Füzeyi Kim Attı Değil… Kimin İşine Yarıyor?
Füzeyi Kim Attı Değil… Kimin İşine Yarıyor?
Merhaba,
Ortada bir iddia var.
Ama iddiadan daha büyük olan şey… sonuçları.
İran’ın Türkiye’ye, Güney Kıbrıs’a ve Nahçıvan’a füze attığı söyleniyor.
İran ise net: “Ben atmadım.”
Şimdi durup düşünelim.
Bir ülke…
Kendi etrafındaki tüm güçleri aynı anda karşısına alacak bir hamleyi neden yapsın?
Türkiye ne?
NATO üyesi.
Yani Türkiye’ye atılan bir füze… sadece Türkiye’ye değildir.
Güney Kıbrıs ne?
Avrupa Birliği üyesi.
Yani oraya atılan bir füze… Avrupa’yı doğrudan bağlar.
Nahçıvan ne?
Azerbaycan toprağı.
Yani oraya atılan bir füze… Bakü’yü sahaya çağırır.
Zinciri kurduğunuzda tablo netleşiyor:
Türkiye devreye girer → NATO konuşur.
Güney Kıbrıs devreye girer → Avrupa Birliği pozisyon alır.
Nahçıvan devreye girer → Azerbaycan harekete geçer.
Ve sonuç?
İran için çok cepheli bir baskı.
Tam bu noktada soğukkanlılık şart.
Türkiye ve Azerbaycan çok dikkatli olmalı.
Refleksle değil, hesapla hareket etmeli.
Duyguyla değil, çıkarla karar vermeli.
Çünkü böyle anlar…
Sadece askeri değil, akli sınavlardır.
Bir başka kritik başlık:
Dil.
Evet, dil.
Bugün yapılacak en büyük hata ne biliyor musunuz?
Olayı alıp mezhep tartışmasına çevirmek.
“İran geçmişte şunu yaptı…”
“Şiiler böyledir…”
“Şu mezhep şöyle davranır…”
Bu söylemler neyi büyütür?
Gerçeği değil.
Fay hattını büyütür.
Açık konuşalım:
Şii–Sünni gerilimini kaşımak…
Bölgesel yangına benzin dökmektir.
Ve daha da neti:
Mezhep tartışmasını körüklemek, sahayı başka aktörlere açmaktır.
Gerilimi derinleştirir, çözümü değil çatışmayı besler.
Şunu da aynı netlikle söyleyelim:
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in politikalarını eleştirmek başka şeydir…
Bu eleştiriyi mezhep diliyle yapmak bambaşka bir şey.
İkincisi…
Eleştiri değil, yön değiştirmedir.
Hedef şaşar.
Odak kayar.
Ve en önemlisi…
Bölge kendi içinde bölünür.
Tarih ne diyor?
I. Dünya Savaşı’nı hatırlayın.
Bir kıvılcım…
Ama arkasında ittifaklar zinciri.
Daha çarpıcısı:
Goeben ve Breslau.
Bir hamle yaptılar.
Ve Osmanlı İmparatorluğu bir anda savaşın içinde kaldı.
Yani bazen mesele…
“Kim yaptı?” sorusundan daha büyüktür.
“Asıl kim kazanır?” sorusudur.
Bugün de aynı eşikteyiz.
Provokasyon ihtimali mi var?
Var.
Algı savaşı mı yürütülüyor?
Mümkün.
Ama kesin olan bir şey var:
Yanlış okuma…
Doğrudan yanlış pozisyon üretir.
Son söz:
Bu coğrafyada en tehlikeli şey füze değildir.
Kontrolsüz tepkidir.
En riskli hata ise şudur:
Stratejik aklı bırakıp, duygusal kamplaşmaya girmek.
Ve özellikle…
Mezhep üzerinden konuşmak.
Çünkü o dil…
Sadece bugünü değil, yarını da yakar.
Selam ve saygılarımla