İran’aSaldırı, Bölgeye Saldırıdır!
Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.baskentpostasi.com, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.
Ortadoğu yeniden bir ateş çemberine sürüklenmek isteniyor. İran’a yönelik askeri müdahale ihtimali konuşuluyor. Tehdit dili yükseliyor, savaş senaryoları servis ediliyor. Oysa açık bir gerçeği görmek gerekiyor, İran’a yönelik bir saldırı, yalnızca bir devlete değil, bölgesel istikrara yönelmiş bir hamledir.
İran, 90 milyona yaklaşan nüfusuyla, köklü devlet geleneğiyle ve bölgesel etkisiyle sıradan bir ülke değildir. Tarih boyunca işgale karşı direnmiş, dış müdahalelere karşı kendi siyasal sistemini korumuş bir devlettir. Eleştirilecek yönleri olabilir,ancak hiçbir ülkenin egemenliği dış güçlerin askeri operasyonlarıyla dizayn edilemez.
Uluslararası hukukun temel ilkesi açıktır, egemenlik ve toprak bütünlüğü dokunulmazdır. Bir ülkeye yönelik tek taraflı askeri saldırı, Birleşmiş Milletler sistemi açısından da meşruiyet sorunu doğurur. “Önleyici savaş” ya da “güvenlik tehdidi”gibi kavramlar, geçmişte Irak örneğinde olduğu gibi milyonlarca insanın hayatına mal olmuş felaketleri meşrulaştırmak için kullanılmıştır.
İran’a yapılacak bir müdahale yalnızca Tahran’ı hedef almaz. Irak’ı, Suriye’yi, Lübnan’ı, Körfez’i ve doğrudan Türkiye’yi etkiler. Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimali küresel ekonomiyi sarsar. Petrol fiyatları fırlar, enerji krizi derinleşir. Küresel tedarik zincirleri kırılır ve en önemlisi milyonlarca sivil yerinden olabilir.
Olası bir savaşın en ağır sonuçlarından biri kitlesel göç olacaktır. İran gibi büyük ve nüfus yoğunluğu yüksek bir ülkede yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, milyonlarca insanı sınır hatlarına yönlendirebilir. Bu insanların önemli bir kısmının rotası Türkiye olacaktır. 5 milyonluk bir göç dalgası ihtimali, sadece insani değil; ekonomik, sosyal ve güvenlik boyutları olan devasa bir kriz anlamına gelir.
Türkiye zaten uzun yıllardır göç yükünü taşıyan bir ülke. Suriye savaşı bunun en somut örneğidir. Böyle bir tabloda barınma, istihdam, kamu hizmetleri, sosyal uyum ve sınır güvenliği yeniden ağır baskı altına girer. Bu mesele artık yalnızca dış politika başlığı değil doğrudan milli güvenlik meselesidir.
Unutulmamalıdır ki savaşın kazananı yoktur. En ağır bedeli siviller öder.
İran’ın güvenlik kaygıları, bölgesel rekabetleri ve nükleer programı elbette tartışılabilir. Ancak çözüm askeri yıkım değil diplomatik müzakeredir. Nükleer anlaşma masası yeniden kurulabilir. Bölgesel güvenlik mekanizmaları güçlendirilebilir. Sert güç yerine akıllı diplomasi tercih edilebilir.
Türkiye açısından tablo nettir, komşumuz İran’ın istikrarsızlaşması Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkiler. Sınır güvenliği, ticaret yolları, enerji arzı ve göç riski hayati başlıklardır. Türkiye’nin çıkarı İran’ın bombalanmasında değil, bölgede barışın korunmasındadır.
Peki İslam dünyası nerede?
İslam coğrafyası zaten ateş hattında. Gazze yanıyor, Yemen kan ağlıyor, Suriye yıllardır toparlanamıyor. Şimdi İran ihtimali konuşuluyor. Ancak güçlü ve ortak bir diplomatik refleks ortaya konulamıyor. “Savaşa hayır” diyen sesler neden bu kadar cılız? Neden ortak bir caydırıcı diplomasi üretilemiyor?
Bu suskunluk, parçalanmışlığın ve jeopolitik bağımlılıkların sonucudur. Oysa İslam ülkeleri nüfus, enerji kaynakları ve stratejik konum itibarıyla küresel siyasette ciddi bir ağırlık oluşturabilecek potansiyele sahiptir. Eğer ortak tavır alınamazsa, krizler sırayla her başkenti yoklamaya devam eder.
Dünya da büyük ölçüde sessizdir. Küresel güçler çoğu zaman krizleri yönetilebilir araçlar olarak görür. Silah endüstrisi büyür, enerji piyasaları dalgalanır; fakat sınır hattındaki çocuklar, kadınlar ve siviller kaybeder.
Bugün ihtiyaç olan şey güç gösterisi değil diplomatik cesarettir.
Ortadoğu’nun ihtiyacı yeni bir savaş değil, kalıcı bir barıştır.
Mesele yalnızca İran değildir.
Mesele bölgenin geleceğidir.
Mesele milyonlarca insanın yerinden edilme ihtimalidir.
Mesele Türkiye’nin sosyal ve ekonomik dengeleridir.
Bölgemizin geleceği askeri hesaplarla değil, ortak güvenlik ve karşılıklı saygı ilkesiyle inşa edilebilir. Türkiye de bu anlayışın güçlü savunucusu olmalıdır. Çünkü barış yalnızca İran’ın değil, Türkiye’nin ve tüm bölgenin çıkarınadır.
Savaşa hayır.
Dış müdahaleye hayır.
Bölgesel yıkıma hayır.
Aksi halde ateş yalnızca bir ülkeyi değil, bütün bir coğrafyayı yakar.
Allah’a ısmarladık hoşça kalın.
Aydın Benli
Siyaset Bilimci Yazar