SAHTE KUDUZ SALGINI HABERLERİ…
22 Şubat 2026’da servis edilen tek bir veri üzerinden kuduz salgını algısı nasıl üretildi, kimler bu algıyı yaydı ve asıl gerçekler ne?
22 Şubat 2026 günü İstanbul’da 2025 yılı boyunca uygulanan kuduz aşı dozu sayısına ilişkin bir veri, haber ajansları üzerinden servis edildi. Ancak saatler içinde bu veri, sosyal medya ve bazı medya kuruluşlarında “İstanbul’da kuduz alarmı”, “kuduz patladı”, “hastaneler doldu taştı” gibi başlıklarla dolaşıma sokuldu. Aynı gün İstanbul Valiliği tarafından yapılan resmi açıklama ise İstanbul’da son kuduz vakasının 2007 yılında görüldüğünü ve söz konusu aşıların tamamının tedbir amaçlı olduğunu ortaya koydu.
Ancak bu süreçte yaşananlar, yalnızca bir sağlık verisinin yanlış anlaşılması değil; devlet kurumlarına duyulan güveni sarsabilecek, devlet ile millet arasındaki güven bağını zedeleyebilecek ve kamu otoritesini hedef haline getirebilecek sistematik bir algı dalgasının nasıl oluşturulabileceğini de gözler önüne serdi.
Peki, gerçek neydi ve bu algı nasıl oluşturuldu?
AJANSLARA DÜŞEN TEK BİR VERİ, SOSYAL MEDYADA SALGINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ
22 Şubat 2026 tarihinde haber ajanslarına düşen veri, İstanbul’da 2025 yılı içerisinde uygulanan kuduz aşısı doz sayısına ilişkindi.
Bu veri, modern halk sağlığı uygulamalarında rutin olarak tutulan ve risk teması sonrası koruyucu amaçla uygulanan aşıları kapsıyordu.
Ancak veri, kısa süre içinde sosyal medya platformu X’te (eski adıyla Twitter) ve haber sitelerinde şu başlıklarla servis edilmeye başlandı:
• “İstanbul'da kuduz alarmı, hastaneler doldu taştı”
• “İstanbul'da kuduz tablosu: 123 bini aşkın kişi hastaneye başvurdu”
• “İstanbul'da kuduz riski alarmı”
• “123 bin 538 kişi kuduz riskiyle başvuru yaptı”
• “İstanbul’da kuduz riskli temas arttı”
Bu başlıkların ortak noktası, koruyucu amaçlı yapılan başvuruları, aktif bir salgın varmış gibi sunan bir dil kullanılmasıydı.
Bu tür başlıklar, yalnızca halk sağlığına ilişkin bir verinin yanlış yorumlanmasına yol açmakla kalmadı; aynı zamanda devletin sağlık sistemi ve kamu yönetimi konusunda yetersiz veya gerçeği gizleyen bir yapı olduğu algısını oluşturarak, devlet ile millet arasındaki güven bağını doğrudan hedef alan bir psikolojik etki oluşturdu.
SOSYAL MEDYADA ORGANİZE YAYILIM: ALGI NASIL BÜYÜTÜLDÜ?
Bu haberlerin paylaşılmasının ardından çarpıtılmış veri, sosyal medya platformlarında hayvanlara karşı düzenli ve sistematik olarak itlaf çağrısı yapan belirli hesaplar tarafından “kuduz patladı”, “salgın başladı”, “devlet saklıyor” gibi ifadelerle hazırlanan ve hayvanları canavar gibi gösteren görseller ile süslenen içerikler silsilesi halinde hızla dolaşıma sokuldu.
Bu içeriklerin hemen ardından:
• Sokak hayvanlarına yönelik toplu itlaf çağrıları yapılmaya başlandı
• Devlet kurumları doğrudan hedef gösterildi
• Halkta korku ve panik oluşturabilecek söylemler yaygınlaştırıldı
Bu söylemler, yalnızca bir hayvan sağlığı veya halk sağlığı tartışması olmaktan çıkıp, devletin kamu güvenliğini sağlayamadığı, gerçekleri gizlediği ve milletini koruyamadığı yönünde bir algı oluşturarak, devlet ile millet arasındaki güven ilişkisini zedelemeye yönelik sistematik bir güven aşındırma sürecine dönüştürüldü.
Bu sürece, sokak hayvanlarına karşı sert tutumlarıyla bilinen ve FETÖ ile ilişkisi olduğu düşünülen bazı yapıların, sosyal medya hesaplarının ve organize trol ağlarının da dahil olduğu görüldü.
Bu durum, yalnızca bir dezenformasyon süreci değil; aynı zamanda toplum ile devlet arasındaki güven bağını koparmayı hedefleyen, kamu düzenini zayıflatabilecek bir psikolojik operasyon niteliği taşıdığı yönünde ciddi soru işaretleri doğurdu.
İSTANBUL VALİLİĞİ’NDEN KRİTİK AÇIKLAMA: “SON VAKA 2007’DE”
Haberlerin yayılmasından saatler sonra İstanbul Valiliği resmi bir açıklama yaptı.
Valilik açıklamasında şu kritik gerçekler ortaya kondu:
• İstanbul’da son kuduz vakası: 2007 yılında görüldü
• 2007’den bu yana İstanbul’da doğrulanmış kuduz vakası bulunmuyor
• 2025 yılında uygulanan 123.538 doz kuduz aşısının tamamı tedbir amaçlı
Bu açıklama, kamuoyuna sunulan sayının bir salgını değil, koruyucu sağlık uygulamasını ifade ettiğini açıkça ortaya koydu.
Ancak dikkat çekici olan, bu resmi açıklama yapılana kadar sosyal medyada ve bazı medya platformlarında oluşturulan algının milyonlarca kişiye ulaşmış olması ve devletin sağlık sistemi ile kamu yönetimine duyulan güveni zedeleyebilecek bir etki oluşturmuş olmasıdır.
Bu durum, devlet ile millet arasındaki güven bağının hedef alındığı ve kamu otoritesinin zayıf, yetersiz veya gerçeği gizleyen bir yapı gibi gösterilmeye çalışıldığı yönünde ciddi bir tablo ortaya koymaktadır.
GERÇEKLER: KORUYUCU AŞI, SALGIN DEĞİL
Kuduz aşısı uygulaması, yalnızca hastalık teşhis edildiğinde değil, risk ihtimalinde de uygulanmaktadır.
Bu uygulamalar:
• Kedi tırmalaması
• Köpek teması
• Sahipli hayvan teması
• Veteriner, hayvan bakıcısı, çiftlik çalışanı gibi riskli meslek grupları
gibi durumlarda rutin olarak yapılmaktadır.
Tıbbi protokole göre, bir kişiye koruyucu amaçla 3 doz aşı uygulanmaktadır.
Bu durum, 123.538 dozun doğrudan aynı sayıda kuduz vakasını veya kuduz riskli kişi sayısını ifade etmediğini açıkça göstermektedir.
TEMASLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ KEDİ KAYNAKLI
Resmi sağlık verilerine göre kuduz riskli temasların büyük bölümü kedi kaynaklı temaslardan oluşmaktadır.
Bu temasların tamamı, koruyucu sağlık uygulaması kapsamında değerlendirilmekte ve risk yönetimi çerçevesinde aşı uygulanmaktadır.
Bu, dünyada uygulanan modern halk sağlığı sisteminin standart bir parçasıdır.
2021 SONRASI YENİ BİR SÜREÇ: SOKAK HAYVANLARI ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN KAMPANYALAR
Pandemi sonrası dönemde Türkiye’de sokak hayvanları konusu giderek daha sert ve organize bir tartışma alanına dönüştü.
Bu süreçte:
• Sokak hayvanları önce güvenlik riski olarak sunuldu
• Daha sonra halk sağlığı riski söylemi öne çıkarıldı
• Sokak hayvanlarının tamamen ortadan kaldırılması yönünde çağrılar yapılmaya başlandı
Bu söylemler, sosyal medya üzerinden organize şekilde yaygınlaştırıldı.
Bu süreçte oluşturulan söylemler, yalnızca hayvanlar üzerinden bir tartışma yaratmakla kalmadı; aynı zamanda devletin kamu düzenini sağlayamadığı, milletini koruyamadığı ve yönetim kapasitesinin zayıf olduğu yönünde bir algı oluşturarak, devlet ile millet arasındaki güven bağını aşındırmaya yönelik bir psikolojik zemin oluşturdu.
TOPLUMSAL BAĞ VE KÜLTÜREL GERÇEKLİK
Türk toplumunda sokak hayvanları, binlerce yıllık kültürel mirasın bir parçası olarak kabul edilmektedir.
Osmanlı döneminde hayvan hastaneleri kurulmuş, hayvanlar için vakıflar oluşturulmuştur.
Bu tarihsel gerçeklik, hayvanlarla insan arasındaki ilişkinin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir bağ olduğunu göstermektedir.
Bu bağ, aynı zamanda devlet ile millet arasındaki merhamet temelli ortak kültürel hafızanın da bir parçasıdır.
Bu bağın zedelenmesi, yalnızca hayvan politikaları üzerinden değil; aynı zamanda toplum ile devlet arasındaki ortak değerlerin aşındırılması anlamına gelmektedir.
CEVAP BEKLEYEN KRİTİK SORULAR
2021 yılında yurtdışı merkezli ve FETÖ ile bağlantılı kişilerce, önce sosyal medyada sonra da Türkiye’de gündeme sokulduğu konusunda ciddi kuşkular duyulan bu süreç ve dün yapılmaya çalışılan “kuduz salgını kumpası” kamuoyunda bazı önemli soruların sorulmasına neden olmuştur:
- Sokak hayvanları üzerinden korku ve panik oluşturan ve organize şekilde hareket ettiği iddia edilen yapıların amacı nedir?
- Bu yapıların finansal kaynakları araştırılmış mıdır?
- Bu yapıların sosyal medya üzerinden organize faaliyet yürütüp yürütmediği incelenmiş midir?
- Dezenformasyon yaydığı iddia edilen hesaplar hakkında herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?
- Halk sağlığını doğrudan ilgilendiren bu tür bilgilerin çarpıtılması, kamu düzeni açısından nasıl değerlendirilmektedir?
- Aynı gün ve benzer başlıklarla yayılan içeriklerin kaynağı ve yayılma biçimi araştırılacak mıdır?
Bu sorular, yalnızca bir dezenformasyon olayını değil; aynı zamanda devlet ile millet arasındaki güven bağını zedelemeye yönelik olası organize faaliyetlerin araştırılması gerekliliğini de gündeme getirmektedir.
SONUÇ: VERİLER ÇARPITILARAK DEVLET VE MİLLET ARASINDAKİ BAĞA ZARAR VERİLMEK İSTENDİ
22 Şubat 2026 tarihinde yayılan haberlerin temelini oluşturan veri, kuduz salgınını değil, koruyucu halk sağlığı uygulamasını ifade etmektedir.
Resmi verilere göre İstanbul’da son doğrulanmış kuduz vakası 2007 yılında görülmüştür.
Ancak bu süreçte verilerin çarpıtılması, korku ve panik oluşturabilecek başlıklarla servis edilmesi ve devlet kurumlarının doğrudan hedef gösterilmesi, devlet ile millet arasındaki güven bağını zedelemeye yönelik ciddi bir algı operasyonu niteliği taşımaktadır.
Bu olay, modern bilgi çağında dezenformasyonun yalnızca yanlış bilgi yaymakla kalmayıp, aynı zamanda devlet ile millet arasındaki güven ilişkisini hedef alan, kamu düzenini ve toplumsal bütünlüğü zayıflatmayı amaçlayan bir araç olarak kullanılabileceğini gösteren önemli bir örnek olarak kayda geçmiştir.