Hikâyenin Yazıcısı Değişiyor
Demokrasi… İnsan hakları… Özgürlük…
Son seksen yılın en başarılı siyasi hikâyesi ve buydu.
“Hür dünyanın lideri” olarak sunulan ABD, tüm insanlığa hukuk, refah ve özgürlük götüreceğini söyledi.
Fakat bu anlatının arkasındaki gerçek başkaydı. ABD merkezli Batı dünyası, kendi ekonomi-politik düzenini dünyaya kabul ettirmek için güçlü bir ideolojik hegemonya inşa ediyordu.
Akademiler, medya kuruluşları, sinema endüstrisi ve kültürel üretim merkezleri… Hepsi aynı anlatının parçası hâline geldi.
Öyle ki, Hollywood filmlerinde yenilmez Amerikan askerlerinin anlatılması boşuna değildi. Kusursuz operasyonlar, dünyayı kurtaran Amerikan kahramanları ve bitmeyen zafer hikâyeleri hep aynı duyguyu üretmek için kurgulandı.
Amaç yalnızca Batı’nın hukukunun evrensel, ABD değerlerinin yüce olduğunu anlatmak değildi. Aynı zamanda bu gücün yenilmez olduğu algısını zihinlere yerleştirmekti. Doğrudan hafızamıza, yüreğimize, benliğimize, bilincimize yapıldı bu operasyonlar.
Bugün dünyanın birçok yerinde karşımıza çıkan “seçici vicdan”, tam da bu zihinsel inşanın ürünüdür.
Örneğin Türkiye’de bir YPG’li teröristin arkasından yas tutup saçını bağlayanlar vardı. Peki aynı insanlar İran’da Amerikan bombaları altında hayatını kaybeden kız çocukları için aynı duyarlılığı gösterdi mi?
Gazze’de binlerce çocuk öldüğünde aynı tepkiyi verdiler mi? Hayır.
Çünkü mesele, Batı merkezli anlatının kimin için ağlanacağını, kimin için susulacağını belirleyen bir zihinsel çerçeve kurmuş olmasıydı. Bu mekanizma için İran’da 175 kız çocuğunun öldürülmesi yalnızca bir istatistikten ibaretti.
İşte bu ideolojik hegemonya yalnızca algıları değil, dünya siyasetinin gerçek akışını da şekillendirdi.
Son seksen yıl içinde dünyanın onlarca ülkesinde rejimler doğrudan ya da dolaylı müdahalelerle değiştirildi. Darbeler desteklendi, iç savaşlar kışkırtıldı, siyasi yapılar fonlandı.
ABD’nin girdiği ya da müdahale ettiği ülkelerde özgürlükten çok kan ve gözyaşı görüldü. Milyonlarca insan hayatını kaybetti. Okullar ve hastaneler bombalandı. Şehirler harabeye döndü. Kadınlara tecavüz edildi, çocuklar öldürüldü.
Devletler parçalandı. Ekonomiler çökertildi. Toplumlar birbirine düşman hâle getirildi. Masalların gerçek hayattaki karşılığı buydu.
Bugün ise bu düzen başka bir aşamaya girmiş durumda. Masalların devri bitiyor ve hegemonya çatırdıyor. Bu nedenle de kullanılan dil daha da mafyalaşıyor.
Dün Venezuela’ya yönelik müdahale, Bugün İran’a yönelik tehditler ve dünyanın farklı bölgelerinde kurulan baskı mekanizmaları bu mafyalaşmanın başka somut örnekleri.
Fakat eşkıyanın hükümdarlığı sonsuz mu?
Asıl tartışmamız gereken soru bu.
ABD’nin ve Batı sisteminin kurmaya çalıştığı hegemonya bugün ciddi bir direnişle karşı karşıya geldi. İnsanlık, İran’da bu düzenin yarattığı tahribata karşı giderek daha güçlü bir tepki veriyor.
İran füzeleri, ABD ve İsrail’in bölgede yıllardır oluşturduğu “yenilmezlik” algısını sarstı ve dokunulmaz görülen güçlerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Hikâyeyi yazma sırası değişiyor
Bugün dünya yeni bir dönemin eşiğinde. Uzun yıllar boyunca tek bir merkez tarafından yazılan hikâye artık sorgulanıyor. Dünyanın her yerinde insanlar ABD ve İsrail’i protesto ediyor.
Sözüm ona dünyanın en gelişmiş ordusu, bitti denilen, soba boruları var denilen İran karşısında çaresiz kaldı. Filistin’de hiç beklemediği bir direnişle karşılaştı.
Gelişmiş silahlar, iman dolu göğüsler karşısında bocalıyor.
Belki de uzun bir aradan sonra mazlumlar yeni bir hikâye yazmaya hazırlanıyor.
Türkiye ve bölge ülkeleri artık söz söyleme iradesini daha güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Neticede gelecek dönemde yazılacak hikâye yalnızca bir siyasi mücadele değil, aynı zamanda bir medeniyet meselesi olacak.
Ve bu hikâyenin yazılmasında aydınlarımıza, yazarlarımıza, gazetecilerimize ve köşe yazarlarımıza büyük sorumluluk düşüyor.