Evrende İnsan Bir Nokta Gibidir: Yaşamın Sırları Virgül, İki Nokta, Ünlem ve Soru İşareti’nde Gizlidir!
Evrende insan bir nokta gibi ise insanlık virgül, gelişmeler/olaylar iki nokta, nedenler/niçinler ünlem, yaşamın sırrı ise soru işaretidir!
İnsan olarak içinde yaşadığımız dünyayı, insanları, gelişmeleri ve olayları algılayabilmek ve sindirebilmek için dış etkenlerden daha çok iç etkenlere yoğunlaştığımız zaman psikolojik yönden o kadar çok sebeple karşılaşırız ki asla hayal bile edemeyeceğimiz ama çok basit ve sıradan şeyler olduğunu anladığımız zaman ‘eyvah’ deyip dizlerimize vurduğumuz çok anlarımız olmuştur.
Hayatın en dip boyutundan en uç boyutuna varıncaya kadar geçmişimizi film şeridi gibi gözümüzün önüne getirdiğimiz zaman nice pişmanlık duyacağımız olayların altında ezilir ve ara-sıra kendimizi sorguladığımız anlar olmuştur.
Ve aynanın karşısına geçip gözlerimizden kalbimize giden yola zaman ötesi bir yolculuk yaptığımız zaman da yüzümüzün renginin çok değiştiği anlar olmuştur.
Ve bir an geçmişi sıfırlayıp hayata yeniden başlamak düşüncesi zihnimizde canlanır ve yapmış olduğumuz zaman yolculuğundan ders çıkartarak kendimize az mı söz verdik dersiniz.
İnsanın doğumu ile başlayan, çocuklukta çekirdek aile terbiyesi/ahlakı, kültürü ve eğitimi, gençlikte fırtınalı geçiş süreci, sonrasında olgunlaşma dönemleri içinde hayatın iyi-kötü, acı-tatlı, doğru-yanlış her yönlerini keşfederek artık toplumda birey olduğumuzun idrakinde dünyaya bakışımız bir o kadar değişmeye başlar.
Hayatınız boyunca bazen umutlar bazen umutsuzluklar, bazen sevinçler bazen üzüntüler, bazen acılar, bazen mutluluklar yaşam felsefenizi baştan sona etkileyecek ve çocukluktan gençlikten hiçbir eser kalmamış, saçlarınız ağarmış, bedenininiz yaşlanmış ve sadece ölümü düşünmeye başlarız!
Çoğumuzda ölüm ne çocukluğumuzda, ne gençliğinizde ne de olgunluğunuzda aklınıza gelmiştir!
Tam aksine ölümü ömrünüzün son dönemlerinde hatırlayarak ‘neden/niçin dünyaya geldik, neden/niçin göçüp gidiyoruz’ sorusu ile bir sorgulama başlarız.
Ölüm sonrası bedenin ne hale geldiğini az-çok biliyoruz!
Ya ölüm sonrası ruh nereye gidiyor (?!) diye günlerce, aylarca düşündüğünüz anlar çok olmuştur!
Tek başına insan hiçtir. İnsan tek yaratılmamıştır.
İnsan kadınla birlikte kendisini ‘tam’ hisseder!
Çünkü Yüce Yaratıcı, insanın üreyip-çoğalması için ‘nefs/nefis’ vermiş: kadınla birlikte insanın ‘tam’ olduğu kulağına üflenmiştir!
O yüzden kadınsız bir dünya hayal etmek asla mümkün değildir.
Çünkü insanın üremesi için kadın en büyük faktördür.
Kadın da bir insandır.
Hem de insanın yarısıdır!
Aynı şekilde erkeksiz bir dünya hayal etmekte asla mümkün değildir.
İnsanın üremesi için erkek de karşı bir faktördür.
Eksi-artı, itici-çekici, etki-tepki, sıcak-soğuk, beyaz-siyah, doğru-yanlış, iyi-kötü, varlık-yokluk, mutluluk-mutsuzluk vs. yüzlerce zıt kutuplu kelime ve kavramlar dizinini sıralayacak olduğumuz zaman ne demek istediğimiz açık ve net bir şekilde anlaşılır.
O halde insan deyince aynı anda erkek ve kadın akla gelmeli...
Ve ilk çekirdek ailenin temelini oluşturan eski klasik tabirle ‘karı-koca’ yeni tabirle ‘eş’ birlikteliği, kaynaşması, dayanışması ile zaman içinde dünyaya gelmiş çocuklarda dahil edilince aile oluşuyor.
Zamanla da bu durum daha da yaygınlaştıkça akraba/kuzen, sülale, aşiret vs. sudaki dalgalar gibi toplum oluşuyor.
Toplumların ve milletlerin oluşması ile de devletler zuhur ediyor.
İnsanın yeryüzündeki yaşam öyküsü böyle devam edip gidiyor.
İnsanları, aileleri, toplulukları, kavimleri, milletleri birbirine bağlayan sadece etnik/ırki unsur değil aynı zamanda töre, gelenek, kültür, inanç ve medeniyet unsurları da en önemli faktörler/etkenler arasında yer alır.
Nasıl ki aile içinde sorunlar oluşuyorsa akraba ve aşiretler, topluluklar, toplumlar, milletler ve hatta medeniyetler arasında da sorunlar oluşur!
Bu sorunlar büyüdükçe aile içinde tartışma ve kavgalara, akraba/kuzenler, aşiretler ve topluluklar içinde geçimsizliklere, bölünmelere ve daha büyük kavgalara; toplumlar, milletler ve devletler arasında da bugün olduğu gibi savaşlara neden oluyor.
Sorunlar etnik, dini, siyasi, ekonomik, sosyal ve psikolojik olabiliyor.
Her ne oluyorsa olsun artık dünyada ‘barış’ ve ‘savaş’ ana sorunların başında geliyor.
Aynen şu içinde yaşadığımız evrenin bir parçası olan küçücük dünyamızda olduğu gibi…
Milletler/devletler arasında siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, askeri, istihbarı ilişkiler öyle bir hale geliyor ki uluslararası kuruluşların oluşmasına sebep oluyor.
Soğuk savaş döneminde dünya iki kutba ayrılmıştı.
Komünist/Sosyalist blok ve Kapitalist blok!
Doğu ve Batı diye iki kutuplu bir dünyada yaşam mücadelesi veren insanlığın tepesindeki küresel güçler hiçbir zaman amaçlarından vazgeçmediler.
Sovyetler Birliği dağılınca da bu sefer İslam dünyasını karşılarına aldılar!
Daha açıkçası düşman olarak İslam’ı, Halkı Müslüman Devletleri ve Müslüman dernekleri, kuruluşları, teşkilatları bütün dünyada düşman gösterdiler.
İslam dünyasında tarihte zuhur etmiş imparatorlukların vermiş olduğu psikolojik korku!
Emperyalist küresel güçlerin tabanlarını oluşturan Hristiyan dünyasının (Siyonist Yahudilerin de desteği ile) güç-birliği ederek NATO, AB vs. benzer uluslararası kuruluşlar, örgütler altında birleşerek İslam dünyasına karşı başlatmış oldukları açık ve gizli savaşlar hâlâ dünyanın gündemini meşgul etmekte ve etmeye de devam ediyor.
İnsanlığın tarihinde o kadar büyük savaşlar cereyan etmiş ki…
Burada hangi birisini anlatabiliriz: biz sadece 1. ve 2. Dünya Savaşlarını örnek vermiş olsak yeter ve artar bile…
Avrupa ülkeleri bir zamanlar birbirlerine kin, ihtiras, öfke ve şiddetle düşman olduğunu ne çabuk unuttuk?!
Fransa ve Almanya ve diğer düşman ülkeler kendi aralarında az mı kan döktüler.
2. Dünya Savaşı sonrası nasıl da kendi aralarında toplandılar ve güç-birliği oluşturdular!
Dünyayı ele geçirmek isteyen güçlerin başında İngiltere...
Bir zamanlar karada ve denizde hakimiyeti ile nice sömürgeler edindiğini hele bir hatırlayın: yoklayın hafızalarınızı, kurcalayın bilgi dağarcığınızı…
Hindistan en büyük örneği!
Amerika, Fransa, Almanya, İspanya, Portekiz, Hollanda vs. daha birçok Avrupa ülkesi dünyaya yayılarak karadan ve denizden başka milletlerin, başka devletlerin topraklarına göz dikip savaşlar çıkartmışlar ve kendi hegemonyaları altına almışlardır.
Örnek mi?! Afrika…
Altın ve petrol başta olmak üzere diğer yerüstü ve yeraltı zenginlik kaynaklarını ele geçirmek ve o ülkeleri işgal ederek topraklarını ve insanları üzerinde hegemonya oluşturmak emperyalist küresel güçlerin tek amacıydı.
Bir zamanlar dünyaya İngiltere hükmediyordu.
Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayan ülkelerin başında İngiltere vardı.
Parçalamakla kalmadılar, aldılar ellerine cetveli İslam coğrafyasını bölük-pörçük ederek yeni yeni devletler oluşturdular.
Yüzyıldır da dünyayı Amerika (ABD) yönetiyor.
Sömürü, zulüm, vahşet hala devam ediyor.
Ve Ortadoğu...
Tüp bebek (döllenme!) yöntemiyle Ortadoğu’nun başına bela ettikleri Siyonist İSRAİL…
Ve Siyonist İsrail’in Filistin/Gazze topraklarını önce işgal etmesi sonra da halkına her türlü zulmü/vahşeti ve soykırımı yapması...
Arkasından komşu ülkeleri işgal edip sömürmek için yıllardır yapmış olduğu saldırılar.
Günümüzde ise Lübnan ve İran’a saldırıları…
Konumuza ‘insan’ diye başladık, çekirdek aile, akraba/kuzen, aşiret/topluluk derken ülkeler, milletler, devletler, uluslararası ve emperyalist küresel güçler ile devam ettik.
İnsanın olduğu her yerde kargaşa, anarşi, terör, savaş olduğu gibi mutlaka barış, huzur ve demokrasi de vardır.
İnsan, insanlar, topluluklar, milletler ve devletler var olduğu sürece mutlaka huzursuzluklar, toplumsal kargaşalar, iç savaşlar, sömürü ve işgaller olacaktır.
Biz yazımıza insan eksenli başlamıştık: görüyorsunuz konuyu nereye getirdik!
Demek ki kainatın içinde bir nokta olan dünyanın ve dünyaya hayat/yaşam veren insanın yaratılışında/varlığında mutlak bir AMAÇ ve gaye/DAVA vardır!
İşte insanın ve insanlığın asıl sorunu budur.
İnsan ve insanlık bu AMAÇ ve DAVA doğrultusunda hareket etmediğinden, bu AMAÇ ve DAVA için çalışmadığından ve bu AMACI ve DAVAYI kendisine En İdeal Yol (REHBER) edinmediğinden kaynaklanıyor tüm bu olup-biten gelişmeler ve olaylar…