SANAYİ CAN ÇEKİŞİYOR
Son iki yıldır hem ihracat yapan hem de ithalat yapan kesimler ciddi şekilde şikayetçi.
Girdi maliyetlerindeki artış ve yüksek faiz oranları, iş dünyası üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor.
Son dönemde dikkat çektiğim iki temel sorun aynı anda yaşanıyor:
- Yüksek reel faiz
- Değerli Türk Lirası
Geçmişte bu iki unsur genellikle birlikte görülmezdi. Örneğin 2010–2015 döneminde TL yine değerliydi, ancak bu durum düşük faiz politikasıyla dengeleniyordu.
Bugün ise tablo farklı:
Hem TL değerli hem de reel faiz yüksek.
Yani iki baskı aynı anda hissediliyor.
REEL FAİZ KISKACI
Konuya üretici açısından bakalım.
Yerli üretici ve satıcı için en kritik göstergeler enflasyon ve faizdir. Güncel verilere göre:
- TÜİK’e göre yıllık enflasyon: %31,54
- İTO’ya göre yıllık enflasyon: %38,98
- Ticari kredi faizi: %51,90
Bu durumda:
- TÜİK verisine göre reel faiz: %15,48
- İTO verisine göre reel faiz: %9,30
Her iki senaryoda da reel faiz, üretim ve yatırım açısından oldukça yüksek bir seviyede.
TL’NİN DEĞERİ VE MALİYETLER
TL’nin reel değeri son yıllarda belirgin şekilde arttı.
Geçmişte (2022 öncesi) TÜİK ve İTO fiyat endeksleri arasında fark genellikle yüzde 1–2 seviyesindeydi. Bugün bu fark yüzde 40’lara ulaşmış durumda.
İTO verileri baz alındığında, ortalama fiyat düzeyi dolar bazında 30 dolardan 68,5 dolara yükseldi. Bu da son dört yılda dolar bazında yaklaşık %130 artış anlamına geliyor.
Benzer bir durum daha önce 2010–2011 döneminde yaşanmıştı. O dönemde de TL değerliydi. Ancak bu değerlenme uzun bir süreçte oluşmuştu.
Bugün ise farklı bir tablo var:
2021–2022 dönemindeki değer kaybının ardından, çok kısa sürede hızlı bir değerlenme yaşandı.
Nisan 2022 ile Şubat 2026 arasında:
- Dolar/TL kuru yaklaşık %200 arttı
- İTO’ya göre fiyatlar %522 arttı
- TÜİK’e göre fiyatlar %350 arttı
Bu da Türkiye’nin dolar bazında pahalı bir ülke haline geldiğini gösteriyor.
İHRACATÇININ DURUMU
Şimdi somut bir örnek üzerinden ilerleyelim.
Bir ihracatçının ürününü yurt dışına sabit fiyatla sattığını varsayalım:
Örneğin bir ceketi 100 dolara satıyor ve bu fiyat değişmiyor.
Son bir yılda:
- Dolar kuru 36,1 TL’den 43,6 TL’ye çıktı
- Yani ihracatçının TL geliri yaklaşık %19,17 arttı
Ancak aynı dönemde:
- Kredi faizi %51,90
Yani:
- Gelir artışı: %19
- Faiz maliyeti: %51
Bu fark, işletme açısından ciddi bir finansman baskısı anlamına geliyor.
Bu durumda ihracatçı:
- Ya zarar ediyor
- Ya da öz kaynaklarını tüketiyor
Bu sürecin devamı ise kademeli bir iflas riskine işaret eder.
GERÇEK REEL FAİZ YÜKÜ
İhracatçı açısından reel faiz, iç enflasyonla değil gelir artışıyla ölçülmelidir.
Bu hesapla:
- Nominal faiz: %51,90
- Gelir artışı: %19,17
- Reel yük: yaklaşık %27–28
Son 12 aylık ortalamaya bakıldığında bu oran %28,80 seviyesine ulaşıyor.
Geçmişte yüzde 10–15 reel faiz bile ciddi bir yük olarak görülürdü.
Bugün ihracatçı için bu oran çok daha yüksek bir baskı oluşturuyor.
MALİYET ŞOKU
İhracatçı firmaların maliyetleri de ciddi şekilde arttı.
Yurt içi girdiler (işçilik dahil) kullanıldığında:
- Maliyetler dolar bazında yaklaşık %130 artmış durumda
Buna bir de yüksek faiz yükü eklendiğinde tablo daha da ağırlaşıyor.
SONUÇ
Ortaya çıkan tablo şu:
- Dolar bazında artan maliyetler
- Yüksek reel faiz
- Sabit veya sınırlı artan ihracat geliri
Bu üçlü yapı, üretim ve ihracat açısından sürdürülebilir görünmüyor.
Sonuç:
- İflaslar
- İş kayıpları
- Üretimde daralma
Ekonomideki bu baskının sosyal etkileri de kaçınılmaz şekilde hissedilecektir.
Süreç nasıl şekillenecek, zaman gösterecek.