu Projesi'nin ülkemizde uygulanması anlamına gelen "çerçeve yasası" ve devamında gündeme getirilen anayasa değişikliğiyle çok kimlikliliğe, çok kültürlülüğe yönelinmesinin asıl sebebi de budur.

Parti programlarına biraz göz attığınızda; devletin ekonomiden çekilmesini savunan, milli sanayi, tarım, enerji ve haberleşme gibi bir kaygısı olmayan, sendika ve sınıf örgütlerinden yana durmayıp emperyalizmin derinleştireceği etnik ve dini kimliklerin savunuculuğunu yapan yapıları açıkça görürsünüz.

Bu arada söz emperyalizmden açılmışken Çerçeve Yasa'ya değinmeden geçmek olmaz...

Çerçevesi emperyalist odaklarca çizilen bu yasayla, ulus devletin tasfiyesini hedefleyen yeni anayasa sürecinin taşları döşenmektedir. Bu sürece "evet" veya "hayır" demek, doğrudan BOP ‘un Türkiye'de uygulanmasına onay verip vermemekle eşdeğerdir.

Bazıları genel başkanlarının verdiği "evet" oyunu, kendilerince "iktidarın elinden koz alma hamlesi" veya "büyük bir strateji" gibi pazarlamaya çalışıyorlar ya... Öyle değil.

Ama isterseniz önce bu "evet" oyunun nelere yol açacağını net olarak ortaya koyalım ki konu açıklığa kavuşsun…

Öncelikle, BOP Projesi'ne destek anlamına gelen bu oy, emperyalist projeye doğrudan meşruiyet alanı açmaktadır. Ayrıca ABD ve Avrupa ülkelerinin terör örgütü listelerinde yer alan PKK, bu tür yasal zeminlerle süreç içinde aklanıp uluslararası alanda meşru bir siyasi aktör statüsüne kavuşturulacaktır. Bunun yanı sıra, genel başkanın bizzat onayladığı bir yasayı partisinin AYM'ye taşıması mümkün müdür? Bence hayır.

Dolayısıyla verilen "evet" oyu; bilinçli, planlı bir tercihtir. Bu oyla bölücü hareketin önü açılmış ve ulus devletin tasfiyesine zemin hazırlanmıştır. Bu tercih bir "taktik zekâ" ya da "iktidarı köşeye sıkıştırma adımı" falan değildir; bizzat parti programının gereğidir.

Bu nedenle kendi parti programını dahi okumadan ahkâm kesenlere hatırlatmak gerekir: Bölücü terör örgütünün dayattığı temel talepler neydi? Eşit yurttaşlık adı altında etnik kimliğin anayasal olarak tanınması ve çok kimlikli, çok dilli bir yapı oluşturmak adına anadilde eğitim ve anadilde kamu hizmetiyle birlikte Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki çekincelerin kaldırılarak yerel yönetimlere idari ve mali özerklik verilmesi. Değil miydi?

Tüm bu talepler, o savunulan parti programında üstelik hiçbir yoruma yer bırakmayacak şekilde yer almıyor mu?

Peki, bu durumda kendi programlarının dahi farkında olmayanların teslimiyetçi imzaları bir "strateji dehası" gibi görmesi ne kadar mümkün?

Ama iş o değil. Ne demişler...

"Şeyh uçmaz, mürit uçurur."

Olay budur.