AK PARTİ NİYE RAHAT?
AK Parti’ye bakıyoruz, oldukça rahatlar. Peki neden? Gelin birlikte bakalım.
İktidar adeta “Ay’a dört şeritli yol yapıyoruz desek inanırlar” rahatlığında. Bu nedenle de son derece özgüvenli bir dil kullanıyorlar.
Örneğin, “kasadan tek kuruş çıkmıyor” denilen Hazine garantili projelere, milyarlarca dolar ödenmesine rağmen aynı cümle tekrar edilebiliyor.
Aslında teknik olarak doğru söylüyorlar: Kasadan tek kuruş çıkmıyor; milyarlarca dolar çıkıyor.
Yapımından bu yana Osmangazi Köprüsü için yaklaşık 5 milyar dolar Hazine garantisi ödemesi yapıldı. Önümüzdeki yıllarda en az 5 milyar dolar daha ödenecek. Ayrıca köprüyü kullananların ödediği ve ödeyeceği bedellerle birlikte toplam maliyet 15 milyar doları buluyor. Buna rağmen “kasadan tek kuruş çıkmadı” denilebiliyor.
Kimse de çıkıp “1,5 milyar dolara yapılan bir köprüye 15 milyar doları nasıl ödersiniz” diye sormuyor. Ya da Ağustos 2023’te süresi dolup Hazine’ye geçmesi gereken Yavuz Sultan Selim Köprüsü neden altı yıl daha müteahhide bırakıldı diye sorgulamıyor. Sadece bu uzatmanın yıllık maliyetinin 1 milyar dolara yaklaştığı ifade ediliyor.
“Hangi birini sayalım” dedirten bir tablo var. Kamu-Özel İş Birliği ihalelerinin neredeyse tamamı bu şekilde. Bu projelerde işlemeyen matematik, konu emekliye gelince bir anda kusursuz çalışmaya başlıyor.
İki örnek yeterli olacaktır. Yavuz Sultan Selim Köprüsü için ihale aşamasında maliyet 2,5 milyar dolar denmişti. Daha sonra 3,5 milyar dolara tamamlandığı açıklandı. Dolar bazında yüzde 40’lık artışın izahı yapılmadı. İstanbul–İzmir Otoyolu için ise maliyet 6,7 milyar dolar denildi, açılışta 11 milyar dolar olarak ilan edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada emeklilerin taleplerine kulak tıkamadıklarını ifade ederek, “Göreve geldiğimizde bu 66 liraydı. Dolar bazında 40 dolara karşılık geliyordu” dedi.
Gelin SGK verilerine bakalım.
2002 yılında 6 milyon 550 bin kişi emekli, dul ve yetim maaşı alıyordu. Toplam ödeme 16 milyar 687 milyon liraydı. Kişi başına düşen ortalama aylık ödeme yaklaşık 212 liraydı.
Aynı yıl açlık sınırı ortalama 337 liraydı. Ortalama maaş, açlık sınırının yüzde 37 altındaydı.
2025 yılı Ocak–Ekim döneminde ise 16 milyon 973 bin kişi emekli, dul ve yetim maaşı alıyor. Toplam ödeme 3 trilyon 101 milyar lira. Buna göre ortalama maaş 18 bin 274 liraya geliyor.
Aynı dönemde ortalama açlık sınırı 25 bin 422 lira. Yani ortalama maaş açlık sınırının yüzde 28 altında.
Bu tabloya bakıp “Bu kadar yeter” demek mümkün olmuyor. Çünkü emekli maaşları 2016–2019 döneminde açlık sınırına neredeyse eşitlenmişken, 2022 ve 2023 yıllarında fark yeniden 2002 seviyelerine çıktı. Yani AK Parti öncesi dönemin koşullarına geri dönüldü.
Son iki yılda yalnızca sınırlı bir toparlanma yaşandı. Gerçek anlamda kalıcı bir iyileşme sağlanmadı. “Kalkınmadan pay verildi” söylemi ise geniş kitleler açısından karşılık bulmadı.
Bir de işin rakamların dolar boyutu var.
2002 yılında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 337 liraydı. Bu rakam 223,8 dolara denk geliyordu.
Bugün dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 30 bin 144 lira, yani 706,4 dolar.
2002’de ortalama emekli, dul ve yetim maaşı 140 dolardı. Bugün 469 dolar seviyesinde. Dolar bazında tablo bu kadar açıkken, eski rakamlarla yapılan karşılaştırmaların neden bu kadar ısrarla sürdürüldüğü sorgulanmalı.
Görünen o ki, “Seçime yakın yüksek zam verilir, millet geçmişi unutur” anlayışı AK Parti’de hâlâ güçlü biçimde varlığını sürdürüyor.