Bize Bir Milli Kültür Lazım: LGBT Dayatması

Nis 25, 2026 - 00:02
Nis 24, 2026 - 23:45
Bize Bir Milli Kültür Lazım: LGBT Dayatması

Her toplumun kendine özgü bir kültürel mirası vardır. Bu miras öyle bir anda ortaya çıkmaz; yüzyıllar içinde oluşur, sınırlarını ve inceliklerini o toplumun yaşadığı tarihsel tecrübeler belirler.

Bilge Kağan’ın “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?” sözü de bu sürekliliğe işaret eder.

Kültür, insanın emek vererek ortaya koyduğu tüm maddi ve manevi birikimlerin bütünüdür. Toprağın sürülmesinden yemeklere, madenlerin çıkarılıp işlenmesinden mimariye, teknolojik üretimden edebiyata ve fikrî tartışmalara kadar insan emeğinin iz bıraktığı her saha, kültürün bir parçasını oluşturur.

Kuşkusuz, devlet yapısı, hukuk sistemi, felsefi düşünceler, bilimsel bilgi, sanat eserleri, ahlaki değerler ve eğitim kurumları da bu bütünlüğün içindedir.

Yani kültür dediğimiz şey toplumun damarlarında dolaşan bir kan gibi nesiller boyunca birikir, yer yer değişir ve bir nehir gibi akar.

Toplumlar bu kültürel zemin içinde var olur. İnsanlar, içinde yaşadıkları tarihsel ve toplumsal koşulların ürettiği düşünce biçimleriyle ilişki kurar, davranış geliştirir ve dünyayı anlamlandırır. Dolayısıyla bir toplumda egemen olan düşünce yapısı; siyaset, eğitim, hukuk ve ahlak gibi alanların da temelini belirler.

İşte bu çerçevede günümüzdeki eşcinsellik ve cinsiyetsizlik tartışmalarının önemle ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü LGBT dayatması akıl almaz boyutlara ulaşmıştır!

Konu, çok erken yaş gruplarına kadar inmiş; toplumsal tartışmanın merkezine yerleşmiştir.

Kuşkusuz bu durumu, Batı emperyalizminin toplumsal yapıları dönüştürmeye dönük daha derin bir hedefi olarak okumak gerekir. Çünkü dayatılan kültür; devletsizleşme, milletsizleşme ve aile bağlarının zayıflatılması süreciyle birlikte ilerlemektedir.

Böyle görülmediği takdirde bireyin kendi toplumsal ve kültürel köklerinden koparılarak daha parçalı ve yönlendirmeye açık bir yapıya sürüklendiği gözden kaçırılır.

Öyle ki, Batı’da bazı devlet kurumlarında ve uluslararası fonlarda LGBT’ye yönelik görünürlüğün artması da bu bağlamda dikkat çekicidir. Örneğin, dünyanın en büyük vakıf ve finans ağlarının bu tür projelere ciddi kaynaklar ayırması düşünmeye değer değil midir?

Coca-Cola’dan Adidas’a, Nike’tan McDonald’s’a, Apple’dan Google’a, Microsoft’tan Starbucks’a kadar küresel markaların önemli bir kısmı, iletişim dilini ve görsel kimliğini bu kültürel kodlara göre yeniden şekillendiriyor. Renkler, semboller, kampanyalar ve reklam dilleri bu dönüşümün başlıca taşıyıcıları hâline gelmiş durumda.

Benzer bir hat, Hollywood’dan Netflix’e, Amazon’dan Disney’e, HBO’dan Spotify içerik evrenine kadar uzanıyor. Sinema, dizi ve dijital içerik üretimi bir kültürel yönlendirme alanı olarak işliyor.

Tabii bunlar arasında özellikle Netflix’e ayrı bir parantez açmak gerekir. Örnek gösterilecek çok şey var ama 2018 yapımı olup Netflix’de yayınlanan ve 8 sezon devam eden Élite dizisine bir bakınız. Bu dizinin her sezonunda hatta ne sezonu her bölümünde LGBT propagandası var. Hele bazı bölümlerde 3 erkeğin birbirleriyle cinsel ilişkileri duygusal bağlarla anlatılıyor diyeyim de siz gerisini düşünün.

Ayrıca Batılı ülkelerin büyükelçilikleri tarafından sahiplenilen LGBT hareketine verilen açık destek, yabancı devlet fonlarıyla bu yapının beslenmesi ve Türkiye’nin temel milli meselelerinde farklı pozisyonlarda yer alması sizce ne ifade ediyor?

Bu dayatmanın çarpıcı boyutunu anlamak adına yeni dönem çocuklara konulan isimlere de bir bakınız. Zihinlerde yer tutan hali bile buradan anlayabilirsiniz.

Yani tepeden tırnağa, bir yönlendirme!

Değinmeden geçemeyiz; tüm bunlar neoliberalizmin kurumları ve sözümona aydınları tarafından “kimlik özgürlüğü” adıyla geniş bir insan hakları anlatısı içinde inşa ediliyor.

Toplum içindeki konumun kurulmasında “ben kimim” sorusuna verilen cevap oldukça önemlidir. Çünkü birey toplumla kurduğu ilişki üzerinden kendini tanımlar ve bu tanımda bir aidiyet meselesi olmakla beraber bir yandan da tanımlama mücadelesidir.

Hedeflenen, Batı dışı toplumların ulus devletlerini etkisizleştirerek cinsiyetsiz, kimliksiz, milliyetsiz, dinsiz toplumlar yaratmak ve köleler sürüsü oluşturmaktadır.

Bu anlamda LGBT dayatması yalnızca bireysel bir olgu olarak değil kültürel pratikler, toplumsal değerler ve siyasal temsil biçimleriyle okunmalıdır.

Bizim devlet ve toplum olarak tarihten aldığımız güçlü değerlere ihtiyacımız var. Örneğin aile, din ve tarih bunlardan bazılarıdır.  Ve LGBT ideolojisi de tam olarak bu zemini yok etmek istiyor.

Peki biz ne yapacağız? Seyirci mi kalacağız?

Başta gençler ve çocuklar olmak üzere, nasıl bir toplum istediğimizi gerçekten sorguluyor muyuz? Bu konuda kaygılarımız mı var?

O halde köşeli ve çizgili adımlar atmak gerekiyor!

Örneğin: Netflix’in Türkiye’deki geleceği ne olacak? LGBT dernekleri ve bu alanda yayın yapan yapılar faaliyetlerine aynı şekilde devam edecek mi?