Yaygınlaşan Şiddet

Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.baskentpostasi.com, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.

Ekim 11, 2026 - 19:07
Ekim 11, 2026 - 19:18
Yaygınlaşan Şiddet

                      YAYGINLAŞAN ŞİDDET

Son yıllarda özellikle okullarda yaşanan şiddet olayları, şiddetin artık yalnızca sokaklarda ya da aile içinde karşılaştığımız bir sorun olmaktan çıkarmış öngörülemeyen boyutlara ulaşmıştır.

Öğrenciler arasındaki akran zorbalığından öğretmenlere ve öğrencilere yönelik saldırılara kadar genişleyen bu dalga, eğitim ortamlarımızın huzur ve güvenliğini tehdit etmektedir.

Yaşanan bu olaylar karşısında okulun güvenliği konusunda alınacak tedbirler tabi ki konuşulmalıdır. Ancak daha çocuk yaştaki bir öğrencinin okul arkadaşını öldürmeye kadar gidecek şiddet göstermesinin altında yatan içsel ve dışsal nedenlere yönelik tedbirler alınmalıdır.

Okullar sadece akademik bilginin aktarıldığı binalar değildir. Birlikte yaşamayı, farklılıklara saygı duymayı ve sorunları konuşarak çözmeyi öğreten kurumlardır.

İnsan dünyaya öfkeli veya şiddete eğilimli bir kişilikle gelmez.

O halde çocuklarımızı ve gençlerimizi şiddete sürükleyen birçok etkenin yanında  ciddi bir eğitim eksikliği yer alır.

İlk eğitim ailede başlar. Şiddetin bir disiplin ya da kendini ifade aracı olarak kullanıldığı evlerde büyüyen çocuklar, şiddeti doğal bir davranış kalıbı olarak benimser.

 Nitekim okul öncesi eğitimin temelinde de şu kabul yatar: “Eğitim, ailelere bırakılmayacak kadar önemlidir.”

Bu noktada eğitim sistemimize büyük bir görev düşüyor. Okullarda öğrencilerin duygusal ve sosyal donanımları desteklenmeli, ahlaki eğitime ağırlık verilmelidir. Hatta açıkça söylemek gerekir ki; bir öğrencinin ahlak notunun ağırlığı, en az matematik dersi kadar belirleyici olmalıdır.

Etkili iletişim dersi müfredata eklenmelidir.

İnsanı inşa eden manevi değerler eğitimini her daim canlı tutmak zorundayız. Kur’an ortaya koyduğu evrensel ahlak; adalet, merhamet ve ölçülü davranma ilkeleri çerçevesindeki eğitim esas alınmalıdır.

Şiddetin temelinde çoğu zaman "karşısındakini kendisi gibi bir insan olarak görememek" yatar. Oysa başkasının hakkını, onurunu ve güvenliğini gözetmek toplumsal birliğimizin temel şartıdır.

Toplumsal değişim başkalarından bekleyerek gerçekleşmez; özeleştiriyle başlar.

Bugün şu soruları kendimize sormak zorundayız:

·        Haksızlığa uğradığımızda adaleti mi arıyoruz, yoksa kendi haksızlığımıza kılıf mı uyduruyoruz?

·        Bir tartışmada haklı çıkmak adına karşı tarafı incitmekten çekiniyor muyuz?

·        Bize karşı çıkan bir insanı sabırla dinleyebiliyor muyuz?

·        Başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalıp kendi rahatımızı mı gözetiyoruz?

Bir insana kızabiliriz, düşüncesine karşı çıkabiliriz. Fakat bunların hiçbiri bize adaletsizlik yapma hakkı vermez.

Sonuç: Şiddetsiz Toplum Mümkün mü?

Şiddetsiz bir toplum, insanların hiç öfkelenmediği bir toplum değildir. Şiddetsiz toplum; öfkesini hakarete, tehdide ve saldırıya dönüştürmeyen; anlaşmazlıklarını adalet ve iletişimle çözebilen olgun bireylerin oluşturduğu toplumdur.

Selam ve saygılarımla.

 

Hilal Yıldırımhan Karakter ve Değerler Eğitimi uzmanı