Bir Yenisi Daha mı?
Bu Bir Kehanet Değil, İhmaldir
Yine aynı cümle dolaşıyor ağızlarda: “Bir kadın cinayeti daha olabilir.” Sanki bir doğa olayı bekleniyormuş gibi. Sanki deprem, sel ya da fırtına. Oysa beklenen şey bir felaket değil; göz göre göre gelen bir cinayet.
Tehdit var.
Taciz var.
Israrlı takip var.
Şikâyet dilekçeleri var.
Uzaklaştırma kararları var.
Ama koruma yok.
Sonra da şaşırıyoruz.
Kadın cinayetleri bu ülkede aniden olmuyor. Neredeyse tamamının bir “öncesi” var. Defalarca yardım istenmiş, defalarca kapılar çalınmış, defalarca “öldürülmekten korkuyorum” denmiş. Ama çoğu zaman bu cümleler bir tutanak maddesi olarak kalmış, bir insan hayatına dönüşememiş.
Çünkü biz hâlâ şiddeti ciddiye almıyoruz.
“Sinirlidir ama yapmaz.”
“Boşanma aşamasında olur böyle şeyler.”
“Aile meselesi.”
Bu cümlelerin her biri, bir mezar taşı kadar ağır.
Uzaklaştırma kararları kâğıt üzerinde var, sokakta yok. Fail, kararı ihlal ettiğinde çoğu zaman sonuçla karşılaşmıyor. Elektronik kelepçe hâlâ istisna. Kadın “ölürsem sorumlusu odur” dediğinde, sistem “önce ölsün bakalım” noktasında bekliyor.
Ve sonra hep birlikte soruyoruz: “Nasıl oldu?”
Asıl soru şu olmalı: Neden engellenmedi?
Kadınların korunması bir “iyi niyet” meselesi değildir. Bir devlet görevidir. Risk analizi yapılmayan her şikâyet, ciddiye alınmayan her tehdit, ertelenen her işlem potansiyel bir cinayetin parçasıdır. Bu bir abartı değil; istatistiklerin, davaların ve mezarlıkların söylediği çıplak gerçektir.
Bir başka büyük sorun da cezasızlık algısıdır. Şiddet uygulayan erkek, çoğu zaman sistemden değil, yalnızca mağdurdan korkar. O korku da kadın öldürüldüğünde zaten ortadan kalkar. Oysa caydırıcılık, önceden işletilmesi gereken bir mekanizmadır.
Kadınlara “git, korun” deniyor ama nereye?
Sığınma evleri yetersiz.
Ekonomik destek sınırlı.
Hukuki süreçler yavaş.
Kadına sunulan seçenek çoğu zaman şudur: Ya şiddete katlan ya da hayatını baştan sona altüst et. Bu bir tercih değil, bir çıkmazdır.
Şunu kabul edelim:
Kadın cinayetleri münferit değil, sistematiktir.
Fail tek kişi olabilir ama sorumluluk tektir denemez.
Bu ülkede bir kadın “öldürülmekten korkuyorum” dediğinde, ona inanılmıyorsa; fail değil, sistem tetiktedir.
Artık “bir yenisi daha” demeyi bırakmak zorundayız. Çünkü bu cümle bir öngörü değil, itiraftır. Önlem almadığımızın, görmezden geldiğimizin, alıştığımızın itirafı.
Bir toplum, kadınlarının hayatta kalma mücadelesini olağanlaştırdığı anda çürümeye başlar. Ve bu çürüme, yalnızca kadınları değil, herkesi altında bırakır.
Kadın cinayetleri kader değildir.
Bir kültürün, bir yönetim anlayışının ve bir toplumsal suskunluğun sonucudur.
Ve her sonuç gibi, değiştirilebilir.
Yeter ki gerçekten isteyelim.
Yeter ki bir kadın daha eksilmeden önce harekete geçeli