SAÇLARINIZI ÖREBİLİRSİNİZ AMA HAKİKATE DÜĞÜM ATAMAZSINIZ
Her şey, Suriye’de YPG’li bir teröristin saçının kesildiği iddiasıyla başladı. Daha sonra kameralar açıldı, yüzler ciddileşti ve sahneye “saç örme” görüntüleri çıktı.
Türkiye’deki PKK uzantılarıyla birlikte Avrupa’dan, İsrail’den siyasetçiler; stüdyo kahramanları, sosyal medya figürleri ve sözde sanatçılar… Kamuoyunda kimi karşılığı olan yüzler aynı karede buluştu. Saçlarını ördüler, sonra da hep o tanıdık kelimeleri sıraladılar: “Dayanışma”, “mağduriyet”, “duyarlılık”… Bir anda hepsinin dili “kadın ve çocuk hassasiyeti” oldu.
Yaşadıkları terk edilmişliğin öfkesiyle, yeniden Batı’nın “merhametine” sığınmak isteyenler bu kez yeni bir sembol icat etti. O yüzden kurmaya çalıştıkları algı bu kadar hoyrat, bu kadar aceleciydi.
Saç örgülerinin ardında saklanmaya çalışılan gerçek şunlardır:
SDG/PKK, Suriye’de halka yönelik sistematik bir zulüm uyguladı.
İşgal ettiği bölgelerden kaçmak isteyen insanlara ateş açtı.
Sokak ortasında masum insanları kurşuna dizdi.
Kadınları ve çocukları hapishanelere doldurdu, işkence yaptı.
Bizzat bölgede yaşayan Kürt çocuklarını ailelerinden koparıp silah altına aldı.
Geçtiğimiz günlerde PKK hapishanelerinden kurtarılan çocuklardan biri şöyle anlatıyordu: “Bize küflenmiş bir parça ekmek veriyorlardı. Elektrikle işkence ediyorlardı.”
Bunlar iddia değil. Bunlar propaganda değil. Bunlar belgeli, görüntülü gerçekler.
Saçlarını örüyorlar çünkü gerçeği gizlemek istiyorlar, hakikatin boğazına düğüm atmak istiyorlar.
Aybüke öğretmen şehit edilirken kümeslere saklananlar, Bedirhan bebek ve annesi Nurcan Karakaya şehit edildiğinde hangi meydanda ‘kadın, yaşam, özgürlük’ diye haykırdılar?
Rakka’da Kürt bir ailenin altı ferdini kurşuna dizenler kimdi? O zaman saçları mı dökülmüştü de örgülerini göremedik.
Dağa kaçırılan, tecavüze uğrayan kız çocukları için hangi “duyarlılık” kampanyasını yaptınız? Bu soruların cevabı yok. Çünkü ne gariptir ki bu gerçekler için saçlarınızı örme gereği duymuyorsunuz.
SDG/PKK çekildikçe geride kalan tablo daha da berraklaşıyor: yakılmış evler, boşaltılmış mahalleler, infaz edilmiş insanlar, kaçmak isteyenlerin önüne çekilen setler… Kadınların ve çocukların doldurulduğu hapishaneler… PKK'nın temizlenmesi karşısında "endişe"lerini ifade edenler bu tablo karşısında suskunlaşıyorlar.
Çünkü asıl mesele sahada kaybedilenlerin algıyla telafi edilmesi. SDG’nin silahla tutunamadığı yerde, propaganda devreye sokuluyor. Meselenin tam olarak özü de budur.
Batı hegemonyası karşısında ezilenleri de unutmamak lazım. Batı’nın yenilmez sanrısına sığınanlar, Türkiye’ye, bölge halklarına, Suriye’nin kendi iradesine güvenmeyen özgüvensizler… Onlar için harita hep aynı yerden çiziliyor; Washington’dan ve Tel Aviv’den. O yüzden sahadaki değişimi okuyamıyorlar, sadece eski ezberleri tekrarlıyorlar.
Oysa sahada olan biten çok açık.
Suriye devleti, ordusuyla ve halkıyla birlikte terör yuvasını dağıtıyor. Bu süreç en çok Suriye’de yaşayan Kürtleri özgürleştiriyor. İnsanlar bu yüzden ferahlıyor. Bu yüzden Suriye kendi petrolünü çıkarabilecek, kendi kaynaklarını kendi halkı için kullanabilecek bir imkâna kavuşuyor.
Gerçeği söyleyelim: PKK, bir Amerikan ve İsrail projesiydi. Yıllarca emperyalistlerin paralı askerliği yapıldı. SDG/PKK, Suriye devletiyle entegrasyonu değil, emperyalistlere yaslanmayı tercih etti. Hayalleri de kursaklarında kaldı.
ABD, binlerce TIR silahı, yüz milyonlarca dolarlık bütçeyi ve bizzat kendi komutanlarını devreye sokarak PKK’yı büyüttü. Bu küresel destekle şımartılan örgüt, “Bana kimse dokunamaz” zannına kapıldı. Ama yanıldılar.
Önemle üzerinde durulmalıdır; Türkiye’nin net ve kararlı tavrı, “tek devlet, tek ordu, tek yönetim” ilkesinin arkasında durması ve Suriye devletinin gün geçtikçe iç cephesini güçlendirmesi ve dış saldırılara karşı caydırıcı bir duruş sergilemesi ile tablo değişti. Amerika ve İsrail kaybettiklerini gördü ve bu yüzden geri çekildi. Bugün yaşanan budur. Türkiye ve Suriye teröre karşı net durmuş, emperyalistler geri adım atmak zorunda kalmıştır.
Türkiye’nin terörsüz bir gelecek için attığı adımları ve Suriye’nin terörü temizleme sürecini provoke etmeye çalışanlar olacak. Saç örgüsü de bu provokasyonların bir parçasıdır.
Siz saçlarınızı örerek olaylara Washington’dan ve Tel Aviv’den bakmaya devam edebilirsiniz. Biz ise Ankara’dan, Türkiye’nin ve bölgenin geleceğinden bakacağız.
Gerisi gürültüdür.