Siyasi Analiz, Değişen Dengelerde Yeniden Refah Gerçeği!
Bu platformda yayımlanan köşe yazıları, yazarların kişisel görüşlerini yansıtır. www.baskentpostasi.com, bu içeriklerden sorumlu tutulamaz.
Kıymetli dostlar,
Türkiye siyaseti yine tarihi bir eşikten geçiyor. Ankara kulisleri kaynıyor, parti içi dengeler yeniden tartılıyor, kamuoyu yoklamaları her hafta yeni bir tablo ortaya koyuyor. Siyasetin doğasında rekabet vardır ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, sadece bir rekabeti değil, aynı zamanda bir yön arayışını da işaret ediyor.
Ana muhalefet cephesinde yaşanan tartışmalar bunun en somut örneği. CHP’de kayyım iddiaları, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve gelip gelmeyeceğine dair söylentiler, kurultay sonrası oluşan iç dengeler. Tüm bu başlıklar partinin enerjisini iç tartışmalara yöneltiyor. Üstelik buna bir de devam eden hukuki süreçler ve mahkeme gündemleri eklendiğinde ortaya farklı bir tablo çıkıyor.
Eğer bir siyasi parti kamuoyu önünde sürekli savunma pozisyonunda kalırsa, gündem belirleyen değil gündeme cevap veren konuma düşer. Mahkeme salonları ile siyasi meydanlar arasında sıkışan bir görüntü, seçmen psikolojisini doğrudan etkiler. Seçmen kriz değil çözüm görmek ister polemik değil proje duymak ister iç hesaplaşma değil gelecek vizyonu arar.
Siyaset boşluk kabul etmez. Tam da bu noktada Yeniden Refah Partisi’nin yükselişi dikkat çekiyor. Son genel seçimlerde Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olarak önemli bir çıkış yakalayan YRP, bugün geldiği noktada yalnızca bir “sürpriz parti” değil, kalıcı bir aktör olduğunu gösteriyor. Üstelik bu yükseliş gürültülü değil, istikrarlı ve adım adım ilerleyen bir büyüme şeklinde gerçekleşiyor.
Özellikle sahada konuşulan bir gerçek var, Yeniden Refah Partisi’nden seçilmiş olup daha sonra farklı tercihler yapan bazı belediye başkanları ve milletvekillerinin yeniden Refah çizgisine yönelmesi ya da partiye yakın durması. Siyasette seçilmiş isimlerin yön değiştirmesi, sadece kişisel karar değil,aynı zamanda tabandaki eğilimin işaret fişeğidir. Bu durum, YRP’ye olan teveccühün arttığı şeklinde yorumlanıyor.
Bugün sandık kurulsa Yeniden Refah Partisi’nin yüzde 7,5 bandını rahatlıkla aşabileceğine dair değerlendirmeler ciddiyetle konuşuluyor. Daha da önemlisi, anketlerde yüzde 20’lere yaklaşan kararsız seçmen kitlesinin önemli bir bölümünün muhafazakâr hassasiyet taşıyan ve ekonomik kaygıları yüksek seçmenlerden oluşmasıdır. Bu kitle, ideolojik savrulmalardan ziyade netlik ve güven arıyor.
Yeniden Refah Partisi’nin yükselişinin arkasında üç temel dinamik öne çıkıyor.
Birincisi: Net kimlik ve söylem tutarlılığı.
Siyasi yelpazede konumunu belirsizleştirmeyen, tabanına güven veren bir çizgi. Seçmen, nerede durduğunu açıkça gösteren partilere yönelme eğilimindedir.
İkincisi: Ekonomik vurgunun merkezde olması.
“Milli ekonomi”, “üretim odaklı kalkınma”, “adil paylaşım” ve dar gelirliyi önceleyen sosyal politikalar.Ekonomik sıkıntının hissedildiği dönemlerde bu mesajlar karşılık buluyor.
Üçüncüsü: Liderlik profili.
Dr. Fatih Erbakan’ın polemikten uzak, sakin ama kararlı dili,Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın mirasını güncel sorunların çözümü doğrultusunda tecrübe ile çözüm arzusu. Bu profil, özellikle yorgun seçmen üzerinde güven duygusu oluşturuyor.
Burada bir başka önemli başlık daha var, miras ve ruh meselesi.
Dr. Fatih Erbakan’ın siyasetteki yürüyüşü, yalnızca bir parti liderliği değil, aynı zamanda Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın temsil ettiği Millî Görüş geleneğinin yeniden yorumlanması olarak görülüyor. 54. Hükümet döneminde ortaya konulan “havuz sistemi”, denk bütçe yaklaşımı, üretim ve sanayi hamleleri bugün yeniden hatırlatılıyor. O dönemin ekonomik disiplini ve yerli üretim vurgusu, günümüz ekonomik tartışmalarında referans noktası haline geliyor.
Yeniden Refah Partisi, 54. Hükümet ruhunu güncelleyerek siyaset sahnesine taşıma iddiasında. Bu iddia sadece nostaljik bir gönderme değil, ekonomik bağımsızlık, ahlaki siyaset ve sosyal adalet ekseninde yeni bir politika üretme arayışı olarak sunuluyor. Parti tabanı da tam olarak bu süreklilik duygusuna sahip çıkıyor.
Bugün Türkiye’de seçmen davranışı üç temel başlık etrafında şekilleniyor, ekonomi, güven ve istikrar.
Ana muhalefetin iç tartışmalar ve hukuki mücadelelerle meşgul olduğu bir atmosferde, Yeniden Refah Partisi teşkilat yapısını güçlendirmeye, saha çalışmalarını artırmaya ve söylemini sadeleştirmeye odaklanıyor. Bu strateji, kararsız seçmen üzerinde etkili oluyor.
Unutmayalım ki kararsız seçmen homojen değildir. İçinde küskünler vardır, protesto oyuna meyilli olanlar vardır, bekle-gör diyenler vardır. Ancak ortak noktaları şudur, güven ararlar. Eğer bir siyasi hareket güven duygusunu pekiştirirse, kararsızların önemli bir bölümünü kendine çekebilir.
Yeniden Refah Partisi bugün tam da bu eşiğe dayanmış görünüyor. Artık soru “barajı geçer mi?” değil, “hangi dengeleri değiştirir?” sorusudur. Çünkü yüzde 7–10 bandı Türkiye siyasetinde kilit bir alan demektir. Bu oran, sadece Meclis aritmetiğini değil, ittifak dengelerini ve yerel seçim stratejilerini de doğrudan etkiler.
Önümüzdeki süreçte CHP’nin enerjisini mahkeme süreçlerine mi yoksa saha çalışmalarına mı vereceği, iktidar kanadının ekonomik tabloyu ne ölçüde toparlayacağı ve Yeniden Refah Partisi’nin yükseliş ivmesini ne kadar sürdürebileceği belirleyici olacak.
Ancak bugünden görünen tablo şudur ki;
Türkiye’de seçmen yeni bir denge arıyor ve Yeniden Refah Partisi bu arayışın merkezinde yer alıyor. Siyasette 24 saat uzun bir zamandır. Fakat istikrarlı yükseliş, günübirlik tartışmalardan daha güçlüdür. Allah’a ısmarladık, hoşça kalın.
Aydın Benli
Siyaset Bilimci Yazar.