BAKAN ŞİMŞEK’E RAĞMEN EKONOMİ DÜZELMİYOR…
Sahada her kesim; çalışanı, çalışmayanı, emeklisi, genci, yaşlısı, köylüsü, çiftçisi… Kısacası toplumun hemen her kesimi ekonomiden ve hayat pahalılığından yakınıyor.
Ancak Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in beklentileri ve hedefleri bir türlü istenen sonucu vermiyor.
4 Şubat 2022’den bu yana Rusya ile savaş halinde olan Ukrayna’da yıllık enflasyon, Şubat 2026 itibarıyla yüzde 7,6 seviyesinde. Aynı savaşın tarafı olan Rusya’da ise yıllık enflasyon yüzde 5,9; politika faizi de yüzde 15,50 düzeyinde.
Çok şükür Türkiye ne savaş halinde ne de ülke içinde bir iç çatışma yaşıyor. Buna rağmen Türkiye’de enflasyon, TÜİK verilerine göre bile yüzde 31,53 seviyesinde. ENAG verilerine göre ise bu oran yüzde 54,14.
Durumun ciddiyetini göstermek için savaş yaşayan ülkeleri örnek verdim.
Buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyondaki düşüşü önemli bir başarı olarak değerlendiriyor:
“2025 yılı, ekonomide hedeflerimize büyük ölçüde ulaştığımız, enflasyonla mücadelede önemli kazanımların elde edildiği bir yıl oldu. Enflasyon yüzde 30,89 ile son 49 ayın en düşük seviyesine indi.”
Peki 49 ay önce, yani 2022’de enflasyon neydi?
Yaklaşık yüzde 70 seviyesindeydi.
Ancak asıl soru şu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018 yılında enflasyon oranı kaçtı?
Cevap: Yüzde 20,30.
Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim meydanlarında “belini kıracağız, omurgasını felç edeceğiz” dediği enflasyon oranı yüzde 20 seviyesindeydi. Aynı dönemde politika faizi de yaklaşık yüzde 17,75’ti.
Sekiz yıl önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte enflasyonun ve faizlerin kalıcı biçimde düşeceği söyleniyordu. Bugün ise enflasyonun son 49 ayın en düşük seviyesine gelmesi önemli bir başarı olarak sunuluyor.
2007–2008 döneminde Türkiye’de enflasyon yüzde 7–8 bandındaydı.
Sonraki süreçte enflasyon yükseldi, ardından uygulanan ekonomi politikalarıyla daha da arttı. Daha sonra Mehmet Şimşek yeniden göreve getirildi ve sıkı para politikası uygulanmaya başlandı. Faizler yükseldi, enflasyon gerilemeye başladı.
Ancak gelinen noktada hâlâ dünyanın yüksek enflasyon yaşayan ülkeleri arasında bulunurken, yüzde 30 seviyesindeki enflasyonun başarı olarak sunulması kamuoyunda tartışılıyor.
Ortaya çıkan tablo bazen şöyle bir algı oluşturuyor:
Sanki enflasyonu yükselten başka bir iktidar vardı da mevcut yönetim sonradan gelip bu tabloyu düzeltti.
Oysa ekonomide yaşanan sürecin tüm aşamalarında aynı siyasi yönetim bulunuyor.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Türkiye’nin dünyanın en büyük ekonomileri arasına gireceği, refahın artacağı ifade edilmişti. Ancak birçok vatandaşa göre yaşanan süreç, refah artışından çok ekonomik baskı ve alım gücü kaybı üretti.
Bir ülkeyi yüksek enflasyon ortamına taşıyıp, sonrasında yine yüksek sayılabilecek bir seviyeye düşüşü başarı olarak anlatmak, toplumun hafızasında soru işaretleri oluşturuyor.
Üstelik tüm bunlar, ekonomiyi toparlamak amacıyla göreve getirilen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yoğun çabalarına rağmen yaşanıyor.
Göreve gelirken “Rasyonel zemine dönmek dışında seçeneğimiz yok” diyen Şimşek, yaklaşık üç yıldır ekonomi yönetiminde sıkı politikalar uyguluyor. Uluslararası yatırımcılarla görüşüyor, sermaye girişini artırmaya çalışıyor ve Türkiye’ye yatırım çekmek için yoğun temaslar yürütüyor.
Ancak sahadaki tabloya bakıldığında;
- Enflasyon istenen hızda düşmüyor,
- Kamuda tasarruf tartışmaları sürüyor,
- Ekonomik toparlanma hissedilmiyor,
- Yabancı yatırım beklendiği ölçüde gelmiyor.
Vatandaşın gündeminde ise rakamlar değil; market fiyatları, kira, faturalar ve geçim sıkıntısı var.
Ekonomide başarı değerlendirmesini ise en sonunda yine vatandaşın günlük hayatı belirleyecek.