Bayramlar Vardı, Bayram Tadında

Mar 24, 2026 - 00:07
Bayramlar Vardı, Bayram Tadında

Merhabalar Başkent Postası’nın kıymetli okurları,

Öncelikle hepimizin geçmiş Ramazan Bayramı kutlu olsun.

Evet, bayramlar yine geliyor; ancak artık o eski bayram tadını beraberinde taşımıyor. Nerede bizim çocukluğumuzdaki o güzel bayramlar… Yılda iki kez gelen bayramları nasıl da heyecanla beklerdik.

O zamanlar her zaman yeni kıyafet alınmazdı. Bayram yaklaşınca insanları tatlı bir telaş sarardı. Az da olsa bayramlık alınırdı. Yeni kıyafet alınamadığı zamanlarda ise annemin basmadan diktiği elbiseler bile gözümüze çok güzel görünürdü. Onları bir kenara koyar, gidip gelip hayranlıkla bakardık.

Annem su böreği, burma tatlısı yapar, mutlaka mısır unundan helva kavururdu. Evlerde bugün olduğu gibi çeşit çeşit mobilyalar bulunmazdı. Tahtadan yapılmış, üzerine minderler dizilen ve “set” adı verilen divan tarzı oturma alanlarımız vardı. Annemin ceviz ağacından yapılmış çeyiz sandığı bulunurdu; üzerine yorganlarını katlayıp yerleştirirdi. Bir de demir karyolamız vardı.

Mutfak dolapları yerine, tahta raflardan oluşan terekler kullanılırdı. Kalaylı bakır tabaklar, sahanlar özenle dizilir; alt sıralara tencereler, kazanlar ve bakır siniler yerleştirilirdi. Bayramdan bir gün önce evin her köşesi temizlenir, tüm hazırlıklar tamamlanırdı.

Bayram sabahı büyüklerimiz bayram namazına gider, camiden döndüklerinde ev halkı bir araya gelerek bayramlaşırdı. Ardından sofralar kurulur, ailece yemekler yenirdi. Annem işlerini tamamladıktan sonra bizi hazırlar, giydirir ve birlikte akraba ziyaretlerine götürürdü. Aile büyüklerine saygıyı da ondan öğrendik. Bu geleneği sürdürmek bizim için bir sorumluluk oldu. Mekânı cennet olsun.

Çocuktuk… Hayat zor olsa da dünyadaki kötülükleri tanımıyorduk. Hayat; köyden kasabadaki okula yürüyerek gitmek, okuldan sonra veya tatil günlerinde elimizde tereyağlı mısır ekmeğiyle ineklerin peşinde koşmak demekti. Komşu çocuklarıyla birlikte hayvanları otlatırken oyunlar oynardık. Annemiz bağ ve bahçe işleriyle ilgilenirken biz de küçük kardeşlerimize bakardık.

O ıssız yollardan okula yalnız gidip gelirdik; buna rağmen kendimizi güvende hissederdik. Köyümüzde güven vardı, kardeşlik vardı. İnsanlar birbirine anlayışla yaklaşır, saygı gösterirdi.

Gençler birlikte pikniğe gider, derede yüzer, top oynardı. Kimse kimseye sebepsiz yere zarar vermezdi. Çocukluğumuzda masumiyet vardı; kötülüğü bilmeyen, saf ve temiz yüreklerdik.

Zaman geçti, büyüdük. İhtiyaçlar arttı ve gurbet yollarına düştük. Büyük şehirlerin kalabalığında kendimizi bulduk. Ancak o şehirler, büyüdüğümüz kasabaların sıcaklığını taşımıyordu. İnsanlar da çocukluğumuzda tanıdığımız o içtenliği yansıtmıyordu.

Burada herkesin hikâyesi farklı, herkesin yükü ve dünyası ayrı. Ve biz, ait olduğumuz topraklardan uzakta, başka hayatların içinde savrulan insanlar hâline geldik.

Umarım bir gün; çocukluğumuzdaki gibi mutlu, kötülüklerden uzak, adil, şefkatli ve merhametli insanların yaşadığı; birbirini seven ve sayan toplumlara ulaşırız. Daha güzel yarınlarda, daha anlamlı bayramlarda buluşmak dileğiyle…

Sevgiyle kalın, kıymetli okurlarım.