Meşruiyet Sandıkta Olur, Namluda Değil

Oca 18, 2026 - 00:20
Oca 18, 2026 - 00:38
Meşruiyet Sandıkta Olur, Namluda Değil

Meşruiyet Sandıkta Olur, Namluda Değil

Merhaba,

Şu gerçeği baştan yazalım… Sonra kim nereye kaçarsa kaçsın:

Devlet Kimdir, Muhatap Kimdir?

Şam yönetimi bir devlettir.
BM tanır.
Cumhurbaşkanı vardır.
Ordusu vardır.
Sorumluluğu vardır.

Suriye toprağının da, Suriye’nin güvenliğinin de muhatabı budur.

SDG ise…

Silahlı bir yapıdır.
Devlet değildir.
Hukuki kimliği yoktur.
Uluslararası meşruiyeti yoktur.

Uluslararası hukukta silahlı gruplar, devletlerle aynı statüde muhatap alınmaz.

Silahlı Yapı Devletçilik Oynarsa

Ama buna rağmen SDG ne yapıyor?

Suriye’nin kuzeydoğusunda, bazı emperyal güçlerin omuz vermesiyle “ben devlet kuracağım” diye dolaşıyor.
Bölgenin güvenliğini tehdit ediyor.
Kan döküyor.
İstikrarsızlık üretiyor.

Bu sadece Suriye’nin meselesi değildir.
Türkiye’nin meselesidir.
Irak’ın meselesidir.
İran’ın meselesidir.

Ve Türkiye’nin bu tabloya “seyirci” kalma lüksü yoktur.

Çünkü tehdit haritada değil, sınırın dibindedir.
Çünkü silah depoda değil, namludadır.
Çünkü bağlantılar gizli değil, alenidir.

Bu Yürüyüş Kimin Yürüyüşü?

SDG’nin yürüyüşü kendi ayaklarıyla değildir.
Dışarıdan itilmektedir.

İten kim?
Gaz veren kim?
Kışkırtan kim?

Cevap : 

“Fransa’da SDG temsilciliği açılması”, “ABD’nin silah yardımı”, “Avrupa Parlamentosu raporları” gibi…

Bunlar “dur” demez.
Bunlar yangını söndürmez.
Bunlar ateşi canlı tutar. 

Türkiye Kürtlere Ne Vermedi? 

Gelelim rahatsız eden soruya…

Türkiye, Kürt vatandaşlarına hangi temel hakkı vermedi?

Somut bir liste var mı? Yok.
Örnek var mı? Yok.

Ama buna rağmen…

Cumhurbaşkanına “Diktatör”, Teröre “Sessizlik” Neden?

Türkiye’de bazı çevreler, söz konusu SDG olunca birdenbire sağırlaşıyor.

Devlet eleştiriliyor.
İktidar eleştiriliyor.
Cumhurbaşkanı eleştiriliyor.

Yetmiyor…

“Diktatör” deniyor.
“Zorba” deniyor.
Açık açık hedef alınıyor.

Ama terör örgütlerine gelince…

Zorba denmiyor.
Diktatör denmiyor.

Avrupa’ya Şikâyet Var, Teröre Dosya Yok

Daha ilginci ne biliyor musunuz?

Aynı çevreler…

Avrupa’nın başkentlerine Türkiye’yi şikâyet ediyor.

Ama…

PKK neden şikâyet edilmiyor?
PYD neden anlatılmıyor?
SDG neden dosyalanmıyor?
PKK, PYD ve SDG Avrupa’da neden teşhir edilmiyor?

Tam tersine…

Bu terörist yapılar, eleştirilmeyerek “meşrulaştırılmaya” çalışılıyor.

Orada ağızlar kapalı.
Kalemler tutuk.
Cümleler sakat.

Cesaret Kime Yetiyor?

Soruyorum:

Cumhurbaşkanına “diktatör” demek cesaret…
Ama on binlerce insanın ölümünden sorumlu yapılara “zalim” diyememek ne?

Korku mu?
Hesap mı?
Yoksa bilinçli bir tercih mi?

Silahları bırakın denmiyor.
Devlete teslim olun çağrısı yapılamıyor.

Bakın…

Eleştiri yapılır.
Muhalefet edilir.
İktidar yerden yere vurulur.

Bunların hepsi meşrudur.

Ama teröre gelince…

Cesaret buharlaşıyor.
Prensip eriyor.
Omurga inceliyor.

Devlet Başka, Silah Başka

Oysa tablo çok basit:

Devlet = Meşruiyet
Silah = Zorbalık

Sandık = İrade
Namlunun ucu = Dayatma

Meşruiyet sandıkta olur.
Namluda değil.

Ve hiçbir devlet…

Sınırında kendisine düşman bir silahlı yapılanmayı,
“ama onların da duyguları var” diyerek tolere etmez.
Edemez.

Buna güvenlik denir.
Buna egemenlik denir.
Buna devlet olmak denir.

Gerisi mi?

Gürültüdür.
Slogandır.
Ve çoğu zaman…

Düpedüz ikiyüzlülüktür.

Selam ve saygılarımla