T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINA ARZ-I HÂL: SOKAK HAYVANLARI MESELESİ RAPORU
STRATEJİK YÖNETİCİ ÖZETİ
Sayın Cumhurbaşkanımızın Dikkatine,
Sokak hayvanları meselesi, günümüzde yalnızca hayvan refahı veya belediyecilik hizmetleri kapsamında değerlendirilemeyecek kadar çok boyutlu bir kamu politikası alanına dönüşmüştür. Konu; kamu güvenliği, halk sağlığı, hayvan refahı, belediyelerin kurumsal kapasitesi, sosyal medya kaynaklı algı operasyonları, toplumsal kutuplaşma, kamu kurumlarına duyulan güven ve devlet-millet ilişkileri açısından stratejik öneme sahiptir.
Türkiye’de yaklaşık 4 milyon sahipsiz köpek bulunduğu yönündeki resmi değerlendirmeler ile mevcut barınak kapasitesi arasındaki büyük fark, sorunun yalnızca mevcut yöntemlerle çözülemeyeceğini göstermektedir. Bu tablo, meselenin yerel yönetimlerin sınırlarını aşan ve ulusal düzeyde koordinasyon gerektiren bir konu olduğunu ortaya koymaktadır.
Araştırma kapsamında yapılan incelemeler, toplumda iki temel hassasiyet alanının bulunduğunu göstermektedir.
Birinci hassasiyet; çocukların, yaşlıların, engelli bireylerin ve vatandaşların güvenliğinin sağlanmasıdır.
İkinci hassasiyet ise sahipsiz hayvanların kötü muameleye, denetimsiz uygulamalara, ihmale veya hukuka aykırı öldürmelere maruz kalmamasıdır.
Toplumun büyük çoğunluğu bu iki hassasiyet arasında bir tercih yapmak istememektedir. Vatandaşlarımız hem güvenli sokaklar hem de vicdani ve insani değerlere uygun uygulamalar talep etmektedir.
Bu nedenle meselenin “insan mı hayvan mı?” şeklinde sunulması gerçeği yansıtmamaktadır. Asıl ihtiyaç, insan güvenliği ile hayvan refahını aynı anda koruyabilen sürdürülebilir bir kamu politikasıdır.
Araştırma sürecinde elde edilen önemli bulgulardan biri de konunun sosyal medya ortamlarında giderek daha sert bir kutuplaşma eksenine taşınmış olmasıdır. Güvenlik kaygısı taşıyan vatandaşlar ile hayvan hakları konusunda hassasiyet gösteren kesimler arasında yapay bir çatışma zemini oluşturulduğu gözlemlenmektedir.
Sosyal medya platformlarında kullanılan aşırı söylemler, hakaret dili, hedef gösterme faaliyetleri ve manipülatif içerikler, toplumun farklı kesimlerinin birbirini anlamasını zorlaştırmaktadır. Bu durum yalnızca sokak hayvanları meselesini değil, toplumsal birlik ve beraberlik duygusunu da olumsuz etkilemektedir.
Bu nedenle sokak hayvanları meselesi yalnızca bir çevre veya yerel yönetim sorunu olarak değil, aynı zamanda bir toplumsal bütünlük ve bilişsel güvenlik meselesi olarak değerlendirilmelidir.
Bilişsel güvenlik; vatandaşların gerçek bilgiye ulaşabilmesi, manipülasyonlardan korunabilmesi ve toplumsal karar alma süreçlerinin yapay yönlendirmelerden etkilenmemesi anlamına gelmektedir.
Araştırma sürecinde incelenen dijital içeriklerde, öfke ve korku duygularını besleyen paylaşımların daha hızlı yayıldığı, uç görüşlerin daha görünür hâle geldiği ve toplumun geniş kesimlerinin görüşlerini temsil etmeyen bazı söylemlerin kamuoyu çoğunluğu gibi sunulabildiği gözlemlenmiştir.
Bir tarafta tüm sahipsiz hayvanları tehdit olarak gösteren içerikler, diğer tarafta ise yaşanan güvenlik sorunlarını tamamen reddeden paylaşımlar aynı kutuplaştırıcı döngünün farklı unsurları hâline gelebilmektedir.
Bu durum, devletin çözüm üretme kapasitesine yönelik güveni de zedeleme potansiyeline sahiptir.
Toplumsal hassasiyet taşıyan konuların dijital mecralarda manipüle edilmesi, yalnızca bir iletişim problemi değil, aynı zamanda kamu düzeni ve ulusal güvenlik açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir risk alanıdır.
Bu çerçevede mesele; devlet-millet güven ilişkisinin zedelenmesi, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi, şiddetin normalleşmesi, dijital manipülasyonların kamuoyu algısını yönlendirmesi ve kamu düzeni ile sosyal huzurun zarar görmesi bakımından stratejik riskler doğurabilecek niteliktedir.
Bu nedenle sokak hayvanları meselesinde geliştirilecek politika; yalnızca sahipsiz hayvanların toplanması veya barındırılmasıyla sınırlı kalmamalı, aynı zamanda vatandaş güvenliğini, hayvan refahını, toplumsal bütünlüğü, bilişsel güvenliği ve devlet kurumlarına duyulan güveni birlikte koruyan bütüncül bir yönetişim modeli olarak tasarlanmalıdır.
Uluslararası örnekler incelendiğinde, sokak hayvanları meselesinin yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığı açıkça görülmektedir.
Avrupa’da 100 milyondan fazla sahipsiz kedi ve köpek bulunduğu tahmin edilmektedir. ABD’de on milyonlarca sahipsiz veya feral kedi yaşamakta, bazı eyaletlerde ise ciddi sahipsiz köpek sorunları devam etmektedir. Almanya’da milyonlarca feral kedi bulunurken, İngiltere’de yüz binlerce sahipsiz şehir kedisi yaşamaktadır. Hollanda ise sorunu kitlesel öldürme yöntemleriyle değil; kayıt sistemi, kısırlaştırma, sahiplendirme, denetim ve sorumlu sahiplik kültürü ile yönetmiştir.
Dünya örnekleri göstermektedir ki sürdürülebilir başarı, yalnızca hayvanların toplanmasıyla değil; kayıt, aşılama, kısırlaştırma, sahiplendirme, üretim ve satış denetimi, terk etmeye yönelik yaptırımlar ve güçlü veri yönetimi ile mümkündür.
Bu kapsamda Türkiye için önerilen temel stratejik yaklaşım şu unsurlardan oluşmaktadır:
Cumhurbaşkanlığı koordinasyonunda veya ilgili bakanlıkların ortak çalışmasıyla Ulusal Sahipsiz Hayvan Koordinasyon Kurulu oluşturulması,
Ulusal Sahipsiz Hayvan Veri Sistemi kurulması,
Tüm bakımevlerinin kamera destekli ve şeffaf biçimde denetlenmesi,
Ulusal ölçekte kısırlaştırma ve aşılama seferberliği yürütülmesi,
Sahiplendirmeyi teşvik eden mekanizmaların geliştirilmesi,
Hayvan terkine karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanması,
Riskli bölgelerde özel güvenlik tedbirlerinin alınması,
Belediyelerin mali ve teknik kapasitesinin güçlendirilmesi,
Belediyelerin performansının ölçülebilir kriterlerle değerlendirilmesi,
Bakımevlerinde 7/24 kamera sistemi ve merkezi denetim altyapısının kurulması,
Hayvan refahı ile kamu güvenliğinin birlikte gözetildiği standartların oluşturulması,
Dijital dezenformasyon ve toplumsal kutuplaşma girişimlerinin izlenmesi,
Toplumsal kutuplaşmayı azaltacak, ortak vicdanı güçlendirecek kamu iletişim kampanyalarının yürütülmesi,
Düzenli kamuoyu bilgilendirmesi yapılarak süreçlerin şeffaf biçimde paylaşılması,
Devletin şeffaf, güven verici ve düzenli bir iletişim politikası yürütmesi.
Devletimizin önünde bulunan temel görev, vatandaşlarımızın güvenlik beklentileri ile milletimizin merhamet ve vicdan duygusunu aynı anda koruyabilen bir sistem kurmaktır.
Türkiye, çocuklarını korurken hayvanları da koruyabilen; kamu düzenini sağlarken vicdani değerleri de muhafaza edebilen; güvenliği tesis ederken toplumsal kutuplaşmayı engelleyen bir modeli hayata geçirebilecek kurumsal kapasiteye sahiptir.
Bu meselede nihai hedef herhangi bir tarafın diğerine üstün gelmesi değil; devlet aklı, toplumsal vicdan, bilimsel yöntem ve hukuk devleti ilkeleri temelinde kalıcı bir toplumsal mutabakatın sağlanmasıdır.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Zat-ı âlinizin liderliğinde, devletimizin ve milletimizin yüksek menfaatleri doğrultusunda hazırlamış olduğumuz bu raporu yüksek takdirlerinize arz ederim.
Umut Metehan AVCI
Ulusal Güvenlik Uzmanı
Toplumsal Uzlaşı, Kamu Güvenliği, Hayvan Refahı, Dijital Algı Yönetimi ve Uluslararası Gerçekler Açısından Bütüncül Değerlendirme
1. Giriş
Sokak hayvanları meselesi, Türkiye’de yalnızca belediyecilik hizmetleri, hayvan refahı veya kamu güvenliği başlıklarıyla açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir toplumsal mesele hâline gelmiştir. Konu; çocukların ve vatandaşların güvenliği, hayvanların yaşam hakkı, belediyelerin idari kapasitesi, barınakların fiziki ve etik koşulları, sosyal medyada oluşan algı iklimi, sivil toplum faaliyetleri, kamu kurumlarına duyulan güven ve devlet-millet bağının korunması açısından stratejik öneme sahiptir.
Bu raporun temel amacı; toplumda oluşan kutuplaşmayı tarafsız biçimde analiz etmek, meşru güvenlik kaygıları ile meşru vicdani kaygıların birbirine düşman hâle getirilmesini önlemek, devletin çözüm üretme kapasitesine duyulan güveni güçlendirmek ve milletimizin ortak akıl temelinde uzlaşabileceği bir politika çerçevesi sunmaktır.
Konuya ilişkin kamuoyu tartışmaları incelendiğinde iki ana hassasiyet alanı öne çıkmaktadır. Birinci hassasiyet, başta çocuklar olmak üzere vatandaşlarımızın can güvenliğinin sağlanmasıdır. İkinci hassasiyet ise sokaktaki hayvanların keyfî, denetimsiz, acı verici veya öldürmeye dayalı uygulamalara maruz kalmamasıdır. Esasen bu iki hassasiyet birbirinin karşıtı değildir. Türk milletinin inanç, kültür ve medeniyet birikimi hem insan hayatını kutsal kabul eder hem de yaratılmışlara merhameti ahlaki bir sorumluluk olarak görür.
Dolayısıyla mesele, “insan mı hayvan mı” ikilemine sıkıştırılmamalıdır. Doğru yaklaşım; insan güvenliğini, hayvan refahını, kamu düzenini ve toplumsal vicdanı birlikte gözeten, bilimsel, şeffaf, denetlenebilir ve sürdürülebilir bir model geliştirmektir.
2. Türkiye’de Mevcut Durum ve Sayısal Gerçeklik
Türkiye’de sahipsiz köpek sayısına ilişkin kamuoyunda farklı rakamlar dolaşmakla birlikte, 2024 yılında yapılan resmî açıklamalarda bu sayının yaklaşık 4 milyon civarında olduğu ifade edilmiştir. [1] Bu rakam, konunun yalnızca yerel ölçekli bir belediye hizmeti değil, ulusal ölçekte planlama gerektiren bir kamu politikası meselesi olduğunu göstermektedir.
Buna karşılık barınak kapasitesi ve belediyelerin kurumsal altyapısı bakımından ciddi bir kapasite açığı bulunduğu görülmektedir. TBMM sürecinde kanun teklifi gerekçesinde yaklaşık 105 bin hayvan kapasiteli 322 hayvan bakımevinin bulunduğu ifade edilmiştir. [2] Bazı sivil izleme raporlarında ise 1111 belediyeden yalnızca 273’ünün barınağı bulunduğu ve toplam kapasitenin yaklaşık 89 bin seviyesinde olduğu belirtilmiştir. [3]
Bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, mevcut sahipsiz hayvan popülasyonu ile mevcut barınak kapasitesi arasında ciddi bir oransızlık olduğu anlaşılmaktadır. Bu oransızlık, kamuoyundaki en temel güvensizlik kaynaklarından biridir. Çünkü milyonlarla ifade edilen bir hayvan popülasyonunun, on binlerle ifade edilen mevcut kapasiteyle sağlıklı, etik ve denetlenebilir biçimde yönetilip yönetilemeyeceği konusunda toplumda haklı endişeler oluşmaktadır.
2024 yılında kabul edilen 7527 sayılı Kanun ile 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda önemli değişiklikler yapılmış; belediyelere bakımevi kurma, rehabilitasyon işlemlerini gerçekleştirme ve sahipsiz hayvanlara sahiplendirilinceye kadar bakma yönünde yeni yükümlülükler getirilmiştir. Kanun kapsamında belediyelerin 31 Aralık 2028’e kadar belirli yükümlülükleri yerine getirmesi ve bütçelerinden kaynak ayırması öngörülmüştür. [4]
Bu düzenleme, devletin meseleyi görmezden gelmediğini ve kurumsal çözüm üretme iradesi ortaya koyduğunu göstermektedir. Ancak kanunun sahada nasıl uygulanacağı, uygulamanın ne ölçüde şeffaf denetleneceği ve yerel yönetimlerin bu yükümlülükleri fiilen yerine getirip getiremeyeceği, toplumsal güven açısından belirleyici olacaktır.
3. Hayvansever Kesimlerin Temel Kaygıları
Araştırma kapsamında yapılan değerlendirmelerde, hayvansever kesimlerin tepkilerinin yalnızca duygusal reflekslerden ibaret olmadığı; geçmiş deneyimler, kamuoyuna yansıyan görüntüler, barınak koşullarına ilişkin iddialar ve denetim eksikliği algısı nedeniyle şekillendiği görülmektedir.
Hayvansever vatandaşların temel kaygılarının başında, toplanan hayvanların yaşam hakkının korunup korunmayacağı gelmektedir. Kamuoyunda “toplama” ifadesi, birçok kişi tarafından “ölüme gönderme” veya “akıbeti bilinmeyen kapalı alanlara hapsetme” şeklinde algılanmaktadır. Bu algının oluşmasında geçmişte farklı belediyelerden kamuoyuna yansıyan kötü muamele, aç bırakma, sağlıksız koşullar ve ölüm iddiaları etkili olmuştur.
İkinci temel kaygı, barınakların şeffaf biçimde denetlenmemesidir. Birçok vatandaş; barınaklara düzenli ziyaret imkânı bulunmaması, kamera sistemi olmaması, hayvan giriş-çıkış kayıtlarının kamuoyuyla paylaşılmaması ve bağımsız denetim mekanizmalarının zayıf olması nedeniyle kaygı duymaktadır.
Üçüncü kaygı, kısırlaştırma seferberliğinin yetersiz kaldığı düşüncesidir. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün sahipsiz köpek popülasyonu yönetimine ilişkin standartlarında; kayıt, kimliklendirme, aşılama, kısırlaştırma, sorumlu sahiplik, eğitim, barınma ve izleme faaliyetlerinin birlikte yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. [5]
Dördüncü kaygı, hayvana yönelik şiddet vakalarında caydırıcılığın yetersiz olduğu algısıdır. Hayvansever kesimlerin önemli bir bölümü, bireysel şiddet vakalarının etkin soruşturulmadığını, cezaların caydırıcı olmadığını ve bu durumun toplumdaki merhamet duygusunu zedelediğini düşünmektedir.
Beşinci kaygı, özellikle bazı kırsal bölgelerde veya denetimsiz alanlarda meydana gelen çocuk kaybolması, yaralanma veya ölüm vakalarının yeterli kamera kaydı, adli inceleme ve somut delil bulunmadan doğrudan köpek saldırısı olarak kamuoyuna yansıtılmasıdır. Bu tür olayların, yıllardır aynı mahallede yaşayan, aşılı, kısırlaştırılmış, saldırganlık geçmişi bulunmayan ve bölge halkı tarafından tanınan köpeklerin hedef hâline getirilmesine gerekçe yapılabildiği yönünde ciddi endişeler bulunmaktadır.
Hayvansever kesimlerin dile getirdiği bu kaygıya göre, bazı kişi veya gruplar münferit olayları genelleyerek hayvanlara yönelik nefret söylemini artırmakta; saldırgan olmayan köpeklerin dahi yalnızca bireysel şikâyet, sosyal medya kampanyası veya CİMER başvurusu üzerinden toplanmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durum, herhangi bir tehdit oluşturmayan hayvanların da merhametsiz yakalama yöntemleriyle bulunduğu bölgeden alınması, kötü koşullardaki barınaklara gönderilmesi, açlık, hastalık, ihmal veya hukuka aykırı öldürme iddialarıyla karşı karşıya kalması endişesini doğurmaktadır.
Sosyal medya platformlarında bu yönde çok sayıda görüntü, iddia ve tanıklık paylaşılmıştır. Bu nedenle CİMER ve benzeri kamu başvuru mekanizmalarının, gerçek risk bildirimleri ile yalnızca hayvan varlığından rahatsızlık duyulmasına dayanan şikâyetleri ayırt edecek biçimde daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Aksi hâlde kamu ihbar sistemi, vatandaş güvenliğini sağlamaya yönelik meşru bir araç olmaktan çıkarak, saldırganlık geçmişi bulunmayan, aşılı ve kısırlaştırılmış hayvanların keyfî biçimde ortadan kaldırılmasına hizmet eden bir baskı aracına dönüşebilir.
Bu kaygılar, toplumun belirli bir ideolojik kesimiyle sınırlı değildir. Hayvanların korunması konusunda hassasiyet gösteren vatandaşlar arasında farklı siyasi görüşlerden, farklı inançlardan, farklı yaş gruplarından ve farklı sosyoekonomik çevrelerden insanlar bulunmaktadır. Bu durum, meselenin ideolojik değil, büyük ölçüde vicdani ve ahlaki bir zemine sahip olduğunu göstermektedir.
4. Kamu Güvenliği Kaygıları
Diğer taraftan sokak hayvanlarıyla ilgili kamu güvenliği kaygıları da gerçek, meşru ve ciddiye alınması gereken kaygılardır. Özellikle çocuklara yönelik saldırılar, yaşlıların ve engelli bireylerin sokakta hareket kabiliyetinin sınırlanması, gece saatlerinde sürü hâlinde dolaşan köpeklerin oluşturduğu korku, motosiklet ve bisiklet kazaları, trafik güvenliği sorunları ve kuduz riskli temas bildirimleri toplumun geniş kesimlerinde endişe yaratmaktadır.
Devletin asli görevlerinden biri vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır. Bu nedenle sokak hayvanları meselesinde güvenlik kaygılarını yok sayan bir yaklaşım, toplumun bir bölümünde devletin kendi vatandaşını koruyamadığı algısını güçlendirebilir. Bu algı, devlet-millet bağını zedeleyebilecek hassas bir noktadır.
Ancak kamu güvenliği kaygısının meşruiyeti, hayvanlara yönelik kontrolsüz şiddeti veya toplu öldürme çağrılarını meşrulaştırmaz. Kamu güvenliği, hukuk devleti ilkeleri içinde, bilimsel ve etik yöntemlerle sağlanmalıdır. Devletin gücü; öfkenin, intikam duygusunun veya sosyal medya kampanyalarının yönlendirmesiyle değil, hukuk, akıl, veri ve merhamet dengesiyle kullanılmalıdır.
5. Toplumsal Kutuplaşma ve Dil Sorunu
Araştırma sürecinde en dikkat çekici bulgulardan biri, meselenin sosyal medya ortamlarında sert bir kimlik çatışmasına dönüştürülmüş olmasıdır. Hayvansever kesimlere yönelik “ittapar”, “itperest” gibi aşağılayıcı ifadeler kullanılması; buna karşılık güvenlik kaygısı taşıyan vatandaşların bütünüyle “katil”, “vicdansız” veya “can düşmanı” gibi ifadelerle etiketlenmesi, toplumsal uzlaşı ihtimalini zayıflatmaktadır.
Bu dil, tarafların birbirini anlamasını engellemekte, makul çözüm önerilerini görünmez kılmakta ve meseleyi ahlaki üstünlük yarışına dönüştürmektedir. Oysa toplumun büyük çoğunluğu ne çocukların zarar görmesini ne de hayvanların acı çekmesini istemektedir. Kutuplaşmayı büyüten unsur, çoğu zaman doğrudan halkın kendisi değil, sosyal medya ortamlarında öne çıkan uç söylemlerdir.
Bu nedenle devletin iletişim stratejisinde şu ilke önemlidir: Mesele, tarafları suçlayarak değil, ortak vicdanı çağırarak ele alınmalıdır. “Çocuklarımız güvende olacak, hayvanlarımız da merhametsizliğe terk edilmeyecek” cümlesi, toplumsal mutabakatın ana ekseni olabilir.
6. Dijital Medya, Dezenformasyon ve Algı Yönetimi
Sosyal medya platformlarında sokak hayvanları meselesi üzerinden yoğun bir algı mücadelesi yürütüldüğü görülmektedir. İncelenen içeriklerde bazı hesapların konuyu soğukkanlı biçimde tartışmak yerine öfke, korku, nefret ve panik duygularını büyüten içerikler ürettiği gözlemlenmiştir.
Bazı içeriklerde hayvanların toplum için mutlak ve sürekli bir tehdit olarak sunulduğu, tek çözümün toplama veya öldürme olduğu yönünde sert söylemlerin dolaşıma sokulduğu görülmektedir. Bazı çevrimiçi gruplarda zehirleme yöntemleri, bireysel silahlanma çağrıları veya hayvanlara yönelik şiddeti normalleştiren ifadeler yer aldığı yönünde paylaşımlar bulunmaktadır. Bu tür içerikler yalnızca hayvan refahı açısından değil, kamu düzeni ve hukuk devleti açısından da risklidir.
Diğer yandan bazı hayvansever hesaplarda da saldırı vakalarının tümden inkâr edildiği, mağdur ailelerin acılarının küçümsendiği veya güvenlik kaygısı taşıyan vatandaşların tamamen kötü niyetli gösterildiği içeriklere rastlanmaktadır. Bu da uzlaşı zeminini zayıflatmaktadır.
Sosyal medya kaynaklı en büyük tehlike, karmaşık bir kamu politikası meselesinin birkaç sloganla yönetilmeye çalışılmasıdır. Oysa sokak hayvanları meselesi; nüfus verisi, belediye kapasitesi, veterinerlik hizmetleri, aşı ve kısırlaştırma altyapısı, barınak standartları, sahiplendirme mekanizmaları, denetim, dijital kayıt sistemi ve toplumsal eğitim gerektiren teknik bir alandır.
Bu nedenle devletin bu konuda yalnızca hukuki düzenleme yapması yeterli değildir. Aynı zamanda şeffaf, düzenli ve güven verici bir kamu iletişimi yürütmesi gerekir.
7. Devlet Kurumlarına Güvenin Korunması
Bu meselenin en kritik boyutlarından biri devlet kurumlarına duyulan güvendir. Hayvansever kesimler, uygulamaların kapalı kapılar ardında yürütülmesi hâlinde hayvanların kötü muameleye veya öldürmeye maruz kalabileceğinden endişe etmektedir. Güvenlik kaygısı taşıyan kesimler ise devletin kararlı davranmaması hâlinde sokakların güvensiz kalacağını düşünmektedir.
Her iki tarafın da devletten beklentisi aslında aynıdır: Şeffaflık, adalet, etkinlik ve denetim.
Bu nedenle kurulacak sistemin yalnızca işleyen değil, aynı zamanda görünür biçimde denetlenebilir olması gerekir. Barınakların kamera sistemleriyle izlenmesi, hayvan giriş-çıkış kayıtlarının dijital ortamda tutulması, kısırlaştırma ve aşı bilgilerinin merkezi veri tabanına işlenmesi, bağımsız veteriner hekimlerin ve sivil gözlemcilerin belirli kurallar içinde denetime katılması, kamuoyuna düzenli rapor sunulması güven krizini azaltacaktır.
Devletin gücünü gösteren şey, yalnızca toplama kapasitesi değil; topladığı her canlının akıbetini kayıt altına alma, bakımını sağlama, kötü muameleyi engelleme ve vatandaşına hesap verebilme kapasitesidir.
8. Belediyelerin Rolü ve Kapasite Sorunu
Sokak hayvanları meselesinde en önemli uygulayıcı aktörler belediyelerdir. Ancak Türkiye’de belediyelerin mali, idari ve teknik kapasiteleri birbirinden oldukça farklıdır. Büyükşehir belediyeleri ile küçük ilçe belediyeleri aynı düzeyde veterinerlik hizmeti, personel, araç, barınak alanı ve bütçe imkânına sahip değildir.
Bu nedenle merkezi idarenin belirleyeceği standartlar ve denetim mekanizmaları büyük önem taşımaktadır. Belediyelerin yalnız bırakılması, uygulamada keyfiliklere, ihmallere veya tamamen göstermelik faaliyetlere yol açabilir. Tersine, belediyelerin net hedefler, standartlar, bütçe desteği, teknik rehberlik ve düzenli denetimle desteklenmesi hâlinde daha sağlıklı bir sistem kurulabilir.
Türkiye Belediyeler Birliği tarafından yayımlanan sahipsiz hayvanlara yönelik belediye hizmetleri rehberi, yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarının daha sistematik biçimde ele alınması açısından önemlidir. Ancak rehberlerin etkili olabilmesi için sahadaki uygulamanın ölçülmesi, raporlanması ve kamuoyuna açıklanması gerekir.
9. Bilimsel ve Etik Çözüm Çerçevesi
Uluslararası standartlar, sokak hayvanları meselesinde tek boyutlu çözümlerin başarısız olacağını göstermektedir. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü, sahipsiz köpek popülasyonu yönetimini insan sağlığı, hayvan sağlığı, hayvan refahı ve sosyoekonomik etkilerle birlikte ele almaktadır. [5]
Bu çerçevede etkili bir model şu unsurları içermelidir:
1. Güvenilir nüfus tespiti.
2. Sahipli ve sahipsiz hayvanların merkezi kayıt sistemi.
3. Yaygın kısırlaştırma ve aşılama programı.
4. Sorumlu sahiplik eğitimi.
5. Terk etmeye karşı caydırıcı yaptırım.
6. Bakımevlerinin kapasite ve kalite standartlarının yükseltilmesi.
7. Sahiplendirme kampanyalarının teşvik edilmesi.
8. Riskli bölgelerde özel güvenlik önlemleri.
9. Şeffaf denetim ve kamuoyu bilgilendirmesi.
10. Sosyal medya kaynaklı nefret ve şiddet çağrılarına karşı hukuki takip.
Bu unsurların biri eksik kaldığında sistem zayıflar. Sadece toplama yapılırsa barınak kapasitesi yetersiz kalır. Sadece kısırlaştırma yapılırsa kısa vadeli güvenlik kaygısı çözülemez. Sadece sahiplendirme kampanyası yapılırsa popülasyon yönetilemez. Sadece cezai yaptırım uygulanırsa toplumun vicdani kaygısı giderilemez.
Başarı, bütüncül ve sürekli bir programla mümkündür.
10. Sivil Toplum ve Denetim
Hayvan hakları alanında faaliyet gösteren dernekler, gönüllüler ve yerel oluşumlar Türkiye’de önemli bir sosyal enerji oluşturmaktadır. Bu enerjinin tamamen dışlanması veya kriminalize edilmesi doğru değildir. Aksine, şeffaf ve kurallı bir çerçeve içinde bu yapıların sisteme katkı sunması sağlanmalıdır.
Bununla birlikte kamuoyundaki güvenin artması için sivil toplum kuruluşlarının da mali ve idari açıdan şeffaf olması önemlidir. Bağış toplayan, barınak işleten, hayvan tedavisi üstlenen veya kamuoyunu etkileyen tüm yapıların denetlenmesi hem kötü niyetli kullanımları engeller hem de gerçek hayvanseverlerin itibarını korur.
Bu noktada temel yaklaşım şu olmalıdır: Gönüllülük cezalandırılmamalı, fakat denetimsizlik de normalleştirilmemelidir.
11. Hukuki Riskler ve Dilin Önemi
Rapor kapsamında kullanılan bazı ifadeler, doğrudan suç isnadı anlamına gelebilecek niteliktedir. Bu nedenle “organize rant”, “toplum mühendisliği”, “sistematik algı operasyonu”, “devlet kurumlarına yönelik propaganda” gibi ifadeler somut delillerle desteklenmediği sürece kesin hüküm olarak değil, “değerlendirme”, “gözlem”, “iddia”, “bulgu” veya “incelemeye konu içeriklerde rastlanan eğilim” şeklinde kullanılmalıdır.
Bu dil, raporun hem hukuki güvenliğini artırır hem de devlet makamları nezdinde daha ciddiye alınmasını sağlar. Raporun amacı herhangi bir toplumsal kesimi suçlamak değil, riskleri tespit etmek ve çözüm önermektir.
12. Ulusal Güvenlik ve Toplumsal Bütünlük Açısından Risk Değerlendirmesi
Sokak hayvanları meselesi yalnızca belediyecilik, çevre yönetimi veya hayvan refahı başlığı altında değerlendirilebilecek bir konu olmaktan çıkmıştır. Günümüzde konu; kamu güvenliği, toplumsal psikoloji, dijital medya ekosistemi, devlet kurumlarına duyulan güven ve toplumsal birlik açısından da stratejik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.
Araştırma sürecinde elde edilen bulgular, meselenin sosyal medya platformlarında giderek daha sert bir kutuplaşma eksenine taşındığını göstermektedir. Güvenlik kaygısı taşıyan vatandaşlar ile hayvan hakları konusunda hassasiyet gösteren kesimler arasında yapay bir karşıtlık oluşturulmakta, toplumun ortak vicdanı yerine çatışma dili öne çıkarılmaktadır.
Bu durumun devam etmesi hâlinde ortaya çıkabilecek temel risk alanları aşağıda değerlendirilmektedir.
12.1. Devlet-Millet Güven İlişkisinin Zedelenmesi
Vatandaşların bir bölümü devletin güvenlik sorunlarını çözemediğini düşünürken, diğer bir bölümü de devletin hayvanların yaşam hakkını koruyamayacağı endişesini taşımaktadır. Karşılıklı güvensizlik duygusunun büyümesi, devlet kurumlarına olan güveni aşındırma riski taşımaktadır.
12.2. Toplumsal Kutuplaşmanın Derinleşmesi
Hayvanseverler ile güvenlik kaygısı taşıyan vatandaşların birbirlerini düşman gibi görmeye başlaması, toplumun ortak çözüm üretme kapasitesini zayıflatmaktadır. Bu durum yalnızca sokak hayvanları meselesini değil, farklı toplumsal konulardaki uzlaşı kültürünü de olumsuz etkileyebilir.
12.3. Şiddetin Normalleşmesi Riski
Hayvanlara yönelik şiddeti meşrulaştıran söylemler, zamanla toplumun genel şiddet eşiğini düşürebilir. Şiddetin herhangi bir canlıya karşı meşru görülmeye başlanması, uzun vadede insanlara yönelik şiddetin de normalleşmesine zemin hazırlayabilecek psikolojik bir risk alanı oluşturmaktadır.
12.4. Dijital Manipülasyon ve Algı Operasyonları
Sosyal medya algoritmaları öfke, korku ve nefret içeriklerini daha görünür hâle getirebilmektedir. Bu durum, toplumun genel görüşünü yansıtmayan marjinal söylemlerin çoğunluk görüşü gibi algılanmasına neden olabilmektedir. Toplumsal hassasiyet taşıyan konuların dijital manipülasyonlara açık hâle gelmesi, bilişsel güvenlik açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir risk alanıdır.
12.5. Kamu Düzeni ve Sosyal Huzurun Zarar Görmesi
Karşılıklı nefret söylemlerinin yaygınlaşması; bireysel saldırılar, linç kampanyaları, hedef göstermeler ve toplumsal gerilimler üzerinden kamu düzenini olumsuz etkileyebilir. Devletin temel görevi yalnızca güvenliği sağlamak değil, aynı zamanda toplumsal huzuru korumaktır.
Bu nedenle sokak hayvanları meselesi; kamu güvenliği, hayvan refahı ve belediyecilik boyutlarının yanı sıra, bilişsel güvenlik, toplumsal bütünlük ve devlet-millet ilişkileri açısından da stratejik bir politika alanı olarak değerlendirilmelidir.
13. Uluslararası Karşılaştırmalı Gerçeklik: Sokak Hayvanları Meselesi Türkiye’ye veya Hindistan’a Özgü Değildir
Sokak hayvanları meselesi, kamuoyunda zaman zaman Türkiye’ye veya Hindistan’a özgü bir sorun gibi sunulmaktadır. Bu yaklaşım tamamen yanıltıcıdır. Sahipsiz, terk edilmiş, serbest dolaşan, topluluk tarafından beslenen, barınak sistemine giren veya yaban hayatıyla şehir ekosisteminde temas eden hayvanlar; ABD’den Avrupa’ya, Güney Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Avustralya’ya kadar küresel bir kamu politikası meselesidir.
Uluslararası hayvan refahı kuruluşları, dünya genelinde sahipsiz köpek nüfusunun 200 milyonu aştığını ve sahipsiz kedi nüfusunun bunun da üzerinde olduğunu belirtmektedir. [6] Bu nedenle mesele, “Türkiye geri kaldı, Avrupa’da böyle şey yok” gibi indirgemeci cümlelerle açıklanamaz. Gelişmiş ülkeler bu sorunu yok sayarak veya kitlesel öldürmeyle değil; kayıt, kısırlaştırma, aşılama, sahiplendirme, denetimli barınak, terk etmeye ceza, üretim-satış kontrolü ve şehir yaban hayatı yönetimiyle ele almaktadır.
14. Avrupa Gerçeği: Avrupa’da 100 Milyondan Fazla Sahipsiz Kedi ve Köpek Vardır
Avrupa’da sokak hayvanı olmadığı iddiası doğru değildir. FOUR PAWS tarafından 2024 yılında yapılan açıklamada, Avrupa’da 100 milyondan fazla sahipsiz kedi ve köpeğin sokaklarda yaşadığı belirtilmiştir. [7] Bu hayvanların önemli bir bölümü kedilerden oluşmaktadır. Avrupa’nın birçok ülkesinde sokak köpeği görünürlüğü azalmış olsa da sahipsiz, feral veya community cat olarak tanımlanan kedi nüfusu çok yaygındır.
Avrupa’daki sahipli hayvan nüfusu da oldukça büyüktür. Avrupa’da yüz milyonu aşan sahipli kedi ve on milyonlarca sahipli köpek bulunmaktadır. Bu tablo, Avrupa’nın yalnızca “hayvansız, steril şehirler” modeliyle açıklanamayacağını göstermektedir. Avrupa’da mesele; mikroçip, kayıt, kısırlaştırma, refah standardı, barınak sistemi, sahiplendirme ve izlenebilirlik üzerinden yönetilmektedir.
AB üyesi ülkeler içinde de sahipsiz kedi ve/veya köpek meselesi farklı ölçülerde devam etmektedir. Özellikle Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve KKTC, Malta, İtalya, İspanya, Portekiz, Hırvatistan, Macaristan, Polonya, Litvanya, Letonya ve Estonya gibi ülkelerde farklı ölçeklerde sokak hayvanı, terk edilen hayvan, barınak doluluğu ve kısırlaştırma sorunu raporlanmaktadır. Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, Fransa, Danimarka, İsveç, Finlandiya ve Norveç gibi ülkelerde ise sokakta köpek görünürlüğü çok düşük olsa bile sahipsiz kedi, feral kedi, terk etme, barınak doluluğu ve yaban hayvanı kaynaklı şehir sorunları devam etmektedir.
Sokakta kedi ve/veya köpek varlığı farklı düzeylerde görülen Avrupa ülkeleri geniş biçimde şöyle sayılabilir: İspanya, Portekiz, İtalya, Malta, Fransa, Yunanistan, Kıbrıs, Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan, Slovenya, Macaristan, Slovakya, Çekya, Polonya, Litvanya, Letonya, Estonya, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Kosova, Karadağ, Sırbistan, Bosna-Hersek, Moldova, Ukrayna, Belarus, Rusya, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye. Bu ülkelerde sorunun biçimi aynı değildir; bazı ülkelerde köpek, bazılarında kedi, bazılarında ise terk edilen hayvan ve barınak kapasitesi sorunu öne çıkmaktadır.
15. Avrupa’da Çözümün Ana Ekseni: TNR, CNVR, Kayıt ve İzlenebilirlik
Avrupa’daki genel eğilim sağlıklı hayvanları öldürmek değil; nüfusu bilimsel, kayıtlı ve denetlenebilir yöntemlerle yönetmektir. Kediler için TNR, yani “yakala-kısırlaştır-geri bırak”; köpekler için ise CNVR, yani “yakala-kısırlaştır-aşıla-geri bırak” yaklaşımı birçok ülkede savunulan veya uygulanan ana yöntemdir. [8]
Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü de sahipsiz köpek popülasyonu yönetiminde yalnızca toplama veya öldürme yaklaşımını değil; kayıt, kimliklendirme, aşılama, kısırlaştırma, sorumlu sahiplik, eğitim ve izleme faaliyetlerini birlikte ele alan bütüncül modeli öne çıkarmaktadır. [5]
Haziran 2025’te Avrupa Parlamentosu’nun gündemine gelen kedi ve köpeklerin refahı ve izlenebilirliğine ilişkin düzenleme süreci de bu yaklaşımı doğrulamaktadır. AB düzeyindeki yeni çerçeve; mikroçip, kayıt, yetiştiricilik, satış, ithalat, refah standardı ve izlenebilirlik konularına odaklanmaktadır. Avrupa Parlamentosu, tüm kedi ve köpeklerin mikroçiple bireysel olarak tanımlanmasını, ulusal veri tabanlarına kaydedilmesini ve pet shoplarda kedi-köpek satışının yasaklanmasını destekleyen bir pozisyon almıştır. Ayrıca barınaklarda nüfus kontrolü amacıyla sahipsiz hayvanların öldürülmesi yasaklanmıştır. Damızlık olarak kullanılan evcil hayvanlar ise ya sahiplendirilmeli ya da ömürlerinin sonuna dek iyi şartlarda barındırılmalıdır. [9]
Bu, Avrupa’nın konuyu öldürme merkezli değil; üretim, satış, kayıt, izlenebilirlik ve refah standardı üzerinden yönetmeye çalıştığını göstermektedir.
16. Hollanda Örneği: Sokak Köpeği Sorunu Öldürmeden Çözülebilir
Hollanda, dünyada sokakta sahipsiz köpek sorununu neredeyse sıfıra indirmiş ülke olarak gösterilmektedir. Ancak Hollanda’nın başarısı toplu öldürme ile değil; uzun vadeli kısırlaştırma, aşılama, kayıt, sahiplendirme kültürü, terk etmeye ciddi yaptırımlar, sorumlu sahiplik bilinci, üretim ve satışın denetlenmesi ve güçlü sivil toplum-belediye iş birliğiyle açıklanmaktadır. [10]
Hollanda modelinin temel ilkesi, sokak hayvanı sorununu görünmez kılmak değil, kaynağından çözmektir. Köpeklerin kayıt altına alınması, sahipli hayvanların terk edilmesinin önlenmesi, kısırlaştırmanın yaygınlaştırılması ve barınakların sahiplendirme odaklı çalışması bu modelin ana unsurlarıdır.
Bu örnek Türkiye açısından son derece önemlidir. Çünkü Hollanda modeli, “sokakta köpek kalmaması” hedefinin kitlesel öldürmeyle değil, sistem kurarak başarılabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte Hollanda’da sokak köpeği olmaması, hayvan kaynaklı tüm şehir ve trafik risklerinin bittiği anlamına gelmez. Hollanda’da da yaban hayvanı kaynaklı trafik kazaları yaşanmakta; geyik, yaban domuzu ve diğer yaban hayvanlarıyla çarpışmalar sigorta, trafik güvenliği ve ekolojik geçit politikalarıyla yönetilmektedir.
17. Almanya Örneği: Sokak Köpeği Neredeyse Yok, Fakat Milyonlarca Feral Kedi Var
Almanya’da sokakta sahipsiz köpek görmek oldukça nadirdir. Bunun sebebi güçlü barınak sistemi, sorumlu sahiplik kültürü, hayvan refahı hukuku, mikroçip/kayıt bilinci ve yerel yönetim denetimidir. Almanya’da hayvanlar “makul sebep” olmaksızın acı, zarar veya ıstıraba maruz bırakılamaz; hayvan refahı güçlü bir yasal zemine sahiptir. [11]
Ancak Almanya’da sokak köpeğinin neredeyse olmaması, sahipsiz hayvan meselesinin tamamen bittiği anlamına gelmez. Alman Hayvanları Koruma Federasyonu, Almanya’da milyonlarca feral/sahipsiz kedinin yaşadığını, bunların çoğunun terk edilmiş arazilerde, fabrika çevrelerinde, mezarlıklarda ve kırsal alanlarda görünmeden hayatta kalmaya çalıştığını belirtmektedir. Akademik kaynaklarda Almanya’daki sahipsiz ve feral kedi sayısının yaklaşık 2 milyon olduğu ifade edilmektedir. [12]
Almanya ayrıca yaban hayatı ile şehir/kırsal yaşamın kesiştiği bir ülkedir. Kurtların Almanya’ya dönüşü, özellikle kırsal bölgelerde hayvancılık ve güvenlik tartışmaları yaratmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bile insan-yaban hayatı temasının şehir çevrelerine kadar uzanabildiği görülmektedir.
18. İngiltere Örneği: Köpek Az, Kedi Var, Londra’da Şehir Tilkileri Var
İngiltere’de sokak köpeği sayısı Türkiye’ye göre oldukça düşüktür. Sahipsiz köpekler yerel otoriteler ve barınak sistemi tarafından hızlı biçimde toplanır. Ancak bu, İngiltere’de sahipsiz hayvan meselesi olmadığı anlamına gelmez. Bristol Üniversitesi ve Cats Protection tarafından yapılan çalışmaya göre İngiltere’nin şehirlerinde yaklaşık 247 bin sahipsiz/unowned kedi yaşamaktadır. [13]
İngiltere’de ötanazi, genel bir popülasyon kontrol yöntemi olarak değil; ağır hastalık, tedavisi mümkün olmayan acı, ciddi davranışsal tehlike veya kamu güvenliği açısından ağır risk gibi daha sınırlı koşullarla ilişkilidir. Tehlikeli köpek düzenlemeleri kapsamında mahkeme kararıyla sağlıklı bir hayvanın öldürülmesi mümkün olabilse de bu keyfî ve yaygın bir uygulama değil, hukuki ve istisnai bir süreçtir.
Londra ise şehir yaban hayatı bakımından çarpıcı bir örnektir. Londra’da yaklaşık 10 bin şehir tilkisinin yaşadığı tahmin edilmektedir. [14] Tilkiler bahçelerde, parklarda, sokak aralarında, çöp alanlarında ve hatta büyük kurumsal binaların çevresinde görülebilmektedir. Bu durum, gelişmiş Batı şehirlerinde “hayvan yoktur” iddiasının doğru olmadığını göstermektedir. Sadece hayvan türleri ve yönetim biçimleri değişmiştir.
19. ABD Gerçeği: 70 Milyon Sahipsiz Kedi, Milyonlarca Barınak Hayvanı ve Bölgesel Sokak Köpeği Sorunu
ABD’de sokak hayvanı meselesi Avrupa’dan farklı bir karakter taşımaktadır. ABD’de özellikle sahipsiz, unowned veya feral cat olarak tanımlanan kedi nüfusu çok büyüktür. ABD Tarım Bakanlığı’na bağlı APHIS tarafından aktarılan değerlendirmelerde ABD’de 30 ila 80 milyon arasında sahipsiz/unowned kedi bulunabileceği belirtilmektedir. [15] Bu nedenle kamuoyunda kabul edilen “ABD’de 70 milyon sahipsiz hayvan” ifadesi, en sağlam biçimde özellikle sahipsiz/feral kedi nüfusu bakımından desteklenmektedir.
ABD’de sokak köpeği, Türkiye’deki gibi her eyalette aynı görünürlükte değildir. Ancak özellikle sıcak iklimli, geniş şehir çeperlerine sahip, kırsal-şehir geçişinin yoğun olduğu ve hayvan kontrol kapasitesinin yetersiz kaldığı bölgelerde ciddi sahipsiz köpek, terk edilmiş hayvan ve barınak kapasitesi sorunu vardır.
ABD’de sokak köpeği ve sahipsiz hayvan sorununun yoğun görüldüğü bölgeler arasında Teksas, Louisiana, Mississippi, Alabama, Georgia, Florida, New Mexico, Arizona, Oklahoma, Arkansas, California’nın bazı iç ve güney bölgeleri ile bazı Ortabatı şehirleri öne çıkmaktadır. Şehir bazında Houston, San Antonio, Dallas, Laredo, Detroit, Los Angeles çevresi, Fresno, Bakersfield, Memphis, New Orleans, Atlanta çevresi ve bazı Güney şehirleri sıkça tartışılmaktadır.
Houston örneği özellikle önemlidir. Yerel tartışmalarda Houston ve çevresinde yüz binlerle ifade edilen serbest dolaşan köpek ve çok daha yüksek sayıda sahipsiz kedi tahminleri yapılmıştır. Detroit örneğinde ise geçmişte 50 bin sokak köpeği iddiası gündeme gelmiş, daha sonra bazı hayvan refahı kuruluşları bu sayının abartılı olabileceğini ve gerçek sayının birkaç bin seviyesinde olabileceğini belirtmiştir. Bu durum, sokak hayvanları tartışmasında rakamların hem inkâr edilmemesi hem de veri temelli kullanılması gerektiğini göstermektedir.
20. ABD’de No-Kill Barınaklar, Kurtarma Oranı ve Kapasite Gerçeği
ABD’de Türkiye’ye kıyasla çok daha gelişmiş bir barınak ve kurtarma ağı vardır. Buna rağmen sistem tam anlamıyla sorunsuz değildir. ASPCA verilerine göre 2024 yılında ABD barınaklarında yaklaşık 4,2 milyon kedi-köpek sahiplendirilmiş; yaklaşık 607 bin hayvan ise ötanazi edilmiştir. Son beş yılda barınak ötanazi oranı yüzde 13’ten yüzde 8’e gerilemiştir. [16]
Best Friends Animal Society verilerine göre 2024’te ABD’de ulusal kurtarma oranı yüzde 82’ye ulaşmıştır. [17] 2025 ön verilerine göre bu oran yaklaşık yüzde 82 seviyesini korumakta, 2016’daki yüzde 71 seviyesine göre ciddi bir ilerleme göstermektedir. [18] ABD’de no-kill eşiği genellikle yüzde 90 ve üzeri kurtarma oranı olarak kabul edilmektedir.
ABD’de tek bir resmi “ulusal barınak kapasitesi” sayısı bulunmamaktadır; çünkü sistem eyaletler, şehirler, belediye barınakları, özel barınaklar, kurtarma grupları ve gönüllü foster ağları üzerinden parçalı biçimde işlemektedir. Bu nedenle ABD’de kapasite daha çok yıllık barınak girişi, sahiplendirme, transfer, foster, canlı çıkış ve ötanazi sayıları üzerinden ölçülmektedir. Shelter Animals Count ve ASPCA verileri, milyonlarca hayvanın her yıl bu sisteme girdiğini ve barınakların hâlâ ciddi kapasite baskısı yaşadığını göstermektedir. [19]
ABD örneğinin Türkiye açısından en önemli sonucu şudur: Gelişmiş ve zengin bir ülkede bile mesele “barınağa al, sorun biter” kadar basit değildir. ABD’de çözüm; no-kill yaklaşımı, foster aile sistemi, sahiplendirme, kısırlaştırma, TNR, mikroçip, düşük maliyetli veterinerlik, gönüllü ağları ve veri şeffaflığı üzerinden yürütülmektedir.
21. ABD ve Avrupa’da Hayvan Kaynaklı Kazalar, Saldırılar ve Ölümler
Hayvan kaynaklı insan ölümü ve yaralanmaları yalnızca sokak köpeklerinden ibaret değildir. ABD’de köpek ısırıkları ciddi bir halk sağlığı başlığıdır; CDC, köpek ısırıklarının ağrı, yaralanma ve enfeksiyon riski doğurduğunu, ısırılan yaklaşık her beş kişiden birinin tıbbi yardıma ihtiyaç duyduğunu belirtmektedir. [20]
ABD’de hayvan kaynaklı trafik kazalarında ise en büyük başlıklardan biri geyik ve büyük memeli çarpışmalarıdır. State Farm, Temmuz 2024-Haziran 2025 döneminde ABD’de 1,7 milyondan fazla hayvan çarpması sigorta talebi oluştuğunu; bunların 1,1 milyondan fazlasının geyik kaynaklı olduğunu bildirmiştir. [21] IIHS verilerine göre 2023’te ABD’de hayvan çarpışmalı motorlu araç kazalarında 235 kişi hayatını kaybetmiştir. [22]
Avrupa’da da yaban hayvanı-araç çarpışmaları ciddi bir kamu güvenliği meselesidir. 2025 tarihli bir Avrupa değerlendirmesinde yaban hayvanı-araç çarpışmalarının 27 ülkede insan ölümlerine yol açtığı ve Avrupa yollarında yılda yaklaşık 90 insan ölümüne neden olduğu belirtilmiştir. [23] Daha eski geniş tahminlerde, Avrupa’da geyik, karaca, yaban domuzu gibi büyük memelilerle yılda 500 bine kadar çarpışma, 30 bin yaralanma ve 300 ölümden söz edilmektedir. [24]
Almanya’da yaban hayvanı kaynaklı trafik kazaları çok yaygındır. 2025 tarihli Alman kaza araştırması verileri, Almanya yollarında her yıl 276 binden fazla geyik ve diğer büyük yaban hayvanı çarpışması yaşandığını; 2024’te bu kazalarda 8 kişinin öldüğünü ve yaklaşık 2.800 kişinin yaralandığını belirtmektedir. [25]
Bu veriler, kamu güvenliği meselesinin yalnızca sokak köpeği üzerinden okunamayacağını göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde de hayvan kaynaklı trafik kazaları, yaban hayvanı teması ve şehir yaban hayatı önemli bir risk alanıdır.
22. New York, Paris ve Londra: Sokak Kedisi Azalınca Fare Sorunu Büyüyebilir
New York, Paris ve Londra gibi büyük şehirlerde sokak kedi-köpek görünürlüğü Türkiye’ye kıyasla daha düşüktür. Ancak bu şehirler hayvan kaynaklı sorunlardan arınmış değildir. Aksine devasa fare problemleriyle mücadele etmektedirler.
New York’ta son yıllarda yaklaşık 3 milyon fare bulunduğu tahmin edilmektedir. New York Belediyesi fare sorunuyla mücadele için özel koordinasyon mekanizmaları, çöp yönetimi düzenlemeleri ve yoğun denetim programları yürütmektedir. Paris’te 4 ila 6 milyon fare bulunduğuna ilişkin tahminler kamuoyuna yansımıştır. Londra’da da resmi kesin bir sayı olmamakla birlikte, atık yönetimi, kanalizasyon sistemi ve yoğun yapılaşma nedeniyle kemirgen sorunu belediyelerin sürekli mücadele ettiği bir halk sağlığı başlığıdır.
Bu örnekler, şehir ekolojisinin boşluk kabul etmediğini göstermektedir. Kedi-köpek sayısını azaltmak tek başına “hayvansız ve risksiz şehir” yaratmaz. Atık, gıda artığı, kanalizasyon ve insan davranışı devam ettiği sürece fare, tilki, coyote, rakun, martı, yaban domuzu veya başka türler şehir ekosisteminin görünür parçası hâline gelebilir.
23. New York’ta Coyoteler ve ABD Şehirlerinde Yaban Hayatı
New York City’de dahi coyoteler yaşamaktadır. New York Belediyesi, coyotelerin Bronx başta olmak üzere şehirde görüldüğünü, aile grupları oluşturabildiğini ve diğer bölgelere yayılabildiğini belirtmektedir. [26]
ABD şehirlerinde insanlar için risk oluşturabilecek yaban hayvanları arasında coyoteler, geyikler, ayılar, rakunlar, yaban domuzları, timsahlar, pumalar, yılanlar, arılar ve eşek arıları bulunmaktadır. Los Angeles ve Güney California’da coyoteler ve dağ aslanları; Chicago’da coyoteler; Florida şehirlerinde timsahlar, New Jersey, Pennsylvania ve Michigan’da geyikler ve ayılar; Teksas’ta coyoteler, yaban domuzları ve sahipsiz köpekler şehir yaşamıyla temas hâlindedir.
Avrupa şehirlerinde de tilkiler, geyikler, yaban domuzları, kurtlar, çakallar, martılar, fareler ve bazı bölgelerde ayılar insan yaşam alanlarına yaklaşabilmektedir. Berlin’de yaban domuzları, Londra’da tilkiler, Roma ve Barselona çevresinde yaban domuzları, Paris’te fareler, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da kurt ve ayı temasları bu gerçekliğin örnekleridir.
24. Kuduz Gerçeği: Türkiye’de Salgın Tablosu Değil, Yönetilebilir Endemik Risk Vardır
Kuduz son derece ciddi ve ölümcül bir memeli hayvan hastalığıdır. Yaban ve besi hayvanları dahil tüm memelilerde görülür. Bu nedenle asla hafife alınmamalıdır. Ancak kamuoyunda panik üretmek amacıyla “Türkiye kuduz salgını yaşıyor” şeklinde kullanılan ifadeler de bilimsel gerçeklikle uyumlu değildir.
Türkiye’de her yıl çok sayıda kuduz riskli temas bildirimi yapılmaktadır. Akademik kaynaklarda Türkiye’de yılda yaklaşık 250 bin kuduz riskli temas bildirildiği (yüzde 80’den fazlası kedi temasıdır ve Türkiye’de bilinen kedi kuduzu vakası yoktur), buna karşılık insan kuduzu vakalarının uzun yıllardır çok düşük seyrettiği ve ortalama yılda 1-2 vaka görüldüğü belirtilmektedir. [27] Bu ciddiye alınmalıdır; fakat temas bildirimi sayısı ile insan kuduzu ölümü aynı şey değildir.
ABD’de de kuduz riski tamamen yok değildir. CDC, ABD’de yılda yaklaşık 1,4 milyon kişinin olası kuduz teması nedeniyle sağlık hizmeti aldığını, yaklaşık 100 bin kişinin temas sonrası profilaksi aldığını ve yılda 10’dan az kişinin kuduzdan öldüğünü belirtmektedir. [28] ABD’de kuduzun ana rezervuarı artık sokak köpekleri değil; yarasa, rakun, kokarca ve tilki gibi yaban hayvanlarıdır.
Avrupa’da insan kuduzu vakaları çok nadirdir; vakaların bir bölümü seyahat ilişkili, bir bölümü ise yerel veya yaban hayatı kaynaklı olabilmektedir. Doğu Avrupa, Ukrayna ve bazı sınır bölgeleri daha dikkatli izlenmesi gereken alanlardır.
Türkiye için doğru sonuç şudur: Kuduz riski vardır, yönetilmelidir ve devlet bunu başarıyla yönetmektedir. Ancak bu riskin çözümü panik, nefret dili veya sağlıklı hayvanların kitlesel öldürülmesi değil; aşılama, temas sonrası sağlık hizmeti, kayıt, kısırlaştırma, popülasyon yönetimi, kırsal-yaban hayatı takibi ve düzenli kamu bilgilendirmesidir.
25. Güney Amerika, Asya, Afrika, Japonya Gerçekleri
Sahipsiz hayvan meselesi Güney Amerika’da da yaygındır. Brezilya, Arjantin, Şili, Peru, Kolombiya ve Meksika gibi ülkelerde sahipsiz köpek ve kedi popülasyonu önemli bir belediyecilik, halk sağlığı ve hayvan refahı konusudur. Birçok şehirde kısırlaştırma kampanyaları, TNR programları, sahiplendirme ve belediye-veteriner iş birlikleri uygulanmaktadır.
Asya’da Hindistan, Pakistan, Nepal, Bangladeş, Tayland, Endonezya, Filipinler, Malezya, Çin, Güney Kore ve Japonya dahil birçok ülkede sahipsiz hayvan meselesi farklı yoğunluklarda görülmektedir. Japonya gibi gelişmiş bir ülkede dahi community cat ve TNR programları bulunmaktadır. Japonya’da bazı bölgelerde kulak işaretli kısırlaştırılmış kediler yerinde yaşatılmakta; “Sakura Neko” olarak bilinen uygulamalarla kedilerin kısırlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu durum, sahipsiz hayvan meselesinin yalnızca Türkiye’ye veya az gelişmiş ülkelere özgü olmadığını göstermektedir.
Afrika’da sokak köpeği meselesi hem hayvan refahı hem de kuduz riski açısından daha ağırdır. Dünya genelindeki kuduz ölümlerinin büyük bölümü Asya ve Afrika’da meydana gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü, kuduz insan ölümlerinin büyük çoğunluğundan Afrika’da olduğunu, köpeklerin ve riskli diğer hayvanların aşılanmasının etkili bir çözüm ve önlem olduğunu belirtmektedir.
26. Romanya Örneği: Öldürme Denendi, Sorun Bitmedi
Romanya, Avrupa’da sokak köpeği meselesinin en sert yaşandığı ülkelerden biridir. Geçmişte öldürmeye dayalı yöntemler denenmiş, fakat bu yöntemlerin sorunu kalıcı biçimde çözmediği görülmüştür. 2013 sonrasında ötanaziye imkân veren sistem uygulanmasına rağmen, Romanya’da hâlâ yüz binlerle ifade edilen sokak köpeği nüfusu bulunduğu bildirilmektedir. [29]
Hayvan refahı savunucuları, öldürme politikalarının hem etik hem de pratik bakımdan başarısız olduğunu; sokak hayvanı popülasyonunun ancak kısırlaştırma, aşılama, kayıt ve toplum temelli yöntemlerle azaltılabileceğini savunmaktadır. Romanya’da sağlıklı köpeklerin ötanazisinin yasaklanması ve kısırlaştırma/mikroçip yaklaşımının güçlendirilmesi yönünde yeni yasa tekliflerinin gündeme gelmesi de bu dönüşüm arayışını göstermektedir. [30]
Bu örnek Türkiye açısından önemlidir. Çünkü öldürmeye dayalı politika, kısa vadede sokaktaki hayvan sayısını azaltıyor gibi görünse bile, terk etme, üretim, kayıt dışılık, kırsal alanlardan şehir merkezlerine yeni hayvan akışı ve denetimsizlik devam ettiği sürece kalıcı çözüm üretmez. Bir bölgede hayvanlar öldürüldüğünde, boşalan yaşam alanı başka hayvanlar tarafından doldurulur. Bu nedenle bilimsel nüfus yönetimi, yalnızca sonuçla değil kaynağın kendisiyle mücadele etmeyi gerektirir.
27. Stratejik Politika ve Kurumsal Tavsiyeler
Araştırma kapsamında elde edilen bulgular doğrultusunda, vatandaşlarımızın güvenlik beklentilerini karşılayan, hayvan refahını koruyan, toplumsal kutuplaşmayı azaltan ve devlet kurumlarına duyulan güveni güçlendiren sürdürülebilir bir yönetim modelinin oluşturulması için aşağıdaki stratejik adımların değerlendirilmesi önerilmektedir.
27.1. Ulusal Sahipsiz Hayvan Koordinasyon Kurulu
Cumhurbaşkanlığı koordinasyonunda veya ilgili bakanlıkların ortak çalışmasıyla Ulusal Sahipsiz Hayvan Koordinasyon Kurulu oluşturulmalıdır. Bu kurul; Tarım ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, belediyeler, veteriner hekim odaları, akademisyenler ve şeffaf biçimde denetlenen sivil toplum temsilcileri arasında koordinasyonu sağlamalıdır.
27.2. Ulusal Sahipsiz Hayvan Veri Sistemi
Tüm belediyeleri kapsayan Ulusal Sahipsiz Hayvan Veri Sistemi hayata geçirilmelidir. Belediyelerin hayvan toplama, aşılama, kısırlaştırma, tedavi, ölüm, sahiplendirme ve nakil bilgilerini merkezi veri tabanına işlemesi zorunlu olmalıdır. Her hayvana mikroçip veya benzersiz kayıt numarası verilmelidir.
27.3. Bakımevlerinde 7/24 Kamera ve Şeffaf Denetim Standardı
Bakımevlerinde 7/24 kamera sistemi ve merkezi denetim altyapısı kurulmalıdır. Düzenli veteriner raporu, ziyaret protokolü, bağımsız denetim ve kamuya açık aylık faaliyet raporu zorunlu hâle getirilmelidir. Bu sistem, hem hayvanların kötü muameleye maruz kalmasını önleyecek hem de kamuoyundaki güven sorununu azaltacaktır.
27.4. Belediyelerin Performansının Ölçülebilir Kriterlerle Değerlendirilmesi
Belediyelerin performansı; kısırlaştırma sayısı, aşılama oranı, sahiplendirme oranı, ölüm ve hastalık kayıtları, barınak kapasitesi, şeffaflık düzeyi, ihbarlara müdahale süresi ve riskli bölgelerde alınan önlemler gibi ölçülebilir kriterlerle değerlendirilmelidir. Belediyelerin mali ve teknik kapasitesi güçlendirilirken, görevini yerine getirmeyen idareler için denetim ve yaptırım mekanizmaları da işletilmelidir.
27.5. Kısırlaştırma ve Aşılama Seferberliği
Kısırlaştırma ve aşılama çalışmaları ulusal seferberlik anlayışıyla yürütülmelidir. Nüfus kontrolünün temel unsuru olarak yüksek hacimli, planlı, bölgesel ve izlenebilir kısırlaştırma programı uygulanmalıdır. Kısırlaştırma yalnızca sayısal hedef olarak değil, coğrafi yoğunluk, üreme döngüsü, riskli bölgeler ve belediye kapasitesi dikkate alınarak planlanmalıdır.
27.6. Sahiplendirme Süreçlerinin Teşviki
Sahiplendirme süreçlerini teşvik edecek ekonomik ve sosyal destek mekanizmaları geliştirilmelidir. Sahiplendirme yapan vatandaşlara mama, aşı, veteriner indirimi, belediye desteği veya vergi/harç kolaylığı gibi teşvikler sağlanabilir. Sahiplendirilen hayvanların takibi düzenli biçimde yapılmalıdır.
27.7. Hayvan Terkine Yönelik Yaptırımların Etkin Uygulanması
Hayvan terkine yönelik yaptırımlar etkin biçimde uygulanmalıdır. Sorunun en önemli kaynaklarından biri kontrolsüz sahiplenme ve sonrasında terk etmedir. Sahipli hayvanını terk eden kişilere yönelik cezaların caydırıcı biçimde işletilmesi, popülasyon artışını kaynağında azaltacaktır.
27.8. Riskli Bölgelerde Özel Güvenlik Tedbirleri
Çocuklar, yaşlılar ve engelli bireyler açısından risk oluşturan bölgelerde özel güvenlik tedbirleri artırılmalıdır. Okul çevreleri, hastane çevreleri, çocuk parkları, sanayi bölgeleri, kırsal geçiş noktaları ve yoğun trafik alanlarında özel müdahale planı uygulanmalıdır.
27.9. Sosyal Medya Kaynaklı Dezenformasyon ve Şiddet Çağrılarının İzlenmesi
Sosyal medya kaynaklı dezenformasyon, nefret söylemi ve şiddet çağrıları ilgili kurumlar tarafından izlenmelidir. Hayvanlara yönelik zehirleme, öldürme, silahlanma veya şiddet çağrısı yapan içerikler hukuk çerçevesinde takip edilmelidir. Aynı şekilde mağdur aileleri hedef alan, kamu düzenini bozabilecek dezenformasyon içerikleri de izlenmelidir.
27.10. Toplumsal Kutuplaşmayı Azaltacak Kamu İletişim Kampanyaları
Toplumsal kutuplaşmayı azaltacak ve ortak vicdanı güçlendirecek kamu iletişim kampanyaları yürütülmelidir. Devletin mesajı net olmalıdır: “Çocuklarımızı ve vatandaşlarımızı koruyacağız; hayvanlara da merhamet ve hukuk içinde yaklaşacağız.”
27.11. Hayvan Refahı ile Kamu Güvenliğini Birlikte Gözeten Ulusal Standartlar
Hayvan refahı ile kamu güvenliğini birlikte gözeten ulusal standartlar oluşturulmalıdır. Bu standartlar, yakalama yöntemlerinden barınak koşullarına, kısırlaştırma protokollerinden sahiplendirme süreçlerine, riskli hayvan değerlendirmesinden kamuoyu bilgilendirmesine kadar tüm alanları kapsamalıdır.
27.12. Düzenli Kamuoyu Bilgilendirmesi
Düzenli kamuoyu bilgilendirmesi yapılarak süreçler şeffaf biçimde paylaşılmalıdır. Toplanan, kısırlaştırılan, aşılanan, sahiplendirilen, tedavi edilen ve ölen hayvanlara ilişkin veriler belirli periyotlarla kamuoyuna açıklanmalıdır.
Bu tavsiyelerin temel amacı; vatandaşlarımızın güvenlik beklentilerini karşılayan, hayvan refahını koruyan, toplumsal kutuplaşmayı azaltan ve devlet kurumlarına duyulan güveni güçlendiren sürdürülebilir bir yönetim modelinin oluşturulmasına katkı sunmaktır.
28. Sonuç: Nihai Değerlendirme
Sokak hayvanları meselesi Türkiye için yalnızca bir belediyecilik sorunu değildir. Bu mesele; kamu güvenliği, hayvan refahı, toplumsal vicdan, dijital medya düzeni, sivil toplum, yerel yönetim kapasitesi ve devlet-millet güveni açısından çok katmanlıdır.
Toplumun büyük çoğunluğu ortak bir zeminde buluşabilir. Vatandaşlarımız çocuklarının güvenli sokaklarda yaşamasını istemektedir. Aynı vatandaşlarımız, hayvanların açlığa, susuzluğa, işkenceye veya keyfî öldürmeye maruz kalmasını da istememektedir.
Dünya örnekleri birlikte değerlendirildiğinde sonuç açıktır: Sokak hayvanları meselesi Türkiye’ye özgü değildir. Avrupa’da 100 milyondan fazla sahipsiz kedi-köpek olduğu tahmin edilmektedir. ABD’de 30-80 milyon aralığında sahipsiz/feral kedi bulunduğu, güney eyaletlerinde ise ciddi sahipsiz sokak köpeği sorunu olduğu bildirilmektedir. Almanya’da sokak köpeği neredeyse yokken milyonlarca feral kedi vardır. İngiltere’de köpek azdır fakat yüz binlerce sahipsiz şehir kedisi ve binlerce şehir tilkisi vardır. Hollanda sokak köpeği sorununu öldürerek değil, sistem kurarak çözmüştür. ABD’de no-kill barınak yaklaşımı güçlenmekte, barınağa giren hayvanlarda öldürme oranı gerilemektedir. Romanya öldürme merkezli modeli denemiş, buna rağmen sokak köpeği sorununu bitirememiştir. Avrupa ve ABD’de yaban hayvanı kaynaklı kazalar ve şehir yaban hayatı sorunları devam etmektedir.
Tüm bu bilgiler açıkça göstermektedir ki ne Avrupa’da ne ABD’de milyonlarca hayvanın toplu şekilde öldürülmesi sürdürülebilir ve kabul gören bir kamu politikası modeli değildir. Bu konuyla ilgili sosyal medyada yayılan “gelişmiş ülkelerde sokakta yaşayan sahipsiz hayvan yoktur” algısının gerçeği yansıtmadığı, farklı ülkelerde sorunun farklı araçlarla yönetildiği görülmektedir.
Bu nedenle Türkiye için doğru model ne sahipsizliği normalleştiren kayıtsızlık ne de öldürmeyi çözüm zanneden öfke siyasetidir. Türkiye’nin ihtiyacı olan model; bilimsel veri, kısırlaştırma, aşılama, mikroçip, kayıt, şeffaf barınak, sahiplendirme, üretim-satış denetimi, terk etmeye ağır yaptırım, sivil toplum denetimi, belediye sorumluluğu ve kamu güvenliğini birlikte ele alan ulusal bir sistemdir.
Devlet aklı; çocukların korkmadan oynayabildiği, vatandaşların güven içinde yaşayabildiği ve hiçbir canlının ihmale, şiddete veya keyfî uygulamalara maruz kalmadığı bir düzen kurabilme iradesidir.
Türkiye Cumhuriyeti, sahip olduğu kurumsal kapasite, hukuk devleti tecrübesi ve medeniyet birikimiyle bu dengeyi kurabilecek güce sahiptir. Asıl hedef, taraflardan birinin kazanması değil; milletimizin ortak vicdanının, kamu güvenliğinin ve devlet-millet bağının birlikte korunmasıdır.
Sokak hayvanları meselesi; güvenlik ile merhamet, kamu düzeni ile vicdan, hukuk ile toplumsal hassasiyet arasında sağlıklı bir denge kurulmasını gerektiren çok boyutlu bir kamu politikası alanıdır. Bu dengeyi sağlayabilen devletler yalnızca mevcut sorunları çözmekle kalmaz, aynı zamanda gelecekte ortaya çıkabilecek toplumsal gerilimleri de önleyebilir.
Bu doğrultuda atılacak her adım, yalnızca bugünün sorunlarını değil; Türkiye’nin toplumsal huzurunu, kurumsal güvenini, ortak vicdanını ve devlet-millet bütünleşmesini de güçlendirecektir.
Türkiye çocuklarını ve vatandaşlarını korurken hayvanları da ölümle, açlıkla, susuzlukla ve kapalı kapılar ardında denetimsizlikle karşı karşıya bırakmayan bir model kurabilir. Dünya örnekleri bunun mümkün olduğunu göstermektedir.
Türkiye’nin ihtiyacı olan çözüm; tarafların birbirine üstün gelmesi değil, insanın, hayvanın, toplumun ve devlet aklının birlikte korunabildiği kalıcı bir toplumsal mutabakatın tesis edilmesidir.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bu değerlendirme ve önerilerin; kamu güvenliğini, toplumsal huzuru, hayvan refahını ve devlet-millet bağını birlikte güçlendirecek çalışmalara katkı sunması temennisiyle, raporu yüksek takdir ve tensiplerinize saygılarımla arz ederim.
Umut Metehan Avcı
Ulusal Güvenlik Uzmanı
Kaynakça ve Dipnotlar
[1] Tarım ve Orman Bakanlığı ve ilgili resmi açıklamalarda Türkiye’de yaklaşık 4 milyon sahipsiz köpek bulunduğuna ilişkin değerlendirmeler.
[2] Türkiye Büyük Millet Meclisi, 7527 Sayılı Kanun Teklifi Gerekçesi.
https://www.tbmm.gov.tr
[3] Türkiye genelindeki belediye bakımevi kapasitesi ve belediyelerin mevcut durumu hakkında çeşitli sivil toplum ve medya raporları.
[4] 7527 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Değişikliği.
https://www.resmigazete.gov.tr
[5] World Organisation for Animal Health (WOAH), Stray Dog Population Control.
https://www.woah.org/fileadmin/Home/eng/Health_standards/tahc/2024/en_chapitre_aw_stray_dog.htm
[6] FOUR PAWS International, Global Stray Dog Population.
https://www.four-paws.org
[7] FOUR PAWS, Europe Has More Than 100 Million Stray Cats and Dogs.
https://www.four-paws.org/our-stories/press-releases/august-2024/stray-dogs-are-one-of-europes-most-pressing-animal-welfare-issues
[8] Catch-Neuter-Vaccinate-Return (CNVR) yaklaşımına ilişkin bilimsel çalışma.
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12071130/
[9] Avrupa Parlamentosu, Kedi ve Köpek Refahı ve İzlenebilirliği Düzenlemesi (Haziran 2025).
https://www.europarl.europa.eu/topics/en/article/20250618STO29003/your-future-puppy-or-kitten-how-eu-wants-to-regulate-pet-trade
https://www.europarl.europa.eu/doceo/document/TA-10-2025-0135_EN.html
[10] Hollanda'nın sahipsiz köpek nüfusunu azaltma modeli hakkında genel değerlendirme.
https://dutchreview.com/culture/how-did-the-netherlands-become-the-first-country-to-have-no-stray-dogs/
[11] Almanya Hayvan Refahı Hukuku.
https://api.worldanimalprotection.org/country/germany
[12] German Animal Welfare Federation (Deutscher Tierschutzbund), Feral Cats in Germany.
https://www.tierschutzbund.de/en/animals-topics/pets/cats/feral-cats/
[13] Bristol University & Cats Protection, Unowned Cats Study.
https://www.bristol.ac.uk/news/2021/october/unowned-cats-research-study.html
[14] London Urban Fox Population.
https://www.horniman.ac.uk/story/where-did-londons-domestic-wildlife-come-from/
[15] USDA APHIS, Free-Ranging and Feral Cats.
https://www.aphis.usda.gov/sites/default/files/free-ranging-and-feral-cats.pdf
[16] ASPCA, U.S. Animal Shelter Statistics.
https://www.aspca.org/helping-shelters-people-pets/us-animal-shelter-statistics
[17] Best Friends Animal Society, 2024 Shelter Data Report.
https://bestfriends.org/network/studies-publications/shelter-pet-lifesaving-data-2024-report
[18] Best Friends Animal Society, 2025 Preliminary Shelter Data.
https://bestfriends.org/network/blog/2025-preliminary-national-shelter-data-shows-lifesaving-momentum-holding
[19] Shelter Animals Count, 2024 Statistics.
https://www.shelteranimalscount.org/explore-the-data/statistics-2024/
[20] U.S. Centers for Disease Control and Prevention (CDC), Dog Bite Prevention.
https://www.cdc.gov/healthy-pets/about/dogs.html
[21] State Farm, Animal Collision Statistics 2025.
https://www.statefarm.com/simple-insights/auto-and-vehicles/how-likely-are-you-to-have-an-animal-collision
[22] Insurance Institute for Highway Safety (IIHS), Animal-Vehicle Collision Fatalities.
https://www.iihs.org/research-areas/fatality-statistics/detail/collisions-with-fixed-objects-and-animals
[23] Wildlife-Vehicle Collision Liability in Europe.
https://cdv.gov.cz/en/updates/expert-articles/wildlife-vehicle-collision-liability-in-europe-a-review-of-existing-approaches-and-their-implications/
[24] ENVEROS Report – European Wildlife Vehicle Collision Estimates.
https://ec.europa.eu/programmes/erasmus-plus/project-result-content/82288577-2eac-448b-974c-18cefdafb617/ENVEROS_IO1_EN.pdf
[25] German Insurers Accident Research (UDV), Wildlife Accidents in Germany.
https://www.udv.de/udv-en/accidents-involving-wild-animals-a-mass-phenomenon-75498
[26] New York City Parks Department – Coyotes in NYC.
https://www.nycgovparks.org/programs/rangers/wildlife-management/coyotes
[27] Türkiye’de Kuduz Epidemiyolojisi ve Riskli Temaslar.
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC9884376/
[28] CDC Rabies Prevention and Public Health.
https://www.cdc.gov/rabies/php/protecting-public-health/index.html
[29] Associated Press / FOUR PAWS – Romania Stray Dog Policies.
https://apnews.com/article/419ef50c9dddb759c54046fa74e92cd7
[30] Romania Insider – Animal Protection Legislative Reform.
https://www.romania-insider.com/bills-romania-animals-protection-nov-2025