Devlet Konuşur, Terör Susar
Devlet Konuşur, Terör Susar
Merhaba,
Devlet konuşur.
Terör susar.
Normal olan budur.
Hakan Fidan konuştu.
Net konuştu.
Düz konuştu.
Evirip çevirmeden konuştu.
Bir politikacı gibi değil, bir devlet görevlisi gibi konuştu.
Cümlelerini süslemekle uğraşmadı.
Kimseyi memnun etmeye çalışmadı.
Kimsenin alkışını kollamadı.
Türkiye’nin Suriye dosyasındaki resmî duruşunu koydu masaya.
Açıkça. Ne dedi?
" Suriye yalnızca Kürtlerden ibaret değildir.
Bu ülkede Araplar vardır, Türkmenler vardır, Kürtler vardır.
Kürtler PKK değildir.
SDG ve YPG, Kürtlerin temsilcisi değildir."
Bu sözler…
Bir demeç değildir.
Bir çıkış değildir.
Bir anlık sertlik değildir.
Bu sözler bir devlet tezidir.
Ve bu tez, bazı çevrelerin yıllardır kurmaya çalıştığı masalı yerle bir etmiştir.
Büyük Yalan
Yıllardır aynı hikâye anlatılıyor:
“SDG eşittir Kürtler.”
“YPG eşittir halk iradesi.”
Bu doğru değil.
Bu bilinçli bir çarpıtmadır.
Terörü halkın yerine koyan,
silahı siyasetin yerine geçiren,
örgütü kimliğin üstüne oturtan tehlikeli bir manipülasyondur.
İsim değiştirerek aklama projesidir.
Bayrak değiştirerek temize çıkma çabasıdır.
Hakan Fidan bu oyunu Meclis kürsüsünde bozdu.
Bütçe görüşmelerinde bir daha bozdu.
Mesajı tek cümleydi:
Silahlı yapılar, Kürtlerin temsilcisi değildir.
Nokta.
Yapılan Şey Çok Net
PKK’dan Kürtleri ayırmak.
PYD’den Kürtleri koparmak.
SDG’den Kürtleri kurtarmak.
Budur.
Başka bir gizli ajanda yok.
Kimliğe düşmanlık yok.
Dile düşmanlık yok.
Kültüre düşmanlık yok.
Silaha var.
Teröre var.
Bölücülüğe var.
Türkiye’nin çizgisi burasıdır.
Ve yıllardır değişmemiştir.
Türkiye Suriye’de Ne İstiyor?
Parçalanmış bir harita mı?
Hayır.
Her köşesi silahlı gruplarla dolu bir ülke mi?
Hayır.
Başka ülkelerin taşeron örgütleriyle yönetilen bir coğrafya mı?
O da hayır.
Türkiye şunu istiyor:
Toprak bütünlüğü olan bir Suriye.
Terörden temizlenmiş bir Suriye.
Devlet gibi işleyen bir Suriye.
“Terörsüz Türkiye” neyse,
“terörsüz bölge” de odur.
Aynı hedef.
Aynı mücadele.
Aynı irade.
Muhalefet Eleştirir… Ama
Eleştirir.
Bu herkesin hakkı.
Ama başka bir şey var:
Devletin terörle mücadelesine mesafe koymak.
Bu eleştiri değildir.
Bu tercihtir.
Sadece DEM için geçerli değil.
Muhalefetteki diğer partiler için de geçerlidir.
Kim bu mücadeleye soğuk duruyorsa…
Kim bu çizgiyi “fazla sert” buluyorsa…
Kim “ama” diye cümle kuruyorsa…
Şunu da kabullenmiş olur:
Terörsüz Türkiye hedefi öncelik değildir.
Terörsüz bölge hedefi vazgeçilmez değildir.
Siyaset böyle bir şeydir.
Taraf seçersiniz.
DEM Parti’ye Açık Çağrı
“Hakan Fidan sussun” demek…
“Görevden alınsın” demek…
Bu hükümete muhalefet değildir.
Bu, devletin terörle mücadelesine itirazdır.
Bu kadar basit.
Ama çıkış yolu var.
Hem de tertemiz bir yol.
DEM Partisi özgürleşmelidir.
Neyden?
Silahın gölgesinden.
Örgütlerin vesayetinden.
Dağın Meclis üzerindeki gölgesinden.
PKK’dan özgürleşmelidir.
YPG’den özgürleşmelidir.
SDG’den özgürleşmelidir.
Ve gerçekten “DEM” Türkiye partisi olmalıdır.
Dünyada bunun örnekleri var.
Silahlı yapılarla bağını koparan siyasi hareketler meşruiyet kazandı.
Toplumla buluştu.
Kalıcı oldu.
Koparamayanlar ne oldu?
Siyasetin kenarına itildi.
Marjinalleşti.
Etkisini kaybetti.
Türkiye’de de sonuç değişmez.
Silahla arasına duvar örmeyen siyaset, siyaset değildir.
Gölge oyunudur.
Bir İstisna: Yavuz Ağıralioğlu
Ve bir örnek:
Yavuz Ağıralioğlu.
Anket bakmadı.
Trend ölçmedi.
Alkış hesabı yapmadı.
Çıktı dedi ki:
“Devletin yanındayım.”
Hakan Fidan’a teşekkür etti.
Bu ülkede muhalefetteyken bunu söylemek zordur.
O yüzden kıymetlidir.
Son Söz
Bu bir Kürt meselesi değildir.
Bu bir parti meselesi değildir.
Bu:
Terörle hesaplaşma meselesidir.
Devlet olma meselesidir.
Devlet konuşur.
Terör susar.
Bazı siyasetçiler rahatsız olur.
Türkiye yürümeye devam eder.
Nokta.
Selam ve saygılarımla