İNANÇ TURİZMİ, ANADOLUNUN DÖRT MANEVİ DİREĞİ VE KASTAMONU

Başkent Postasının kıymetli okuyucuları, öncelikle hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Yazımız yayına girdiğinde, nasipse On bir ayın sultanını yolcu edip buruk bir Ramazan Bayramını yaşamaya çalışacağız ...

May 11, 2021 - 09:30
İNANÇ TURİZMİ, ANADOLUNUN DÖRT MANEVİ DİREĞİ VE KASTAMONU

 Dr. Muharrem AVCI

Başkent Postası yayın organımızda, Nisan-2021’de “ULUSLARARASI MARKASIYLA TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ KASTAMONU-2018 ÜZERİNE DUYGU VE DÜŞÜNCELER” adlı çalışmamızla, sizinle buluşmamızı gerçekleştirmiştik. Bu, uzunca bir aradan sonra herhangi bir basın-yayın kuruluşuna verdiğimiz ilkyazımızdı ve ilginç olanı da Ilgaz Dağlarının arkasına aşan bir çalışma olmuştu. Haliyle bu noktada güvencemiz, kadim dostluğumuz olan Turgut Yılmaz Bey kardeşimizdi.

 Yazımızın; ilk önce internet ortamında bir köşe yazısı halinde yayınlanması sonra da basılı gazetede yer alması bizi bir Kastamonu sever olarak ziyadesiyle mutlu etti. Öncelikle bu güzel ortama bizi davet eden Turgut kardeşimize teşekkür ediyorum. Sonra da Nisan sayısında gördüğüm, pek çoğuyla güzel dostluklarım olan değerli yazar arkadaşlarıma ve yayın yönetim ekibine selam ve saygılar sunuyorum.

Bu satırları yazmak için klavye başındayken, Whatsaap’tan bir mesaj geldi. Dr. Hakkı Çılğınoğlu hocamızın “ ILGAZ ETEKLERİNDE LEZZET HAZİNESİ KASTAMONU” adlı yazısı, bir belgesel tadında https://baskentpostasi.com’da köşe yazısı olarak yayındaydı. Pek memnun olmuştum. Bir akademisyen kardeşimiz daha bildiri, makale, kitap kalıbından sıyrılarak; yaşadığı yöresi ve memleketiyle ilgili meseleleri, halkla buluşturmuştu. Çok teşekkür ederiz sevgili Dr. Hakkı Çılğınoğlu, inşallah tevazu ve nezaketten taviz vermeden akademik ilerlemenizi de gerçekleştirip; yöremize, ülkemize ve insanlık âlemine faydalı yüzlerce proje üretirsiniz ve güzel Kastamonu’yu bilimsel laboratuvarınız olarak değerlendirip hizmetlerinizi sunarsınız.

Evet, ileride daha detaylı ele almayı düşündüğümüz “Akademik hayat” mevzuuna kısaca bir değinip bu sayıdaki yazımıza geçmeye çalışalım.

Merak edenler açısından “akademik dünya” bizi neden ilgilendiriyor? Sorusuna küçük bir cevap sunmakta yarar var kanaatindeyim: 43 Yıllık eğitimci meslek hayatımızın 40 yılı akademik camianın içerisinde geçti. Öğretmen olarak başladık, öğretim görevlisi ve öğretim üyesi süreçlerini yaşadık. Yeni nesli vatanına, milletine faydalı insanlar olarak yetiştirmek, toplumsal işlerde gönüllülük ruhunu yaygınlaştırmak ve yaşadığı topraklara hizmet aşkı içinde olmak… vb gibi hususlar, önceliğimiz olduğundan, akademik ilerlemeyi pek önemsemedik. Şimdi ise, bilgisinde evrensel, irfanında İnsanı kâmile gidiş gibi algıladığımız akademik unvanların ve makamların, kimi insanları nasıl güç zehirlenmesine uğrattığına tanıklık ediyor ve kaybettiğimiz zamanlara üzülüyoruz.

 İçimizde ki ses ise, bize ta derinlerden “ insan kendisi için hayatın telini hiç mi tıngırdatmaz? ” diye sürekli sitem ediyor.

 Bu sayımızda “İNANÇ TURİZMİ, ANADOLUNUN DÖRT MANEVİ DİREĞİ VE KASTAMONU” adlı bir yazıyla karşınızdayız. İnanç turizmi, Anadolu’nun manevi iklimi, Dört manevi direk gibi kavramlar bizim hayatımıza, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli (K.S) adına kurulmuş olan ve 2014-2019 tarihleri arasında Başkanlığını da yaptığımız Kültür Vakfıyla ve bu vakıfta vazifeliyken yaptığımız faaliyetlerin etkisiyle açılan İnanç Turizmi Yüksek Lisans Programıyla beraber girdi. Elbette daha önce, bu büyük inanç önderi adına kurulmuş olan dernekte ve vakıfta yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış, özellikle 1992-Mayıs ayının ilk haftasında başlatılan ve yapılan tüm anma programlarında vazifeler üstlenmiştik ama bu sefer sevk ve idare maksatlı hizmet için davet edilmiştik. “ Hedef-2019 Vuslatının 450.Yıldönümünde Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Yılı (Fikri, Teklifi ve Çabası Serüveni)” adlı kitabımızda da belirtiğimiz gibi,-Haydi hayırlısı dedik ve deyim yerindeyse, kolları sıvadık. Ama biz kendimizi iyi tanıyorduk; zira hayat serüvenimizde, her nerede olursak olalım, mesuliyet aldığımızda her işte temel şiarımız; işi yapmak değil, işi yaşamak olmuştur. Hele de bu, herhangi bir sivil toplum kuruluşunda birinci derece sorumluluk sahibi olmak gibi bir vazife ise, o mevkileri uzun yıllar işgal etmek, günü kurtarma, mevcudu koruma ve rutini yaşamak değil; derhal, hayallerimizi hedeflerle kucaklaştırma, onları gerçeklerle buluşturma çabasına girişmek, zamanı ve makamı etkin ve verimli değerlendirmek tarzında olmuştur.

 Evet… Uhdemize verilen vazifeyi 5 Aralık 2019 tarihinde tamamladık. Elimizden geldiğince bayrağı bir adım öteye dikme çabasında olduk. Bizimle birlikte bu ulvi vazifede beraber olan, emek koyan ve gönül veren tüm dostlara bu vesileyle bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz.

Şimdi anahtar sözcükler olarak ele aldığımız; İnanç turizmi, Anadolu’nun manevi iklimi, Dört manevi direk ve Kastamonu gibi kavramları kısaca açıklamaya çalışarak yazımızı sürdürelim.

İnanç turizmi, genel olarak, şöyle tanımlanmaktadır; farklı dinlere mensup olan insanların kendi inançlarında kutsal saydıkları hac güzergâhlarını, inanç önderlerine ait türbeler ile mimari özgünlüğe ve tarihi geçmişe sahip cami, kilise, sinagog, tapınak vb. ibadet yerlerini ziyaret etmesi neticesinde ortaya çıkan turistik seyahatlere verilen addır. Bu ziyaretler, tarih boyunca sürmüş olmasına rağmen, İnanç Turizmi ifadesi, günümüzde yeni ortaya atılmış bir kavram ve yeni bir turizm türüdür. Türkiye’ye baktığımızda inanç turizmi açısından oldukça zengin bir ülke olduğunu görüyoruz. Özellikle, 1980’li yılların başından itibaren Avrupa’dan gelen turist kafileleri, deniz-kum-güneş anlayışında ki kitle turizm aktivitelerine Hristiyan ve Musevi inanç merkezlerini de katmış; dolayısıyla inanç turizmi, bu dinlere ait gibi değerlendirildiğinden İslami inanç merkezleri bu kavramın dışında bırakılarak çoğunlukla göz ardı edilmiştir. Oysa Türk Dünyasında türbe ve külliye ziyaretleri, halk kültürü açısından önemli yere sahip olup bu anlayış yörelerde “Manevi İklim” olarak adlandırılmıştır.

Anadolu’nun Manevi İklimi; Peygamberler, Sahabeler, Veliler, Âlimler, Arifler, Şehitler, Sultanlar, Kahramanlar ve Türk-İslam Âlemine hizmet eden maneviyat erleriyle doludur. Bu yüce zatlar, tavır ve davranışlarıyla halkın gönlünde taht kurmuş olup güzel ve şirin ülkemizin mübarek topraklarının her köşesine adeta serpilmişlerdir. Onların yaşadıkları yerleri ve metfun bulundukları türbeleri ziyaret etmek, dini ritüellere katılmak maksadıyla, yüz binlerce ziyaretçi, çok uzak yerlerden meşakkatli seyahatler gerçekleştirmektedir.

 

 

Hz. Mevlana Külliyesi - Konya                  Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi Nevşehir 

 

 

Hacı Bayram-ı Veli Külliyesi-Ankara              Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi- Kastamonu

Dört manevi direk;  Özellikle, dört kutup, dört muhafız olarak da adlandırılan,  Anadolu’da XIII.- XIV. ve  XV.- XVI. Yüzyıllarda birbirlerinin iz düşümleri gibi yaşamış;   Konya, Nevşehir, Ankara ve Kastamonu’ da irşat faaliyetlerini yürütmüş; ilmi, İslami ve insanı dünya görüşleri üzerinden günümüzde ilgilileri tarafından tanınan Evtad-ı Erbaa’nın yani Anadolu’nun dört manevi direği adı ile ünlenen;  Mevlana Celalettin Rumi, Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli,  Hacı Bayram-ı Veli ve Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli’nin, bulundukları illere ve Türk Dünyası turizmine,  Kültür ve İnanç Turizmi kapsamında katkıları oldukça fazla olmuş

ve olmaya devam etmektedir. Öte yandan, bu yüce inanç önderlerinin türbelerinin, makamlarının, müzelerinin, dergâhlarının, evlerinin ve külliyelerinin bulunduğu illerdeki insanlara ve ziyarete gelen turistlere etkileri de çok büyük olmuştur.

Kastamonu; bulunduğu konum, tarihi derinlik ve güçlü inanç yapısına haiz unsurları bünyesinde barındırması gibi zengin doğal ve kültürel miras birikimiyle, Türkiye’nin ayrıcalıklı bir yöresidir. Çünkü medeniyet coğrafyamızın; birlik, dirlik ve huzur timsallerinden; Kastamonu’muzun manevi iklimini oluşturan mana mimarlarından ve milletleşmemizin kökleşmesi için ahlaki, insani ve medeni değerleri yaşayan, yaşatan beşer fedailerinden; Evtad-ı Erbaa’dan yani Anadolu’nun dört manevi direğinden biri olan Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri burada, Kastamonu’da metfun bulunmaktadır. Bu şeref, bu memleketin insanlarına bahşedilmiş en güzel mirastır. Öncelikle, bunun kıymetini bilmeyi Cenabı Allah hepimize nasip etsin. Âmin.

Evet, Kastamonu; Evliya ve Şüheda diyarıdır. Bu memleketi, bu mübarek özellikleriyle ön plana taşımak gerekmektedir.

Kastamonu’nun kültür hayatından günümüze pek çok mirasın kaldığı gözlenmekte ve bu yönüyle de Kastamonu’ya, haklı olarak; ‘Sırlar ve Nurlar Şehri’ adı verilmektedir. Zira eski ve yakın dönemden önemli ve değerli insan mirası; çok azının toplanabildiğine inandığımız yazma eserler kütüphanesiyle kitap mirası; sivil ve dini yapıları, hayrat eserleriyle, vakıf şehir özelliğinde mekân mirası, bu şehrin kimliğini oluşturmaktadır.

Danışmanı olduğum İnanç Turizmi Yüksek lisans öğrencim Ravzanur Doğan’la beraber şu sorunun cevabını merak etmiştik: “ Anadolu’da yaşamış ve günümüzde dünya görüşleri ve menkıbeleriyle hala daha etkileri süren dört İslam büyüğü; Hz. Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli ve Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli, Kastamonu’da yaşayanlar tarafından hangi düzeyde bilinmektir?”.  Bu ana soru çerçevesinde  “ Evtad-ı Erbaa’nın Kültür Turizmi İçerisindeki Yeri, Bilinirlik Düzeyi: Kastamonu Örneği” makalemizi yazdık ve yayınladık.

 Tespitlerimiz şu noktalarda oldu: Bu dört manevi direk, inanç çevrelerinde herkes tarafından bilinmekte olup özellikle ilk üç büyük Veli’nin tanınırlığı, son derece güçlü durumdadır. Türbelerinin bulundukları iller, yıllık olarak milyonu aşkın ziyaretçi kabul eden inanç destinasyonları durumuna gelmiş olup Velilerin adları, illerin Üniversitelerinde yaşatılmaktadır.

Ebedi istirahatgahı Kastamonu’da olan Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli (K.S) nun ise, isminin yeterince tanınmadığı, türbesinin çok az ziyaretçi aldığı tespit edilmiştir. Bu durum, yüce inanç önderinin, vefatının 450. Yılında bile henüz kendi yöresinde etkisinin net bir biçimde anlaşılamadığını göstermektedir. Bulunduğu ilin bırakın Üniversitesine adının verilmesini, Kastamonu, 2018’ de Türk Dünyası Kültür Başkenti marka değerini Hoca Ahmet Yesevi’nin memleketi Türkistan’dan almış ve 2019 yılında da Hz.Pir Şeyh Şabanı Veli’nin Vuslatının 450. Yıldönümü gibi anlamlı bir zaman dilimine ulaşılmış olmasına rağmen, bu anlamlı süreçte, UNESCO ve TÜRKSOY gibi uluslararası teşkilatlara kendisini maalesef iyi anlatamamıştır. Yapılması gerekenler için özetle; bütünleşik turizm projesi kapsamında; doğal ve kültürel zenginliklerimizi bir satranç atağı haline dönüştürmektir diyebiliriz.