Şucu bucu öteki ve beriki

Mar 23, 2026 - 14:47
Şucu bucu öteki ve beriki

İnsanlığın en eski sığınaklarından birisi itham etme eylemi olabilir. Birini anlamak çoğu zaman zor gelir. Emek ister, dikkat ister, sabır gerektirir.

Oysa itham etmek öyle midir? Tek bir kelimeyle, tek bir etiketle karşınızdakini tarif edebilirsiniz. Hatta daha ileri gidip onu mahkûm da edebilirsiniz. “Şucu”, “bucu”, “öteki”, “beriki”... gibi kelimelerle hükmünüzü büyütebilir ve hüküm sahibi olarak kendinizi temize çıkarabilirsiniz.

Böylelerinin sevmediği birisini düşünün. Onun hakkında kurdukları cümleler çoğu zaman bir hakikatten öte bir ihtiyacı karşılamaya yöneliktir. İhtiyaçları, başkalarının da kendileri gibi düşünmesini istemeleridir. Çünkü yalnız kalmak istemezler yargılarında. Bir nevi kolektif onay ararlar. “Ben böyle düşünüyorum” yetmez; “Herkes böyle düşünmeli” ye evrilir meseleleri.

Böyle insanlar aslında bir fikrin değil bir korkunun dışavurumlarını yaşarlar. Çünkü kendi düşüncelerine biat etmeyenlerin varlığı kurdukları o konforlu dünyanın çatlaklarını görünür kılar.

Böyle insanların sizinle ilgili sandıkları şey, aslında kendileriyle ilgili bir eksikliktir. Sizin duruşunuz, onların eksik bıraktığı bir tarafı hatırlatır. Sizin sükûnetiniz, onların iç gürültüsünü büyütür. Böyle insanlar düşünce dünyasında, karşılarında kendi ağırlığını taşıyabilen birini gördüklerinde içsel bir sarsıntı yaşarlar.

İnsan ilişkilerindeki bu ilkel kolaycılık, siyaset sahnesinde daha örgütlü bir hâl alıyor. Bir süredir hepimiz, sanki kurgulanmış bir müzikalin içindeymişiz gibi, aynı merkezden üretilen melodilerin dayatılmış tekrarına maruz kalıyoruz.

Ne demek istiyorum? Anlatayım…

Karşımızda bir koro var. Bu koro, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına karşı çıkanları, bu süreçte İran’ın yanında konumlananları doğrudan “İrancı” diye damgalıyor. Damgalamadan öteye fişliyorlar.

Örneğin, geçtiğimiz günlerde bir vatandaş çıkıp, “Ali Şeriati tartışmaları gösterdi ki…” diye başlayıp bir liste yapmış. Kimlerin “sınıfta kaldığını” ilan ediyor. Kimlerin “nerede durduğunu” teşhir ettiğini sanıyor.

Bir başkası da “İrancı damarın derinliğini kavrayamıyoruz demiştim ya..” diyerek aynı dili yeniden üretiyor.

Dikkat ediniz kısa süre önce de aynı çevreler “Şii-Sünni” gerilimi üzerinden bir ayrım ve kırılma üretmeye çalıştılar. O zemin hem hükümet hem de vatansever muhalefet tarafından bertaraf edilince, şimdi yeni bir etiket devreye sokuldu.

Tekil örneklerden öteye belirtmekte fayda var. Batı hegemonyasının Türkiye içinde yarattığı aydınlar azımsanmayacak kadar çoklar ve her cenah içinde aktifler. “İrancı” söylemlerini alt alta koyun, kimlerin kimlerle beraber olduğuna şaşırabilirsiniz.

Bugün bölgede olup bitenlere bakıyorum: Filistin’de yıllardır süren yıkım… Suriye’de parçalanmış bir coğrafya… Ve şimdi İran’a yönelen doğrudan saldırılar… Türkiye’nin zaten uzun süredir hedefte olması…

Fotoğraf gözler önündeyken hâlâ büyük resmi küçümseyip oyun oynamaya çalışanlar, milleti saf yerine koymaya devam ediyor!

Bütün bu tabloya rağmen “İrancı” söylemini dolaşıma sokanlar, meselelere açık biçimde ABD ve İsrail cephesinden bakıyorlar. Çünkü, İrancılık diyerek karalamaya çalıştıkları, Türkiye’deki milyonların ABD-İsrail saldırısına karşı çıkması.

Cesaretle açıkça: “Evet, ben ABD’nin politikalarını doğru buluyorum.” “Evet, İsrail’in bölgedeki askeri hamlelerini meşru görüyorum.” diyemiyorlar. Çünkü bunun bir bedeli var. Toplumsal karşılığı var.

Ancak bunun yerine hem kendi pozisyonlarını gizlemek hem de vatanseverleri baskılamak için “Türkiye’deki İrancılar hafife alınmayacak kadar çok ve ilginç konumdalar!” söylemlerini kullanıyorlar.

Kimseye haksızlık etmek istemem ABD ve İsrail politikalarını savunduğunu açıkça dile getirenler de var. Onların kim olduğunu özellikle belirtmeye gerek yok. Çünkü kendileri bu konuda patent sahibiler ve daha büyük ödüllerin peşindeler.

Fakat “İrancı” söylemini üretenlere dikkat etmek ve bu söylemin üreticilerinin ABD ve İsrail’in çıkarlarını savunduklarını göstermek gerekiyor.

Dolaşıma sokulan bu dil, Türkiye’den bakamayan bir zihnin ürünü. Bu coğrafyanın hafızasını, kırılmalarını ve direncini ıskalayan bir bakışın…

İrancı söylemini üretenlere karşı savunma pozisyonunda olarak derdimizi anlatmaya çalışmak da en yanlışı olur. Utanılması gereken, İran’ı savunmak değil; İsrail ve ABD politikalarını savunmaktır!

Türkiye’nin büyük vatansever birikimi de İran’ı savunarak aynı zamanda Türkiye’yi savunmaktadır!

Etrafı üslerle çevrilmiş bir coğrafyada yaşıyoruz. Ülkelerin parçalandığı, halkların hizaya sokulmaya çalışıldığı bir denklemde…

Bu tabloda “tarafsızlık” diye bir konfor alanı yok. Ama ilkesizlik diye bir alan var.

İnsan olma eyleminin kuşkusuz bir ressamlığı olmalı. Böyleleri elleri kirlenmesin diye uzak duruyor.

Neticede insanlığın ne olduğunu bilmedikleri, yürekleri ortak insanî duygulara kapalı olduğu ve omurgaları başkalarının aparatlığına teslim edildiği için insandan ve insanlıktan koptular. Bu kopuş, vicdanlarının da zamanla körelmesine yol açtı.

ABD ve İsrail’in bölge halklarına yönelik saldırıları karşısında ilkesel bir duruş sahibi olmak ve insan olmak anti- emperyalist olmayı gerektirir.

Velhasıl ülkemizde güçlü anti emperyalist bir aydın sınıfı ve millet damarı var. Bu damar ne küçümsenecek kadar zayıf ne bastırılacak kadar sahipsiz.

Dünya tersine dönse vatanseverler Türkiyeci olmak dışında başka bir şey yapmaz. Ve bize kimse siyonist haritayı dayatamaz!

Yani biz “İrancı” olmayız ama siz…
Her itham ettiğinizde, aslında kimin yanında durduğunuzu biraz daha açık ediyorsunuz.