28 Şubat: Tankların Gölgesinde Demokrasi
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde bazı tarihler vardır ki yalnızca bir günün adı değildir; bir zihniyetin, bir dönemin ve bir kırılmanın sembolüdür. 28 Şubat 1997 de işte böyle bir tarihtir. Kamuoyunda “postmodern darbe” olarak anılan bu süreç, doğrudan yönetime el koymadan, siyasal alanı yeniden dizayn etme girişimi olarak hafızalara kazındı.
O gün yapılan Necmettin Erbakan başkanlığındaki hükümetin de içinde bulunduğu Millî Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararlar, görünürde “irtica ile mücadele” başlığı taşıyordu. Ancak süreç, kısa süre içinde siyasetten bürokrasiye, medyadan iş dünyasına kadar geniş bir alanda etkisini hissettirdi. Refah-Yol hükümeti dağıldı, siyaset yeniden şekillendi ve toplum derin bir kutuplaşma yaşadı.
28 Şubat’ı anlamak için sadece o güne değil, 1990’ların Türkiye’sine bakmak gerekir. Soğuk Savaş sonrası dünyada kimlik tartışmalarının yükseldiği, laiklik-irtica ekseninde sert söylemlerin hakim olduğu bir atmosfer vardı. Medya manşetleri, brifingler, fişlemeler… Üniversite kapılarında başörtülü öğrenciler, kamu kurumlarında mesleklerinden uzaklaştırılan memurlar… Devletin “koruma refleksi” ile bireysel hak ve özgürlükler arasındaki gerilim en sert haliyle yaşandı.
O dönem hükümetin başında bulunan Necmettin Erbakan, sürecin sonunda istifa etti. Ardından siyaset sahnesine çıkan yeni aktörler, 28 Şubat’ın mağduriyet söylemini uzun yıllar taşıdı. Bu bağlamda 28 Şubat, sadece bir müdahale değil; Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralayan eşik oldu.
Aradan geçen yıllar içinde davalar açıldı, generaller yargılandı, kararlar bozuldu. Tarihsel muhasebe hâlâ sürüyor. Kimi için 28 Şubat, laik Cumhuriyet’i koruma hamlesiydi; kimi için ise demokratik sürece yapılmış açık bir müdahale. Fakat üzerinde uzlaşılabilecek bir gerçek var: Demokrasi, yalnızca sandıktan ibaret değildir ama sandığı ve halk iradesini by-pass eden her girişim, uzun vadede toplumsal güveni zedeler.
Bugün geriye dönüp baktığımızda asıl soru şudur: Devletin güvenlik kaygıları ile bireysel hak ve özgürlükler arasındaki denge nasıl kurulmalı? 28 Şubat, bu sorunun cevabını bulamadığımızda neler olabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak hafızamızda duruyor.
Demokrasi, kriz anlarında sınanır. 28 Şubat ise Türkiye’nin bu sınavdan aldığı notu tartışmaya açan bir dönüm noktasıdır. Önemli olan, geçmişi yalnızca bir hesaplaşma alanı olarak değil; geleceği daha sağlam inşa etmenin dersi olarak okuyabilmektir.