Kocaeli Gençlik Buluşması Üzerine

May 19, 2026 - 04:22
May 19, 2026 - 04:39
Kocaeli Gençlik Buluşması Üzerine

AK Parti Gençlik Kolları tarafından 16 Mayıs günü Kocaeli Turka Stadyumu’nda “Bir Gençlik Şöleni” programı düzenlendi. Programa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katılarak bir konuşma gerçekleştirdi.

Etkinlik sonrasında kamuoyunda yoğun bir tartışma başladı. Katılımcı sayısından davetin niteliğine, organizasyon biçiminden katılımcı profiline; hatta sunucunun siyasi görüşünden fotoğraf çektiren kişilere kadar birçok başlık gündeme taşındı.

Arabasının bagajında bavul arayanlar da, gençlerin “ücretsiz konser var” denilerek alana getirildiğini ve bazılarının yüzlerini bilerek kapattığını öne sürdü.

Bu tür büyük ölçekli etkinlikler, rastlantısal kalabalıkların bir araya gelmesiyle değil; ciddi bir organizasyon, planlama ve koordinasyonla gerçekleşir. Kocaeli’deki buluşma da bu açıdan bakıldığında dikkat çekici bir hazırlık sürecine işaret etmektedir. Stadyum kapasitesinin ötesine taşan katılım, ortaya çıkan görüntünün ölçeğini de göstermektedir.

Daha önemlisi şudur: Bu tür gençlik buluşmalarına katılan kitleyi “habersiz bir kalabalık” gibi konumlandırmak, halkın bir kısmını sözümona “aptal” olarak gören zihinsel refleksin devamıdır. Bu ülkenin insanını sürekli edilgen, yönlendirilen ve iradesiz bir kitle gibi tarif eden lümpen dil, ne yazık ki farklı biçimlerde kendini yeniden üretmektedir.

Oysa özellikle gençlik buluşmaları söz konusu olduğunda, katılım bilinçli bir tercih üzerinden şekillenir. Etkinliğin içeriği, atmosferi ve çağrısı katılımcılar tarafından en azından genel hatlarıyla bilinir; alanın dili ve görsel düzeni de bu çerçeveyi zaten görünür kılar.

Öte yandan on binlerce gencin bir araya getirilmesi; güvenlikten akışa, koordinasyondan sahne düzenine kadar ciddi bir organizasyon kapasitesi gerektirir. Elbette bu ölçekteki etkinliklerde aksaklıklar ve öngörülmeyen durumlar da yaşanabilir.

Bununla birlikte her hareketin gençlik buluşmalarındaki temel iddiası farklı sosyal kesimlerden ve birbirine “benzemeyen” gençlerin bir araya getirilebilme kapasitesidir. Zira, aksi yöndeki her yaklaşım, siyasetin kendi meşruiyet zeminini de tartışmalı hâle getirir.

Nicel tartışmalar bir yana, bu yazının esas meselesi de bu değildir. Biz ülkece olayları hızlıca magazinleştirmeyi, görüntüler üzerinden polemik üretmeyi ve içerik tartışmalarını geri plana atmayı seviyoruz, işimize geliyor. Özellikle de bu tür etkinliklerde niteliksel incelemeler önemlidir.

Dolayısıyla şu soruları gündeme almak gerekir. Etkinlik katılımcılarına, ekran başındakilere ve etkinlik sonrası siyasal iklime hangi mesajlar üretmiştir?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etkinlikte yaptığı konuşma, inşa edilmeye çalışılan siyasal anlatı açısından dikkatle ele alınmalıdır. Zira konuşmanın genel çerçevesi, Türkiye’nin toplumsal karakterine, tarih şuuruna ve gelecek tasavvuruna dair önemli mesajlar içermektedir.

Tarihi Şahsiyetler Üzerinden “Kurucu İrade” İnşası

Konuşmada dikkat çeken ilk unsur, tarihsel şahsiyetlere yapılan yoğun atıflardır: Alparslan, Kılıçarslan, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Selahaddin Eyyubi, Tuğrul Bey, Tarık Bin Ziyad, Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Süleyman Gazi…

Bu isimlerin rastgele seçildiğini düşünemeyiz. Bu şahsiyetlerin ortak özelliği büyük komutanlar veya devlet kurucuları olmalarıyla birlikte; aynı zamanda kendi dönemlerinin “imkânsız” kabul edilen eşiklerini aşabilmiş olmalarıdır. Tarihin akışına teslim olmak yerine şartları dönüştürmeye çalışmış, böylece yalnızca yaşadıkları dönemi değil sonraki yüzyılları da etkileyen figürlere dönüşmüşlerdir. Konuşmada da tarih bugünü kuracak psikolojik enerjinin kaynağı olarak ele alınmaktadır.

Zaten toplumlar zihinsel eşiklerle de yükselir ya da geriler. Bu yüzden siyaset yalnızca yol, bina, teknoloji veya ekonomi üretmekle kalmaz ve bir ruh hâli de üretir. İnsanlara kendilerini nasıl göreceklerini anlatır.

Dolayısıyla konuşmanın bu yönünde, gençlere gerektiğinde yeni bir istikamet açabilen bir “kurucu irade” karakteri önerilmektedir. Ayrıca dikkat edilirse konuşmadaki tarih anlatısı da mağduriyet merkezli değil, atılım merkezli kurulmuştur.

Özgüven İnşası ve Gençliğin Özneleşmesi

Konuşmanın dikkat çekici yönlerinden biri, gençliğin yalnızca korunması gereken bir toplumsal kesim olarak değil, doğrudan üretim ve sorumluluk alan bir özne olarak konumlandırılmasıdır. Bu, klasik “gençlik politikası” anlatısından farklı olarak daha aktif bir rol tanımına işaret etmektedir.

Türkiye’de uzun süredir devlet-toplum ilişkisini etkileyen önemli bir damar, düşük özgüven üzerinden şekillenen söylemlerdir. “Bizden teknoloji çıkmaz” ya da “küresel ölçekte aktör olamayız” türü söylemler zamanla kalıcı bir zihinsel sınıra dönüşmüştür. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında ise bu sınırın aşılmasına dönük bir hat öne çıkmaktadır. Cesaret, iddia ve ölçek büyütme vurgusu bu çerçevede belirginleşmektedir. Bu yaklaşım, gençlik tartışmalarına da yansımakta ve gençlik edilgen bir kitle değil, kurucu bir özne olarak konumlandırılmaktadır. 

Zira bu oldukça önemlidir. Bu noktada kullanılan tarihsel referanslar da bugüne yönelik bir “yapabilirlik psikolojisi” üretme işlevi görmektedir. “Fatih’in ruhu ölmez, Fatih’in ruhu ebedi kalacaktır.” ifadeleri bu bağlamda, bireysel ve toplumsal motivasyonun tarihsel figürler üzerinden yeniden inşası olarak okunabilir.

Elbette bu tür söylemlerin sosyolojik karşılığı yalnızca motivasyon üretimi olmaz ve gençliğin hangi ekonomik ve kurumsal zeminde bu rolü üstleneceği sorusunu da beraberinde getirir. Yani özneleşme çağrısı, istihdam, üretim kapasitesi ve teknoloji ekosistemi gibi daha somut alanlarla birlikte düşünüldüğünde anlam kazanır.

TEKNOFEST kuşağı ve yerli üretim vurgusu bu anlamıyla önemlidir. Dolayısıyla, belirli bir ekonomik modelin toplumsal karşılığı da inşa edilmeye çalışılmaktadır. Savunma sanayi, yüksek teknoloji üretimi ve AR-GE merkezli büyüme stratejisi, gençliğe “tüketen” değil “üreten” bir rol biçmektedir. “Gençler güçlüyse millet de devlet de güçlüdür” ifadesi bütünlüğün siyasal özetidir.

Elbette, bu yaklaşımın karşılığı olarak teknik eğitimle ilişkili ve küresel rekabeti doğal bir alan olarak gören bir gençlik profiline işaret eder. Lakin bu profilin ne ölçüde geniş toplumsal kesimlere yayıldığı, ayrı bir tartışma başlığı olarak önemini korumaktadır.

Direnç Hafızası ve Toplumsal Dayanıklılık

Konuşmanın bir diğer önemli boyutu ise “direnç hafızası” dır.

Malazgirt… Çanakkale… Milli Mücadele… 15 Temmuz… Bütün bu tarihsel kırılmalar ortak bir bilinç ekseninde yeniden birbirine bağlandı. Böylece milletin kritik anlarda yeniden ayağa kalkabilme kapasitesine vurgu yapıldığı görüldü.

Aslında bu yaklaşım geleceğe dönük toplumsal dayanıklılık üretme çabasıdır. Öyle ki, modern dünyada devletlerin gücü toplumların kriz anlarında dağılmadan ayakta kalabilme iradesiyle ölçülmektedir.

Neticede, Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin psikolojik direncini diri tutma konusunda gençleri özellikle önemli bir konumda görüyor. Bu nedenle gençliği toplumsal sürekliliğin taşıyıcısı olarak konumlandırılıyor.

Sonuç olarak düzenlenen etkinliği yalnızca bir parti organizasyonu olarak okumayalım. Gençlere ve toplumu anlatılmaya çalışılan daha geniş bir zihinsel dönüşümün anlatısı üzerinden değerlendirelim.

Elbette eleştirilecek noktalar da olabilir. Özellikle gençlerin ekonomik kaygıları, gelecek endişeleri ve barınma sorunları mutlaka tartışılmalıdır.

Fakat bunları katılımcıları küçümseyerek, görüntüler üzerinden magazinsel tartışmalar yürüterek değil; konuşmaların içeriğini, verilen mesajları ve kurulmaya çalışılan siyasal dili analiz ederek yapmak daha sağlıklı olacaktır.